Adres defteri

hrt
hrt

EVLİYA ÇELEBİ – 17. YÜZYIL

VİLÂYET-İ KIZILELMA: DEVLET-İ PAPA

Krallarına Papa derler. Cümle deryâda gezen ve karada canından bezen küffârların bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ vekîli müftüleridir. Cümle millet-i Mesîhiyye ona secde edüp i‘tibâr ederler. Ammâ garâbet bunda kim riyâzat [u] perhîz ile ol kadar kadîd-i mahz olur kim cânı cism-i murdârından çıkmağa bir sedd-i ramak kaldı dersin eyle. Böyle iken iki yüz sene mu‘ammer olur. Murâd Hân-ı Râbi‘de mürd olan papa üç yüz sene mu‘ammer olduğu müsbetdir.

BÎ-DEVLET-İ FRANSA

Kralına (---) derler, büyük kraldır. Ve âl-i Osmân ile karâbeti vardır. Akdeniz sahilinde ve taşra Bahr-i Muhît kenarında hükmü vardır. Tahtları Paris şehridir. Nice bin pâre kal‘aya ve kalyonlara mâlikdir.

DEVLET-İ PORTAKAL

Cemî‘i zamânda kimse ile sulh kabûl etmemiş bir muta‘azzım kâfirdir, ammâ yine İncîlîdir, lâkin mezhebi ne Papiştedir ve ne Lutıryanîdir. Bir tahtı Sebte boğazı kurbunda (---)dir. Ve Mısır cezîresinin Bahr-i Muhît sâhili cümle bunun hükmündedir. Ve Hindistân’da yedi yüz cezîreye mâlik olmuşdur. Çîn ü Mâçîn’e Hıtâ vü Hoten’e varup bu cihân cezîresin niçe bin kerre devr eden bu Portakal’dır. Cümle küffârdan ekserdir. Hind’i zebûn etmişdir.

DEVLET-İ BOĞDÂN

Bu dahi büyük devlet idi. Sultân Bâyezîd-i Velî Akkirmân ve Kili kal‘asın fütihatâ lafzı târîhinde ellerinden alup harâc- güzâr oldular. Bu Rûmeli kâfiristânında niçe krallar var idi. Âl-i Osmân devletinde devletleri munkarız olup elleri vilâyetleri sâ’ir bilâd-ı İslâma zamm olundu.

İBN BATTÛTA – 14. YÜZYIL

Sonra Merrâkeş’ten çıktık. Allah yardımcısı olsun, efendimizin kafilesiyle beraber Selâ şehrine döndük. Daha sonra Miknâse’ye ulaştık. Burası dört yanı bağ, bahçe ve zeytinliklerle çevrili güzel bir şehirdir. Nihayet başşehir Fas’a ulaştık. Yüce Allah burayı korusun!

Orada efendimize veda ettim; Sudan’a [Siyahlar ülkesi] niyetlenerek yola koyuldum.

Önce Sicilmâsa’ya vardım, en güzel şehirlerdendir burası. Hurması pek lezizdir. Hurma bolluğu yönünden Basra, Sicilmâsa’ya benziyorsa da buranınki daha kaliteli. Hele hele iyrâr denilen türünün dünyada benzeri yok! Sicilmâsa’da Fakih Ebû Muhammed Bişrî’nin evine konuk oldum. Bu adamın kardeşiyle Çin’de Kancanfû şehrinde görüşmüştük. Aradaki mesafeye bak, ne denli uzak! Ebû Muhammed bana bol bol ikram etti. Sicilmâsa’dayken birkaç deve ile bu hayvanların dört aylık yemini satın aldım. Yediyüzelliüç senesi Muharrem ayı başlarında bir kafileyle yola düştüm.

İBN FADLAN – 10. YÜZYIL

2 Zilkade 309/4 Mart 922 pazartesi günü Cürcaniye’den hareket ettik. Türk kapısı denen Zencan Ribat’ında konakladık. Ertesi günü buradan hareketle Cit denen menzile indik. Kar başladı. Hatta develer dizlerine kadar karda yürüdüler. Cit’te iki gün kaldık. Sonra hiçbir yere sapmadan, kimse ile karşılaşmadan dağ bulunmayan bir ovada Türk ülkelerinin içinde ilerledik. Bu şekilde on gün yürüdük. Çok zahmet çektik. Çok şiddetli soğuk, devamlı kar vardı. Harezm’in soğuğu bunun yanında yaz gibiydi. Bütün çektiğimiz zahmetleri unuttuk, ölecek dereceye vardık. Bir gün çok soğuk vardı. Tigin benimle beraber yürüyordu. Yanında bir Türk vardı, onunla Türkçe konuşuyordu. Bir ara Tigin güldü. “Bu Türk sana ‘Rabbimiz bizden ne istiyor! Soğuktan bizi öldürecek. Ne istediğini bilsek onu kendisine takdim ederdik’ diyor” dedi. Ben de ‘Ona söyle, Allah sizden ‘Lâ ilâha illâ’llah’ demenizi istiyor” dedim. Türk güldü. “Bilsek yerine getirirdik” dedi.