Eğitime tutunan mülteci çocuklar

MÜBERRA NUR EMİN
Abone Ol

Suriyeli Muhammed Halil’in hikâyesi ile başlamak istiyorum. Henüz sekiz yaşında iken ülkesinde çıkan savaş ve şiddet ortamından kaçarak ailesiyle birlikte Türkiye’ye sığınır. Asıl mesleği mimarlık olan ancak Türkiye’de bir mobilya atölyesinde işçi olarak çalışan bir babanın oğlu olan Muhammed Halil tek kelime Türkçe bilmeden Türkiye’de eğitimine başlar. Kilis’te ortaokula devam eder, öğretmeninin de desteğiyle Türkçe öğrenir ve sınavlara hazırlanır. Bu zorlu eğitim sürecinin sonunda 1 milyon 29 bin öğrencinin katıldığı Liselere Geçiş Sınavı (LGS)’nda ise tüm soruları doğru cevaplayarak Türkiye birincileri arasında yer alır.

Eğitim, mülteci çocukların hayata tutunabilmeleri ve geleceklerini inşa edebilmeleri için hayati öneme sahip.

Muhammed Halil’in hikâyesi, mülteci çocukların hayatında eğitimin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Onun başarısı kadar bu başarıya imkân sağlanması da önemli bir mesele. Nitekim Türkiye, Suriye krizine karşı yalnızca sınırlarının kapısını değil, aynı zamanda okullarının da kapısını Suriyeli çocuklara açtı.

Elbette her Suriyeli çocuk Muhammed Halil kadar şanslı değil. Daha küçücük yaşta, kimi ekonomik sıkıntı çeken ailelerinin geçimini sağlamak, kimi evde hasta yatan anne ya da babasına bakmak, kimi de savaşın kendisini bıraktığı öksüzlük ve yetimlikle mücadele etmek gibi boylarını aşan sebeplerden eğitimlerine devam edemiyor.

Oysa eğitim, mülteci çocukların hayata tutunabilmeleri ve geleceklerini inşa edebilmeleri için hayati öneme sahip. Zira okullar çocuklar için yalnızca akademik gelişimlerinin sağlandığı yerler değil, aynı zamanda sosyalleşme, uyum ve güvenlik gibi ihtiyaçlarının da karşılandığı yerlerdir. Birçok sebepten dolayı okul dışı kalmış mülteci çocukların çeşitli suçların ve suç örgütlerinin hedefi olma riski daha yüksek. Bu nedenle okullar bu çocukları zamane tehlikelerinden koruyan bir kalkan görevi de üstleniyor.

  • Türkiye’de 3,5 milyonun üzerinde Suriyelinin yarısından fazlası çocuk ve gençlerden oluşuyor. Resmî rakamlarla konuşacak olursak, bugün okul öncesi dâhil olmak üzere temel eğitim çağında olması gereken 5-18 yaş aralığındaki Suriyeli çocuk sayısı 1 milyon 155 bine ulaşmış durumda. Üniversite çağına tekabül eden 19-24 yaş aralığındaki genç sayısı ise 552 bin. Bu rakamlara, Türkiye’de doğmuş ve eğitim çağına yaklaşmakta olan 554 bin Suriyeli bebek ve çocuk da eklendiğinde, büyük bir Suriyeli nüfusun eğitim ihtiyacına cevap vermek gibi büyük bir sorumlulukla karşı karşıya olduğumuz aşikâr. Ayrıca Suriyeli çocuk ve gençlerin eğitim süreçlerine dâhil olması, Türkiye’ye uyumları noktasında temel bir ihtiyaç olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye, ilk geldikleri yıllardan itibaren Suriyeli çocukların eğitimlerine devam edebilmeleri için hem kamu kurumları hem sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yoğun bir çaba içerisine girdi.

İlk olarak, Suriyeli çocuklar için kamplarda ve kamp dışında Geçici Eğitim Merkezleri (GEM) oluşturuldu. (Fotoğraf: Sedat Özkömeç)

İlk olarak, Suriyeli çocuklar için kamplarda ve kamp dışında Geçici Eğitim Merkezleri (GEM) oluşturuldu. Suriyeli çocukların eğitimlerine devamı noktasında oluşan boşluğu doldurmada oldukça kritik bir rol oynayan STK’ların öncülüğünde oluşturulan bu merkezler, Suriyelilerin ilk yıllarda çocukların yarıda kalan eğitimlerinin devamı için üretilmiş acil bir çözüm yolu oldu. Böylece Suriyeli çocuklar, kendi dillerinde, kendi öğretmenleriyle ve kendi müfredatlarında eğitimlerine devam etme imkânı buldular. Ayrıca bu merkezlerde öğrenciler Türkçe öğrenme fırsatı da elde ettiler.

Ne yazık ki Suriye’deki savaşın şiddetini artırarak devam etmesi, Suriyelilerin kısa sürede evlerine geri döneceklerini varsayanları yanılttı. Türkiye’de Suriyeli sayısının 2 milyona yaklaştığı 2014 yılında, Suriyelilere yönelik acil eylem planlarının yerini orta ve uzun vadeli uyum politikaları aldı. Her ne kadar geçici eğitim merkezleri önemli bir boşluğu doldurduysa da zaman geçtikçe ihtiyaca cevap vermemeye, toplumsal uyumun önünde de engel teşkil etmeye başladı.

Suriyeli çocukların toplumsal entegrasyonları için daha kalıcı çözümlere ihtiyaç vardı. Bu nedenle geçici koruma statüsüne sahip tüm çocuklara devlet okullarının kapısı açıldı. Böylece Suriyeli çocuklar mahallelerindeki okullarda yerli akranlarıyla birlikte Türkçe eğitim almaya başladılar. Bu teşebbüs, Türkiye’nin sosyal, kültürel ve iktisadi hayatına uyumları noktasında oldukça önemli bir adımdır.

  • Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre bugün 94 bini GEM’lerde, 532 bini devlet okullarında olmak üzere 626 bin Suriyeli çocuk okullaşmış durumdadır. Bir başka ifadeyle, okul çağındaki Suriyeli çocukların yaklaşık yüzde 60’ının eğitime erişimi sağlanmıştır. Kısa sürede Suriyeli çocukların okullaşmasında yüksek bir başarı sağlandığı aşikârdır. Ancak Türkiye’ye geldikten sonra hâlâ okulla tanışmamış yaklaşık 500 bin Suriyeli çocuğun olduğu da unutulmamalıdır.

Okullaşamayan çocukların önündeki engellerin araştırılması ve çözümler üretilmesi gerektiği gibi okullaşan çocukların da nitelikli bir eğitimden geçebilmesi için çok ciddi çalışmalara ihtiyaç vardır. Zira dünyadaki başarılı uyum süreçlerinin merkezinde okullaşma vardır. Bu konuyla ilgili çeşitli çalışmalarda gözlem ve görüşmeler yapmak üzere sık sık Suriyeli öğrencilerin bulunduğu okulları ziyaret etme fırsatı buldum.

Orada idareci, öğretmen, veli ve çocuklar ile görüşmeler yaptım. Her bir okulda karşılaştığım farklı hikâyeler bu süreçte karşılaşılan sorunlara dair önemli ipuçları sundu.

Okullaşamayan çocukların önündeki engellerin araştırılması ve çözümler üretilmesi gerektiği gibi okullaşan çocukların da nitelikli bir eğitimden geçebilmesi için çok ciddi çalışmalara ihtiyaç vardır. (Fotoğraf: Sedat Özkömeç)

İki sene boyunca okula gelip giden ancak tek kelime Türkçe konuşamayan çocuklara da rastladım, altı ay içerisinde oldukça akıcı bir şekilde Türkçe konuşan çocuklara da… Sınıfındaki bir Suriyeli çocuk için gecesinden gündüzünden, tatilinden fedakârlıklar yapan, gerektiğinde maaşından harcayan öğretmenlerle de karşılaştım; “Bu çocukların burada ne işi var, ülkelerine gitsinler!” ya da “Kendi çocuklarımız dururken bu çocuklarla niye uğraşalım” diyen; dili, dini, etnik kökeni ne olursa olsun eğitimin her çocuk için temel bir hak olduğunu unutan öğretmenlerle de... “Çocuğumu Suriyeli çocukla yan yana oturtmayın” diye okul müdürlerine baskı yapan velilere de rastladım; sınıfındaki Suriyeli çocukla paylaşsın diye çocuğunun beslenme çantasına fazladan yiyecek koyan velilerle de..

Dahası velisi ve öğretmeni Suriyeli çocuklara nasıl yaklaşıyorsa diğer çocukların da Suriyeli akranına öyle yaklaştığına şahit oldum. Hâlbuki çocukların çocuklara yaklaşımı her türlü önyargı ve olumsuz tavırdan uzaktır. Yeter ki büyükler, çocuklara olumsuz örnek olacak hâl ve hareketlerde bulunmasın...

“Çocuğumu Suriyeli çocukla yan yana oturtmayın” diye okul müdürlerine baskı yapan velilere de rastladım; sınıfındaki Suriyeli çocukla paylaşsın diye çocuğunun beslenme çantasına fazladan yiyecek koyan velilerle de..(Fotoğraf: Sedat Özkömeç)

Sorunların merkezinde dil ve iletişim yatıyor. Bazı öğretmenler beden dilleriyle iletişim kurmayı başarmış ancak bazıları aynı dili konuşamadığı için çocukları yoksaymış. Hâlbuki bazen bir tebessüm binlerce kelimeye bedeldir. Elbette öğretmenler daha önce karşılaşmadıkları, tecrübe etmedikleri bir durumla karşı karşıyalar. Bu nedenle bu süreçte bazı sorunlar ile karşılaşmaları doğal. Zaten dünyada ana dili ve kültürü farklı çocukların eğitimi ile ilgilenen öğretmenler profesyonel eğitimlerden geçmektedir. Türkiye’de de çeşitli projeler kapsamında Suriyeli çocukların eğitimiyle ilgilenen öğretmenlere hizmet içi eğitimler verilmeye başlandı ve bu eğitimlerin olumlu çıktıları sahaya da yansıdı. Ancak özellikle yeni yetişecek öğretmenlerin bu konuda daha profesyonel bir eğitimden geçmesi daha isabetli olacaktır. Bunun için eğitim fakültelerinde öğretmen adaylarına en azından konu ile ilgili özel formasyonlar verilmelidir.

Suriyeli çocuklara Türkçenin etkili ve verimli bir şekilde öğretilmesi gerekiyor. Bu konuda insan kaynağına yatırım yapmalı ve metodoloji geliştirmeliyiz.

Dil sorunu iletişim problemine yol açtığı gibi çocukların akademik eğitimlerini de olumsuz etkiliyor. Çocuklar bir üst kademeye geçseler dahi yeterli akademik beceriye sahip olamıyorlar. Bu da ileride telafisi zor durumlar ortaya çıkarıyor. Bu nedenle Suriyeli çocuklara Türkçenin etkili ve verimli bir şekilde öğretilmesi gerekiyor. Bu konuda insan kaynağına yatırım yapmalı ve metodoloji geliştirmeliyiz.

Özellikle Suriyeli çocukların okula başlamadan önce en az altı ay oryantasyona ihtiyaçları var. Bu oryantasyon sürecinde öğrenciler hem okula ve eğitim sistemine hazırlanmalı hem de Türkçe eğitimine başlamalıdır. Aynı zamanda dil bilimcilerin vurguladığı önemli bir hususu hatırlamakta fayda var.

İyi bir yabancı dil öğrenmek ana diline olan hâkimiyetle mümkündür. Bu nedenle Suriyeli çocuklara iyi bir Türkçe öğretmek istiyorsak ana dillerini de unutmamaları için çaba göstermeliyiz. Suriyeli veliler ile yaptığım görüşmelerde ısrarla istenen taleplerden biri de bu oldu. Veliler, çocuklarının devlet okullarına gitmelerini ve Türkçe öğrenmelerini desteklediklerini ancak ana dilleri olan Arapçayı unutacaklarından da endişe duyduklarını dile getirdiler.

Üzerinde durulması gereken bir diğer mesele ise savaş ortamından kaçarak gelen çocukların travma veya diğer psikolojik durumlarının iyileştirilmesi ve eğitim süreçlerine uyumlarının sağlanması için okul rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesidir. Küçücük yaşlarında hiç hak etmedikleri bir savaşın ortasında kalan bu minik bedenlerin, zil sesini bomba sesi zannederek nasıl korktuklarına şahit oldum. Tabii ki rehberlik ihtiyacı yalnızca Suriyeli çocuklar için değil, onlarla iletişim kuracak olan idareci, öğretmen, yerli öğrenci ve veliler için de geçerlidir.

Saçlara örgü, yüreklere kardeşlik
Nihayet

Son olarak Türkiye’deki Suriyelilerin uyumu noktasında bir ivme kazanmışken yeni bir durumla da karşı karşıyayız. Türkiye’nin Suriye krizine yönelik güvenli bölge oluşturma çabaları neticesinde Suriyelilerin tamamının olmasa da büyük bir çoğunluğunun bu bölgelere yeniden yerleştirilmesi hedefleniyor. Böylesi bir senaryoda Türkiye’de eğitimine devam eden çocukların yeni bir başlangıç yapmaları uyumla ilgili yeni sorunlarla karşılaşma riskini de doğurmaktadır. Bu nedenle güvenli bölge çalışmaları devam ederken eğitimcilerin de bu yeni duruma yönelik hazırlıklar yapması oldukça mühimdir.

Kısacası, hem Muhammed Halil gibi çocukların kendi başarı hikâyelerini yazabilmeleri hem Türkiye’nin kalkınması hem de ileride Suriye’nin yeniden inşası için bu çocukların eğitimlerini dert edinmeli ve hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız.