Bizim büyük yoksunluğumuz

Eskiden yüzler de değişirdi duyduğun hikayeler de. Şimdi onlar aynı kişi.
Eskiden yüzler de değişirdi duyduğun hikayeler de. Şimdi onlar aynı kişi.

Her şeyi bildiğin için tıkanıyor zaman. Devrimlere aşinasın. Tarih aklının kenarına not edilmiş. Coğrafyayı 17 saatte öğrendin. Artık bir yabancı görsen tanıdık geliyor, yeni bir fikir duysan bir yerlerden anımsıyorsun. Tekrarları izlemekten, sonuçları bilmekten sıkıldın. Eskiden yüzler de değişirdi duyduğun hikayeler de. Şimdi onlar aynı kişi.

Uzun zamandır arıyorsun. Çünkü farkındasın dünyanın. Sana, bilmek lazım. Fani kelimesinin anlamını kavradığın yıllarda başladı bilgiye merakın ve kısa sürede her şeye ulaştın. Kuantum, ay tutulması, bahar çiçeklerinin kokusu ve çiğnenebilir yasalar bir el hareketiyle önüne sıralandı. Bilinen her şeyi öğrendin. Dahasını istedin.

Bilginler sana aynı soruyu gösterdi: İnsan. “Gitmekten yapılmıştır” ama nereye? Elbet kendine. Kendini bulmalısın önce. Kendini bilmelisin. Bunun başka bir yöntemi de yok üstelik.

Gitmelisin. Dünyaya uyarlanmış aklın; kanıt, hadis, deney ve ayetle sabitledi bunu. İnançsızın bile iman ettiği, insan iradesini aşan bir mesele olarak gitmeli ve kendini bulmalısın. Şüphe yok.

Bilmek için yaşamak zorundasın.

Ölmüşlerden sonrasını gördün ama genç sayılırsın hala. Emeklilik hesabı gibi çünkü yaşam. Sigortan başlamadan bitmiyor mesain, çilen, kırkın, seyrin... yaşamak gerekiyor. Görmeden ölmek ne hazin son.

Her şeyi bildiğin için tıkanıyor zaman. Devrimlere aşinasın. Tarih aklının kenarına not edilmiş. Coğrafyayı 17 saatte öğrendin. Artık bir yabancı görsen tanıdık geliyor, yeni bir fikir duysan bir yerlerden anımsıyorsun. Tekrarları izlemekten, sonuçları bilmekten sıkıldın. Eskiden yüzler de değişirdi duyduğun hikayeler de. Şimdi onlar aynı kişi.

Her şeyi bildiğin için tıkanıyor zaman.
Her şeyi bildiğin için tıkanıyor zaman.

Her şeyden az az olan aklın kendine gelince duruyor. Sanki ilk nefesinmiş gibi yakıyor genzini zaman. Ablak bir çocuk olarak kalakalıyorsun geçiş noktalarında, gişelerde, duraklarda ve bankta. Kıyıya vurduğun bir efkar gecesinde anlamsız bakıyorsun ya denize, işte bu sensin.

Bilmediğin bir şeyler olmalı.

Hakkında kanaatin olmadığı, henüz yargılamadığın, karşılaşmadığın bir bilgi olmalı. Ama yok. Çıkmadı karşına. Artık yeni bilgiye duyduğun heyecanı da unuttun. Açlık hissi bile tüketti kendini. İlk defa duymuş, görmüş olduğun sana bir dejavu yaşatmaktan öte gitmiyor. Bilginin faydasızlığına iman edeceksin neredeyse. Yalnızsın ve senin gibi bir çok insan var. İnsan teki var. Tekil, bağımsız, bağsız, birey, yalnız...

“Eskiler iz sürerdi, biz arıyoruz.”

Burada bir yerlerde bir reçete olmalı aksayan yerlerin için. Günahın avuntusuna kanacak kadar aciz değilsin. Her şeyi bilince kendini bulacaksın sandın. Bunu sana biri öğretmişti. Hocan, düşmanın veya aşkın...

Masadan galibiyetle kalkınca afallayan bir satranç dehası gibi oyuna geri dönmek istedin. Hadi tüm kitapları yaktın diyelim, tüm silahlarını attın; okumayı nasıl unutacaksın, savaşmayı ve “ergen ölüleri”.

Hadi tüm kitapları yaktın diyelim, tüm silahlarını attın; okumayı nasıl unutacaksın, savaşmayı ve “ergen ölüleri”.
Hadi tüm kitapları yaktın diyelim, tüm silahlarını attın; okumayı nasıl unutacaksın, savaşmayı ve “ergen ölüleri”.

Kimyana karışan bilmek zehri, seni bir tortu gibi bıraktı zeminde. Sana bilgin dahilinde olan her şeyi vaad etti ve sözünü tuttu. Lazımı olan her şeyi de aldı senden. Saçlarındaki akları sayıp avunmaya çalıştın, çabuk geçti.

Böyleydi modern akıl.

Bir üstinsanın çoktan tasarlanmış ve piyasaya sürülmüş olması lazımdı. O, sen olmalıydın. Gecikmiş olmalıydı ama gecikmedi. Çünkü hiç gelmeyecek.

İdeal olanın peşinden koştun. Bunu mükemmel sandın. İçli okuduğun o çocukluk şiirini en güzel okuyan olma gayretine giriştiğin için kaybettin samimiyeti. Sesini kaybettin. Her kaybında yeniyi eskittin. Kalbinin bütün odalarına girdi dünya.

Otobüslere binersen kalabalık sayacaktı seni tanıyanlar. Bir müddet biliyor rolü yaptın, bir süre hiç bir şey bilmediğini savundun, bir an buldun, sonra uçup gitti.

Kurulmuş saatin seni uyandırmayı unutunca, ölüm haberleriyle ahlak kaygısı birbirine karışınca; kuralları ihlal eden bir yaya, menüyü eksik getiren bir garson seni öldürebilir dikkat et.

Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır. Dökülen dişlerini kabul et.

Rasyonel sevileri göğsüne işleyen yapay rahmin seni doğuracağına inandın. Unut bunları. Selam verirken para üstü almaya alıştın. Allah’tan bereket isterken daha özen göster. Küçük bir ev bul kendine, içinde büyü. Eşya ile olan bağına bir çeki düzen ver. Samimiyetini yeniden onar, şarkını yeniden ezberle.

İnsan kendini ararken niçin bakmaz bulutlara? Eksikliğini neden kabullenmez? Akıl uzaklık biçimidir habuki, kalp yakını sever. Parça parça edilmiş aklın yapboz parçaları gibi tümevarım vaadediyor sana inatla.

Halbuki işler karışık. Ne biriktirdiysen bir yer ediniyor sende. Defolu veya değil, elindekiler kadarsın. Toplayınca elde edilen bir sonuç, bir altın orandan değil bu, ölçü değil, bir karar meselesi. Kıvamla alakalı bir durum, beşeriyet. Cahil mutluluğu gibi...

İnsan eksiktir. Yaradılışın kusursuzluğunda gizlidir bu. Sende olmayan, tanımlar seni. Çağın bilgisi ise yatıştırıcıdır. Bu, migrene benzer. Ağrıyan, dertlenen baştan sinirleri hissizleştirerek kurtulmaya bakar. Halbuki yaşam sinirlere dokunur. Arayışa sevk eder insanı. Modern bilgi kaçış üstünlüğüdür yaşamdan. Dertsiz ve tasasız bir ömür vaad eder.

Şimdi tekrar ne yapsan çözüm aramak olarak anlaşılacak. Formülü yok aşkın, yetinmeyle ilişik. Erken ölen bir şair gibi acizliğini alıp devam etmelisin. Bu demelisin benim en kıymetli hazinem. Bu büyük yoksunluğum, cevherim.