Türkçenin Ruhu: Yunus Emre Divanı

Yaklaşık 700 yıl önce bu topraklarda söylenmiş şiirleri muhtevidir Yunus Emre Divanı.
Yaklaşık 700 yıl önce bu topraklarda söylenmiş şiirleri muhtevidir Yunus Emre Divanı.

Yaklaşık 700 yıl önce bu topraklarda söylenmiş şiirleri muhtevidir Yunus Emre Divanı. Öyle bir derviş ve şairdir ki Yunus Emre, gerek kullandığı kelimeler ve ifade kalıpları, gerekse bu kelime ve ifade kalıplarına yüklediği anlamlar ve mecazlar Türkçenin edebi bir dil hâline dönüşmesinde önemli bir merhale sayılır.

1980’lerin sonu ile 1990’ların başlarındaki “radikal İslamcı” gençlerin en gözde tartışma konusuydu “halka inme” meselesi. Artık bu konuyu tartışmaktan sıkıldıkları besbelli 3-5 İslamcı gencin şu girişimleri de fıkra gibi anlatılırdı: Bu tartışmalardan feyz alan 3-5 genç hep birlikte bir şehrimizin dağ köylerinden birine gidip halkımıza gerçekleri anlatma, onları siyasi açıdan bilinçlendirme kararı alırlar. Köye varırlar. Köylüler; dilleri şehadetli, sineleri imanlı bu gençleri bağrına basar, “Gençler gelmiş, bize dinimizi anlatacaklar” deyip köyün camisine toplanırlar. Tanışma ve hoş beş faslından sonra köydeki ihtiyarlardan biri söz alır ve bombayı patlatır: “Hoş geldiniz, safa getirdiniz. Haydi bize bir ilahi söyleyin de dinleyelim!” Gençlerin lideri, önce sağındaki arkadaşına bakar, sonra solundakine. Gruptaki gençlerden hiçbiri bir ilahi bilmemektedir.

Türkçenin yaşayan ruhudur bu divanda yer alan şiirler ya da teknik tabiriyle ilahiler.
Türkçenin yaşayan ruhudur bu divanda yer alan şiirler ya da teknik tabiriyle ilahiler.

Bunun üzerine başlar bildiği şarkıyı söylemeye: “Seher yeli çık dağlara/Allah Allah/ Güneş topla benim için/Haber ilet dört diyara/ Allah Allah/Güneş topla benim için.” Bu fıkranın meramı ve manası bellidir: Müslüman gençler, siyaset uğruna halk ile aralarındaki gönül bağının önemli bir kısmını yitireyazmışlardır. O gönül bağının en önemli urganı ise elbette Yunus Emre şiirleri, daha doğrusu ilahileridir bize kalırsa. Yunus Emre Divanı’nı her okuyuşumda bir şekilde bu fıkrayı hatırlar ve gülümserim kendi kendime. Türkçenin yaşayan ruhudur bu divanda yer alan şiirler ya da teknik tabiriyle ilahiler. Halktan seçkin tabakalara kadar hemen herkesin bir şekilde diline yerleşmiş birçok söz ve ifade kalıbının ilk kullanımına rastlarsınız bu ilahilerde.

Halkın genelinin ilahi olarak bilip söyledikleri de hemen her zaman Yunus Emre’ye ait şiirlerdir. Yaklaşık 700 yıl önce bu topraklarda söylenmiş şiirleri muhtevidir Yunus Emre Divanı. Öyle bir derviş ve şairdir ki Yunus Emre, gerek kullandığı kelimeler ve ifade kalıpları, gerekse bu kelime ve ifade kalıplarına yüklediği anlamlar ve mecazlar Türkçenin edebi bir dil hâline dönüşmesinde önemli bir merhale sayılır. Süleyman Şeyhi, İsmail Hakkı Bursevi gibi müellifler bu hususu tastamam teslim ederler. Yunus’un Batı Türkçesine getirdiği ses ve kelimelere yüklediği taze anlam, ilahilerinin asırlarca okunup günümüze gelmesinin de belki en önemli sebebidir. Yunus Emre’yi, Tanpınar’ın deyişiyle “vakitsiz bastıran kar fırtınası altında kalmış baharlara benzeyen” Selçuklu rönesansının son demlerine yetişmiş bir gönül adamı saymak yanlış olmasa gerektir.

Muhyiddin Arabi, Evhadüddin Kirmani, Ahi Evren, el-Kadı et-Tirmizi, Mevlana Celaleddin Rumi, Sadreddin Konevi, Siracüddin Urmevi, Necmeddin Daye, Kadı İzzeddin, Kutbuddin Şirazi, Şihabüddin Sühreverdi el-Maktul ve Şihabüddin Ömer es-Sühreverdi gibi birçok ilim ve irfan büyüğünü görmüş Anadolu topraklarında gezinen bu gönül adamı Moğollar’ın Anadolu’daki varlığının en şedit dönemlerini de yaşamıştır. Onun hayatından günümüze gelen birçok menkıbe Moğol zulmünün dehşetengiz izlerini kısmen de olsa barındırır.

Yunus’un esasen bir şairlik iddiası da yoktur. O, ilahilerinde sürekli çeşitli aşk hâllerine düşer ve bunları terennüm eder.

Yunus Emre’nin menkabevi hayatı konusunda Uzun Firdevsi’nin Vilayetname- i Hacı Bektaş-ı Veli’de yazdıkları birçok araştırmacıya yol göstermiştir. Aziz Mahmud Hüdayi’nin, şeyhi Üftade’nin sohbetlerinden derlediği Vakıat’ta yazdıkları da Firdevsi’nin eserinde eksik kalan noktaları tamamlar görünmektedir. Moğolların Anadolu’yu işgalinden hemen önce 1238’de Sivrihisar’a bağlı Sarıköy’de doğduğu genel bir kabuldür. Ölüm yeri üzerinde ise epey bir tartışma mevcuttur. Eskişehir, Kırşehir ve Karaman etrafında süregelen bu tartışmalar, onun ilahilerine ilişkin bize ek bir yorumlama gücü kazandıracak değilse de Mustafa Tatçı hocanın oluştuğunu söylediği şu genel kanaat bu konuda paylaşılabilir: “Yunus, Orta Anadolu’da Sakarya Nehri çevresinde bir yerde doğmuş ve Nallıhan’a yakın Emrem Sultan’daki zâviyede Tapduk Emre’nin dergâhında yaşamıştır. Sarıköy’deki arazisini zâviyeye bağışlamış, ölümünden bir süre önce Karaman’da arazi satın almıştır.”

Kafiye Yunus Emre’nin ilahilerinde bir “ses estetiği” olarak mevcuttur ve genelde “kulak kafiyesi” denebilecek bir usule başvurur.

Ona atfedilen makamların bulunduğu yerler listesine bakılırsa Anadolu’nun tamamına yayıldığı da görülebilir: Karaman, Aksaray Ortaköy, Bursa, Manisa Kula Emresultan köyü, Erzurum Dutçu köyü, Isparta Keçiborlu, Afyon Sandıklı, Ankara Nallıhan Emremsultan köyü, Ünye ve Sivas. Yunus Emre Divanı’nda tespit edilen şiir sayısı 417’dir. Bunlardan 138’i aruz, diğerleri ise hece veznindedir. Aruz veznine sahip şiirlerde bazı vezin kuruları varsa da bunu Tatçı Hoca, “o devirde veznin henüz yeterince işlenmemiş” olmasına bağlamaktadır. Yunus Emre, söylediği şiirlere bakılarak kolayca halk ya da divan şairi olarak tasnif etmek de zordur. Gazel şiirine hece veznini uyguladığı birçok şiiri vardır. Kafiye Yunus Emre’nin ilahilerinde bir “ses estetiği” olarak mevcuttur ve genelde “kulak kafiyesi” denebilecek bir usule başvurur.

Şiirlerinden yola çıkan birçok farklı yorum onu bazen “panteist”, “mistik” veya “hümanist” görüşelere sahip ya da bu görüşleri taşıyanlara yakın kabul etse de bütün bu düşünceleri “aşırı yorum” saymakta pek bir beis yoktur. Onun şiirlerinde dile gelen anlayış, doğrusunu söylemek gerekirse, İslam tasavvufu üzeredir. Yunus’un esasen bir şairlik iddiası da yoktur. O, ilahilerinde sürekli çeşitli aşk hâllerine düşer ve bunları terennüm eder. “Bir zerre aşkı olmayan belli bilin yabandadır”, “Aşkı olmayan gönül misal-i taşa benzer” gibi dizelerden de fark edilebileceği üzere aşk, onun için insanı ilahi fakra ve tevhide eriştirmede bir yoldur. “Aşk gelicek, cümle eksikler biter” diyen Yunus için aşk, kuldaki eksiklikleri tamamlar, onu Hakk’a layık hâle dönüştürür.

Bu anlamda Yunus’ta aşk varolmanın da özüne tekabül eder. Yunus Emre’ye “panteizm” atfedenlerin yanıldığı nokta onun şiirlerinde dile gelen düşünceye göre mutlak varlık Allah’tır. Diğer her şey Hakk’ın esma, ef‘al ve sıfatlarının tecellisidir. Bu anlamda Hakk’tan gayrı olanın kendine ait müstakil bir varlığı bile yoktur. Varolanlara Hakk’tan gayrı bağımsız bir varlık nisbet etmek insanı şirke götürür. “Varlık çün sefer kıldı/Dost andan bize geldi”, “Benden benliğim gitti hep mülkümü dost tuttu” vb. dizeleri bu veçheden yorumlamak uygun düşer çoğu kez.

(Yunus Emre Divan-ı İlahiyat, haz. Mustafa Tatçı, Kapı Yayınları, 2012)

Kebikeç

  • Yunus dilinin esrarlarına tercüman
  • İşitin Ey Yarenler -Yunus Emre Yorumları, Mustafa Tatçı, H Yayınları, 2018
  • “Ben bir aceb ile geldim kimse hâlim bilmez benim / Ben söylerem ben dinlerem kimse dilim bilmez benim” diyen Yunus Emre’nin ilahilerini yorumlama girişimleri 15. yüzyıldan beri sürmektedir. Her şarihin kendine özgü bakışıyla Yunus Emre’nin dizelerini yorumlama girişimine son ve bana kalırsa en önemli katkılardan biri de Mustafa Tatçı Hoca’nın yorumlarıdır.

    Yorumlarında Yunus’un geçtiği yol ve hâlleri esas ittihaz eden Mustafa Tatçı, tasavvuf dünyasına ilişkin kitabi ve tecrübi bilgileriyle Yunus Emre’nin simgeler, işaretler ve remzlerle örülü dünyasına yeni bir kapı açmayı denemektedir.

    (İşitin Ey Yarenler -Yunus Emre Yorumları, Mustafa Tatçı, H Yayınları, 2018)

Yunus Emre şiirleri için bir sözlük

Eser, Yunus Emre’nin şiirlerinde yer alan bütün kelimeleri birer birer ele alıyor.
Eser, Yunus Emre’nin şiirlerinde yer alan bütün kelimeleri birer birer ele alıyor.

Yunus Emre’nin şiirlerinde yer alan bütün kelimeleri birer birer ele alan eserde Nurettin Albayrak, bu kelimelerin etimolojileri, dünden bugüne bütün anlamları üzerinde ayrıntılı bir şekilde durarak onların başta dini/tasavvufi yönleri olmak üzere, birçok veçhesini de kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Bu kelimelerin geçtiği beyitleri, kelimenin kullanım sıklığına göre bir, iki ya da üç beyit olarak tanık gösteren Albayrak’ın gerçekten hazırlanması epey zahmetli eserinde ayrıca Yunus Emre hakkında dünden bugüne yapılmış çeşitli çalışmalar üzerinde de eleştirel değerlendirme ve değiniler yer alıyor.

(Gönül Çalab’ın Tahtı: Açıklamalı Yunus Emre Sözlüğü, Nurettin Albayrak, Dergâh Yayınları, 2014)

Linguistik bakımından Yunus'un şiirleri

Doğan Aksan, Yunus’tan bize kadar gelen şiirleri anlambilim, dilbilim, biçembilim (stilistik), şiirbilim (poetik) kavramları açısından irdeliyor.
Doğan Aksan, Yunus’tan bize kadar gelen şiirleri anlambilim, dilbilim, biçembilim (stilistik), şiirbilim (poetik) kavramları açısından irdeliyor.

Yunus Emre’nin şiirlerini, bu şiirlerde yaşayan dilin gücünü ortaya koyan ögeler ve bu dili yücelten dil ustalığı bakımından inceleyen Doğan Aksan, Yunus’tan bize kadar gelen şiirleri anlambilim, dilbilim, biçembilim (stilistik), şiirbilim (poetik) kavramları açısından irdeliyor. Yunus Emre’nin şiirsel gücünü sırf teknik bakımdan irdeleyen ve şiir dilini çözümleyen Aksan, böylelikle onun Türkçe’nin edebi bir dil hüviyetini kazanmasında oynadığı öncü rolü de bize takrar gösteriyor. Aksan’ın çalışması, modern linguistik bilimlerin Yunus Emre şiirlerine uygulanmasının da güzel bir örneğini oluşturuyor.

(Yunus Emre Şiirinin Gücü, Doğan Aksan, Bilgi Yayınevi, 2017)


Yunus Emre'nin hakikat yolculuğu

Bu 13 beyitlik şiire üç şarih de farklı cihetlerden yaklaşmasına rağmen benzer sonuçlara ulaşıyorlar.
Bu 13 beyitlik şiire üç şarih de farklı cihetlerden yaklaşmasına rağmen benzer sonuçlara ulaşıyorlar.

Yunus Emre’nin “Çıktım erik dalına anda yedim üzümü” dizesiyle başlayan ünlü şiirine ilişkin üç önemli şerhi içeriyor kitap: Niyazi-i Mısri, İsmail Hakkı Bursevi ile Şeyhzade Muslihuddin Mehmed Efendi’nin şerhleri.

Bu 13 beyitlik şiire üç şarih de farklı cihetlerden yaklaşmasına rağmen benzer sonuçlara ulaşıyorlar. Yunus Emre’nin hakikat yolculuğunu maddi metaforlarla dile getirdiği bu şiirine ilişkin şerhlerinde her üç şarih de Yunus’un hakikat yolculuğunu anlatırken kullandığı metaforların irfani manalarını irdeleyip açığa çıkarıyor.

(Çıktım Erik Dalına, İsmail Hakkı Bursevî - Niyazî Mısrî - Şeyhzâde, Hazırlayan: Suat Ak, Büyüyen Ay Yayınları, 2017)