Tellalın dediğidir

Selahaddin Eyyubi
Selahaddin Eyyubi

Kimin Selahaddin’de bir alacağı varsa yanına gitsin. Çekinmeden, eli titremeden istesin! Kimin onda hakkı kalmışsa varsın yakasına yapışsın, tövbe ettirsin. Kimin ağzında sakladığı acı bir sözü varsa korkmadan yüzüne söylesin. Kim elinde bir öfke kamçısıyla fırsat gözlüyorsa, gitsin onun sırtına indirsin. Ey Müslimler! Ey Nasranîler! Ey Museviler! Ey erkekler! Ey kadınlar! Ey nâs! Kıssa çok, hisse tektir.

Ey insanlar! Ey Müslümanlar! Selahaddin’in tellalına, bu kolu kanadı kırık şaire, Ebu Ömer’e kulak verin! Beni dinleyin!

Mızrağımın ucuna titrek ellerimle taktığım bu beyaz urba, Sultan Selahaddin’in kefenidir! Ona iyi bakın!

Ona, oğlunun gömleğine kavuşunca yeniden açılan Yakub’un gözleriyle bakın! Seba melikesinin dikkatiyle, mağara ashabının merakıyla, saldığı güvercini bekleyen Nuh Nebi’nin umuduyla bakın! Ölüm hakikatine refakat eden bu kefeni görünce çehreniz ekşimesin. İçiniz daralmasın. Gönlünüz dönmesin. Topraktan halk edilen yüzünüzü hemen göğe çevirmeyin!

Ey Şam halkı!

Gözüm, bu sabah kanla dolarak Selahaddin Yusuf’u seyretmiştir. Onun samimi pişmanlığına ve tövbesine şahit olan omuzlarım, üstüne Kasyun Dağı konmuş gibi yere geçmiştir. Avuçlarım, onun sakalını göl eyleyen yaşlarla yanıp tutuşmuştur. Benim bu yaşlanan fakat hâlâ dünyaya tamah eden bedenim, onun takva ve tevazusunu gördükçe saklanacak yer aramıştır.

Kasidemin düzeni o yüzden bozuktur. İpini tuttuğum kelam kervanının endazesi marazlıdır. Söz terazisinin her iki kefesi de acıyla dolup taştığı için perişandır. Ey şairler, ey vaizler beni affedin!

Ey söz vadisinin muhafızları! Ey huruf meclisinin güzideleri!

Arkadaşımız Eyyub oğlu Yusuf’un hâli ve dileği, bir dağın bir kalbe çarpması gibi, içimi kan içinde koymuştur. Sözün libası yırtılmış, içindeki inciler yere dökülmüştür. Can incinmiş, canan gücenmiş, cihan ürpermiştir. Eksiğimi mazur görün. Az söylenenden siz çok anlayın. Ey nâs! Bana kulak verin!

Vallahi bu onun dileğidir. Kulağım onun diline yapışmış da gelmiştir. Sözün asıl sahibi kendisidir. Benim dilim, onun muradının bineğidir. Mızrağı tutan cansız elim ve tümsekleri aşan tutuk ayağım, onun derdinin aciz elçisidir.

Sultan Selahaddin der ki: “Ölüm hak, ömür fânidir. İnsan, öbür dünyaya üç arşınlık bir bez götürmekten bile acizdir. Kişinin son giysisi, eğer bulabilirse ak bir kefendir. Ve onun da yeri, kara toprağın dibidir.” İşte bu, kendimizden dahi gizlediğimiz gerçeğin, yakamızı bırakmayan gür avazlı münadisidir.

Ey insanlar! Ey namlı emirler, ey kudretli kadılar, ey sözünden çıkılmayan ak pürçekli analar, ey hünerleri bitmeyen tüccarlar, ey güzel sözlü hatipler!

Can köprücük kemiklerine dayanmadan, gaflet uykusunu terk edin. Yeryüzünde kibirle, çalımla yürümeyin. Ateşe odun taşıyanlara fırsat vermeyin. Ahiret azığı bir çırpıda düzülmez, onun buradaki tarlasını zamanında ekip biçin.

Ey mazlumlar! Ey mahrumlar! Ey şehitlerin mahdumları! Ey kocasız kalan kadınlar, babasız kalan sabiler! Ey garipler!

Selahaddin’in dudakları af dilemek için sizi beklemektedir. Sultan, avuçlarını açmış, sırtını üryan eylemiştir. Çekiştirmek isteyenler için, saçlarını yola yola çözmüştür. Öfkesini bekletenler için kulaklarını sabır eğesiyle bükmüştür. Vurmak için el kaldıranlara kolaylık olsun diye göğsünü nasihat gürzüyle dövmüştür. Nefret kılıcını nedamet ve merhamet örsünde köreltip bükmüş, intikam mızrağını kendi elleriyle gömmüştür.

Ölümün eyerlenmiş atı, bir sultanı da aynı hızla alıp götürür, kimsesiz bir âdemi de. Onun önüne çıkılmaz.

Ey Şamlılar!

Kimin onda bir alacağı varsa yanına gitsin. Çekinmeden, eli titremeden istesin. Kimin onda hakkı kalmışsa varsın yakasına yapışsın, tövbe ettirsin. Kimin ağzında sakladığı acı bir sözü varsa korkmadan yüzüne söylesin. Kim elinde bir öfke kamçısıyla fırsat gözlüyorsa, gitsin onun sırtına indirsin.

Ey Müslimler! Ey Nasranîler! Ey Museviler! Ey erkekler! Ey kadınlar! Ey nâs!

Kıssa çok, hisse tektir. Üryan geldik, üryan gideriz. Yapışıp kaldığımız hiçbir şey bizimle öbür dünyaya gelmez. Öyleyse dilinizi iyilik ve güzellik sularıyla yuyun. Ayaklarınızı halkın minderinde bükün. Ağu ağacının dibinde eğleşmekten uzak durun. Selamı yaygınlaştırın. Allah’ın ipine sımsıkı tutunun. Günahın, zorbalığın, hüsranın ürpertici çöllerinde söz çatanlarla arkadaşlık etmeyin. Ekini ve nesli ifsat edenleri dost bellemeyin. Tuğyanın kirli bakracından içenlere yol vermeyin. Zulmün murdar sözlüğünü okşamaktan vazgeçin.

Ey halk! Ey Şam ahalisi! Ey Sultan Selahaddin’in oğulları, kardaşları, bacıları, dostları, hasımları!

Sultan Selahaddin der ki: “Kan asla uyumaz. Elinizi kardaşlarınızın kanıyla yumayın. Ahval ne olursa olsun, hakkın ve adaletin şahitleri olmaktan yüksünmeyin. Dilinizi yalana döndürmeyin. Gözünüzü münkerin eteğinde gezdirmeyin. Yolunuzu ve yurdunuzu iblisin avanesine teslim etmeyin!”

Ey insanlar! Ey elimde tuttuğum bu mızrağı ve bu kefeni şaşkın şaşkın seyredenler! Ey gözyaşı dökenler! Ey dizini dövenler! Ey sakalımı çekiştirenler! Ey benden iyi bir haber bekleyenler!

Ölümün eyerlenmiş atı, bir sultanı da aynı hızla alıp götürür, kimsesiz bir âdemi de. Onun önüne çıkılmaz. Ona hiçbir bahadırlık sökmez. Onu satın almaya kimsenin parası pulu yetmez. Bu hakikati, aklınıza bir ok gibi saplayın.

Ey hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar!

Kimsenin kimseye faydasının olmayacağı o büyük günü, kor bir ateş gibi şimdiden avucunuzda tutun. Halık’tan korkun, mahluku sevin. Hayırla anılmayı murat edin.

Ey halk denizinin kıyısında bir menar gibi duranlar!

Selahaddin’in gözünü arkada bırakmayın. Yetimi öksüzü itip kakmayın. Size emanet edilenlere güzelce sahip çıkın. Acizlere, zayıflara, mahrumlara şefkat ve merhamet kanatlarınızı indirin.

Zamanın eskitemeyeceği ve toprağın çürütemeyeceği güzel ameller biriktirin.

Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin!