Balkan Türk müziğinin üstatlarından Aluş Nuş: Dilimizi ve dinimizi, türkülerle muhafaza ettik

Balkan Türk müziğinin üstatlarından Aluş Nuş: Dilimizi ve dinimizi, türkülerle muhafaza ettik.
Balkan Türk müziğinin üstatlarından Aluş Nuş: Dilimizi ve dinimizi, türkülerle muhafaza ettik.

Balkanlarda yaşayan Türkler, Osmanlı’nın Balkanlardan çekilişiyle birlikte, türlü sorunlarla karşılaştılar. Fakat türküler, hiçbir zaman bu halkın dilinden düşmedi, kalbinden çıkmadı. Dilimizi ve dinimizi, türküler sayesinde muhafaza ettik.

Dil ve din, millet olmanın iki temel unsurudur. Peki, sizce bu denklemde müzik nerede duruyor?

Konfüçyüs, “Bir milleti yok etmek istiyorsanız işe önce dili ile başlayın” der. Bence dili ortadan kaldırmanın en önemli yollarından birisi de müziktir.

Balkanlar, Osmanlı’ya birçok devlet adamı vermiş mümbit bir coğrafya. Aynı durum musikide nasıl?

Osmanlı Balkanlara geldiğinde, tüm gelenek ve göreneklerini de beraberinde getirmişti. Elbette buna musiki de dâhildir. Balkan yöresinden Türk musikisine hizmet eden çok sayıda isim var. Mesela, Hammâm-zâde İsmail Dede Efendi, Manastırlıdır. Biraz daha aşağıda meşhur bestekârlardan Şakir Ağa var. Yine 50 km kadar ileride, Türk musikisinin en büyük bestekârlarından biri olan Yusuf Nalkesen var.

Balkan Türk müziği, tam olarak neye karşılık geliyor?

Bildiğiniz üzere, iki ses düzeni vardır: Batı müziği (Mansur) ve Türk müziği (Bolahenk). Balkanlarda, evrensel Batı müziği ses düzeni kullanılmaktadır. Biz de, Türk müziğinin makamlarını ve işaretlerini bu müziğe uyguluyoruz. Balkan Türk müziği, Türk Sanat ve Türk Halk müziği temelleri üzerine inşa edilmiştir. Bununla birlikte, yeni bir biçim ortaya koymaktadır. Balkan Türk müziği, Balkan-Avrupa müziğine diyez, bemol ve makamların yazıldığı perdeleri uygulayan bir müzik türüdür. Balkan Türk müziği, Balkanların çok renkli sesleri, gelenek ve görenekleri ile yoğrulmuş, yeni motifleri Türk müziğine kazandırmaktadır. Türk müziğinin makam ve usul zenginliğinden yararlanarak kimi bestelerde birkaç makam ve birkaç usul kullanılmaktadır. Sanat müziği formundaki bestelerde yazı dili, buna karşılık Halk müziği bestelerinde ve derlemelerinde yerel ağız kullanılmaktadır.

“Türk müziği, komaları yüzünden, çok sesli müzik olamaz” diyorlar…

Diyorlar evet ama Üstat Hüseyin Sadettin Arel, türlü boyutlarda, klasik kemençeler yaptırarak bunu denemek istemişti. İstanbul Radyosu yöneticileri, buna itiraz ederek, bütün o sazları radyonun bodrumuna atmışlar. Birilerinin, türlü boyutta mızraplı ve yaylı tamburlarla, çok sesli Türk müziği denemesi yapmasını arzu ederdim.

Müzik ile münasebetiniz, bir aşk hikâyesine benziyor. Bu aşk ne zaman ve nasıl başladı?

Bu soruyu soranlara, her zaman aynı cevabı veriyorum: Kendimi bildim bileli, Türk müziğiyle meşgul oldum. Müzisyen bir aileden geliyorum. Babam Hüseyin Nuş, 1923’de kurulan Gayret Cemiyeti’nin ses ve saz sanatçılarından biri idi. 1974 yılında Kosova müzik severlerine sunduğumuz hicaz makamındaki Ne Yapsak Çaresiz isimli bestemiz, kabul gördü. O günden beri, müzikle iç içe yaşıyorum. Türlü boyutlarda yaylı tamburları çalıyorum. Stüdyomda yaptığım çizimlerde başka sazları da çalmaya çalışıyorum.

Tanbura bir katkı sağlıyorsunuz. Yeni bir şey çıkıyor ortaya. Mucidi olduğunuz ‘Nuşi’ tanburun, diğer tanburlardan farkı ne?

Nuşi tamburun sapı, bağlama sapıdır. Telleri ise elektro gitar telleridir. Tellerin diziliş şekli farklıdır. Mızraplı tanbur, yaylı tanbur, bağlama, cümbüş ve kemençe sazlarına ait sesler, bu saz yardımıyla da kolaylıkla kazanılabilir.

Besteleriniz, Kosova Radyo Televizyonu ve TRT tarafından da değerlendirilmiş bildiğimiz kadarıyla?

Arnavut kardeşlerimizin Türk müziğine büyük bir ilgisi var. Hatta birçokları, başarılı bir şekilde Türk müziği icra ediyor. Kosova Radyosu Müzik Dairesi üyeleri Prizrenlilerden oluşuyor. Buradaki Arnavut kardeşlerimiz, birçok alanda bize yardımcı oluyorlar. Kosova Radyo Televizyonu Denetim Kurulu, repertuarına dâhil olan besteler için, bestekarlara tatminkar bir ödeme de yapıyor. Bestelerimden on beş tanesi TRT repertuarına alındı. Yeni bestelerimi de TRT repertuarı için hazırladım. Fakat maddi imkânsızlıklar nedeniyle, henüz değerlendirmeye alınmadı.

Aşık Çelebi’nin “şair membaı” olarak nitelendirdiği Prizren ve Kosova, bu özelliğini halen muhafaza edebiliyor mu?

Kosova’daki Türk toplumu, sayı itibariyle en az olmasına rağmen, müzik, edebiyat, resim ve tiyatro çalışmalarında büyük başarılara imza atmışlar. Özellikle Rumeli türkülerinin yaşatılmasındaki gayretler takdire şayandır. Yaklaşık on bin kadar Türkün yaşadığı Prizren’de, elliden fazla şair ve yazarımızın en az bir kitabı yayınlanmıştır. Bazılarının 15 kitabı yayımlandı. Nüsret Dişo Ülkü, Nimetulah Hafız, Hasan Mercan, İskender Muzbeg, Altay Suroy Recepoğlu, Ahmet İğciler, Secaettin Koka, Zeynel Beksaç, Ethem Baymak, Taner Güçlütürk, Agim Rifat Yeşeren, Fikri Şişko ve Reşit Hanadan bunlardan sadece birkaçıdır.

Boşnak ve Arnavutların Türk müziğine ilgisi ne derecede?

Arnavut kardeşlerimiz Türk müziğine her zaman ilgi göstermiştir. Öğrencilerimizin arasında çok sayıda Arnavut asıllı var. Arnavutların haricinde Roman kardeşlerimizle de Türk müziği çalışmaları yaptık. Son zamanlarda, Boşnakların da Türk müziği ile ilgilenmeye başladıklarını gözlemliyoruz. Özellikle Bosna Hersek Senfoni Orkestralarında ilahilerimizin seslendirilmeye başlaması bizi oldukça mutlu ediyor.

Balkanlar

Yirmi bir yıldır ücretsiz müzik eğitimi veriyoruz. Bu süreçte, sadece 20 ay Yunus Emre Enstitüsü’nden destek alabildik. Diğer bazı kurumlardan da yardımcı olanlar oldu. Fakat destek sözü verip, sözünde durmayanlar da oldu.Türkiye’den çok değerli sanatçılar buralara getiriliyor. Buna karşılık bizler, maalesef burada yaptığımız özgün çalışmaları Türkiye’de tanıtamadık. Bize de Balkanlardaki çok renkli ve başarılı çalışmalarımızı Türkiye’de tanıtma fırsatı verilmeli