GökselBaktagir: Kanuninsanabenzer

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK
Abone Ol

Neden Göksel Baktagir? O, yüzlerce enstrümantal ve sözlü bestenin sahibi bir müzisyen. Sadece icra eden değil geliştirdiği özel tekniklerle de aynı zamanda mucit. Türk müziğinin piyanosu olarak kabul edilen ancak az bilinen böylesine önemli bir sazı dünyaya duyuruyor. Bunun yanı sıra müziği siyasetçileri sakinleştiriyor. Öyle ki Meclis’te oturum aralarında dinlenen tek müzik onunkisi. Bu yıl Cumhurbaşkanlığı Sanat Ödülü’ne layık görülen Göksel Baktagir ile bir araya geldik; dünü, bugünü ve sanatını konuştuk.

Siz bağlama ile çıkıyorsunuz yola. Hatta bir yerde “Orhan Gencebay gibi olmak isterdim” diyorsunuz. Hâlâ öyle düşünüyor musunuz?

Hayır, iyi ki de kanuna yönelmişim, diyorum.

Uzun süre bağlama ile uğraşırken ne oldu da vazgeçtiniz?

Müzik bir yolculuk biliyorsunuz. Enstrüman yolculuğunun önceki safhaları var. Bazen enstrümanınızı buluyorsunuz bazen de bulduğunuzu zannediyorsunuz. Bağlama ilk dönemlerde sevdalısı olduğum bir enstrümandı. Babam müzisyen olduğundan evimizin her köşesi çeşitli Türk müziği enstrümanlarıyla doluydu. Bağlamaya yakın olduğundan ud ve keman denemelerim oldu. Ancak kanun, açıkçası beni cezbetmiyordu.

Ne zaman cezbetmeye başladı? Ama durun… Babanız bağlamanızı başkasına hediye etmiş!

Evet, babamın yönlendirmesinin ciddi bir katkısı oldu. İyi ki de yönlendirmiş diyorum çünkü kanun sazına iyi uyum sağladım ve kanun beni kendisine bağladı. Dolayısıyla arayış dönemim tamamlanmış oldu.

Babanıza kırılmış mıydınız bağlamayı elinizden aldığı için?

Başlarda bocaladım ama sonra kanunu keşfedince ona yoğunlaştım.

PAHALI VE ZOR BİR ENSTRÜMAN

Kanunun nesi hoşunuza gidiyor?

Ruhuma daha çok hitap ediyor.

Babanız sizi neden bilhassa kanuna yönlendirdi?

Nadir icra edilen bir enstrüman olduğu için şansımın daha fazla olabileceğini düşünmüştü.

Neden nadir icra ediliyor?

Bir defa çok telli bir enstrüman. İki veya üç telle müzisyenler baş edemezken yetmiş altı tane misina telin akordu ile uğraşıyoruz. İlk tercih edilmeme sebebi bu. İkincisi ise mandal sistemi. Daha komplike olduğundan diğer enstrümanlara göre daha yüksek fiyatlı.

Müzik bir yolculuk biliyorsunuz. Enstrüman yolculuğunun önceki safhaları var. Bazen enstrümanınızı buluyorsunuz bazen de bulduğunuzu zannediyorsunuz. (Fotoğraf: Sedat Özkömeç)

Türk müziğinin piyanosu olarak kabul ediliyor. Onu bu kadar özel kılan ne?

Bizim referansımız olan makamsal müziğimizi icra edebilecek donanıma sahip. Avantajları yüksek. Sabit perdeli bir enstrüman olduğu için kılavuz gibidir. Kanun, ismi gibi kanun koyucudur. Bütün bestelerimi bunun üzerine yaptım. Bu, hatalarımı görmemi ve kendimi daha iyi geliştirmemi sağladı.

Kanun ellerin yoğun kullanıldığı bir enstrüman. Özel bir şey yapıyor musunuz?

Kondisyon elbette çok önemli. Ellerime ve eklem yerlerine çok dikkat etmem gerekiyor. Bir dezavantajı var, postürünüzü bozabiliyor zaman içinde. Bir ara diz kapağımda bir ağrı oluştu. Doktor 15 gün kadar kanunu dizimin üzerine koymamam gerektiğini söylemişti. Siz ağırlık hissetmiyorsunuz ama zaman içinde oluşuyor. Artık daha çok dikkat ediyorum.

KANUN İNSANA BENZER

Siz solaksınız. Ancak bunu icat ettiğiniz “sol el tekniği” ile avantaja dönüştürdünüz. Bu nasıl mümkün oldu?

Evet, solağım ancak iki elimi de rahatlıkla kullanabiliyorum. Bu özelliğimin kanun icra ederken çok faydasını gördüm. Kanunda iki elin de işlevi çok önemlidir. Solaklık da benim için avantaj oldu. Çünkü sol tarafta makamsal müziğin aralıklarını vermeye yarayan mandal dediğimiz bir tertibat vardır. Sol elinizin çok seri olması gerekir. İki elimi kullanarak sadece notaları çıkarmak zaman içinde bana yetmedi. Müzikte homojen tını elde etmek için üzerine yoğunlaştım. Bu dertlerle sol el tekniği ortaya çıktı.

Son yıllarda kanun dinleyicisinde artış var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Makamsal bir müzik olduğundan insanın ruhuna işleyen bir ses sistemini kullanıyoruz. Akustik enstrümanlar da insanlara benziyor. Onu kenara iterseniz size küser, akordu bozulur, organiktir. İnsanla örtüşen enstrümanlar kullandığımız için yurt içinde ve yurt dışında inanılmaz ilgi görüyor. İyi akortlu bir kanundan herkesin mutlu olacağı bir ses mutlaka çıkar.

DEDE EFENDİ YAŞASAYDI BUGÜNÜN MÜZİĞİNİ YAPARDI

Diğer sanat dallarında olduğu gibi müzikte de gelenekçiler ve gelecekçiler var. Bütün sanat akımları bir sonrakini iterek var olmuş. Asıl olan bu mudur?

Bu, her dönemde yaşandı. Geçmişten günümüze bakıldığında gitgide formlarımız değişti. Güncel olmanın gerekliliği bu. O dönemlerde şarkı formunun temsilcilerinden olan kanuni Hacı Arif Bey de zamanının arabeskçisi gibi görünmüş bazı çevrelerde. Yeni olanı kabullenmeyen bir yapı var. Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil Bey, Dede Efendi gibi isimler bugün yaşıyor olsalardı bugünün müziğini yaparlardı.

Yenilenmenin ölçüsü nedir?

Dünden ve köklerimizden aldığımız değerler üzerine bugünü yaşıyoruz. Çünkü bugünün de bir ritmi var. Bunu göz ardı ederek, mevcut değeri sadece koruyarak devam eder, onun üzerine hiçbir şey koymazsanız var olan değeri de öldürürsünüz.

Öz aynı kalmalı ama mutlaka yenilenmeli. Benim yapmaya çalıştığım şey bu. İlk kanun taksimlerim değerli bir kanun ustası (üstadı) Ahmet Meter’inkilere benzer. Taklit dönemi, bütün sanatlarımızda olmazsa olmazdır. Ancak zamanla kendinizi bulmanız gerekir.

SANATÇI KENDİNİ YONTMAYI BAŞARANDIR

2017'de Göksel Baktagir Cumhurbaşkanlığı Sanat Ödülünü aldı. (Fotoğraf: Sedat Özkömeç)

Her icracı kendini bulabiliyor mu?

O sıkıntılı bir süreçtir ve bunu aşmak her sanatkâra nasip olmaz. Ben bu açıdan çok şanslıyım.

Sanatçı olunur mu, doğulur mu?

Var olan yeteneği işlemezseniz olmaz. Allah bazı kullarına daha farklı yetenekler bahşeder. Ama bu kişiler kendilerini köreltebilirler. Oysa onu çok güzel hâle getirmek mümkün. Biz kendimizi yonttukça, fazlalıklarımızdan kurtuldukça ve eksikliklerimizi tamamladıkça sanatçı oluruz.

Siz kendinizi nereye konumlandırıyorsunuz?

Kendi yaptığım müzikte gelenekten beslenen bir sanatkârım. Türk musikisinin estetik yapısını bozmamaya gayret ediyorum ama klasik Türk müziğinin devamlılığı olarak da tanımlamıyorum kendimi.

Türk müziğinin değerli sanatkârı Bekir Sıtkı Sezgin Hocamız çok güzel ifade etmiştir: Edep ya hu. Bu bir ölçü. Bu ölçüyü baz aldığımızda hep nitelikli olan şeylerin peşinden gideriz. Her şeyde olduğu gibi müzikte de nitelik çok önemli.

RUHUMUZUN AKORDUNU BOZUYORUZ

Küçük yaştan itibaren müziğin içinde biri olarak sanat sizi neye dönüştürdü?

Türk müziğinin hafız bestekârları
Nihayet

Bir beden içine hapsolan bir ruhumuz var. Ama her insan aslında ruhuyla ayakta duruyor. Mutluluğumuza neden olan şeyse o ruhu yakalamak. Ruhumuza da hitap edebilecek en etken şey müzik. Bu benim mesleğim oldu, bu yönden çok şanslıyım.

Müziğin ve makamların ruha etkileri oldukça fazla. Siz profesyonel bir müzisyensiniz. Müziğe karşı hâlâ duyarlı mısınız?

Tabii ki. Çıta yükseliyor. Zamanla artık daha da inceliyorsunuz. Mesela artık akortsuz müzikleri dinleyemiyorum. Beste yaparken müziğin yapısından çok etkileniyorum. Sürekli melankolik tarzda bir melodik yapı, uzun süre çalıştığında insanı olumsuz etkileyebiliyor… Duygusal ama enerjik melodilere geçiş yapmaya gayret ediyorum.

Ruhun akordu bozulur mu?

Evet… Üzülerek söylüyorum, ruhumuzu kaybeder hâle geldik. Her şeyi bir eğlence unsuru gibi görmeye ve öyle müzik türlerini hayatımızın her safhasına katmaya başladık. Bu denge bozulduğu zaman biz ruhumuzu nerede arındıracağız ve nerede yakalayacağız? Bütün modellerin yerli yerinde kullanılması taraftarıyım. Eğlence unsuru olan yerlerde eğlence müziği dinlenmeli. Ama derinlikli duyguları açığa çıkaran formlar da olmalı.

Neşet Ertaş için yaptığım beste dünyada bir numara

Dört yüz civarı besteniz var. Yüz ellisi sözlü. Nasıl bu kadar üretken olabiliyorsunuz?

Öncelikle bu üretkenliğimi Allah’a borçluyum. Ben öğrencilerime bir şey öğretirken aynı zamanda farkında olmadan beste yapıyorum. Bunu çok deneyimledim. İnanın bir günde saz semaisi ortaya çıkıyor. Böylece öğretirken bile beste yapmış oluyorum ve bu da ileriye dönük çalışmalar yaptığım anlamına geliyor. Bu kadar verimli olmamın altında öğrenci yetiştiriyor olmak yatıyor.

Kanun sizin neyiniz?

Allah bir şeyleri vesile kılıyor. Ona açılıyorum ve derdimi anlatıyorum. Dertleşiyorum. Onunla meşgul olduğum zaman bana karşılığını beste olarak veriyor. En çok kendi bestelerimi başkaları tarafından icra ederken duyduğumda mutlu oluyorum. Yaptığım işi çok önemsiyorum.

En sevilen besteniz hangisi?

Arap dünyasında da öne çıkan “Bir Garip” adlı saz semaisi var. O eser, Neşet Ertaş için bestelediğim bir eserdi. Yalnız öyle bir şey oldu ki üstada yazıldığı hâlde pek çok insanın gönlüne dokundu. Amerika’nın da içinde bulunduğu pek çok ülkeden tanımadığım müzisyenler “Garip”i çalıp internete yüklemişler.

Dört yüz civarı besteniz var. Yüz ellisi sözlü. Nasıl bu kadar üretken olabiliyorsunuz?

Öncelikle bu üretkenliğimi Allah’a borçluyum. Ben öğrencilerime bir şey öğretirken aynı zamanda farkında olmadan beste yapıyorum. Bunu çok deneyimledim. İnanın bir günde saz semaisi ortaya çıkıyor. Böylece öğretirken bile beste yapmış oluyorum ve bu da ileriye dönük çalışmalar yaptığım anlamına geliyor. Bu kadar verimli olmamın altında öğrenci yetiştiriyor olmak yatıyor.

Kanun sizin neyiniz?

Allah bir şeyleri vesile kılıyor. Ona açılıyorum ve derdimi anlatıyorum. Dertleşiyorum. Onunla meşgul olduğum zaman bana karşılığını beste olarak veriyor. En çok kendi bestelerimi başkaları tarafından icra ederken duyduğumda mutlu oluyorum. Yaptığım işi çok önemsiyorum.

En sevilen besteniz hangisi?

Arap dünyasında da öne çıkan “Bir Garip” adlı saz semaisi var. O eser, Neşet Ertaş için bestelediğim bir eserdi. Yalnız öyle bir şey oldu ki üstada yazıldığı hâlde pek çok insanın gönlüne dokundu. Amerika’nın da içinde bulunduğu pek çok ülkeden tanımadığım müzisyenler “Garip”i çalıp internete yüklemişler.