Meydanın ortaya çıktığı şehir: 15 Temmuz

15 Temmuz
15 Temmuz

Sana meydanlar şehrinden bahsedeceğim sevgili okur. Gündüzleri bankaları, borsaları, otoyolları, gökdelenleri, vapurlarıyla sıradan bir dünya şehrine benzeyen fakat hava kararınca sanki göğüne Zümrüdü Anka’nın kanadı değmiş, Kaf Dağı üzerine kapanmışçasına bir masal şehrine dönüşen 15 Temmuz’dan. Sakinlerinin cenknamelerden, destanlardan, efsanelerden fırlayarak çıktığı, meydanın ortaya çıktığı şehirden.

Sana daha önce hiç yazılmamış bir şehirden bahsedeceğim sevgili okur. Hiç duymadığın, bugüne kadar hayalini bile kurmadığın bir şehir.

Hiçbir seyyahın gözlerinin değmediği, surlarına gönlünün düşmediği... Bugüne kadar hiçbir ağız anlatmadı onun halkının civanmertliğini, hiçbir kulak dinlemedi efsunlu hikayelerini... O yüzden şehirler hakkında ne biliyorsan vakit kaybetmeden unutmanı tavsiye ediyorum; çünkü bu şehri zihninde başka şehirlerin izlerinden oluşan lekelerle göremezsin, görsen bile idrak edemezsin.

Zihnini hazırla! Kadim zamanlardan, ateş başlarında anlatılan ilk hikayelerden beri hikaye anlatıcılarıyla dinleyicileri arasında yapılagelen anlaşmayı hatırlıyorsun. Öyleyse sen de kabul etmeli, bana inanacağını taahhüt etmelisin. Zira laf aramızda, bu şehri gözlerimle gördüğüm halde bazen ben bile inanmakta zorlanıyorum.

Ah ah, sana bir şehirden bahsedeceğim sevgili okur ama vallahi ne yerim ne kalbim ne de kelimelerim buna yeter. Öyleyse şehri ve hikayeyi kurduğun gibi gerisini de sen hayal et!

Sana daha önce hiç anlatılmamış bir şehirden bahsedeceğim ve farkındayım, lafı gevelediğimi; seninle utangaç aşıklar gibi cilveleştiğimi düşünüyorsun. Peki. Sana meydanlar şehrinden bahsedeceğim sevgili okur. Gündüzleri bankaları, borsaları, otoyolları, gökdelenleri, vapurlarıyla sıradan bir dünya şehrine benzeyen fakat hava kararınca sanki göğüne Zümrüdü Anka’nın kanadı değmiş, Kaf Dağı üzerine kapanmışçasına bir masal şehrine dönüşen 15 Temmuz’dan. Sakinlerinin cenknamelerden, destanlardan, efsanelerden fırlayarak çıktığı, meydanın ortaya çıktığı şehirden.

Mesela bu garip şehirde gündüzleri, kanunlarla arası pek hoş olmadığından makbul vatandaş sayılmayan Abdullah, hava karardığında beyaz atlı prens... -o ne saçmalık öyle!- meydan ortaya çıktığında Battal Gazi gibi atına atlayıp ordu komutanını kurtarmak için mermilerin üzerine atlayan bir kahramana dönüşebilir.

Öğleden sonra her gün olduğu gibi meyhaneye doğru yorgun adımlarla yürürken mahallelinin arkasından “bundan adam olmaz” dediği, sadece sarhoşların doğru söylediğine inanan bu yüzden de kendisine inanılmayan Hamza, güneş “makbul insanların” üzerinden kalktığında Allahuekber narasıyla saatte 3900 km hızla üzerine doğru gelen F-16’ya kafa atan bir serdengeçti olur. Sabah yedide hastaneye gidip şikayetini doktora söylerken bile sesi titreyen, asaletinin kaynağı mahcubiyetinin kaba bir memur tarafından hor görüldüğü Fatma Hatun, “meydan” kendisine bildirildiğinde girişini devasa bir ejderhanın tuttuğu sıratvari köprüye gözünü kırpmadan yürüyen korkusuz bir alp kızıdır artık.

Dönüşür ki 15 Temmuz şehrinde nice Ömer’ler, nice demir bilekli yiğitler yetişsin!
Dönüşür ki 15 Temmuz şehrinde nice Ömer’ler, nice demir bilekli yiğitler yetişsin!

Ailesi, eşi dostu akrabası tarafından bir türlü dikiş tutturamamakla suçlanan, dışarıdan bakılınca karıncaya bile zarar veremez gibi görünen Ali; masalın başladığını haber veren sala sesini duyunca tankların önünde durmakta bir an bile tereddüt etmez. O sırada kolları Zülfikar’a dönüşmüş, şairin dizelerini hatırlıyordur:

“Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından

Asya’da, Afrika’da, geçmişte gelecekte

...

Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman!”

Hapse girip çıkmaktan yorulmuş sanılan, davasına olan aşkı yüzünden hafife alınan; gündeme dalmış tivit atar, “analiz kasarken” markete gidip çocuk bezi almayı unuttu diye karısından azar işiten Halil, akşam olup da karanlık ruhlu vaizin mankurtları şehri işgale kalkışınca Uhud’da döne döne savaşırken şehit olan, şehitlerin piri Hazreti Hamza’ya dönüşebilir. Ya da emekliliği yaklaştığı için memleketinden arsa bakan, savaştan, silahlardan elini eteğini çekmiş yaşı geçmiş bir gazi olacağı düşünülen

  • Ömer, masal başladığında; kendi kardeşlerine ihanet eden sırtlanların karşısına, beline adalet kılıcını kuşanıp dağ gibi dikilip, son ve en güzel şarkısını bir kurşunla söyleyen, küllerinden dirilen Anka’ya dönüşür. Dönüşür ki 15 Temmuz şehrinde nice Ömer’ler, nice demir bilekli yiğitler yetişsin!

Şimdi sana hangisini sayayım gönlü yüce okur, tarihin en yorgun çağında, yumuşamış, yılışmış, uyuşuklaşmış şehirlerin ortasında aniden cisimlenen; meydanın, masalların, kahramanların ortaya çıktığı büyülü 15 Temmuz şehri, halkın gündüzleri sıradan insanlar gibi yaşayıp, geceleri meydanlarda, göz kırpar gibi rahatlıkla kahramanlık yaptığı, bayraklara sarılarak uyuduğu, coşkudan eve gitmeyi unuttuğu, birbiriyle tuzunu ekmeğini, kanını, emeğini paylaştığı, üzerine çöreklenen başka şehirlerin başka aptal hikayelerin tozunu bir silkinişte def ettiği, Allah’ın adıyla taptaze derin coşkulu...

Ah ah, sana bir şehirden bahsedeceğim sevgili okur ama vallahi ne yerim ne kalbim ne de kelimelerim buna yeter. Öyleyse şehri ve hikayeyi kurduğun gibi gerisini de sen hayal et!