Ankara Sergi Evi, Cumhuriyet’in kültür vizyonunu yansıttı
09:00, 15/08/2022, PazartesiG: Güncelleme: 11:41, 16/01/2026, Cuma

Ankara Sergi Evi. Kaynak: Salt Araştırma.
Ankara Sergi Evi hem uluslararası bir yarışma ile tasarlandığı hem de bu yarışmayı genç bir Türk mimar kazandığı için 1930’lu yılların en dikkat çekici yapılarından biri olarak gösteriliyor. Şevki Balmumcu’nun yatay ve dikey kütlelerin kompozisyonu şeklinde tasarladığı yapı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kültür-sanat alanlarına ne denli önem verildiğini gösteriyor.

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde
, Osmanlı Devleti’nin son dönemleri baz alınarak ekonominin iyileştirilmesi adına
çalışmalar başlatılıyor. Sümerbank
ve İş Bankası
kuruluyor, devlet tarafından özel sektörün desteklenmesini sağlayacak ihaleler
yapılıyor ve krediler veriliyor.
Ancak 1929 yılında
dünya çapında yaşanan Büyük Buhran
sonrasında tasarruf önlemleri alınması
gerekiyor. Bu kapsamda dönemin ekonomik planlamasını yapmak ve yerli malların sürümünü artırarak yaygın hale gelmesini sağlamak
amacıyla TBMM tarafından Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti
kuruluyor. Bu cemiyet, Atatürk ilke ve inkılaplarının bilinirliğini artırmak
, devlet kurumlarını öne çıkarmak, ekonomide tasarrufa yönelik hamleler yapmak
gibi çalışmaların yanı sıra ülke çapında çeşitli sergiler açıyor. Bu sergilerin en önemlilerinden biri de 1933’te Ankara’da bir sergi evi açılması için başlatılan çalışma
oluyor.
Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti
bu yapının yapılabilmesi için uluslararası bir yarışma
başlatıyor. Yarışmanın şartları arasında “Sergi binası millî ve beynelmilel yapılacak sergilerde sınaî mamulât, ziraî mahsulât ve hayvanat ile güzel san'atlar eserlerinin teşhirine ve aynı zamanda kitap, çocuk bakımı, sarî hastalıklarla mücadele gibi içtimaî maksatlarla yapılacak sergilere elverişli olacaktır.”*
şeklinde not düşülüyor. Çok yönlü bir sergi tasarımın istendiği ve 10 yabancı, 16 Türk mimarın
katıldığı Ankara Sergi Evi Uluslararası Mimari Proje Yarışması
’nda Paolo Vietti-Violi
ve Şevki Balmumcu
’nun hazırladığı tasarımlar birinci
seçilerek ödül iki mimar arasında paylaştırılıyor. Ancak Vietti-Violi’nin projesinin bütçesi uygun olmadığı için Şevki Balmumcu’nun projesinin uygulanmasına
karar veriliyor. Bu tasarımıyla adından söz ettiren Balmumcu, Mimar
dergisinin Cumhuriyet’in 10. yılına özel
hazırladığı sayıda övgüyle bahsedilen Türk mimarlar
arasına giriyor.
Ankara’da o dönemde
Clemens Holzmeister
ve Ernst Egli
gibi yabancı mimarlar kenti şekillendiren yapılar inşa ettiği için yarışmayı Türk bir mimarın kazanması
ve anıt niteliğinde bir yapı yapılması
büyük yankı buluyor. Hakimiyet-i Milliye
gazetesi bu olayı övgüyle anarken şu ifadeleri kullanıyor: “Bu binaya bakarken zevkimizi okşayacak ve övünmemize vesile verecek ikinci bir sebep de (ilki modern oluşu), bunun genç bir Türk mimarının projesine göre ve gene onun kontrolü altında yapılmış olmasıdır. Genç mimarımız Şevki Bey, bunun projesini bir hayli güçlük çekerek hazırlamış ve buna rağmen müsabakayı kazanmıştır. ...Bina şimdiden bir sanat istikbali vadeden bir Türk gencinin istidat ve muvaffakiyetini göz önüne sermektedir.”**

Yapımı yaklaşık olarak bir yıl süren yapı,
Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti
’nin hazırladığı 1934 Ankara Sanayi Sergisi
ile açılıyor. Açılışa dönemin başbakanı İsmet İnönü
’nün yanı sıra milletvekilleri, bakanlar, farklı kademelerden devlet adamları ve elçiler katılıyor. Ankara Sergi Evi amacı için kullanıldığı süre boyunca Matbuat Umum Müdürlüğü’nün hazırladığı “Türkiye; Tarih, Güzellik ve İş Memleketi Sergisi”
, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından hazırlanan “Sağlık ve Sari Hastalıklardan Korunma Sergisi”
, İktisat Vekaleti’nin hazırladığı “El İşleri ve Küçük Sanatlar Sergisi”,
uluslararası düzeyde açılan “Kömür Yakan Vasıtalar Sergisi”
ve Tarım Bakanlığı’nın hazırladığı “Ziraat Sergisi”
başta olmak üzere çeşitli resim ve heykel sergilerine ev sahipliği yapıyor.
Sergi Evi yapısı
yatay düzleme yayılan ana kütlenin asimetrik ve dikey kütlelerle desteklendiği köşeli yapısıyla
öne çıkıyor. Yapının en uzun kısmında dikey olarak yerleştirilen saat kulesi yer alıyor. 1930’lu yıllarda pek çok yapının kütle tasarımında kullanılan yuvarlatılmış köşeler, Sergi Evi’nin hem dışında hem de giriş ve merdivenlerinde
kullanılıyor. Yapıda malzeme anlamında bir sadelik hakim olsa da kütlelerin kompozisyonu sayesinde anıt bir görünüm
kazanıyor, bant pencereler ile bu anıtsal kütle vurgulanıyor. Mimar dergisinde sadelik konusu şöyle anlatılıyor: “Binanın görünüş zenginliği, Ankara’nın öteki yapılarında yabancı arkitektlerin lüzumsuz yere israf ettikleri çeşitli ve pahalı malzeme ile değil, hacimlerin nisbetll ve ahenkli imtizacı ile temin edilmiştir.”***

Betonarme bir iskeleti bulunan yapıda
kolonların içi ve dışı tuğla ile kaplanıyor.
O dönemde dergide yapının anlatıldığı kısımda bu kaplamanın yaşlık ya da kuruluk gibi durumlarda beton ve tuğla kısımların aralarının çatlamasının önüne geçmek için
yapıldığı yazılıyor. Arazinin temeli çürük olduğu
için yapı betonarme kazıklar üzerine sürekli sömel
tekniği kullanılarak inşa ediliyor. Tuğla ile örülen dış duvarların arasında 36 cm boşluk bırakıldıktan sonra yarım tuğla işleniyor
ve böylece izolasyon
sağlanıyor. Ayrıca serginin teşhir kısımları için alanların kurgusu üzerine çalışılıyor. Farklı kütlelerin bir araya geldiği yapıda farklı ölçülerdeki kütleleri birbirine bağlamak için 4 yerde dilatasyon
yapılıyor. Sergi Evi’nin giriş bölümü ve zemin katı Ankara taşı renginde yapay taşla
kaplanırken diğer kısımlarında fildişi renkli sıva
kullanılıyor.
2200 metrekarelik
iki ana katla büro katından oluşan yapının sergi alanları farklı işlevler göz önünde bulundurularak planlanıyor. Büyük makinelerin sergilenebilmesi
için alt kattaki geniş alanlardan biri verilirken üst katta üç salon halinde düzenlenen alan;sergiler, sinema gösterimleri ve kapalı spor etkinliklerine
yer açacak şekilde kurgulanıyor. Ayrıca yapıda 100 kişilik bir restoran
yer alıyor. Anıt niteliğindeki kütlenin esas girişinin
yanı sıra alttaki sergi katına ulaşabilmek için
yapıda iki küçük giriş
daha açılıyor. Dışarıdan bakıldığında yatay olarak gözüken kütlenin ışıklandırması çatıdan ve kütle boyunca dolanan iki şerit pencereden
sağlanıyor. Girişin sağında yer alan kütledeki yuvarlatılmış cepheyi de kesintisiz bir şekilde takip eden pencereler
bulunuyor.
İkinci Dünya Savaşı
’nın başlamasıyla birlikte devletin Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’ne verdiği destekler azalınca
Ankara Sergi Evi yapılış amacını yitirmeye başlıyor. 1945 yılında yapı Devlet Tiyatro ve Opera Binası’na dönüştürülmesi
için Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nden alınıyor ve Sergi Evi için yeni bir arsa tahsis ediliyor. Talat Paşa Bulvarı
’nda yeni bir sergi salonu
inşa edilse de bu yapı da uzun süre sergi evi olarak kullanılamıyor ve 1963 yılında Devlet Filarmoni Orkestrası’na devrediliyor.
Yeni işlevi için yapılan çalışmalar sırasında tadilat projesi önce Şevki Balmumcu'ya teklif edilse de Paul Bonatz'a veriliyor.
Bu durum pek çok kişi tarafından eleştiriliyor. Şevki Balmumcu bu yapının bozulmasını büyük bir üzüntüyle karşılıyor. Genç bir Türk mimarın yaptığı Ankara Sergi Evi yapısı başlarda büyük yankı uyandırsa da devrin ekonomik ve sosyal sorunlarının etkisiyle günümüze ne yazık ki orijinal haliyle ulaşmayı başaramıyor.Not: Ankara Sergi Evi Uluslararası Mimari Proje Yarışması’na katılan diğer projelerin çizimlerine, Mimar Dergisi’nin 1933 yılındaki 5. sayısından ulaşabilirsiniz.

Sergi Evi
Ankara
Şevki Balmumcu
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.