Fırçanın kâğıtla dansı

BEYZA KARAKAYA
Abone Ol

İşine âşık birini sanatını icra ederken görmüşsünüzdür mutlaka… Bir tiyatro oyuncusunu, sokak çalgıcısını, yazarı, şairi, çellisti, ressamı, müzehhibi, hattatı… İşini aşk ile yapan o sanatçı, gözünüzün önünde hem parçalara ayrılır hem tek vücuttur, hem oradadır bütünüyle, öyle ki iç dünyasında kopan fırtınaları bile işitirsiniz, hem de aslında o an, onun ne orada ne de başka bir yerde ve aslında hiçbir yerde olduğunu fark edersiniz.

İşte tam olarak böyle bir anı yaşıyoruz ve kıpırdamadan bekliyoruz… Kâğıda düşen gölgesi, hızlı ve sert fırça darbeleriyle âdeta dans ediyor… Başta bize anlamsız gelebilecek şekillerden, harflerden, çizgilerden muazzam bir resim çıkarıyor ortaya dünyaca ünlü Japon kaligrafi sanatçısı Sisyu.

Başta bize anlamsız gelebilecek şekillerden, harflerden, çizgilerden muazzam bir resim çıkarıyor ortaya dünyaca ünlü Japon kaligrafi sanatçısı Sisyu.

İsterseniz şimdi “o anın” biraz daha öncesine gidelim… Japonya Büyükelçiliği ve THY desteği ile Türkiye’ye gelen Sisyu, 16 Mart’ta Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları Merkezi ve Japon Çalışmaları Derneği işbirliği ile BU+ Performans Etkinlikleri kapsamında Boğaziçi Üniversitesi’nde canlı bir performans gerçekleştirdi.

Programın açılış konuşmasını Asya Çalışmaları Merkezi akademik koordinatörü Prof. Dr. Selçuk Esenbel yaptı. Esenbel’in konuşması, kaligrafi sanatının inceliklerine dair iyi bir giriş niteliğindeydi. Ona göre, bu sanat yalnızca estetik kaygıyı değil Japonların iç dünyalarının derinliklerini de temsil ediyor.

Zen felsefesinden etkilenen, yalınlığı ve minimalizmi temsil eden bu sanatı Sisyu’nun kaligrafiyle, resimle, heykelle, medya ve dijital teknoloji gibi birçok formla birleştirdiğini böylece modern bir sanat hâline getirdiğini ve geleceğe taşıdığını öğreniyoruz.

Esenbel’in akabinde konuşma yapan Japonya Büyükelçisi Akio Miyajima ise performans sergileyecek olan Sisyu’nun ortaya koyacağı eserden spoiler verircesine Türk-Japon dostluğunun bugün zirveye çıkacağını söylüyor.


Nihayet sahneye gelen Sisyu performansına başlamadan evvel, Japon teknolojisi üzerine bir sunum yapıyor. Salonda bulunanlar olarak, birazdan kaligrafi yapacak olan Sisyu’nun ülkesinin teknolojisini hangi bağlamda görseller, videolar eşliğinde tanıtma ihtiyacı duyduğunu başlangıçta anlamlandıramamış olsak da daha sonra Japonların geleneksellikle uyum sağlayan teknolojisiyle, Sisyu’nun teknolojiye uyum sağlayan geleneksel Shodo yani kaligrafi sanatını bağdaştırdığını fark ediyoruz.

Bebekler için yakın geleceğin mitosları
Nihayet

Konuşmasının devamında Japon kaligrafisinin öneminden bahsediyor ve bu sanatın 3300 yıl önce taşlara ve tahtalara oyularak icra edildiğini anlatıyor.

Japonya’da çok eski zamanlardan beri var olan yazının üzerine resim yapma kültürünün belki de anime ve manganın aslını oluşturduğunu idrak ediyoruz.

Sisyu, hep iki boyutlu olduğunu zannettiğimiz yazının aslında üç boyutlu olduğunu, kaligrafi ile heykeli birleştirdiği ve Louvre Müzesi tarafından altın ödüle layık görülen eserinde ispat ediyor.

Sisyu eserlerinde yalnızca resmin ve heykelin imkânlarını kullanmıyor aynı zamanda kaligrafi ile teknolojiyi de birleştiriyor. Sisyu’nun “sensörler ülkesi” olan Japonya’nın bu yönünü vurgulamak için yaptığı çalışmalarda harfler, karakterler hareket ediyor.

Doğada bir manzara iki kez görülemez ilkesinden hareketle yaptığı bir çalışmada da kuşlardan, kelebeklerden, fillerden müteşekkil manzara aynı şekilde iki kez görülemiyor.

Gerçek adını ve yaşını gizleyen gizlemli bir sanatçı Sisyu. İsmini neden gizlediği sorulduğunda ise kaligrafi yapmaya başladığında bambaşka bir kişi olduğunu ve gerçek ismini ancak o zaman bulduğunu söylüyor.

Kaligrafiye altı yaşında başlayan Sisyu günde sekiz saat çalışarak sıkı bir eğitimden geçmiş. İslam hat sanatı ile Japon kaligrafisi arasındaki benzerlikleri, her ikisinin de sağdan sola doğru, tek fırça darbesiyle yazılması, tek kişi tarafından icra edilmesi, kelimelere çok önem vermesi ve yaklaşık iki bin sene dayanabilecek kâğıtlara yapılması olarak sıralıyor bir röportajında.

Disney yapımı Ters Yüz (Inside Out) gibi pek çok animenin Japonca karakterlerine hayat veren Sisyu, Ertuğrul 1890 filminin Japonca afişini de tasarlamış. Sisyu, Ertuğrul filmi için teklif geldiğinde, geminin battığı Kushimoto bölgesine gittiğini, Türk şehitliğini ziyaret ettiğini, orada yaşayanların şehitliği sık sık ziyaret etmelerinden ve sürekli temizlemelerinden etkilendiğini söylüyor ve Türk-Japon dostluğunun ne anlama geldiğini idrak ettikten sonra performansına başlıyor.

Sisyu, Ertuğrul 1890 filminin Japonca afişini de tasarlamış.

Önce küçük bir kâğıda, Japon kanjisiyle bir kaligrafi çiziyor. Akabinde, daha büyük bir tuvale kanjilerle resim sanatını bir araya getiren bir çalışma yapmaya başlıyor.

Sisyu’yu izlerken aşk ile icra etmenin vücut bulduğunu görüyoruz. Sanki o anda hem parçalara ayrılıyor hem tüm ruh hâliyle, düşünceleriyle, hisleriyle tek vücut oluyor. Aslında hem orada hem de hiçbir yerde… Sisyu’nun kolları kâğıt boyunca kıvrıldığında, bize kanatlanıp uçacakmış gibi geliyor zira fırçasıyla âdeta dans ediyor.

Birkaç dakika sonra tamamladığı bu çalışmada, bir kartal, içinde Japonca karakterlerin de bulunduğu ay yıldızı kucaklıyor…

Sisyu, “niyet” ve “birinin hayatını kurtarmak” anlamlarına gelen bu kanjinin Türkiye ve Japonya’nın güçlerini birleştirip geleceğe kanatlanacağının temsili olduğunu ifade ediyor. İnşallah Sisyu’nun içtenliğini temsil eden bu “niyet” dua yerine geçer.