Aşıkların sesi: Feyruz

Feyruz
Feyruz

"Ben bireyler için değilhalklar için şarkısöylerim."

21 Kasım 1935’te Lübnan’ın bir dağ köyünde doğdu. Babası Mardin’den göç eden Süryani birisi annesi; ise Lisa El-Bustani adındaki Yunan Ortodoks kilisesine bağlı Marunî bir ailedendi.

Adı Nuhad’dı. Nuhad, çok küçük yaşlardan itibaren müzikle ilgiliydi. Babası oldukça muhafazakâr olduğu için kızının müzikle ilgilenmesini istemiyordu. Nuhad’ın ısrarcı davranması sonucu müzikle olan bağı kopmaz. Önce okul korosuna katılır; ardından da 1947’de Beyrut konservatuarına yazılır. Konservatuara yazılmasında müzik öğretmeni ve besteci Muhammed Felayfel’in etkisi büyüktür.

Küçük kız, dönemin ünlü seslerinden Ferid El Atraş’tan “Ya Zehrâten Fi Hayâlî” ve Asmahan’dan “Mevval” şarkılarını okur. Halim El-Rumi adeta büyülenir ve hemen ona radyoda şarkı söylemesini teklif eder.


Beyrut konservatuarında sahne alırken, sesinin güzelliği birçok kişinin ilgisini çeker. Bunların başında da Lübnan radyo müdürü, besteci ve söz yazarı Halim El-Rumi gelir. Halim, Nuhad’ı sahne sonrası odasına çağırtır. Oldukça utangaç bir şekilde; odaya giren Nuhad’dan önce ilahi dışında birkaç şarkı okumasını ister. Küçük kız, dönemin ünlü seslerinden Ferid El Atraş’tan “Ya Zehrâten Fi Hayâlî” ve Asmahan’dan “Mevval” şarkılarını okur. Halim El-Rumi adeta büyülenir ve hemen ona radyoda şarkı söylemesini teklif eder. Nuhad oldukça sevinçlidir; fakat ortada bir sıkıntı vardır: babası… Söz konusu teklifi hemen babasına açar fakat babası önce kabul etmez, ardından ısrarlara dayanamaz ve erkek kardeşi Joseph’in ona refakat etmesi şartıyla kabul eder.

Söz yazarı Assi ve Feyruz
Söz yazarı Assi ve Feyruz

İşte bu koşullarda olaylar çok hızlı gelişir. Halim önce onu kadrolu sanatçısı yapar. Ardından sahnede kullanacağı isim olan Feyruz’u belirler. Elbette Halim’in Feyruz’a yaptığı iyilikler sadece bununla sınırlı değildir. Onun ilk bestelerini yapmakla kalmaz, Feyruz’u genç kuşağın yetenekli besteci ve söz yazarı Assi ve Mansur Rahbani kardeşlerle tanıştırır. Feyruz, geleneksel Arap/Lübnan müziğini Batının çok sesli müzik motifleriyle süsleyen Rahbani Kardeşlerle muhteşem bir üçlü olur. Hikâye uzun bir süre şöyle devam eder: Mansur yazar, Assi besteler ve Feyruz da söyler.

Müzik arkadaşlığı zamanla hayat arkadaşlığına dönüşür. Ve böylece Assi önce sesine sonra kendisine âşık olduğu 19 yaşındaki Feyruz’la 1954’te evlenir. Zamanla dört çocukları olur. Biri doğuştan özürlüdür, birisi genç yaşta ölür. İşte bu koşullarda sesinin güzelliğine bir de hüzün eklenir.

  • Hemen bir yıl sonra, Mısır Ulusal Radyo’suna davet edilmesi Feyruz’un hayatının dönüm noktalarından birisi olur. Zira Kahire, hayallerinin büyülü şehridir ve çocukluğundan beri neredeyse her gün komşusunun radyosunda dinlediği Ümmü Gülsüm, Leyla Murad ve Asmahan gibi devlerle buluşma ve aynı havayı soluma imkânına erişir.

Ümmü Gülsüm’e öykünerek söylediği şarkılar aklına gelir ve Kahire’nin yolunu tutar. 5 ay gibi kısa bir sürede dönemin pek çok ünlü yıldızıyla tanışır ve Muhammed Abdülvahab’la çalışma imkânı bulur. Bir yıl sonra yani 1957’de, Baalbek’te yapılan Uluslararası Baalbek Festivali’nde, ilk ciddi çıkışını yapar. Geri planda Rahbani kardeşlerin olduğu; doğu ve batı enstrümanlarının harmanlandığı orkestranın eşliğinde “Lübnan ya Ehdar Hilo” şarkısını söyler.

Böylece Rahbani kardeşlerin öncülüğünde 1957’den Lübnan iç savaşının başladığı 1975’e kadar, pek çoğu Baalbek’te olmak üzere, onlarca konser vermeye başlar. Assi Rahbani, Feyruz’un hem eşi, hem bestekârı hem de menajeridir. Turneler ve konserler boyunca, bütün programları kendisi yönetir. Feyruz yıllar geçtikçe daha da devleşir. Arap dünyasının en büyük şairleri, şiirlerin onun tarafından yorumlanması için adeta yarışırlar. Arap geleneğinden hiçbir şekilde kopmayan Feyruz, Rahbani kardeşlerin yanı sıra Muhammed Abdülvahan, Seyyid Derviş, Halil Cibran, Ahmet Şevki, Zeki Nessif ve Riyad Sumbati gibi Arap şiir ve müziğinin büyük temsilcileriyle çalışır. Ve 900’e yakın şarkı okur…

1960’lar Feyruz’un zirvede olduğu yıllardır. Şarkılarına kattığı evrensel ritim ve melodiler dünyanın pek çok yerinde yoğun ilgiyle karşılanır.

O, Arap müziğinin dünyanın çeşitli bölgelerinin tınılarıyla süslemiş bir yanda da ud, darbuka, kanun gibi doğu enstürmanları kullanmıştır. Diğer yandan da çello, keman, piyano gibi batılı enstrümanlardan da yararlanmıştır. 1969’da Cezayir Başkanı Houari Boumedienne huzurunda özel konsere çıkmaz ve bunu da şöyle açıklar: “Ben bireyler için değil halklar için şarkı söylerim.” Bu yüzden, 6 ay boyunca Lübnan radyolarında şarkılarının okunmasına izin verilmez.

Ümmü Gülsüm’den sonra Arap dünyasının en saygın kadın unvanını alan Feyruz, 1967 yenilgisinin üzerine Rahbani Kardeşlerin senfonik orkestrası eşliğinde, Kudüs için şu şarkıyı okur: “Şehirlerin Çiçeği (Zehrat El Medain)”. Kudüs, Araplar için o kadar önemlidir ki neredeyse bütün Araplar onu sahiplenmeye başlar. Daha sonra, El-Kudüs ve Cisr el-avda gibi Kudüs’ten dünyanın her tarafına yankılanan şarkıları seslendirmeye devam eder. Filistin’e ilişkin pek çok sözü bilir. Hatta bir keresinde şöyle der: “Yine de, bir gün Filistin halkının özgürlüğünü, çocukların doyasıya gülüşünü göreceğim.”

1970’ler oldukça sancılı bir sürecin başlangıcı olur. Daha, 1970’lerin hemen başında, Feyruz’un Filistin’den yana aldığı tavır başta eşi Assi Rahbani’yle aralarının bozulmasına sebep olur. Çok kısa bir süre sonra, ülkesi yavaş yavaş iç savaşın bataklığına sürüklenir. Bu arada dünyanın pek çok yerinden gelen teklifi reddeder ve Lübnan’ı terk etmez. İç savaş pek çok dengeyi sarsar. 1977’de Amman ve Şam’daki Petra müzikali, Rahbani Kardeşler ve Feyruz arasındaki son çalışmadır. Bu aynı zamanda Feyruz ile Assi’nin yollarının da ayrılmasının habercisi olmuştur. Bundan sonra Feyruz kariyerine, oğlu Ziad Rahbani eşliğinde devam eder.

Bu arada dünyanın pek çok yerinden gelen teklifi reddeder ve Lübnan’ı terk etmez.
Bu arada dünyanın pek çok yerinden gelen teklifi reddeder ve Lübnan’ı terk etmez.

İç savaşta kazanan kim olursa, her radyoda zafer şarkıları olarak Feyruz’un şarkıları yayınlanır. Fakat Feyruz bu durumdan oldukça rahatsızdır. Genel olarak tarafsız bir tavır takınsa da Lübnan’ı ve sosyalist Arapları desteklemeyi tercih eder. Bu da onun Müslümanlar nezdinde oldukça itibarlı bir konuma getirir.

İç savaş döneminde, 1975-1991 arasında dünyanın her yerinden konser davetleri alır. Bağdat, Fas, Mısır, Suriye, Ürdün, Kuveyt gibi Arap ülkelerinin yanında İngiltere’de (1978- Palladium Hall-Londra), Fransa’da (1979 ve 1988- Olympia ve Bercy), Amerika Birleşik Devletleri’nde (1981 ve 1987- Washington, Cleveland, New York, Detroit, Montreal, Los Angeles, San Fransisco, Houston, Boston), Avustralya’da (1984- Melbourn, Sydney) konserler verir. Gittiği her ülkede deyim yerindeyse yer yerinden oynar.

  • 13 Nisan 1975’te başlayıp 21 Ekim 1991’deki ateşkesle noktalanan Lübnan iç savaşından üç yıl sonra yani 1994’te kulaktan kulağa bir fısıltı yayılır: “Feyruz geri dönüyor.”

Ve gerçekten de kısa bir süre sonra fısıltı gerçeğe dönüşür. Feyruz, Müslümanı’ndan Hristiyan’ına, Sünni’sinden Şii’sine, Marunî’sinden Dürzi’sine kadar etnik ve dini açıdan farklı 50.000 Lübnanlının katıldığı bir konser verir. Konser canlı yayın aracılığıyla 125 milyon kişi tarafından izlenir. Ertesi gün Suudi Arabistan kralının yaptığı açıklama gazetelerde yer alır: “Feyruz’un sesi Lübnan’ın kalbinden yükseldi, Lübnan geri geldi.”

Benzer biçimde ülkenin savaş sonrası kültür hayatına damga vuran bir diğer gelişme savaş süresince yapılmayan Baalbek Festivali’nin tekrar hayata dönmesidir. 1998’de Feyruz, Rahbani Kardeşler’in müzikallerinden yapılan bir seçkiyle izleyici karşısına çıkar. 25 yıllık bir aranın ardından ilk gece 16.000 kişiye konser verir. Lübnan Cumhurbaşkanı İlyas Hrawi temsil sonrasında sanatçıyı kutlarken “onun başarısı Lübnan’ın başarılarını getirecek” yorumunda bulunur.

Arap müziğinin Endülüs üzerinden Batı’ya uzanması ve daha sonraki yüzyıllarda tekrar kullanılması Feyruz gibi hünerli isimler sayesinde olur.


Arap müziğinin Endülüs üzerinden Batı’ya uzanması ve daha sonraki yüzyıllarda tekrar kullanılması Feyruz gibi hünerli isimler sayesinde olur. 1990’larda Zeki Nazif ve Muhammed Muhsin’le yaptığı Arap cazı bunun en önemli sonuçlarından birisidir. Feyruz’un etkisi sadece Arap dünyasıyla sınırlı değildir. Türkiye’de pek çok insanın ezbere bildiği şarkılar, Feyruz’un şarkılarının aranje edilmiş şeklidir: Ajda Pekkan’ın Sana Neler Edeceğim “Kan Izzaman”, Tanrı Misafiri “Tarik El Nahl”, Yere Bakan Yürek Yakan “Aher Eyam El Sayfieh”, Ferdi Özbeğen’in Elini Sallasan “Ya Nassini”, Bir Düşmeye Gör “B’Hebbak Ya Lebanon”, Kurumuş Bir Dal Gibiyim “La Enta Habibi”, Sanki Bulunmaz Hint Kumaşı “Akher Alem El Sayfieh”, Seviyorum Delicesine “Kenna Netlaka Fi Al Shieh”, Gönül Akkor ve Deniz Seki’nin “Böyle Gelmiş Böyle Geçer” (El Bint Cebeliya), Kamuran Akkor’un “Kim Kimedir Bu Dünya” (Nassam Alaynal Hawa), Neşe Karaböcek’in Aradı Buldu Beni “Rejhet El Şatveye”, Kısmet “Nehna Ouel Amar Jirane”, Yalvarma “Habbeytak Bissayef”, Nilüfer’in Nerdesin Nerde “Hela Ya Wasea” şarkıları bunlardan sadece birkaçıdır.

Sanat yaşamının başından itibaren onlarca konser veren Feyruz, Lübnan dışındaki son konserini 26 Haziran 2016’da verir. Ve 2012’deki “Evet Umut Var (Eh fi amal)” albümüyle sessizliği seçerek müzik dünyasından ayrılır.