Kariyeri olmayınca “karı yer” sözüne muhatap kadınlar

ŞULE TAŞKIRAN KALA
Abone Ol

Ev hanımı denildiğinde benim aklıma, 57 yıllık yaşamının 41 yılını evine, eşine, evlatlarına ve dahi aile büyüklerine adamış olan anneciğim gelir. Hayatı boyunca hiç çalışmayan ama bir ömür 7 gün 24 saat mesai yapan anneciğim...

Ev hanımına sormuşlar; “Ne iş yapıyorsun?” “Ben çalışmıyorum, ev hanımıyım!” demiş.

  • Bu cevabın gerekçelerini kadınlar ayrı sıralar, erkekler ayrı... Herkesin zihninde de bir "ev hanımı" profili vardır. Olmak istediği ya da asla olmak istemediği...

Ev hanımı denildiğinde benim aklıma, 57 yıllık yaşamının 41 yılını evine, eşine, evlatlarına ve dahi aile büyüklerine adamış olan anneciğim gelir. Hayatı boyunca hiç çalışmayan ama bir ömür 7 gün 24 saat mesai yapan anneciğim... Babam yakın zamanda emekli oldu, nispeten hafifleyen yüküyle devam ediyor hayatına ama annemin emekliliği öyle sanıyorum ki dünyasını değiştirmesiyle olacak, çünkü o bir ev hanımı.

Herkesin zihninde de bir

Başlangıçta verdiğim mini diyalog örneği, bir dönemin ve hatta bugün önemli bir kesimin "ev hanımlığı" imajını net bir biçimde yansıtır. Toplumda yadsınamayacak kadar ciddi bir oranda ev hanımı, kendilerine biçilen bu kaftanı giymiş, gönüllü olarak işsizler ordusunun en prestijli elemanları hanesine yazılmayı kabullenmişlerdir. "Ev hanımıyım, çalışmıyorum" cümlesi onlara da kendi annelerinden miras kalmış ve nesilden nesle, sandıklarda bir heyula olarak çeyizlerine eşlik etmiştir. Esasında bu hususa pek çok zaman içerlemiş olsalar da, onlara çeyizlerinde eşlik eden bir başka cümle, sus payı olmuştur: "Nereye gitsen el kapısı."

Ev hanımlarının dilleri sussa da, gönülleri itiraz etmiştir bu "işsizlik" vasfına. Hoş, kadınların konuşması mevzuu da, kadın-erkek pek çok insan için istihza konusu olunca, mesailerinin aslında sabah namazına müteakiben başladığına pek de kimseyi inandıramamışlardır.

  • Çalışan bir ev hanımı (!) olarak, çalışmayan ev hanımı (!) arkadaşlarımla konuştuğumda birçoğunun şu serzenişte bulunduklarına şahitlik ettim: "Eşim bana harçlık verirken, işin gücün yok, durmadan para harcıyorsun, diye sürekli başıma kakıyor. Bu hususa kendince bir cevap geliştiren, çalışmayan ev hanımı arkadaşım; duruma esprili bir dille yaklaşarak, "Evet, ben kariyer yapmadım. Zaten bütün gün de evdeyim, bu yüzden de "karı-yer" unvanına sahip bir ev hanımı oldum" diyor. Trajikomik olan şu ki, bunu söyleyen hanımefendi, üç evlat annesi ve mahir bir ev hanımıdır. Bu işler için dışarıdan hizmet alımı yapılsa ciddi bir maliyetle karşılaşabilir evin erkeği.

Bir kadının yükünün "ev hanımı" olması hasebiyle hafife alınması ile ilgili başka bir serzenişe daha şahitlik ettim. O da şu: "Geçtiğimiz günlerde gribe yakalandım. Dinlenemediğim için de grip giderek ilerledi ve hakikaten ağır bir hâl aldı. İnanın ayakta duracak hâlim yoktu ama sabah sürünerek de olsa kalktım; eşimin, çocuklarımın kahvaltısını hazırladım; eşimi yolcu ettim; çocukları okula bıraktım; evi ocağı toparlayıp yemekleri hazır ettim ve çocukların eve dönüş saatine kadar ancak dakikalarla sınırlandırılabilecek dinlenme vaktini kendime tahsis edebildim. Bu süreçte şunu dedim kendi kendime: "Sen ev hanımısın. Ölsen bile vazifelerini eksiksiz biçimde yerine getirecek, ölmeye bir süre ara verecek, vazifelerini tamamladıktan sonra ölmeye kaldığın yerden devam edeceksin."

Bir kadının yükünün

Ev hanımlığı algısı bugün oldukça çeşitlendiği için ve belki etrafınızda yukarıda anlattıklarıma benzer örnekte ev hanımları olmadığı/kalmadığı için itiraz edebilirsiniz. 7/24 bilfiil ev işleriyle uğraşan, geceleri ağlaşan bebekleri ile, deliksiz uykunun anlamını unutan ev hanımlarının dışında da ev hanımları var.

Televizyon ekranlarında, "yemekteyiz" vb. içerikli programların müdavimi ya da taklidi olanlar; gün toplantılarını Alman usulü ödeyerek lüks mekânlarda yapanlar; avuç dolusu para harcamakla övünen, eşinin kendisine bakmak zorunda olduğunun altını çizerek "Öküze boynuzu ağır gelmez" demekten çekinmeyenler...

Efendi değil, uşak ol!
Nihayet

O kadar çok örnek var ki, ancak benim burada dikkat çekmek istediğim husus şudur:

'Ev hanımlığı' bir işsizlik platformu değil, bir emek ve fedakârlık meselesidir. Diplomalı pek çok ev hanımının, huzurlu yuvaları ve pırlanta gibi çocukları olmasına rağmen, mesaili bir işe sahip olmadıkları için, kendilerini işe yaramaz hissetmelerinin nedenini iyi çözümlemek gerekir.

Ev hanımlığı ne küçümsenecek ne de kadının tek var olma alanı olarak sabitlenecek bir uğraş. Evet, maddi karşılığı verilmese de ev hanımlığı manevi anlamda aile bireyleri takdir ettiğinde bir kadını evin dışında yapabileceği pek çok işten daha fazla mutlu edebilir. Ancak kadın varlığını anlamlı kılabilmek için bir ayağının dışarıda olmasına ihtiyaç duyuyorsa başından beri sıraladığımız o büyük fedakârlık da iki misline katlanır. Belki bir gün "çalışan bir ev hanımı/anne" olarak, gecenin birinde, balkondaki çamaşırlarımı topladıktan, bulaşıkları yıkadıktan sonra, gece bazen onlarca kez uyanan bebeğimle, tüm bu mesaileri nasıl sırtlamaya çalıştığımı da yazarım, kim bilir...