Ankara Operası Sergievi dönüşümüyle şekillendi

İrem Nur Kaya
08:00, 07/11/2022, PazartesiG: Güncelleme: 16:31, 16/01/2026, Cuma
Ankara Operası Sergievi dönüşümüyle şekillendi
Ankara Operası, Kaynak: Atılım Üniversitesi Ankara Dijital Kent Arşivi.

Ankara Operası, başkentte opera ve tiyatro temsillerinin yapılabileceği büyük bir mekan olmaması ancak yeni bir yapı yapacak bütçenin de bulunmaması nedeniyle mevcut bir yapının dönüştürülmesiyle kurgulanıyor. Bu dönüşüm için Şevki Balmumcu’nun 1930’lu yıllarda tasarladığı Sergievi yapısının işlevine son veriliyor. Alman Mimar Paul Bonatz ise yapının dönüşüm projesini hazırlamakla görevlendiriliyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki önde gelen modern yapılardan biri olan Sergievi’nin dönüştürülmesi, mimarlık camiası tarafından eleştirilse de yapı, dönemin mimarlık anlayışını çözümleyebilmek için önemli ipuçları sunuyor.

1929 Buhranı
sonrasında dünya çapında
tasarruf önlemleri alınmasını ve ekonominin iyileştirilmesini sağlayacak yöntemler
geliştiriliyor. Bu kapsamda Türkiye’de de TBMM tarafından
ekonomide tasarrufa yönelik hamleler yapmak, ülkenin gelişimini destekleyecek çeşitli faaliyetleri yürütmek, Atatürk ilke ve inkılaplarının bilinirliğini artırmak
gibi amaçlarla
Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti
kuruluyor. Cemiyetin Ankara’da
kültür-sanat ortamını canlandırmak için
hayata geçirdiği
Ankara Sergievi,
uluslararası bir yarışmanın sonucunda tasarlanıyor. Farklı işlevlerin bir arada kurgulanmasının istendiği
Ankara Sergi Evi Uluslararası Mimari Proje Yarışması’nda birincilik ödülü Paolo Vietti-Violi ve Şevki Balmumcu arasında paylaştırılıyor.
Vietti-Violi’nin hazırladığı projenin bütçesi cemiyetin bütçesine uymadığı için
Şevki Balmumcu’nun projesinin uygulanmasına karar veriliyor.
Balmumcu, yabancı mimarların Ankara’da sözünün geçtiği bir dönemde
genç bir Türk mimar olarak
bu yapıyı hayata geçirdiği ve ortaya anıt niteliğinde bir yapı çıktığı için büyük bir övgü topluyor.
Yapımı bir yıl süren yapı
1934 yılının Cumhuriyet Bayramı’nda,
Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin
hazırladığı
Ankara Sanayi Sergisi
ile misafirlerini ağırlamaya başlıyor. Türkiye’nin modernleşme çalışmalarında önemli gelişmelerden biri olarak görülen Sergievi,
yatay ve dikey kütlelerin sade ama etkileyici bir şekilde bir araya geldiği
tasarımıyla da dikkatleri üstünde topluyor. 1946 yılına kadar
“Türkiye; Tarih, Güzellik ve İş Memleketi Sergisi, El İşleri ve Küçük Sanatlar Sergisi, Kömür Yakan Vasıtalar Sergisi, Ziraat Sergisi”
gibi farklı konulara odaklanan
resim ve heykel sergilerine
ev sahipliği yapıyor. 1946 yılına gelindiğindeyse yapının işlevinde bir değişiklik yapılmasına karar veriliyor ve Ankara Sergievi
yerini Ankara Operası’na bırakıyor.
Ulus ile Kızılay arasındaki prestijli konumu
ve
halkın sosyal hayatındaki yeri itibarıyla
kent hafızasında önemli bir yer tutan yapının opera binasına dönüştürülmesine
Ankara’da temsillerin yapılabileceği büyük bir mekan bulunmaması neden oluyor.
Halkevi dışında başka bir sahne bulunmayan başkentte
yeni bir yapının yapılması için yeterli bütçe bulunmuyor.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı
Hasan Ali Yücel ve Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Halil Vedat Fıratlı
dabu sorununu çözmek için mevcut bir yapının değiştirilmesi gerektiğine karar vererek Sergievi yapısının operaya dönüştürülmesi yolunda çalışmaları başlatıyorlar. Tiyatro ve opera temsillerinin yapıldığı mekanın modern bir kentte sergievi gibi gerekli olduğunu vurgulayan Yücel’in bu kararı
dönemin mimarlık camiası tarafından büyük bir eleştiriye maruz kalıyor.
Mimarlar, opera temsilleri yapılacak bir mekanın
mevcut bir yapının dönüştürülmesiyle elde edilmesinin yanlış olduğunu ve yapının tasarım kararlarının bir operaya uygun gerekliliklerle verilmesi gerektiğini
savunuyorlar. Yüksek Mimar Adnan Kuruyazıcı,
Ankara Tiyatro Binası İhtiyacımız ve Sergievi
başlıklı yazısıyla
Mimarlık
dergisinde işlev değişikliği konusunu detaylı bir biçimde ele alıyor:
Ankara'nın tiyatro binası ihtiyacı giderilmek istenirken Sergievi binasının tiyatroya tahvili hatita geliyor. Böyle bir tahvile inanmak bir mimar için varit değildir. Zira tiyatro binası her bakımdan hususiyet arzeder. Mimarlık sanatının en çok ihtimam isteyen mevzuudur, ufak hata ve ihmali kabul edemez.
Her ne olursa olsun muayyen maksatla yapılmış binanın diğer bir maksat için kullanmaya tahsisi bugünkü modern düşünceye de katiyen uymaz. Bilhassa tiyatro binası buna hiç mütehammil değildir. Denebilir ki bir çok memleketlerde tadil edilerek sonradan tiyatro yapılmış binalar vardır. Fakat hiç bir sanat adamı muhavvel bir tiyatro binasının mükemmel olduğunu iddia edemez. Böyle tadil edilmiş olanlarda netice itibarile eski binadan hiç bir parçayı taşımazlar, yavaş yavaş eski binanın bütün kısımları kaldırılmıştır Maliyetleri de yeniye nazaran çok yükselmiştir ve tekrar edelim eski binanın hiçbir elemanını ihtiva etmemekle beraber yine eskiye uymak mecburiyetlerinden dolayı aksak kısımları ihtiva edebilir. Bu cemiyetin tiyatro gibi en mütekamil ve lüzumlu bir vasıtası olacak bina en ileri fikirlerin müşekkel bir ifadesi olmalıdır.” *
Yapı sadece işlev değiştirdiği için değil bu değişimi,
yapının mimarı Şevki Balmumcu yerine Alman Mimar Paul Bonatz yaptığı için
de eleştiriliyor. O dönemde
Tekel Genel Müdürlüğü İnşaat Şubesi
’nde çalışan Balmumcu bu durumdan derinden etkileniyor ve ölene kadar da üzüntüsünü dile getiriyor. Başta gazetelerde
genç bir Türk mimar yaptığı için tebrik edilen yapının kaderi tersine dönüyor.
Anıtkabir Proje Yarışması’nda jüri üyesi olmak için ilk defa Türkiye’ye gelen Bonatz,
1943-1955 yılları arasında pek çok üretime imza atsa
da bu yapıdaki tavrı eleştirilerden kurtulamıyor. İşlevinin yanı sıra yapının
mevcut cephe tasarımını ve kütle kompozisyonunu radikal bir şekilde değiştiren
Bonatz, genel kanıya göre modern mimarlığa karşı bir tutum sergiliyor.
Yöneltilen tüm eleştirilerin aksine
Paul Bonatz ise eski yapıyı beğenmediğini ancak bu işin ona teklif edilmesiyle birlikte yapıya ısındığını ve çok daha iyi bir hale getireceğini aktarıyor:
“Türkiye'deki üçüncü işim Ankara'daki Devlet Opera inşaatı oldu. Bu yeni bir yapı değil, 12 yıl önce inşa edilmiş, döneme özgü uluslararası üslupta ancak betonarme bir iskelet içinde, çok masif bir sergievinin dönüştürülmesiydi. Milli Eğitim Bakanı bu dönüşüm için öneriler hazırlamamı istediğinde çok şaşırdım ve 'Ekselansları, beni çok çirkin bir kadınla evlendirmek mi istiyorsunuz' dedim. Birkaç hafta sonra yeniden karşılaştığımızda sordu; 'Çirkin hanımınızla aranız nasıl?' -'Ekselansları, inanmayacaksınız ama bu arada onu sevmeyi öğrendim, artık çirkin olmayacak'.”*
Bu anlatımın ardından Bonatz yapının karar süreciyle ilgili bilgiler verirken yapı programını
Tiyatro Yönetmeni Carl Erbert
ve
Holzmeister'in sağ kolu Fritz Reichl
ile hazırladığını ve kesin talepleriyle
kurduğu ekibin uyumlu çalışması sayesinde
yapının önemli bir esere dönüştüğünü vurguluyor. Bu ekipte Zürih’te eğitim alan
Sabih Kayan,
Saraçoğlu Mahallesi projesinde birlikte çalıştığı
Fesih Metigil,
Stuttgart ve Münih’te çalışma deneyimi olan
Ertuğrul Arf, Sabih Öke
ve
Haluk Bey
yer alıyor.
Paul Bonatz, Balmumcu’nun
yatay ve dikey kütleler ile oluşturduğu parçalı görünüm yerine yapının kütlesini bütüncül bir hale getirmeyi tercih ediyor.
Bu kütleyi elde edebilmek için de yapının öne çıkan parçalarından biri olan kuleyi yıkıyor.
Ana girişi sol tarafa alınan
yapıda bu alana
kolonlardan oluşan bir bölüm ekleniyor.
Bu kolonatlı bölümdeki tasarım dili kütle etrafındaki farklı alanlarda da devam ediyor ve
kolonlarla ana kütlenin önünde daha alçak bir kütle oluşturuluyor.
Sergievi’nin öne çıkan diğer özelliklerinden biri olan
yatay pencereler yeni tasarımda yer yer kapatılarak kare pencerelere dönüştürülüyor.
Fildişi sıvalı cephe ise yerini
Ankara taşının doğal rengine yakın tondaki boyaya bırakıyor.
Opera binasının
iç mekanında da belli başlı büyük değişiklikler yapılıyor.
Eski yapıdaki ana hol, sahne kütlesi olarak kullanılırken
seyirci salonu yapının uzun kanadına yerleştiriliyor.
Çift kanatlı merdiven ve fuaye ile yeni bir kimlik kazandırılan yapının iç mekan bezemelerinde dönemin önde gelen ressamlarından
Cemal Tollu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun duvar resimleri yer alıyor.
Diğer yapılarında süslemeden uzak duran Bonatz,
opera binasının şenlik havasında olması gerektiğini düşündüğü için
sütun başlıklarını, tavanları, mobilyaları kimilerine göre abartılı bir düzeyde süslü kurguluyor.
Ülkede
var olan kaynakları kullanmaya özen gösterdiklerini
not düşen mimar tasarımını ve düşüncelerini şöyle anlatıyor:
“Yapınız %100 yurtdışından gelecek parçalara bağımlıysa, bunun ülke ekonomisi için ne demek olduğunu düşünün. Makineler için bu zorunlu olabilir ama teknik donanım dışında inşaatta bu gereksizdir. Ankara'daki konut mahallesinde ve Opera'da her şeyi ülke olanaklarıyla gerçekleştirdik. Opera'da en soylu taş duvar işçiliğini, en güzel mermer döşemeleri, kaliteli ahşap ve metal işçiliğini uyguladık. Demek ki olabiliyor. İlerde böylesine bağımsız ve istediğiniz gibi serbestçe çalışmanızı hiçbir şey engellemeyecektir. Ama önce, ilkim, adet ve kullanım, malzeme ve teknik veriler doğrultusunda sağlam temellere oturan, ülkenizin geleneklerini öğrenmeniz gerekir. Önce bu kökleri geliştirmeyi deneyin. Yabancı taklitle başlarsanız bir yere varamazsınız.”*
Her ne kadar
yabancı bir mimar olarak Türk mimarın yapısını değiştirmekle eleştirilse de
Bonatz,
yerel malzemeyi kullanmaya önem verdiğini
gösteriyor. O dönemde
Sedad Hakkı Eldem ve Emin Onat
ile sıkı bir iletişimde olan mimar,
yerellik vurgusuyla birlikte
ülkenin geçmişindeki üslupları canlandırmaya çalışan neoklasik üslubu göndeme getiriyor.
1930’lu yıllarda
geometrik düzenin hakim olduğu ve
sadeliğin anıtsallığa dönüştüğü dönemin bir eseri olan Sergievi
yapısı yerini; 1940’larda
masif kütlelerin ve bezemelerin neoklasik bir üslupla canlandırıldığı dönemin yansıması olan Ankara Operası
’na bırakıyor. Bu dönüşüm hikayesi
Cumhuriyet Dönemi’nde mimarlık anlayışlarının değişimlerini anlamak için önemli bir perspektif sunuyor.

Not: Ankara Sergievi yapısını daha yakından incelemek için “Anıt niteliğinde bir kültür-sanat merkezi: Ankara Sergi Evi” başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz.



Ankara Operası

Paul Bonatz


Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026