Herşey Çok Güzel

AKİF HASAN KAYA
Abone Ol

Yazar bu defa, önceki kitaplarından farklı olarak her öyküye bir fotoğrafla başlıyor. Bazı öykülerin aralarında da fotoğraf kullanılmış. Bu fotoğraflar sayesinde öyküye başlarken zihninizde oluşan imge, öyküyü bitirdikten sonra daha çok anlam kazanıyor. Bu anlam, yazarın tema tercihleriyle birleşiyor ve yazının başında dediğim gibi rahatsız edici ve konfor bozucu bir havaya bürünüyor.

Mihriban İnan Karatepe, Hece Yayınları’ndan çıkan kitabı Herşey Çok Güzel ile yeniden okurlarıyla buluştu. Kitabın ismi sizi yanıltmasın. Yazar, her ne kadar kitabının ismiyle her şeyin güzel olduğuna, hatta çok güzel olduğuna dair bir çağrışımla okurunu davet etse de, öyküler can yakıcı, rahatsız edici ve konfor bozucu nitelikte.

Yazar, her ne kadar kitabının ismiyle her şeyin güzel olduğuna, hatta çok güzel olduğuna dair bir çağrışımla okurunu davet etse de, öyküler can yakıcı, rahatsız edici ve konfor bozucu nitelikte.

Yazar bu defa, önceki kitaplarından farklı olarak her öyküye bir fotoğrafla başlıyor. Bazı öykülerin aralarında da fotoğraf kullanılmış. Bu fotoğraflar sayesinde öyküye başlarken zihninizde oluşan imge, öyküyü bitirdikten sonra daha çok anlam kazanıyor. Bu anlam, yazarın tema tercihleriyle birleşiyor ve yazının başında dediğim gibi rahatsız edici ve konfor bozucu bir havaya bürünüyor. Bu bağlamda Karatepe için rahatsız bir yazar diyebiliriz. Olan bitenden duyduğu bu huzursuzluğu öyküsüne taşıyor ve böylece okuyucuyu da buna ortak ediyor. Diğer taraftan oldukça sert, insanlığın ortak problemleri etrafında öyküler yazdığı için cesur olduğunu ve öykü dilini bu açıdan iyi kullandığını söylemeden geçmeyelim.

Karatepe’nin öyküsünü kıymetli kılan en önemli özelliğin dilindeki sadelik ve özenli kurguları olduğunu söyleyebiliriz. Bu sayede düzenli ve tıkır tıkır işleyen bir olay örgüsü ile karşılaşıyoruz. Öyküde işlenen mesele yazarla birlikte okuyucuyu da kapsayan bütüncül bir ortama dönüşüyor. Öyküyle temas eden okuyucu kendisini anlatılan temaların bir parçası olarak bulması kaçınılmaz oluyor.

Derin Siyah’ın kendini yazdırması
Post Öykü

Karatepe dünya görüşünü eserlerinde belli eden daha da önemlisi bunu belli etmek için yazan bir yazar diyebiliriz. Bu bağlamda kitapta yer alan ve kendisinin bakış açısının en iyi anlaşılabileceği öykü hiç kuşkusuz “Dinsel Hayat” öyküsüdür. Bu öyküde yazar, Kur’an’î bulmadığı kimi yaklaşımları bu günün genç kuşak problemleriyle yakınlaştırarak eleştiriyor. Bu yaklaşımı “Bir Bulut Kümesi” öyküsünde de görüyoruz. Bu öykülerde yazar, yalnızca meselelere bakışıyla durduğu yeri belli etmekle kalmıyor aynı zamanda oluşturduğu atmosferin etkisiyle teklifler ve öneriler de sunuyor. Bu teklifleri didaktik olmaktan uzak ve oldukça ustalıkla öyküye yedirdiğini söyleyebiliriz.

Mihriban İnan Karatepe, yukarıda da değindiğim gibi politik olaylara kayıtsız kalmayan bir öykü yazarı. Buna örnek olarak, “V.R”, “Taş”, “Yirmi Lira”, “Yağmur Yağıyor” gibi öyküler verilebilir. Kadın problemleri, daha doğrusu kadına uygulanan şiddet başta olmak üzere Suriye’li sığınmacılar ve savaş mağduru çocuklara uzanan geniş bir yelpazede ele aldığı konuları öyküsüne taşıyor. Bunun yanında modern insanın çıkmazlarını, yozlaşmayı, yabancılaşmayı, sosyal medyanın dayatmalarını öykülerine konu ediyor. Bu öyküleri ise ironik ve alaycı bir dille anlatıyor. “Allah Canımı Alsa da Kurtulsam” öyküsü bu bağlamda örnek teşkil edebilir. Karatepe bu öyküsünde, sosyal medyayı çok kullanan bir kadını anlatıyor.

Atları uçuruma sürmek
Post Öykü

Hemen her halini ifşa eden öykü kahramanı, “Kleopatra” güzellik banyosunda, diye yazıyor durumuna. Hemen yorumlar gelmeye başlıyor. Bu arada kocası halı saha maçına gitmek için evden çıkıyor. Aralarında küçük bir sürtüşme yaşanınca kadın, “Allah canımı alsa da kurtulsam senden Berke,” diyor. Daha sonra, bir yandan banyoyu hazırlarken bir yandan da gelen saçma sapan yorumlara cevap yetiştiriyor. Bir arkadaşı, “Sallıyorsun âlemi, Kandilli bile ölçemez seni,” diye bir yorum yazıyor. Kadının içine bir korku düşüyor. “Allah korusun,” diye cevaplıyor bu yorumu. Telefonu bırakıp banyoya giriyor. Ama kalbine bir korku düşüyor. Deprem olursa bornozuna sarınıp çıkmayı aklından geçiriyor. Küvet yarıya kadar dolunca bismillah çekerek giriyor suya. Bu arada banyo penceresinin açık olduğunu fark ediyor ve kapatıp öyle uzanmayı düşünüyor. İşte ne olduysa burada oluyor. Pencereyi kapatmaya çalışırken ayağı kayıyor ve düşüyor. Tutunmaya çalışırken suyu daha da açıyor. Başını küvetin kenarına çarpıyor. Kaskatı yığılıp kalıyor.

Bundan sonra öykü bir film sahnesi gibi ilerliyor. Okurken, kahramanla birlikte nefes almaya çabalıyorsunuz. Bu gerçekçi ve yalın dil sayesinde Karatepe, öykünün inandırıcılığını daha da artırıyor. Kullandığı ironik dil gittikçe sivriliyor. Kadın küvette bir ölüm kalım mücadelesi veriyor. Bu arada zihninden kimi görüntüler akıyor. Onu üst dudağına dayanmış suyla, verdiği pozu öven bir adamın yönlendirmeleri ve bacaklarına doğru zoom yapan bir kamerayla bırakıyoruz. Öykünün finalinde kahramanın kocası maçtan dönüyor. Zili çaldığında kapıyı açan olmayınca alışverişe gittiğini düşündüğü karısına söylenerek kapıyı açıyor. İlk adımda ıslak halıya basıyor. Ayağı yaş halıya gömülüyor. “Sular eşiğe kadar gelmişti,” diyerek bitiyor öykü.

Birkaç öykü dışında hemen bütün anlatıcılar kadınlardan ve çocuklardan oluşuyor. İşte yazarın bu tercihi, kurduğu öykü dilini bu anlatıcıların masumiyeti ve savunmasızlığı üzerinden kıymetlendiriyor.

Kadına dair her türlü şiddeti öyküsüne taşıyor Karatepe. Ancak bu taşımanın atmosfer içinde bir taşıma olduğunu mutlaka söylemeliyiz. Çünkü şiddetin iticiliğinin farkında olan yazar, bunu gösterme ve imalar yoluyla yaparak, direkt şiddet üzerinden bir öykü kurmuyor. Böylece düşebileceği kimi tuzaklardan da ustalıkla uzak durmuş oluyor. Birkaç öykü dışında hemen bütün anlatıcılar kadınlardan ve çocuklardan oluşuyor. İşte yazarın bu tercihi, kurduğu öykü dilini bu anlatıcıların masumiyeti ve savunmasızlığı üzerinden kıymetlendiriyor.

Karatepe, öykülerini yazarken eksiltili dili özenle ve ustalıkla kullanıyor. Kısa öykünün en temel özelliği olan fazlalıklardan arındırmayı başarıyla öykülerinde uyguluyor. Ancak bu eksiltmenin kimi zaman aşırılığa doğru kaydığını düşüyorum. Aşırı eksiltme nedeniyle kimi öykülerde tahkiye iyiden iyiye geri çekiliyor ve geriye salt imgeler kalmaya başlıyor. Bu durum da öyküleri aşırı açık uçlu ve aşırı yorumlara açık hale getiriyor ve böylesine açık uçluluk da metnin muradının es geçilmesi gibi bir sonuç doğurabileceğini düşünüyorum. Elbette her yazar öykülerinin bol çağrışımlı olmasını ister. Ancak, yazara öyküyü yazdıran ana sebebin de aşırı yorumlarla buharlaşmaması gerekmektedir.

Bu arada kitapta on sekiz öykü var ve seksen altı sayfa. Bir solukta okunacak ama etkisi uzun süre hafızanızdan silinmeyecek öyküler okumak istiyorsanız Herşey Çok Güzel tam size göre.