Sarı Saltuk'un yedi başlı ejderhayı öldürmesi

Abdallar demiştir ki, “Kaleyi bırak, dağdan in, denizi geç. Yedi başlı ejderhayı öldür.”
Abdallar demiştir ki, “Kaleyi bırak, dağdan in, denizi geç. Yedi başlı ejderhayı öldür.”

Çocukken eline kılıç almıştır Sarı Saltuk. Kılıç tahtadandır. Ama tahta kılıcına Saltuk, ruh üflemiştir. Tahta kendine ruh üflenince dile gelmiştir. Üç söz vermiş, üç de söz verdirmiştir. Demiştir ki, ben sana uyacağım ama sen de Rabb’ine uyacaksın. Ben seni bırakmayacağım ama sen de kalbinden ayrılmayacaksın. Ben sözden anlamayana çelik olacağım ki sen de sözü işitip, anlayıp, iman edip çelik olacaksın. Var mısın? Vardır Saltuk.

Rivayetler çoktur. Doğduğu yer kaynaklarda üç tanedir. Hatta başka bir rivayete göre beş tanedir. Yaşadığı yer de kaynaklara göre beş tanedir. Hatta başka bir rivayete göre de yedi tanedir. Öldüğü yer kaynaklara göre dörttür. Gömüldüğü yer, dörtten daha çoktur. Bir yerlerde durmuş, durduğu yerlerde irşat için tekkeler kurmuştur. Onların sayısı da rivayetlere göre değişiklik arz eder.

Sarı Saltuk derler bir zattır mevzunun anası atası. Sonradan çizilmiş portrelerine bakılırsa ihtiyar bir derviştir. Menakıpnamelere bakılırsa on yedisinde bir cengâverdir.


Birbirine yakın ve birbirinden uzak toprakların tepelerinde, tepelerin yamaçlarında, yamaçların dibindeki nehirlerin kenarlarında olanları vardır. Onlardan bir tanesi mesela, insanların orada yaşarlar ise ya delireceği ya derviş olacağı bir yerdir. Orası uzaktır. Belki o uzağa bu yazının sonunda varılır. Sarı Saltuk derler bir zattır mevzunun anası atası. Sonradan çizilmiş portrelerine bakılırsa ihtiyar bir derviştir. Menakıpnamelere bakılırsa on yedisinde bir cengâverdir. Nasıl gelmiştir dünyaya, nasıl düşmüştür yollara derdimiz bu mevzuu üzere, budur. Başka başka kaynakların dediklerinden hareketle meselenin aslına dair edeceğimiz de altı üstü üç beş kelamdır ki, eğilmez bükülmez değildir.

Zaten pek kimsenin bilmediğidir. Az önemli lafı ise tevazudur. Eyvallah. Sarı Saltuk’tur adı. Dünyanın yedi bucağına aittir. Ona ruh üflenmiştir. Dünyaya geldiğinde köyünün baktığı ve köyüne bakan dağda ardıç kuşları yedi dakikayla yetmiş yedi dakika arası bir süre göğü dalgalandırmıştır. Bir şahin aya kadar yükselmiş ve oradan saatte yedi yüz kilometre hızla dünyaya dalıp, yine de dünyaya saplanmamıştır. Bir yağmur yağmış, ekinleri önce gövertmiş sonra çürütmüştür. Devri daim üzredir velhasıl hayat. Tepesi de vardır çukuru da vardır. Bunlar da üstelik birbirini izler. Çocukken eline kılıç almıştır Sarı Saltuk. Kılıç tahtadandır. Ama tahta kılıcına Saltuk, ruh üflemiştir. Tahta kendine ruh üflenince dile gelmiştir. Üç söz vermiş, üç de söz verdirmiştir. Demiştir ki, ben sana uyacağım ama sen de Rabb’ine uyacaksın. Ben seni bırakmayacağım ama sen de kalbinden ayrılmayacaksın. Ben sözden anlamayana çelik olacağım ki sen de sözü işitip, anlayıp, iman edip çelik olacaksın.

Çocukken eline kılıç almıştır Sarı Saltuk. Kılıç tahtadandır. Ama tahta kılıcına Saltuk, ruh üflemiştir.
Çocukken eline kılıç almıştır Sarı Saltuk. Kılıç tahtadandır. Ama tahta kılıcına Saltuk, ruh üflemiştir.

Var mısın? Vardır Saltuk. Büyüyüp serpilmiş, yola koyulmuştur. Yolda yürüye adımlaya büyümüştür. On yedisine geldiğinde ufukta bir karaltı görmüştür. Hızlanıp karaltıya yaklaşınca anlamıştır ki bu dev gibi bir dağdır aslında. Duman inmiştir üstüne. Tepesi sislerin ardında. Bunu aşsa mı on yedisindeki Saltuk? Yoksa etrafından bir ömür verip dolaşsa mı, düşünürken, tahtadan kılıcını çekip, çekmesiyle onu çelik edip karaltıya savurmuştur.

  • Kılıç savrulup karaltıyı yarınca, Saltuk karaltının ardını görür olmuştur. Bakmıştır ki yükseliyor gözleri de gördüğü de anlamıştır ki kendisi de bir şahine dönüşmüştür. Çırpıp kanatları, alıp nefesi, varmıştır dağın zirvesine, daha aşağıda aşınca sisi, gömgök açılmıştır önünde, hem dağın zirvesi hem de zirvedeki dev kale.

Yumup gözleri, kapayıp kanatları insan sûretine dönünce inmiştir yere. Demiştir ki kendine, ben buraya niye geldim? Saltuk şahinden insana dönüp gökten yere inince, çelikten tahtaya dönen kılıcı demiştir ki; sen buraya geldin gelmesine de sen asıl dünyaya niye geldin.

Saltuk akletmiştir ki burada muhakkak ya bir zalim vardır, ya bir mazlum. Ya da aslında bir zalim vardır ki vardır zalim var olduğundan burada bir mazlum. Kalenin sağına bakmıştır, soluna bakmıştır. Ne bir iz ne bir ışık. Vursa omuzu dev kapıya... Derken yamacın gerisinden iki abdal belirivermiştir. Yürüyüp gelmişlerdir yanına kadar. Demişlerdir ki “Selam sana ey fâni, de bakalım, ne yapmaktasın?”Saltuk demiştir ki, “Burada bir zalim vardır, hissederim, onu haklamaktır niyetim. Ki zalimin hakkından gelince mazlum hakkına kavuşsun.” Ki abdallar demişlerdir ki “Kaleler yanıltır, zalimin evi gibi görünür ama zalim asıl zamanın ardına saklanır, zaman da görmek isteyene orta yerdedir. Sen kaleyi aşacağım diyene kadar mazlumun canı çıkar. Bakarsın ki kaleyi aşınca anca gücünün tadına varmışsın, kaleyi aştım der olmuşsun.”Saltuk demiştir ki “Ne yapayım o hâlde?”Abdallar demiştir ki, “Kaleyi bırak, dağdan in, denizi geç. Yedi başlı ejderhayı öldür.”

Karşısına çıkan insanlara hak bildiğini öğretti, gördüğünü gösterdi. Görmeyenin gözünü açtı.
Karşısına çıkan insanlara hak bildiğini öğretti, gördüğünü gösterdi. Görmeyenin gözünü açtı.

Saltuk tam niyetlenmişken çekip tahta kılıcını, çelik edip onu, şahine dönüşecekken, vazgeçmiştir. Kılıcının verdiği öğüdü, kılıcına verdiği sözü hatırlamıştır. Açmıştır seccadesini önüne. Abdallar tebessüm etmiştir. Birlikte secde etmişlerdir küçücük seccade üstünde. Seccade sanki uçmuş mudur ne? Gören olsa uçtu der, oysa uçmak ne ki? Dağdan inilmiştir velhasıl. İnsan dağın kendisi değil mi, bazen tersten olup içine düştüğü, kuyu misali. Şahin de kibir aslında. Kılıç çelikken keser, tahtayken yontulur da yontulur. Gönüldür belki. O iki abdal da Saltuk’un sağındandır ve solundandır değil mi? Yedi başlı ejderha mı? O Saltuk’un nefsidir mi diyelim şimdi, laftan sözden anlamayana.

Seccade üstünde kocca denizi iki abdal ve bir tahta kılıçla aşıp, denizlerin ötesindeki kocca yerde ejderhanın yedi başını kesip zalimin hakkından nasıl da geldi Sarı Saltuk mu diyelim? Ondan sonra yere indi.

Karşısına çıkan insanlara hak bildiğini öğretti, gördüğünü gösterdi. Görmeyenin gözünü açtı. Gözü açılmayanın gözünün çıkarttı, kafası basmayanın kafasını koparttı, gönlü almayanın gönlünü söktü. Aman çok vahşi gelir şimdi bu zaman denen kalenin ardından seslenen zalimin öğrettiğince. Ama bir zamanlar böyleydi efendiler…

  • Kılıç bir gövdeye iner, bin gönlü inşa ederdi. Bomba icat edilmemiş, zalim zamanın sözlerinin ardında, mertliğin anasını ağlatmamıştı.

Hâsılı kelam Sarı Saltuk nehirle dağın birleştiği yerin kıyısına bir ev inşa etti. Orası uzaktı. Oraya giden fâniler dereye bakınca ömrün su gibi aktığını görür; dağa bakınca dağın altında kendi küçüklüğünü… Görene selam, gördürene hamdolsun. Gerisini biliyorsunuz.