Türk şiirinde gergin bekleyiş sürüyor

ENES KILIÇ
Abone Ol

Türk şiirini ne ile bağlayamaz, ne ile bağdaştıramayız diye bir oturum yapsak, muhakkakvaracağımız sonuç ‘’şiir menfaat ile bağlanamaz’’ ya da ‘’şiiri mutsuz eden ilişki: menfaatilişkisi’’ olur. Türk şiirinin asırlardır ortaya koymuş olduğu tavır, düşünce ve ikna etme gücü,bize söz söylemenin bir ulusu dahi kurtarabileceğini gösterir.

Şiir, hiçbir menfaatin geçmediği o masadır aslında. Hemen aklımda o soru: Nef’i niçin öldürüldü? 17. yüzyıl Türk şairlerinden Nef’i, aynı zamanda IV. Murat döneminin saray şairlerinden sayılır. Yazmış olduğu hicivler belli çevreleri rahatsız etmiş olacak ki Nef’i’ye duyulan öfke dozu sürekli olarak artmış ve devam etmiştir. Naima Tarihi’nde Nef’i ile ilgili şunlar yazar:

Nef’i verdiği sözü tutmayıp, daha doğrusu bu durumu kendine yediremeyip Bayram Paşa’yı hicv ettikten sonra Padişah IV. Murat’tan alınan izinle boğduruldu. Cesedi de İstanbul Boğazı’na atıldı.

"Sultan Murad Han hazretleri hususî meclislerinde latifelerden hoşlanmakla bazen Nef’î’yi getürüp bazı hecvlerini dinlerdi. Hatta bir gün (1629 senesinde) Beşiktaş’ta Padişah Sultan Ahmed’in köşkünde Nef’î’nin Sihâm-ı Kazâ adlı hecv mecmuasına bakarken havada gök gürültüsü ve şimşek zuhur edip pâdişahın tahtı yakınına bir yıldırım düşmüş, IV. Murat’ın Hekimbaşı Emir Çelebi bu olayı Siham-ı Kaza’nın uğursuz hicivlerine bağlamıştı. IV. Murat mecmuayı pâreleyüp, o çeşit saçmalıklara bakmaktan tövbe edip, terbiye olsun diye de, Nef’î’yi olduğu memuriyetten azledip hecve de tövbe ettirmişlerdi." Ancak Nef’i verdiği sözü tutmayıp, daha doğrusu bu durumu kendine yediremeyip Bayram Paşa’yı hicv ettikten sonra Padişah IV. Murat’tan alınan izinle boğduruldu. Cesedi de İstanbul Boğazı’na atıldı.

***

  • Türk şiirini ne ile bağlayamaz ne ile bağdaştıramayız diye bir oturum yapsak, muhakkak varacağımız sonuç "şiir menfaat ile bağlanamaz’’ ya da ‘’şiiri mutsuz eden ilişki: menfaat ilişkisi’’ olur.

Türk şiirinin asırlardır ortaya koymuş olduğu tavır, düşünce ve ikna etme gücü, bize söz söylemenin bir ulusu dahi kurtarabileceğini gösterir. Evet tabii ki, İstiklal Marşı’nın neredeyse yüz yıl geçmesine rağmen etkisi kaybolmayan gücünden bahsediyorum. Şiir korkak dövüşmez. Şiir kaçak saldırmaz. Sermaye sahiplerinin sözleşmelerinde şiir maddesi bulunmaz. Onların zihinlerinde, şiirin gücüne iman bulunmadığı için 1900’lü yılların dev sermayedarları Kurtuluş Savaşı’nda hezimete uğradı. Cephede bir şair gibi savaşılmaz; ama cephe gerisindeki şair, savaşı kendi zihninde çoktan vermiştir. Şiirin ikna etme gücü -imanı artıran gücü de diyebiliriz buna- savaş kazandırır.

17. yüzyıl Türk şairlerinden Nef’i, aynı zamanda IV. Murat döneminin saray şairlerinden sayılır.

Cumhuriyet sonrası Türkiye türlü badirelerle uğraşmaya devam etti. Savaştan yorgun ve bitkin düşen halk bu sefer de büyük hastalıklarla savaştı. Çanakkale geçilmedi fakat ilan edilen Cumhuriyet sonrası, iç karışıklıklar ve verem, sıtma, trahom, frengi, tifo gibi dönemin bütün salgınları Türkiye’yi daha doğar doğmaz ‘’hasta adam’’ konumuna düşürdü.

Hiç "acemi" olmamış "emekli" şairler ve şiirde demokrasi
Cins

Devlet büyüklerinin halkın sorunlarıyla ilgilenmekten ziyade sert yasalarla uğraşıyor olması, dönem şairlerinin göz ardı ettiği bir mesele oldu. Şairin bir görevi varsa, o da kendi öngörüsüyle olayları anlayabilme kabiliyetini dışarıya yansıtmaktır. Bir şeyler yanlış gidiyorsa, yapılmayan ve önemsenmeyen şeylerin gerekçelerini sormak şairin görevidir. Ölümü pahasına olsa bile.

  • Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın yazmış olduğu “Dışarıdan Gazel” şiiri ise tam anlamıyla sağlam bir yumruk gibi. Bazı dizelerini burada analım: ‘’Milyonu trahom toplumun, milyonu sıtma, Milyonu verem, bilmiyor muyuz? Ne olmusuz, ne yapmıslar bize, Nasıl baglanmıs elimiz, kolumuz. Böyle giderse biline hep. Mustafa Kemal’le bile yokuz.’’

***

Peki 2010 sonrası Türk şiirinde neler oluyor? Özellikle Gezi Parkı eylemleri ve FETÖ darbesi sonrası şairlerin ciddi manada sarsıldığını görüyoruz. 15 Temmuz sonrasında tanık olduğumuz şeyler sırasıyla şöyle: Birden büyümek ve birden yaşlanmak. Şairlerin ilk tepki verenler, herkes susarken konuşanlar olduğunu düşünürsek 2010 sonrası şiirin neden etkisiz ve kapalı olduğunu anlayabiliriz. Hiçbir dönemde olmadığı kadar ciddiyetsiz ve hatta bilinçli ciddiyetsiz bir durumla karşı karşıyayız. ‘’Gergin bekleyiş sürüyor’’ şeklinde bir haber dili vardır. Türk şiiri bu gergin bekleyiş döneminden sağlam yumruklarla çıkacaktır.