Hikayeyi canlı kılan fırça darbeleri

MUSTAFA APLAY
Abone Ol

Erkeklere Her Şey Anlatılmaz, 16 öyküden oluşan ve ilgiyi hak eden bir ilk kitap.

Buket Arbatlı'nın ilk kitabı Erkeklere Her Şey Anlatılmaz Sel Yayınları'ndan çıktı. "Erkeklere Her Şey Anlatılmaz"ın hoş ve ilgi çekici bir isim olmasının yanında içeriğe dair açıklayıcı bir yanı da var. Zira öykülerdeki anlatıcılar bize çoğunlukla "erkek" in arka planda kaldığı ilginç bir evrenden sesleniyor. Haliyle de yazar kadınlığın binbir türlü haline yakından bakmak, diğer bir ifadeyle kadının dilinden kadının hikayesini anlatmak için geniş bir alana sahip. Arbatlı'nın bunu bilinçli yapıp yapmadığını bilmiyoruz ama bu sayede karakter inşa etme sürecini daha az riskle ve çoğunlukla başarılı şekilde tamamlamış. Karakter yaratma başarısının göze çarptığı öykülerde çok sayıda "fazlalık" la karşılaşmak olasıdır.

İmgeyle tutuşturan öyküler
Post Öykü

Böyle öykülerde sıklıkla karakterlerin, hayatı, kendilerini ya da başka herhangi bir şeyi sorguladığına şahit oluruz ve karakterlerin içsel yolculukları genelde hikayenin aktığı yataktan farklı bir alanda seyrettiğinden okurun öyküye tutunması zorlaşır.

  • Öncelikle şunu söyleyelim. Erkeklere Her Şey Anlatılmaz kolay okunan bir kitap ve hemen hiçbir öykü okurun kendinden kopmasına izin vermiyor. Peki neden? Buket Arbatlı büyüleyici bir dil kullanıyor da üsluptan aldığımız lezzet sayesinde öyküde ne anlatıldığını bile umursamadan sona mı geliyoruz yoksa?

Aslına bakarsanız durum tam olarak böyle değil. Yalın bir dil kullanılmış ve dil öyküye yapabileceği en büyük iyiliği yapıp hikayenin hizmetine girmiş. Fakat daha fazlası değil. Yani bir dil işçiliği göze çarpmıyor. O halde bizi öyküde tutan şey karakterlere kolayca ikna olmamızmış gibi görünüyor, bu da sanırım yazarın gözlem yeteneğiyle alakalı. Bu yetenek, öykülerin sahicilik konusunda başarılı bir sınav vermelerini sağlamış.

Oyuncaklar kaybolmaz
Post Öykü

Söz gelimi "Aile Sofrası" adlı öyküde Süreyya adlı karakter, aynada günden güne şişen bedenini seyrederken şöyle diyor: "Televizyon geçen gün, ekmek tam buğday olunca zararsız diyordu. İstediğin kadar yiyebilirmişsin." Bir gözleme dayanan bu pasaj, Süreyya'nın kilosu ya da görünüşü ile ilgili yapacağı uzun açıklamalardan çok daha işlevsel. Çünkü bizi karaktere inandırıyor. Süreyya bu cümlenin ardından bir öykü karakteri olmaktan çıkıp kanlı canlı bir insana dönüşüyor. James Wood'un da dediği gibi, bir portreye can verebilmek için birkaç fırça darbesi yeterlidir. Sanırım bu kitabın en başarılı olduğu şey de bu fırça darbelerini yerinde kullanarak karakterleri ve dolayısıyla hikayeyi canlı kılmak. Sakin ve hikaye anlatmaya odaklanmış bir üslupla karşılaşıyoruz öykülerde.

Televizyon geçen gün, ekmek tam buğday olunca zararsız diyordu. İstediğin kadar yiyebilirmişsin.

Bu sebeple de temponun nadiren arttığını söyleyebiliriz. Fakat karakterlerin canlılığı ve hikaye anlatımının neredeyse hiç duraksamamasının etkisiyle tempo düşmüyor da. Biz de kadın ruhunun derinliklerine inmeye çalışırken yaşayacağımız olası bir boğulma tehlikesini sağ salim atlatmış oluyoruz. Erkeklere Her Şey Anlatılmaz, 16 öyküden oluşan ve ilgiyi hak eden bir ilk kitap. Bu kitabıyla kadınların kendi aralarında kullandığı gizli dili tercüme eden ve karakter inşa etme konusundaki başarısıyla dikkat çeken Arbatlı'nın bundan sonraki edebiyat yolculuğunda neler yapacağını merakla bekliyorum.