Almanya’nın silahsız milis gücü: Alman vakıfları

80 yıl öncesinin silahlı süper gücü Almanya, artık silahsız bir süper güç olarak 150 yıl önceki adreslerin önünde var. Alman vakıfları Almanya'nın silahsız milis gücü olarak tebellür etmektedir.
80 yıl öncesinin silahlı süper gücü Almanya, artık silahsız bir süper güç olarak 150 yıl önceki adreslerin önünde var. Alman vakıfları Almanya'nın silahsız milis gücü olarak tebellür etmektedir.

İkinci dünya savaşının ardından askeri gücü elinden alınan Almanya’nın sanayi ve kalkınma alanında önü açıldı. Dünyanın en büyük ihracatçı güçlerinden biri haline gelen Alman devleti, gücünü yansıtabilmek amacıyla en iyi bildiği enstrümanı yeniden sahaya sürdü. Sanayi ve dış politika alanında güç birliği yapmayı arzuladığı ülke ve akımları birçok yönüyle destekleyerek, uluslararası arenada gücünü artırdı. 80 yıl öncesinin silahlı süper gücü, artık silahsız bir süper güç olarak 150 yıl önceki adreslerin önünde var olacaktı.

İlginizi çekebilirAlmanya'nın Göç Politikası: Toplu mülteci evleri en büyük sorun

Bu yazı 30 Mart 2020 tarihinde, Gerçek Hayat dergisinin 1014. sayısında yayınlanmıştır.

Türkiye’de uzun yıllardır tartışma konusu olan Alman Vakıflarının, memleket üzerindeki çabaları uzun bir geçmişe dayanıyor. Avrupa’nın en güçlü ekonomilerinden biri olmasına rağmen, ikinci dünya savaşı sonrasında silahlı gücünden mahrum kalan Almanya, küresel denge içindeki rolünü sivil güç diplomasisi üzerinden STK ve düşünce kuruluşları eliyle yürütüyor.

  • Son iki yılda silah ihracatı en fazla artan ülkeler arasında yer alan Almanya, kendine göre hak ettiği mevzilere tutunabilmek için enstitü, STK, dernek ve platform adı altında birçok silahsız orduları faal olarak kullanmayı sürdürdü.

İmparatorluk yıllarında Doğu’nun zenginliklerine açılış kapısı olarak görülen Anadolu ve Mezopotamya, ikinci dünya savaşı döneminde sosyalizmin yayılmasını engelleyen kapı, günümüzde ise 70 yıllık Alman paradigmasını tehdit eden göçlerin önündeki set olarak konumlandırılıyor.

Kökleri 150 Yıl Öncesine Dayanıyor

200 yıl önce Avrupa’da Roma İmparatorluğunun mirasçıları arasında başlayan kavganın temel gayesi, “Hasta adam” olarak nitelendirilen Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu zenginliklerin talan edilmesiydi. Avrupa’nın ve sonrasında dünyanın süper gücü olarak ortaya çıkan İngiltere’nin ardından, Fransa da sömürecekleri toprakların planlarını çoktan yapmıştı.

Orientbank
Orientbank

18. yüzyıla kadar birçok alanda Avrupa’dan üstün olan Osmanlı Devleti, Fransız ihtilalinin milliyetçi söylemleri ve savaş teknolojisinin değişmesiyle birlikte savunma hattında ciddi sorunlarla boğuşmaya başladı. Fransa ve İngiltere’nin askeri ve endüstriyel hâkimiyeti diğer İtalya ve Almanya gibi henüz siyasi birliğini tamamlayamayan devletlerin ideallerini geciktiriyordu.

1815 yılına gelindiğinde, Alman toprakları üzerinde sayıları otuz sekize varan Alman devleti bulunuyordu. Bu devletler arasında ulus birliğini sağlayabilecek devlet ise, bugünkü Almanya’nın çekirdeğini oluşturan ve iki yüz yıllık bir geçmişi bulunan “Prusya” öne çıktı. 1871 yılında Fransa ile savaşa girişen Almanya, Paris içlerine kadar girdiği savaştan sonra yapılan Versailless antlaşmasıyla Almanya Ulus devletini de kurmuş oldu. Masaya geç gelen iştahlı bir heveskâr olarak çok yönlü kuşatmaya da İslam dünyasının kalbinden başladı.

Kayser II. Wilhelm
Kayser II. Wilhelm
Alman Kayzeri 2. Wilhelm 1898 yılında gittiği Şam’da; “300 milyon Müslümanın koruyuculuğunu üstlendiğini” ilan etti. Alman üniversitelerinde üretilen teknik, stratejik ve sosyopolitik bilgiler, nüfuzun genişletilmesi yönünde hizmet etmeye başlandı.
  • ■ Bağdat Demiryolu Projesi’nin hayata geçirilmesi,
  • ■ Alman mimari stilinde inşa edilen istasyon binaları,
  • ■ Askeri işbirliği,
  • ■ Avusturya İmparatoru Franz Joseph’in, Alman İmparatoru 2. Wilhelm’in İstanbul ziyaretleri, Orientbank’ın kuruluşu,
  • ■ Alman ticari faaliyetlerin artması,
  • ■ Alman şirketlerinin İstanbul’da temsilcilik açmaları,
  • ■ Almanca ana dilli sanatkâr, bilim insanı ve askeri danışmanın padişahın hizmetine girmesi,
  • ■ Osmanlı ile Alman devletleri arasında giderek gelişen iktisadi, siyasi ve kültürel işbirliğinin sonuçlarıydı.

Birinci dünya savaşının ardından gelen 1929 ekonomik bunalımı birikimlerini eritirken, ülkesinde yaşanan aşırı milliyetçi söylemlerin sonucu olarak sanayileşme, silahlanma ve ülkeyi yeniden güçlendirme çalışmalarına hız verdi. Özellikle sanayi ve askeri alanda atılan adımlar, istihbarat faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

Cumhuriyet Gazetesi De Almancıydı

İlginizi çekebilirAlman ırkçılığı kollektif bir korkuya dayanır

1937 yılında Almanya Lideri Adolf Hitler’in talimatıyla halkın arabası anlamına gelen “Volkswagen” fabrikası kuruldu. Halen otomotiv sektöründe söz sahibi olan Almanya, sanayileşme için gereken her şeyi sağlamak için yeni bir dünya savaşına çıktı.

Yunus Nadi
Yunus Nadi

Sanayi, sömürü ideali ve askeri donanımının verdiği güvenceyi, propagandayla bütünleştirerek, sınırlar ötesine erişmeye başladı. Nazi Almanya’sının nüfuz faaliyetleri, istihbarî ve espiyonaj çalışmaları Türkiye’yi de kapsıyordu. 1941 yılında Cumhuriyet Gazetesinden Yunus Nadi, Alman devletine övgüler düzen yazıları köşesinde kaleme alıyordu. CHP’nin resmi yayın organı Ulus gazetesinde bir editör Alman karşıtı ülkeleri överken, diğeri Alman Faşizmine yerlere göklere sığdıramıyordu. Türkiye’deki radyo pazarında tekel tamamen Alman Radyo Sanayi’nin elindeydi.

İkinci dünya savaşının ardından askeri gücü elinden alınan Almanya’nın sanayi ve kalkınma alanında önü açıldı.

  • Dünyanın en büyük ihracatçı güçlerinden biri haline gelen Alman devleti, gücünü yansıtabilmek amacıyla en iyi bildiği enstrümanı yeniden sahaya sürdü.

Sanayi ve dış politika alanında güç birliği yapmayı arzuladığı ülke ve akımları birçok yönüyle destekleyerek, uluslararası arenada gücünü artırdı. 80 yıl öncesinin silahlı süper gücü, artık silahsız bir süper güç olarak 150 yıl önceki adreslerin önünde var olacaktı.

Demokrasi Ajansında Saklı ‘Altın’ İlgisi

Ülkemizde yakın zamanda bile çok ciddi tartışmalara neden olan Alman Vakıflarının kökleri, böyle bir zeminin üzerine kurulmuştu. 1980’li yıllarda yeniden başlayarak, 1990 sonrasında artarak devam eden yeni nesil vakıf çalışmaları; çevre, eğitim, insan hakları, arkeolojik miras, etnik meseleler, kadın özgürlüğü gibi tematik konular üzerinde artarak devam etti.

Claudia Roth Gezi Parkı kalkışmasında...
Claudia Roth Gezi Parkı kalkışmasında...

Hatta Alman Yeşiller Partisi milletvekili Claudia Roth, Berlin’den Köln’den fazla Diyarbakır’da gün geçirirken, 2011 yılında tarihi eserlerin korunması temalı bir filmde bile rol aldı. Bahsi geçen yıllardan günümüze Solingen faciası başta olmak üzere, Almanya’da Türklere yönelik saldırılar düzenlenirken, çok sayıda masum katledildi. Nazi eylemlerinin yargılanmasıyla ilgili Türk basın kuruluşlarının süreci takip etmesi engellenirken, Alman adalet sisteminin taraflı tavırlarına ilişkin yüksek sesli eleştiriler dillendirilmedi.

Almanya’nın Türkiye’deki arkeolojik mirasın dışında ilgilendiği en önemli alanlardan biri de altın rezervleriydi. Bergama’da 2000 yılında altın arama faaliyetlerinin durdurulması için köylüleri organize ederek uzun süren eylemler yapılmasını sağlamıştı.

  • Alman Vakıflarının Türkiye’deki altın rezervlerinin çıkarılmasını engellemek için kamuoyu yaptığı, casusluk faaliyetlerinde bulunduğuna dair iddialar üzerine dönemin DGM başsavcısı tarafından dava açıldı.

Alman Vakıflarının soruşturulmasına Almanya’dan tehdit gibi açıklama gelmişti. Türkiye’nin AB üyeliğini askıya almakla tehdit eden Almanya’nın Türkiye’deki vakıfları hakkında, “Alman siyasi vakıfları ve FİAN örgütü, ülkemizin bütünlüğüne, laik cumhuriyet rejimine karşı faaliyetlerde bulunmak üzere görevlendirilmiş, yerli partnerleriyle irade birliğine vararak, bir ittifak oluşturmuşlar” iddiasıyla dava açıldı.

Her Taşın Altından Çıkıyorlar

2016 yılında Artvin Cerattepe’de altın madeni tartışmalarının arkasında da Alman Vakıflarının adı çıkıyordu.
2016 yılında Artvin Cerattepe’de altın madeni tartışmalarının arkasında da Alman Vakıflarının adı çıkıyordu.

2016 yılında Artvin Cerattepe’de altın madeni tartışmalarının arkasında da Alman Vakıflarının adı çıkıyordu. Almanya'daki Kultur und Art Initiative e.V Vakfı'nın konuğu olarak her yıl 15 gün süreyle eğitimden geçirildiği iddia edilen isimler, enerji projelerine karşı eylemleri de organize etmekle suçlandı. Öyle gariptir ki, 1999 yılında Konrad Adenauer Vakfı’nın Türkiye Temsilcisi Wulf Schönbohm, Ardahan valiliğe ziyarete gitmiş, Artvin ve çevresindeki devlet memurlarıyla yakın ilişkiler geliştirmek ve yöreyi tanımaktan dolayı mutluluklarını dile getiren yazı kaleme almıştı.

Deutsche Welle, Kürt ve Alevi Kartı

PKK ve diğer Kürt örgütlerinin Avrupa’daki merkez üssü olarak gösterilen Almanya’nın Güneydoğu ve Suriye bölgesinde yürüttüğü istihbarî çabaları da özellikle dikkat çekiyor. Kürt enstitüleri ve Alevilik üzerine akademik, askeri ve politik casusluk lobilerinin hedefinde de Alman vakıfları gösterildi. Dijital çağın devreye girmesiyle birlikte, nüfuz ve propaganda enstrümanları da değişti.

Son yıllarda yayın yapan Deutsche Welletelevizyonu, seçtiği konular, yayın politikası ve çalışma partnerleriyle vakıfların misyonunu farklı şekilde sürdürüyor. Yayın içeriklerinde Türkiye’yi sürekli bir yönden ele almaya ihtimam gösteren DW, Türkiye aleyhine oluşturulan uluslararası algının en büyük tedarikçisi olarak hizmet veriyor. Son dönemde, Türkiye’yi IŞİD ile birlikte gösteren yayınlar, FETÖ, PKK terör faaliyetleri gibi maksatlı içerikleri düzenli olarak gösteriyor.

Die Welt Türkiye temsilcisi Deniz Yücel tutuklanma sürecindeki tartışmalar da, gazeteci olarak değil örgüt propagandası yapılması üzerinden devam etmişti.

  • Türkiye’nin en büyük müttefiki olarak tanıtılan Almanya’daki hâkim gruplar, kendi yaklaşımlarını Avrupa’nın temel politikası haline getirme konusunda da yoğun emek harcıyor.

Geçtiğimiz yıl Alman Deutsche Welle (DW), İngiliz BBC, Fransız yayın kuruluşu France 24 ve ABD’li Voice Of America, internet üzerinden tek bir kanal kurarak yayın yapmaya başladı. Dünyanın başka bir bölgesinde görülmeyen bu durum, perde ardından yürüyen zihniyetin aşikâr olmasıdır.

Alman Vakıfları ve CHP

2005 yılında CHP'nin, “Türkiye'nin ulusal birliğini ortadan kaldırmak için faaliyet yürüttüğü” iddialarıyla gündeme geldi.
2005 yılında CHP'nin, “Türkiye'nin ulusal birliğini ortadan kaldırmak için faaliyet yürüttüğü” iddialarıyla gündeme geldi.

Türkiye’deki siyasi partiler içinde de varlığını sürdüren Alman vakıflarının 2005 yılında CHP'nin, “Türkiye'nin ulusal birliğini ortadan kaldırmak için faaliyet yürüttüğü” iddialarıyla gündeme geldi. Partinin Friedrich Ebert Vakfı'ndan para yardımı aldığı ortaya çıktı. Buna göre, Alman Dışişleri Bakanlığı'ndan Ebert Vakfı’na, Ebert ‘ten de CHP'ye 85 bin Avro yardım yapılmıştı.

Ayrıca, CHP’nin önde gelen milletvekillerinden Şahin Mengü, 2002 yılında Friedrich Ebert Vakfı’na açılan davada, vakfın avukatlığını üstlendi.

  • Alman Dış İstihbarat Servisi BND ve İç İstihbarat Örgütü Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın 2009 yılından itibaren Türkiye’yi dinlemeye başladığı Alman basınında yer aldı. Türkiye’deki gelişmeleri takip etmek için böyle bir fiil gerçekleştirdiklerini belirten bir açıklamayla konuyu örtbas etmeye uğraştılar.

Alman Vakıflarının Faaliyet Alanları

FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı, genelde Batı Anadolu’da faaliyet yürütürken, Yeşillerin Heinrich Böll Vakfı ‘ Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde faaliyet gösteriyor.

Friedrich Ebert Vakfı
Friedrich Ebert Vakfı

Yeşiller Vakfı, Türkiye’nin etnik çetelesini tutmakla meşgul ve hem Alman Dışişleri Bakanı ile hem de aynı bakanlığa bağlı Alman resmi ‘araştırma’ enstitüleri ile ortak çalışıyor. 1994 yılından beri Türkiye’de bulunan Heinrich Böll Stiftung Derneği, Alman Yeşiller Partisine yakın çizgide faaliyet gösteriyor.

Konrad Adenauer Vakfı
Konrad Adenauer Vakfı

SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı da, daha ‘global’ bir yaklaşımla ‘Türkiye’de sivil toplum kurulabilmesi’ için çaba gösterirken, daha çok ‘ekonomi ağırlıklı diyalog arayışında olduğu izlenimini vermek istiyor.

Friedrich Naumann Vakfı
Friedrich Naumann Vakfı

Alexander-von Humboldt Vakfı finans kaynağını Almanya Dışişleri Bakanlığı ile aralarında Robert-Bosch, Mercator, Alfred Krupp von Bohlen gibi kuruluşların bulunduğu farklı vakıflar sağlıyor. Vakfının başkanlığını Dr. Helmut Schwarz yürütüyor. 2016 yılında, hayatı tehlike altında olan’ diye tanımladığı 46 yabancı bilim insanını araştırma enstitülerine davet etti. Vakıf “Davetlilerimizin başında 21 bilim insanı ile Türkiye geliyor” dedi. Türkiye’yi 18 kişi ile Suriye, Irak’tan üç, Tacikistan, Burundi, Yemen ve Sudan’dan ise birer bursiyer takip ediyor.

Heinrich Böll Stiftung Derneği
Heinrich Böll Stiftung Derneği

Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilciliği, her yıl çok sayıda konferans, seminer, atölye çalışması ve sempozyum düzenliyor. Wulf Schönbohm ve yardımcısı Tröndle’nin ilişki kurmadığı, kuramadığı sivil toplum kuruluşu ya da resmi kurum ve kuruluş neredeyse yok.

Mesela, sadece Türk Belediyecilik Derneği değil, tabelâsı ardında faaliyet gösterdiği Türk Demokrasi Vakfı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Arı Hareketi, TİSK, TOSYÖV, KA-DER ve daha yüzü aşkın sivil toplum örgütünün yanı sıra, üniversiteler ile de Konrad Adenauer Vakfı (KAV) müşterek etkinlikler düzenledi.

2017 yılında Türkiye’deki karşı siyasi söylemler nedeniyle tabelalarını indiren vakıflar, faaliyetlerini daha sessiz devam ettiriyor. Bu vakıfların zararlarını ve faaliyet alanlarını deşifre eden Necip Hablemitoğlu 2002’de bir suikast sonucu öldürüldü. Özellikle Bergama’daki altın çıkarma faaliyetlerini sıkı bir takibe alan Hablemitoğlu orada yaşanan büyük oyunu kitabında deşifre etmişti.