Dini dönüştürmek: Fas örneği

BURAK YETİMOĞLU
Abone Ol

Fas Krallığı'nda devletin dine müdahalesi ve dinî alanı şekillendirme süreci, İslâm dünyasında ilginç bir örneklik oluşturuyor. Fas, müftülük makamının bulunmadığı tek İslâm ülkesi.

Fas Sultanlığı, 19. yy sonlarına doğru büyük bir ekonomik kriz yaşamış ve askerî problemler ile karşılaşmıştı. Ayrıca çok kısa süre içerisinde yapılan uluslararası birçok anlaşma ile Avrupa’ya karşı ağır bir borç yükü altına girmişti. Borçlanmaların artması ve duruma herhangi bir çözüm bulunamaması sonucunda dönemin sultanı Mulay Abdulaziz, çare olarak ülkesini Fransa’nın korumasına bırakmak durumunda kaldı. Bazı siyasî yorumcular, bunun “ülkenin Fransa’ya satılışı” olduğunu kaydeder.

Fransızların Fas Genel Valisi General Lyautey (en sağda), modern Fas'ın temellerini atmış isimdi.

Fransız hükümeti Fas’a, bu koruma dönemini idare etmesi-yönetmesi için vali olarak General Louis Hubert Gonzalve Lyautey’i atadı. Uzun süre Cezayir’de de bulunmuş olan General Lyautey, bu süre içerisinde Fas derslerine iyi çalışmıştı. Bölgede kaldığı uzun süre boyunca bulunduğu coğrafyayı iyi şekilde analiz etmiş, ayrıca bölgenin dilini de öğrenme fırsatı bulmuştu. Daha sonra ise bu kazanımlarını, Fas’ın koruyucu valisi olarak etkili bir şekilde kullanacaktı. Lyautey’in bu süre içerisinde yaptığı birçok uygulama, Fas’ın monarşik yeni ulusal kimliğinin oluşmasında etkili oldu. General Lyautey ayrıca, Fas’ın klasik şehirlerinde tarihsel dokunun korunması konusunda da titizlik gösterdi.

Fas İslâmı ve Fas’ın din diplomasisi
Mecra

Fas'ın başkenti Rabat ve diğer şehirlerin dokusunun korunması, General Lyautey'in çabalarıyla gerçekleşti.

  • Fas’ta tarih boyunca sultana karşı birçok ayaklanma-isyan gerçekleşmiş, bu ayaklanma ve isyanların büyük bir çoğunluğunda ise hem yerel, hem de merkezde bulunan dinî görevlilerin (ulema / âlimler) önemi çok fazla olmuştur.

Çünkü 1912 yılı öncesi Fas’ta âlimlerin konumu, özgür ve muhalif olarak belirlenmişti. Bu sebepledir ki, Fransa korumacılığı döneminde de, bir İslâm beldesinin yabancılara bırakılamayacağını düşünen birçok âlim, Fransa ve İspanya devletine karşı yapılan savaşlara destek vermiş, halkı işgalci güçlere karşı savaşmaya teşvik etmiştir. General Lyautey, bu merkezi siyasî ve dinî boşluğu iyi bildiğinden Fas’ı uzun süre sorunsuz bir şekilde elinde tutamayacağının farkındaydı. Bu nedenle, birçok sorunu diplomasi yoluyla ve zora başvurmadan halletmek istiyordu. Böylece kendisini ve ülkesini Fas halkına sempatik göstermiş olacaktı. Ancak her şey planladığı gibi gitmedi. İsyanların artması, Lyautey’in görevden alınmasına ve sert askerî müdahaleler yapacak yeni bir yönetimin atanmasına neden olmuştu. Ancak yeni askerî valiler de sorunlara çözüm getiremeyecekti.

Âlim ve siyasetçi Allâl el Fâsî, ülkedeki dini kurumların oluşum sürecinde büyük rol sahibiydi.

Fransa korumacılığına karşı birçok isyanın temelinde dinî duyguları harekete geçiren en önemli araç, ülkedeki İslâm âlimlerinin varlığıydı.

Bu yüzden de başta General Lyautey olmak üzere Fransa’nın, Fas’ta İslâm inancının halk üzerindeki etkisini kontrol edebilmek amacıyla merkezi bir dinî bürokrasi kurma hayali hep olmuştu. Bu hayal Fas’ın bağımsızlığını kazanmasından bir yıl önce, 1955 yılında gerçekleşti ve ülkede resmi ilk büro ile Fas’ın “İslâm Bakanlığı” böylece açılmış oldu. Genel bir “İslâmî bakanlık” olarak kurulan kurum, 6 yıl sonra “Diyanet İşleri Bakanlığı” ismini aldı. Bu kurumun başına ise, Fas’ın bağımsızlığının kazanılmasında çok önemli bir isim olan, âlim ve politikacı Allâl el Fâsî getirildi. Allâl el Fâsî ayrıca bağımsızlığı kazanan, yeni dönem Fas monarşisinin kurucu babası kabul edilen Beşinci Muhammed’in de yakın arkadaşıydı.

Kral Hasan, Muhammed Ali'yi Fas'ta ağırlarken, 1998.

Bağımsızlığını yeni kazanan krallık, merkezi otoritesini güçlendirmek için dinî alanı kontrol altına almaya çalışıyordu. Ülkede birçok farklı dinî görüşün âlimleri bulunuyor ve bu âlimler eskiden olduğu gibi rahatça görüşlerini ifade etmek ve bağımsız güçlerini korumak istiyordu. Ancak 1961’de babasının ölümünden sonra tahta çıkan Kral İkinci Hasan ile birlikte merkezi otoritenin gücü görünür şekilde arttı. Örnek olarak, 1973 yılları sonunda Kral’a bir mektup yazan Abdusselam Yasin adlı bir âlim, önce gözaltına alındı, sonra da hapis cezasına çaptırıldı. “Ya İslâm Ya Tufan” başlığını taşıyan mektup, Kral’a Hz. Peygamber ve Dört Halife’nin yolunu örnek alması için çağrıda bulunuyordu. Kral’ın “müminlerin emiri” sıfatını taşıdığı ülkede, bu ikazın cezası ağır oldu.

Arap dünyasının en batılı kralı
Mecra

Kazablanka'da Kral II. Hasan adına inşa edilen II. Hasan Camii, Atlas Okyanusu’nun üzerinde yer almaktadır. Zira caminin dörtte üçü okyanusa dolgu yapılması suretiyle inşa edilmiştir.

Kral İkinci Hasan, bağımsızlığını yeni kazanmış krallığın dinî çerçevesini katı bir şekilde belirlemek için bazı tedbirler aldı. Ülkedeki dinî yaşam ve inancın daha sistematik ve kontrollü hale getirilmesi amacıyla, 1982’de “Yüksek Ulema Konseyi” kuruldu. Kral’ın talimatıyla Fas’ta dinî inanç Eşari mezhebinin hükümlerine göre düzenlenirken, ameli kısımda Maliki mezhebi esas alındı. Kral ayrıca, sufi geleneğin ve tasavvufun teşvik edilmesine özen gösterdi. Konsey, kuruluşundan 2004’e kadar aktif şekilde görev yapmadı. Ancak 2003’te gerçekleşen Kazablanka saldırısının ardından konsey yeniden aktif hale getirildi.

Okyanustan yükselen abide
Mecra

2003 ve 2011'de Kazablanka ve Marakeş'te düzenlenen bombalı saldırılar, Kral Altıncı Muhammed'in ülkedeki dinin pratiklerle ilgili daha sıkı kararlar almasına yol açtı.

16 Mayıs 2003 yılında Kazablanka’da gerçekleşen ve 43 kişinin ölümü ile sonuçlanan bu kanlı saldırı, 1999’da babasının tahtına oturan Kral Altıncı Muhammed’in de babası gibi merkezin din üzerindeki kontrolünü artıracak bazı kararlar almasında etkili oldu. Kazablanka saldırısının ve (2011’de Marakeş kentinde yaşanan, 17 kişinin öldüğü bombalı saldırının) Kral’ın aldığı birçok dinî ve siyasî kararı etkilediği her zaman söylenmiştir. Saldırıdan sonra tekrar aktif hale getirilen Yüksek Ulema Konseyi, krallığın daha önceden de belirlediği inanç normlarının sınırlarını daha net tayin etmek amacıyla birçok karar yayımladı. Bunlar arasında fetva kurumunun oluşturulması, cami vazifelilerinin tek tek görevlerinin sayılması ve vazife ayrımlarının yapılması, ezanın nasıl okunması gerektiğine dair kurallar, bağımsız cami dernekleri yerine merkezin direkt olarak camilerden sorumlu olması, camilerin namaz vakitleri dışında kapalı tutulması, imam yetiştirmek için merkezlerin belirlenmesi gibi kararlar özellikle dikkat çekiciydi.

  • Tamamen Kral’a bağlı olan konsey, 2008’de olimpiyatlara katılan sporcuların oruç tutmayabileceğine dair yayımladığı fetva ile medyanın da ilgisini çekti.

Fas Kralı Altıncı Muhammed, bir basın toplantısı sırasında.

Kral Altıncı Muhammed, babasından farklı olarak, Selefi grupları ülkeden uzaklaştırmak ve halkın gözünden düşürmek istiyordu. Bunun yolunun da dinî alanın gelenekle iç içe geçirilmesi olduğunu biliyordu. 2002’de, modern bir eğitim alan Ahmed Tevfik, İslâmî işler bakanlığına atandı. Kral’ın 2004’te yaptığı bir konuşmada söylediği “Fas’ı dinde aşırılık ve terörizmden koruyacağız. Ülkemizin asıl kimliği olan ılımlı, toleranslı bir inanç tarzı ile dinî alanı yenileyeceğiz. Ayrıca oluşan sorunlara, tarihî referansımız olan Sünni Maliki yorumlar üzerinden cevaplarımızı inşa edeceğiz.” sözleri, böylece hayata geçiriliyordu.

El dokuması halılar protokolde
Mecra

Bu tarihten günümüze, “Müminlerin emiri” sıfatını taşıyan Kral Altıncı Muhammed’in emriyle, İslâmî İşler Bakanlığı’nın tüm alt kurumları aynı çerçevede çalışmaya devam ediyor. Merkezi otoritenin çizdiği sınırların dışında İslâmî bir yoruma müsaade edilmeyen ülkede, Kral, sadece siyasetin değil dinin de başı olarak görülüyor. İslâm İşleri Bakanlığı’nın resmî görev tanımı, Fas’ta devletin dine tanıdığı alanı da özetler mahiyettedir: “Müminlerin emirinin önderliğinde, milleti birleştiren ve ülke refahına önem veren, İslâm dininin imajını rasyonel şekilde tekrar kazanmasını ve İslâm’ın hoşgörülü, saygılı yanının açığa çıkmasını sağlayan bir kurum.”