Kültürü yeniden düşünmek mümkün mü?

ÖMER FARUK YENİ
Abone Ol

Türkiye’nin kültüre ilişkin gündemi diğer birçok alanın gerisinde kalıyor. Cumhurbaşkanı, Ayasofya gibi sembol bir mekânda geniş katılımlı bir sanat etkinliğinin açılışını yapıyor ama oradan çıkıp Sultanahmet’te uğradığı köfteci daha çok konuşuluyor. Gündemin değerli olanı belirlediği şu günlerde kültür ve sanatın yerini doğru anlamak, değer ve yönetimini birlikte kurgulayabilmek mümkün mü?

Bugün hangi mahalleye, hangi meclise giderseniz gidin birçoklarının -devlet büyükleri başta olmak üzere- geçtiğimiz on küsur yılda büyük reformlar gerçekleştirildiğini fakat kültür alanında arzu edilen gelişmenin sağlanamadığını her fırsatta ifade ettiklerini görürsünüz. Bu ifadelere eşlik eden ve ardı arkası kesilmeyen toplantılar, çalıştaylar, sempozyumlar yapılıyor.

Aşağı yukarı aynı isimlerin görülebileceği bu çalışmalardan çıkan tespit yahut öneri mahiyetindeki bildirilere bir göz atın. Sık duyulan ama “bir daha söyle”mekten zarar gelmeyeceğine kani olunan sözlere rastlayabilirsiniz:

  • “Aziz İstanbul, kadim medeniyet, büyük hazine”. Burada birazcık bekletelim, “vermeyelim mehteri”. İstanbul Aziz’dir, medeniyet kadim, ve büyüktür hazinemiz. Doğru söze ne söylenebilir? Söylenecek bir şey varsa o da, bu doğrularla şimdi ne yapılacağı.

Sanatçı, yazar, müzisyen, film yapımcısı, tasarımcı ve sanat icra eden “kreatif sınıfın” birbiriyle temas edebileceği, disiplinlerarası çalışabileceği mekân ve muhitlere, özetle “ekosistem”lere ihtiyacı var

Dünyanın önde gelen kültür başkentlerinde kendine yeni formlar ve içerikler bularak genişleyen kültür endüstrisinin, Türkiye’deki seyrinde olumlu gelişmelerin yanında girift bir hâl alan sorunlar da bulunuyor.

Sanatçı, yazar, müzisyen, film yapımcısı, tasarımcı ve sanat icra eden “kreatif sınıfın” birbiriyle temas edebileceği, disiplinlerarası çalışabileceği mekân ve muhitlere, özetle “ekosistem”lere ihtiyacı var. Kendi doğallığında gelişmiş sanat sokaklarından, yazar mahallelerinden bahsedebilmek bir ölçüde mümkün ise de, nitelikli sanat üretimi ve etkinliklerinin gerçekleşebileceği standartlar hayli uzakta.

Benim Yozgatım
Nihayet

Artık en ücra semtlere kadar uzanmış, isimleri hatırda tutulamayacak kadar çok kültür merkezi ve takibi imkânsız hâle gelen her gün her hafta sayısız kültür etkinliği kamusal hayatta ciddi bir yer edinmiş durumda. Hangi belediyenin aylık kültür-sanat kitapçığına bakarsanız bakın benzer isim ve içerikleri görmeniz kuvvetle muhtemel.

Londra’da bir bakkal dükkânından kültürel miras arşivlemeye
Nihayet

Salonları dolduran bir şair ile söyleşi, popüler bir müzisyenden konser, ekranlarda reyting yapmış bir hoca ile ilmî sohbet. Her ne kadar, bahsi geçen etkinlikler kitlede bir karşılık buluyorsa da, alternatife rağbetin arttığı bir devirde insanların eğilimlerini anlamaya çalışmak bir gelecek perspektifi sunabilir.

Nitekim, gerek kültür ve sanat icracılarının gerek etkinlikleri talep eden farklı yaş ve ilgi gruplarındaki sanatseverlerin daha nitelikli ve iyi organize edilen ulusal ve uluslararası kültür etkinliklerine erişimi artıyor. Böylelikle yerel yönetimlerden beklentileri kültürel içerikte, mekân konforunda, yayınlarda ve tüm iletişim süreçlerinde nitelik anlamında giderek artıyor.

Artan beklentileri doğru okuyup onları karşılama çabasında olan bazı yerel yönetimlerin işe uygun profesyonel ekiplerle çalıştığında yüksek standartlarda işler çıkarabildiğini ve bunun farklı kesimlerce ciddi bir ilgi ve takdirle karşılandığını görebiliyoruz.

Artan beklentileri doğru okuyup onları karşılama çabasında olan bazı yerel yönetimlerin işe uygun profesyonel ekiplerle çalıştığında yüksek standartlarda işler çıkarabildiğini ve bunun farklı kesimlerce ciddi bir ilgi ve takdirle karşılandığını görebiliyoruz. Toplum içindeki birçok ayrışmaya rağmen kültür ve sanat alanının birleştirici rolü, bir bestenin, bir kitabın, bir fotoğrafın karşılığı hiç de azımsanmamalı o anlamda.

Seçilen her yeni belediye başkanının beraberinde getirdiği kendi yönetim mekanizması, insan kapasitesi ve farklılaşan çalışma motivasyonları var. Bu yenilikler içerisinde kültür yönetimine ilişkin genel bir çerçeve ve standart belirleyebilmek sürdürülebilirlik anlamında önemli olabilir. Uygulanabilirlik açısından ise her yönetimin kendi dinamiklerini ve muhataplarının beklentilerini göz önünde bulundurarak bir yol haritası çıkarma zorunluluğu bulunuyor. Aksi takdirde başkalarından taklit edilen çözümler daha büyük sorunlara dönüşme riski taşıyor.

  • Kültür etkinliklerinin, halk için sosyal hizmet, bir belediye ve başkanı için ise PR yahut popülarite aracı olarak görülmesi siyasi konjonktür içinde belki anlaşılabilir. Düşündürücü olan ise belediye desteğinin kimi kültür insanları için orantısız bir kazanç kapısı hâline gelmesi. Bu orantısızlık, etkinlik takvimlerinin oluşturulması sürecinde farklı marifetlerle bazılarının kolaylıkla sahnede yer bulabilmesine, kurs ya da sergi açarak kendi kitlesini, tanınırlığını genişletmesine yarayabilir. Diğer yanda yalnızca kendi sanatıyla meşgul olan ve kapılar aşındırmaktan prensip itibariyle kaçınan bazıları içinse yine zorlu bir tecrübedir yaşanmakta olan.

Meslek edinmenin ve sanat eğitiminin ancak devamlılık esasına uygun işleyebileceğini düşünerek bu kurslarda daha çok bir workshop deneyiminin mümkün olduğunu ifade eden sanatçıların sayısı da az değil.

En temelde yapılabilecek olan kültür etkinliklerinin muhatabını doğru tanıyıp bunun için segmentasyon çalışması yaparak hangi yaştan, eğitim seviyesinden kimin hangi motivasyonla hangi etkinliği tercih edebileceğinin bilinmesi şeklinde içerikleri belirlemek. Bu şekilde içeriklerin zenginleştirilmesi ve kültürel eğilimlerin tespitiyle, ihtiyaçlar ve beklentiler gelecek vizyonuna ışık tutabilir.

***

Akşamları belli muhitlerde bir araya gelen sanatçı halkalarından belediye ile iş yapmış duyarlı herhangi bir sanatçıya dokunsanız bin ah işitirsiniz. Bir mikrofonun halledilemeyişinden tutun, aylardır alınamayan ödemelere, bir dizi sorundan yakınırlar.

Bazı sosyolojik araştırmalarda yaş ve gelir düzeyi farklılaşsa da, en çok vakit ayrılan kültür etkinliğinin kitap okuma, konsere yahut tiyatroya gitme değil de televizyon ve sosyal medya kullanımı olduğu gerçeğinden hareketle, ortalamada aile ve bireylerin bütçesinden kültür-sanata ayrılan pay bir hayli düşük. Bunun neticesi ne mi?

Her cins soruna ve yakınmaya rağmen birçok sanatçının dönüp dolaşıp yine belediye destekli kültür merkezlerinde ve festivallerde yer alması ki sektörde kendi başına ayakta kalabilmesi pek güç.

Mekânsal kurgu: Değer/sizleştirme

Kültür dünyasında revaçta olan –bienal, sergi, müze, festival, akademi– mahiyeti, amacı ve sonuçları düşünülmeden uygulama kıvraklığı gösterilen ne varsa elde kalıyor, açılışından sonra ne geleni oluyor ne konuşanı. Değer kazandıracak diyerek yola çıkılan birçok proje, en yumuşak ifadesiyle acı tecrübelerle değersiz hâle getiriliyor.

Sağlık ocağından bozma bir müze yahut süpermarketin boşalttığı dükkânda sanat akademisi. Peki ya, sıfırdan inşa edilen ve bir ilkokul mu, vergi dairesi mi yoksa hastane mi olduğunu kestiremediğimiz nice kültür merkeziyle ne yapılabilir?

Bir konser salonunun, bir sanat galerisinin yahut bir güzel sanatlar atölyesinin teknik, estetik ve mekânsal kurgusunu ortaya koymak en sona kalınca gelinen noktada inşa edilen birçok yapı, zamanla imkânlar nispetinde ihtiyaçlara göre şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu “uydurmaya çalışma” çabaları, maliyetleriyle birlikte çekilmez bir hâl alıyor.

Farklı sanat dallarının öğretildiği merkezlerde sınıfların tek tip oluşu kendi başına kronik bir sorun. Örneğin ebru kursuna uygun masa ve su tesisatı, tezhibe özel ışık gerektiren sınıf ortamını oluşturabilmek için onca gayret ve maliyete katlanmak gerekiyor.

Altyapı gereksinimlerinin ötesinde kültür merkezlerini kütüphanesi, galerisi, etkinlik salonları, kafesi, çocuk bakım ve oyun alanları ile her yaştan insana hitap edebilen mekânlara dönüştürmek bir ödev olarak yerel yönetimlere yetebilir.

Meslek edindirme & Sanat kursları

Neredeyse her şehirde ve ilçede bir benzeri görülebilen meslek edindirme ve sanat kursları yüzlerce içeriğe ve milyonlarca mezuna ulaştı. Halk arasında sosyalleşme mekânları olarak da kabul gören bu kurslara her yaştan katılım var. Tüm yıl boyunca yaptıkları çalışmaların ardından, her sene sonu tüm dallarda seçilen en iyi eserlerden oluşan sergiler halk oyunları ve gösterilerle yapılan açılıştan sonra halkın ilgisine sunuluyor.

Fakat Instagram, Behance, Pinterest ve YouTube’la kreatif dünyada tatlı keşifler yaparak, güncel sergi ve kültür etkinliklerini takip eden mobil bir kitle de var ki böylesi sergilerin bir kültür panayırı hâlini almasını işaret ederek kermes benzetmesi yapıyor.

Meslek edinmenin ve sanat eğitiminin ancak devamlılık esasına uygun işleyebileceğini düşünerek bu kurslarda daha çok bir workshop deneyiminin mümkün olduğunu ifade eden sanatçıların sayısı da az değil.

Siyaset düzeni ile, peki ya nasıl?

Tercihler & Öncelikler

Altyapı gereksinimlerinin ötesinde kültür merkezlerini kütüphanesi, galerisi, etkinlik salonları, kafesi, çocuk bakım ve oyun alanları ile her yaştan insana hitap edebilen mekânlara dönüştürmek bir ödev olarak yerel yönetimlere yetebilir.

Kültür birimlerinde çalışan yöneticilerin belediye başkanlarının direktifleri doğrultusunda öncelik ve tercihleri siyasetin hızlı seyrine ayak uydurmak durumunda kaldığı için uzun vadeli politikalar gerektiren kültür alanında bir vizyon geliştirebilmek hayli zor.

Bir dönem belirlenen vizyonu sonraki döneme taşıyabilmek ise neredeyse imkânsız. Daha çok nicel verilere odaklanma eğiliminde olan politik tutumlar, kültür-sanat faaliyetlerinin hem ihale süreçlerinde hem de uygulanmasında sorunsal bir zemin yaratıyor. Bu şartlar altında, kısa vadeli çözümlerle hareket etmeyi benimseyen yönetimlerin ufku, kültür hayatında beklenen olgunlaşmayı sağlayamıyor.

Sergi alanları/yaklaşımları noktasındaki yetersizlik

Özellikle Türk İslam sanatları bugün birçok belediye tarafından himaye ediliyor. Ancak sıklıkla ifade edildiği gibi bu sanatlara arzu edilen değerin kazandırılması için kurslara ve sanatçılara verilen destek kadar sergiler için nitelikli galeri alanlarının sağlanması ve de sergi yaklaşımı noktasında sergi tasarım fikri, teması, içeriği, tanıtım planlaması, iletişimi ve kataloglarının da bir bütün olarak özenle çalışılması gerekiyor. Bahsi geçebilecek tüm kalemlerin, -eserlerin çerçevelenip asılmasına kadarki uygulama süreçlerinin dahi– sanatçılardan bekleniyor olması, önemli bir soruna işaret ediyor.

O da bir sanatçının temelde eser üretimiyle mi meşgul olacağı, yoksa işin organizasyon kısmıyla mı ilgileneceği... Aslına bakılırsa her biri ayrı uzmanlık gerektiren tasarım, uygulama ve küratörlük işlerine iş planlarında görev tanımlarıyla birlikte yer verilmesi gerekiyor.

Fuaye alanlarında sıklıkla görülen klasik panolar ile yapılan sergi anlayışı çoğu zaman estetik zevkten uzak, yalnızca yan yana istiflenmiş eserlerden oluşturulduğu için ilgilisinin dışında kimseye ulaşma imkânı olamıyor.

Kültür yönetiminden ne anlamalı?

40 yıla sığan, irfan ehliyle karşılaşmalar
Nihayet

Kendi çalışma disiplini içerisinde anlaşılması gereken günümüz kültür yönetimi uygulamaları yerelde kamu, özel sektör, üniversite, sivil toplum kuruluşu ve ilgili kültür kuruluşlarının paydaş iş birliği anlayışı içerisinde sürdürülebilir kalkınma ve ortak fayda için birlikte çalışma pratikleri öneriyor.

Özellikle belli uzmanlıklar gerektiren konularda yerel yönetim olarak bir belediyenin ilgili vakıf ya da araştırma merkezinin bilgi ve deneyiminden istifade edebilmesi, karşılıklı öğrenme yollarının keşfedilerek hem kurumsal gelişim hem de bilgi ve network paylaşımı ile ortak projeler geliştirme kapasitesi artırılabilmeli.

Kültür ve sanat gündemi, yalnızca bildik etkinlik içerikleri ve isimleriyle değil, ekonomik karşılıkları, kentsel dönüşümde edinebileceği roller, istihdam imkânları, göçmen nüfusun kültür ve eğitim hayatına katkıları, yaşam zevkine getireceği yenilikler ve Türkiye’yi dünya ile buluşturmasıyla haber olsa. Mümkün mü?