Trump ve domuz meselesi

​Trump ve domuz meselesi
​Trump ve domuz meselesi

Güney Carolina. Nefret suçlarıyla örülü maziye sahip bir eyalet. Ku Klux Klan’ın geçmişte en etkili olduğu bölge. Sadece 1871 yılında 200 siyahinin işkence ve silahlı saldırıya maruz kaldığı kayıtlara yansımış. Bir de yüksek bürokrasideki klan destekçilerinin etkisiyle sümenaltı edilenleri de hesaba katınca dehşetin yaygınlığını varın siz düşünün. O zamandan beri ırkçı cinnet silahına mermi sürmeye ara vermedi.

Güney Carolina. Nefret suçlarıyla örülü maziye sahip bir eyalet. Ku Klux Klan’ın geçmişte en etkili olduğu bölge. Sadece 1871 yılında 200 siyahinin işkence ve silahlı saldırıya maruz kaldığı kayıtlara yansımış.

Bir de yüksek bürokrasideki klan destekçilerinin etkisiyle sümenaltı edilenleri de hesaba katınca dehşetin yaygınlığını varın siz düşünün. O zamandan beri ırkçı cinnet silahına mermi sürmeye ara vermedi. En son 2015 Haziranında ‘beyaz üstünlükçü’ Dylan Roof Güney Carolina’daki Emanuel Afrikan-Methodist Kilisesi’ne silahlı baskın düzenleyip 9 siyahiyi katletti. Olayın üstünden bir sene geçtikten sonra Donald Trump aynı eyalette seçim konuşması için kürsüye çıktı. İnadına turuncu saçlarına uzanan yaba gibi eliyle klark çekti ve Filipinler’de gerçekleştiğini iddia ettiği bir olayı anlatmaya başladı;

Donald Trump aynı eyalette seçim konuşması için kürsüye çıktı. İnadına turuncu saçlarına uzanan yaba gibi eliyle klark çekti ve Filipinler’de gerçekleştiğini iddia ettiği bir olayı anlatmaya başladı.

‘Durun, size geçenlerde okuduğum bir hikâyeyi anlatayım. 100 yıl önce Pershing adında bir generalimiz vardı. Sert biriydi, hani şu atının üstünde dimdik duran tiplerden. O dönemde de korkunç bir terörizm problemi vardı, bugünkü gibi. Korkunç terörizm. Ha bu arada bunları her tarih kitabında bulamazsınız, çünkü bunları öğretmek hoşlarına gitmez. General Pershing bizim gibi terörizm problemleriyle boğuşuyordu o zamanlar. Bir gün 50 katil teröristi yakaladı ve domuz kanına batırdığı 50 kurşunla -duydunuz değil mi- sıraya dizdiği 49 kişiyi bu domuz kanına batırılmış 49 kurşunla infaz etti. General, 50. kişiyi öldürmedi, onu saldı ve dedi ki, git halkına gördüklerini, bu infazı anlat. Ve sonraki 25 yıl içinde hiçbir sorun yaşanmadı.’

Trump’ın da dediği gibi tarihçilere göre böyle bir hadisenin vuku bulduğuna dair güvenilir delil yok. Bunun bir ‘şehir efsanesi’ olduğu savından hareketle basında, Trump ve ekibinin yeni gerçeklik ve yeni bir siyaset dili inşa ettiği ve bunun da Batı Medeniyetinin hakikatiyle çatışma içerisinde olduğu yazıldı çizildi.

Hâlbuki Judeo-Hristiyan kültüre ve beyaz üstünlükçülüğe kurtarıcı rol biçme Trump ile başlamış değil. Veya şiddetin politika aracı görülmesi ve dezenformasyon ile duyguların gerçeklerin yerini alması... General Pershing söylencesinin tarihine kısa bir yolculuk yapmak bile bunu bize göstermekte yeterlidir eminim.

2003 yılında demokrat senatör Guy Glodis intihar saldırılarına karşı ‘onları domuz bağırsaklarına sarıp gömerek cehenneme göndermek lazım’ yazan bir el ilanını meslektaşlarına gönderir. El ilanında General John Pershing’in 1913 yılında Filipinler’de İslamcı teröristleri domuz kanına batırılmış mermilerle kurşuna dizdirdiği ve cesetleri domuz bağırsaklarıyla gömdürdüğü böylece ayaklanmanın bastırıldığı yazıyor. Bundan 2 sene önce de Senato İstihbarat Komitesi Başkanı Bob Graham, Pershing adında bir Amerikalı generalin Mindanao Adası’nda İslami ayaklanmayı nasıl bastırdığından bahseder. Graham’a göre ABD’li istihbaratçılar 12 Müslümanı kaçırmış, altısını domuz yağına batırılmış mermilerle öldürmüşler, sonra bir çukura atıp üstlerine domuz bağırsakları atmışlar ve bunu geri kalanlara izletmişler. Graham sözlerini şöyle bitirir; ‘bu da Mindanao’daki isyanın sonu oldu.’

  • ‘Domuz meselesi’ sinema filmlerine de konu olmuş. 1939 yılında çekilen ‘The Real Glory’ filminde Gary Cooper ‘Müslüman fanatiklerden yerli halkı korumaya çalışan’ Bill Canavan adlı bir askeri doktoru canlandırır. Filmin bir sahnesinde esir aldığı Müslümanı, domuz derisine sarıp cehenneme yollamakla tehdit eder.

Pershing, terörizm, domuz anlatısının çıkış noktası Amerika’nın 1899’da Filipinler’i işgali. 1898 İspanyol-Amerikan Savaşı’ndan sonra imzalanan Paris Anlaşması’yla ABD, Latin Amerika üzerinde İspanyol hakimiyetini kırmış ve Filipinler’i 20 milyon dolar tazminatla elde etmiş böylece denizaşırı bir imparatorluğa dönüşmüştü. Bu sırada Filipinler’de bağımsızlıkçılar tarafından cumhuriyet ilan edilmişti. ABD Kongresi’nce yeni Filipinler devletinin tanınıp tanınmayacağı tartışmaları sürerken, işgal taraftarlarının imdadına Rudyard Kipling yetişti.

Güney Carolina. Nefret suçlarıyla örülü maziye sahip bir eyalet. Ku Klux Klan’ın geçmişte en etkili olduğu bölge.
Güney Carolina. Nefret suçlarıyla örülü maziye sahip bir eyalet. Ku Klux Klan’ın geçmişte en etkili olduğu bölge.

Kipling’in Şubat 1899 yayımlanan ‘Beyaz Adamın Yükü: Birleşik Devletler ve Filipin Adaları’ şiirine göre; geri kalmış toprakların üstünde debelenen değer bilmez yarı şeytan yarı çocuk yığınları hastalık ve açlıktan kurtarmak için uygar dünya iyi yetişmiş evlatlarını feda ediyordu.

Barış için verilen savaş, ne kadar vahşet dolu olsa da, ödenecek bedelin büyüklüğüne rağmen bu yüklenilmesi gereken bir sorumluluktu.

Şiir kongrede okundu, büyük ilgi gördü, Filipin Adalarına askeri operasyona onay verildi ve John J. Pershing adlı ABD’li asker Filipinler Tümen Komutan Yardımcılığına atandı. General John J. Pershnig takip eden dönemde Filipinler’e gönderilen ABD Ordusu içerisinde çeşitli görevler aldı ve 1909 yılında da Moro Eyalet valisi oldu. Gerçekten bu dönemde Pershing anlatılan savaş suçunu işledi mi bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey var; Amerika - Filipinler Savaşı (1899-1913) boyunca 1.5 milyon sivil Filipinli öldü. Filipinler Soykırımı unutturulmaya çalışılıp savaşı korkunun bitirdiği yalanı kulaklara üflendi.

Post-truth politika, yükselen Amerikan sağı, popülizm ve benzeri kavramlarla ABD siyasetinde ırkçı emperyalist tutumun yenice bir hal olduğu savı için tek şey söylenebilir, safsata. Devasa bir safsata. Mevcut Amerikan politika ve dilinin geçmişin mirasından beslendiği, aslında geçmişin pek de geçmemiş olduğu apaçık.

Son olarak şunu da yazalım, Rudyard Kipling; ‘güçlü gözlem, orijinal betimleme yeteneği, taze fikirleri ve olağanüstü anlatısı nedeniyle’ 1907 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. General Pershing 1919’da Amerikan Orduları Genel Kurmay Başkanı oldu. Donald Trump 2017’de ABD Başkanlığı koltuğuna oturdu.