Mısra derdimiz

her ne kadar kelimeleri bilsek bile anlamlarına sıra gelince bocaladığımız da aşikardır.
her ne kadar kelimeleri bilsek bile anlamlarına sıra gelince bocaladığımız da aşikardır.

derdim, şairlerle benim daha doğrusu, şairlerin bazı mısralarını eskiden beri diğer tüm şiirlerden daha fazla takmışımdır kafama. bir kitap dolusu yavan cümlesini şiir diye bana yutturan bir şaire kızgınlığımdan kitabını kapatıp fırlatacakken sonlara doğru öyle bir mısra çıkmıştır ki karşıma nutkum tutulmuştur. bazı şairler ise ilk mısrada öyle bir sarhoşluğa salmıştır ki beni, rüyamda bile şiirlerini mırıldanmışımdır.

insanız, hamdolsun. eşyanın ve kelimelerin öğretildiği canlıyız. her ne kadar kelimeleri bilsek bile anlamlarına sıra gelince bocaladığımız da aşikardır. beceri, ilham, eğitim vs. bir çok saik aramızdan bazılarını o kelimeleri ve sözleri daha güzel söyleyebilme yeteneğine sahip kılıyor asırlardır, edebiyatçı diyoruz adlarına, yazar diyoruz, romancı, öykü ustası, şair..

derdim, şairlerle benim; daha doğrusu, şairlerin bazı mısralarını eskiden beri diğer tüm şiirlerden daha fazla takmışımdır kafama. bir kitap dolusu yavan cümlesini şiir diye bana yutturan bir şaire kızgınlığımdan kitabını kapatıp fırlatacakken sonlara doğru öyle bir mısra çıkmıştır ki karşıma nutkum tutulmuştur. bazı şairler ise ilk mısrada öyle bir sarhoşluğa salmıştır ki beni, rüyamda bile şiirlerini mırıldanmışımdır.

yıllar süren okumalarımın ardından, en sonunda şu yargıya vardım ve pek de haksız olmadığımı düşünüyorum;

biz, çilesini çekip kurmayı beceremediğimiz cümleleri kuranlara şair diyoruz.

anadolu esbablı bir şair;

“gelse de trenden ikimiz insek” mısrasıyla içimizdeki bozkır garlarını hafiften telaşa vermiştir mesela.

bir başka şair -ki öncekinin aksine feci şekilde istanbul kokar merhum;

‘’zaten yok bir tren penceresinde’’ mısrasıyla hiç çekilmeyecek bir filmin senaryosunu düşürmüştür aklımıza ilk gençliğimizde.. ben hep böyle bilmişimdir.

sevdiğimizden gelen her derde eyvallah deyişimizin dile getirildiği şiirler de az değildir. bozkır sesli bir ozan;

“kurtar, öldür diye geldim

vur ben yine o garibim” dediğinden beri sinemizi avcıya şikar etmişiz mesela.

dava erlerinden bir başka şair, henüz lise yıllarımda;

“biz kavilleşmiş güvercinlere mi bırakmıştık

gözlerimizle konuşmayı onlardan gayrı anlayan yok gibidir dilimizden” demişti bir şiirinde. güya genceciktim ama bir otuz yıl koymuştum sanki ömrüme bu mısralardan sonra..

öznesine öykündüğümüz şiirler de az değildir hani, ah ben olsaydım bu kişi dediğimiz nice şiir insanı vardır sayfalar arasında. mesela şair;

“çocuk sen makpela tarlasından geçtin mi ki üstüne sinmiş eski çağların gün görmüşlüğü’’ diye sorduğunda üstüme alınmak istemiştim ama olmamıştı bir türlü.. grili bir çocuk olma hayaliyle dolaşmıştım yıllarca..

maruz kalmayı istediğimiz yağmurların da sözcülüğü elbet şairlere düşmüştü. yine başka bir anadolu sesli şair;

“yağmur yağmursa eğer

gece de olsa düşer toprağa” mısralarıyla bir saçağın altını mesken tutmaya çağırmıştı bizi..

kimi şair bir mısraı ne kadar kıskanabileceğimizi merak edip görmek için;

“sen bir düş imişsin kuşluk çağında” demiştir, kimi ise her şeye rağmen bereketli bir sevdayı anlatmak için;

“ben seni her halin ile seviyorum toprak gibi” mısraını zerk etmiştir bünyemize. kafamızın dumanı hiç eksilmez bu ve benzer sebeplerden..

tüm bunlardan başka şiire bakarken kaçırdığımız nice güzel türkü vardır ki sözleri ciltler dolduracak kadar derin, yabancı dilleri gereksiz kılacak kadar yeterlidir dert anlatmaya..

misal, yarı uykulu yarı uyanık türkülerin ustası;

“hep senin içindir boyun eğdiğim

yoksa zapt edemez buralar beni” diyerek neden toprağa saplı bıçak gibi dikildiğimizi aşikar etmiştir.

yine aynı şekilde bir başka şair de;

“her şeyden habersiz

mutlu ve kumral,

öteden saçların geçiyordular” mısralarıyla, durduğumuz yerin net koordinatlarını vermiştir.

yarin yüzünde görüp dile getiremediklerimizi ise merhum fısıldamıştır ruhumuza, kıymeti sonradan anlaşılmış kitabında;

“bir acı tarlası sessiz yüzünde,

aşkı yürürlüğe koyma savaşı’’

ve siyasi sebeplerden yurda girmesi yasaklanmış bir ozan;

“gözlerinin dokunduğu her mekan memleketim’’ mısrasıyla coğrafya kitaplarının tek faydasını soba tutuşturmaya indirgemiştir. sıkıntılı iştir şairlik, yine de hasmını bile yüreğinden yakalayacak silahla donanmıştır şair...

cesurca sözlerle hamaset kovalasa da ekserisi, haddini bilen ve haldaşlarına da bildiren şairler daha çok yer etmiştir gönlümüzde. adı sanı çok bilinmese de bir şair;

‘’beni kahraman sanma savaştığım yalandır’’ mısrasıyla en yalın insanlığı koymuştur bu savaş meydanının ortasına..

Ve bundan seneler önce, adı gibi zarif bir şair;

“seçkin bir kimse değilim” mısrasıyla had bilmeyi formülize ederken aynı zamanda bize kendimizden bahsetmiştir biraz da..

ne kadar şair varsa, affola.