Ömrü boyunca tek bir kişiyi sevmiş kalmanın imkânsız güzelliği gibi...

Aslında, kalbinden başka hiçbir şeyi olmayan küçük adam yara almamak için terk etti şehri...
Aslında, kalbinden başka hiçbir şeyi olmayan küçük adam yara almamak için terk etti şehri...

Biliyoruz, ona yönelik övgümüz, kalbimizin lehine kendimize ihanetten başka bir şey değil. Kendi aleyhimize de olsa kalbimize dikkat etmek zorunda olduğumuz için onu anıyor ve geri dönmesini bekliyoruz. Gelince bizim ithal ve sıkıcı saltanatımız yıkılacak çünkü. Gerçeklik aşkına bunu istiyoruz.

"Küçük adam nereye gitti?" sorusunun cevabı aslında açık: Onu biz kovduk. Tüm küçüklüğüyle bizim büyük fotoğrafımızı bozduğu için kovduk.

Uyumlu ve gür adımlarımızın arasında zayıf ve atlayan ritimlerle ilerlediği için ona yer yoktu hayatımızda. Onu biz kovduk. Kahve içmek için kafeye gitmek zorunda olduğunu düşünen herkes kovdu. Ömrü boyunca tek bir kişiyi sevmiş kalmanın sıkıcı imkânsızlığına inanabildiği için aramızda olmamalıydı. O yüzden kovduk. Sofraya oturabildiğinde inançlı ve memnun, oturamadığında ahlaklı ve öfkeli olmanın da ötesinde, sofraya oturmayı beceremediği ya da ihtimalini reddettiği için kovduk.

***

Küçük adam bir tavır... Onu yüceltiyoruz şimdi ve burada. Açık konuşabiliriz ama onu yücelten her cümlenin samimiyeti, bizim açımızdan bile tartışmalı.

Küçük adam bir güzellik... Kendisini ilgilendirmeyen her şeyden yüz çevirmenin yol açtığı güzellik. Navteks ilanı ile saksıdaki sardunyaya aynı önemde yaklaşabilmenin imkânı.

Geri geldiğinde hepimizin yerini tartışmaya açacağı için kapılar yüzüne kapalı. Küçük adam bir tavır... Borsa haberlerine bakmadan güne başlayabilmenin gerçekliği... Küçük adam bir tavır... Gazeteleri, sadece arka sayfasından okumaya başlayanların değil, ön sayfasından ele alanların bile sevmediği bir tavır. Önemliler sıralamasında -O'ndan sonra- kendisini hep ikinci yazdığı için kovduk onu. Üretilmiş büyük kabullere inanmadığı için, yazılmış büyük ezberlere bağlanmadığı için... Küçük adam bir güzellik... Kendisini ilgilendirmeyen her şeyden yüz çevirmenin yol açtığı güzellik. Navteks ilanı ile saksıdaki sardunyaya aynı önemde yaklaşabilmenin imkânı. Kendisini ilgilendirmeyen ve gerçekten de "gerçekten" önemli olmayan hiçbir şeye dönüp bakmamanın çiçeği. O yüzden kovduk.

Şık kıyafetler taklit edilebilirdi belki ama sunum bir türlü başarılamazdı. Olmadı da. Derdini anlatamadığı için istenmedi küçük adam. Onu bu yüzden kovduk. Reklamlara inanmadığı ve bunu varlığıyla önümüze koyduğu için kovduk. Kalbe ihtimal verilmeyen bir çağda, yani yalnızca sözlere bakılan bir çağda, fiziğin egemenliğine olan sarsılmaz inancımız kovdu onu. Santiago Nasar'a kamusal nezaket adına da olsa kayıtsız kalmadığı için, ithal bir hikâyeye aldanmış gibi yapmadığı için, herkes inanıyor gibi yaptığı için bir yalanın yalan olmaktan çıkmayacağını dile getirdiği için kovduk onu. Aslında, kalbinden başka hiçbir şeyi olmayan küçük adam yara almamak için terk etti şehri...

Santiago Nasar'a kamusal nezaket adına da olsa kayıtsız kalmadığı için kovduk onu...
Santiago Nasar'a kamusal nezaket adına da olsa kayıtsız kalmadığı için kovduk onu...

Biliyoruz, ona yönelik övgümüz, kalbimizin lehine kendimize ihanetten başka bir şey değil. Kendi aleyhimize de olsa kalbimize dikkat etmek zorunda olduğumuz için onu anıyor ve geri dönmesini bekliyoruz. Gelince bizim ithal ve sıkıcı saltanatımız yıkılacak çünkü. Gerçeklik aşkına bunu istiyoruz.

İthaf

"Hayır, batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil Bindörtyüz bir

Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil

Ne bir karışıklık var

Ne bir dev rüya görmüş Değil"

Demişti Zarifoğlu. Biraz geç olsa da Muharrem'i kutlayalım. O "büyük yolculuk"u analım. Evet, Yıl iki bin yirmi değil, bin dört yüz kırk iki.