Amerikancılığın Yerine Ne Koyacağız?

Yahut Amerikancılar! Sinemamızın adı yerli ama aslen çakma Amerikalı. Televizyonumuz Amerika’nın muzahrafat kanalı. Matbuatımız da öyle. Kılık-kıyafetimiz, yeme-içmemiz de hakeza. Kültürümüz bütünüyle Amerikan malı. İyi ama şimdi de Amerika hasta adam. Orada çerçevesi çizilmiş hatlar arasında zikzak çizerken bir taraftan da karnından konuşmayı marifet belleyen akademyamızın hâli nice olacak?
Yahut Amerikancılar! Sinemamızın adı yerli ama aslen çakma Amerikalı. Televizyonumuz Amerika’nın muzahrafat kanalı. Matbuatımız da öyle. Kılık-kıyafetimiz, yeme-içmemiz de hakeza. Kültürümüz bütünüyle Amerikan malı. İyi ama şimdi de Amerika hasta adam. Orada çerçevesi çizilmiş hatlar arasında zikzak çizerken bir taraftan da karnından konuşmayı marifet belleyen akademyamızın hâli nice olacak?

Türkiye’de epeydir herhangi bir fikri harekete işaret edebiliyor muyuz? Yahut herhangi bir esaslı kültür anlayışına veya ciddi sanat hareketine? Bazı sahalardaki mevzi tenkitleri aşan ve mümkün mertebe bütünlüklü bir çerçeve takdim eden bir fikir hareketinin, bırakalım kendisini, ihtiyacını bile kaybetmiş durumdayız. Bizim adımıza Amerika düşünüyor ve tatbik ediyordu bu ihtiyacımızın icaplarını. Yahut Amerikancılar! Sinemamızın adı yerli ama aslen çakma Amerikalı. Televizyonumuz Amerika’nın muzahrafat kanalı. Matbuatımız da öyle. Kılık-kıyafetimiz, yeme-içmemiz de hakeza. Kültürümüz bütünüyle Amerikan malı. İyi ama şimdi de Amerika hasta adam. Orada çerçevesi çizilmiş hatlar arasında zikzak çizerken bir taraftan da karnından konuşmayı marifet belleyen akademyamızın hâli nice olacak?

Yıkılmaz zannedilen ve dünyanın pek çok yerinde ve hususen de ülkemizde buna göre tavır alınan Amerika Birleşik Devletleri, geçtiğimiz hafta içinde yaşanan kongre baskınıyla alenileştiği gibi artık çatırdıyor. Bugünleri gösteren Rabb’imize şükür. Darısı öbür zalimlerin başına.

İnanılmaz bir bağlılıkla ve uyuşturucu müptelâlarını hatırlatır bir bağımlılıkla bağlandığımız bu devleti biz, garip bir şekilde, uzun senelerdir tanımamakta ısrar ettik. Meselâ ismiyle müsemma olduğu hâlde, yani ABD aslen bir devletler topluluğu olduğu hâlde biz bu basit gerçeği bile görmezden gelmeyi tercih ettik ve oradaki her bir devlete, hangi akla hizmetse eyalet demeyi tercih ettik. Bu ayrıntı şu bakımdan mühim: Ortada bir Amerika Birleşik Devletleri tasavvuru var, bir de buna hiç de denk gelmeyen bir Amerika Birleştik Devletleri hakikati. Ve elbette ‘imaj çağı’nda her tasavvur, hakikate galip gelir.

  • Bugünlerde Amerikan tasavvuru ile Amerika’nın hakikatinin arasındaki o devasa farkı sıhhatle tahlil etmemizi mümkün kılacak bir safhadan bahsedebiliriz. 20-30 sene evvel “Kahrolsun Amerika!” diye bağırdığı hâlde şimdilerde epeydir onun çarklarını yağlayan kesimlerde bile bir telâşa şahitlik edebiliriz. Daha düne kadar yıkılmaz addettikleri Amerika putuna tapanlar, şimdi şamdanlarını yakmış, peçetelerini boyunlarına bağlamış, sofralarına oturmuş bir hâlde o putun kırıntılarından nasiplenmeyi beklemekte.

Muhtemelen Amerika şimdilik külliyen haritadan silinmeyecek ama onun misyonunu üstlenecek küçük bir Amerika üretip yoluna öyle devam edecek.

Âlâ.

Hükûmet, Vatan ve Devlet

Ülkemizde son yıllarda artan ciddi bir içtimai hata var; hususen de farklı veçheleriyle muhafazakâr çevrelerde. O da şu: Bir vakitler şiddetle karşı çıktıklarını iddia ettikleri devlet ile aralarındaki makası, bazen vatanperverlik, bazen de milliyetçilik üzerinden tamamen kapatmış durumdalar. “İyi ama ne var bunda? Bu niye fena bir şey olsun ki?” diye sorulabilir. Son derece yerinde bir soru bu. Gelgelelim iktidarı desteklemek ile devletin kusurlu, aksayan ve tadile ihtiyaç hisseden aksamını işaret etme mesuliyetini terketmenin arasındaki fark, garip bir tarzda adeta buharlaşmış durumda. O yüzden de devletin bazı kademelerindeki aksaklıkları işaret etmek bile neredeyse devlet düşmanlığıyla ithamı beraberinde getirebilmekte. Bu vahim manzaranın tebellür ettirdiği başka bir felâket de şu: Muhalefet, hiç de hakketmeyen çevrelerin eline terkedilmiş vaziyette.

Bir vakitler şiddetle karşı çıktıklarını iddia ettikleri devlet ile aralarındaki makası, bazen vatanperverlik, bazen de milliyetçilik üzerinden tamamen kapatmış durumdalar.
Bir vakitler şiddetle karşı çıktıklarını iddia ettikleri devlet ile aralarındaki makası, bazen vatanperverlik, bazen de milliyetçilik üzerinden tamamen kapatmış durumdalar.

Hayır, siyasi muhalefetten bahsetmiyorum. Kasdım, Türkiye’nin son 15-20 yılı içerisinde, bu tarihten evvelkisine benzer bir tarzda herhangi bir fikri harekete işaret edebiliyor muyuz? Yahut herhangi bir esaslı kültür anlayışına veya ciddi sanat hareketine? Bazı sahalardaki mevzi tenkitleri aşan ve mümkün mertebe bütünlüklü bir çerçeve takdim eden bir fikir hareketinin, bırakalım kendisini, ihtiyacını bile kaybetmiş durumdayız.

Sanatı koydunsa bul.

Zihnimiz Amerika’ya Emanetken

Bizim adımıza Amerika düşünüyor ve tatbik ediyordu bu ihtiyacımızın icaplarını. Yahut Amerikancılar! Sinemamızın adı yerli ama aslen çakma Amerikalı. Televizyonumuz Amerika’nın muzahrafat kanalı. Matbuatımız da öyle. Kılık-kıyafetimiz, yeme-içmemiz de hakeza. Kültürümüz bütünüyle Amerikan malı. Fikriyatımız liberalliğe göre vaziyet almakta, siyasetimiz ise demokrasiye göre. Ve hatta ticaretimiz de, beynelmilel münasebetlerimiz de.

İyi ama şimdi de Amerika hasta adam. Ne olacak hâlimiz?

  • Hayır hayır, sadece liberallere veya aleni Amerikancılar’a değil; sağcısıyla, solcusuyla, ilericisiyle, gericisiyle, milliyetçisiyle, ulusalcısıyla, muhafazakârıyla, devrimcisiyle, İslâmcısıyla, İslâm düşmanıyla, ‘paşacı’sıyla, hepimizin cevaplandırması mecburi bir suâl bu.

Farkında mısınız, çatırdayan ve yıkılma emareleri gösteren Amerika olmazsa biz milletçe kime özeneceğiz, kimi taklit edeceğiz sahiden? Artık kime perestiş edeceğiz biz? Amerikan tarzı hayatı da elimizden alırlarsa nasıl yaşarız biz? Daha doğrusu yaşadığımızı nasıl hissederiz?

Amerika’da çerçevesi çizilmiş hatlar arasında zikzak çizerken bir taraftan da karnından konuşmayı marifet belleyen akademyamızın hâli nice olacak?

Kendi kültürümüzün esasını tespit maksadıyla bir keşfi kadim gayretine girişmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Ulusalcılığın Çincesi Ne?

Ülkemizde biri aşırı ‘paşacı’, öbürü de paşacı ama bu meseleyi esastan saymayan iki farklı ‘nasyonalizm’ var. Birini milliyetçilik şeklinde tesmiye ediyoruz, öbürü ise kendisine ulusalcılık adını lâyık görmüş. Bu iki milliyetçilik arasında yukarıda işaret ettiğimin dışında öz itibariyle başka bir fark var mı? Kanaatime göre belki şöyle bir farka işaret edilebilir:

Ne yazık ki milliyetçilik, bolşevikliğe karşı inşa edilen yeşil hattın bir ileri karakolu mahiyetinde, Amerikalılar tarafından el altından kurulmuş ve güçlendirilmiş iken ve ahalinin alt tabakalarından mensup devşirmeyi hedeflemişken öteki gene Amerikalılar tarafından tahkim edilen ama Amerika’yla ilişkisinin örtülmesine ihtiyaç hissedilmeyen ve ahalinin güya seçkinlerinin itibar ettiği bir meyl.

 Amerika putunuz bölündü, bölünecek ya, artık siz de Türkiye’de iki farklı isim altında aynı yere hizmet edemeyeceğinize göre nasıl bir istikbâl tasavvur ediyorsunuz?
Amerika putunuz bölündü, bölünecek ya, artık siz de Türkiye’de iki farklı isim altında aynı yere hizmet edemeyeceğinize göre nasıl bir istikbâl tasavvur ediyorsunuz?

Ama her ikisi de kendilerini İngilizce üzerinden ifade ederken aynı kelimeyle tesmiye etmek mecburiyetinde. Benzer bir durum, bu güya birbirine zıt görünümlü iki milliyetçilik tezahürünü, başkaları İngilizce yahut başka bir dil üzerinden ifade ettiklerinde de geçerli.

Evvelâ mizah gibi görünmesine rağmen zerre miktar öyle bir kaygıya düşmeden sorayım: Amerika putunuz bölündü, bölünecek ya, artık siz de Türkiye’de iki farklı isim altında aynı yere hizmet edemeyeceğinize göre nasıl bir istikbâl tasavvur ediyorsunuz? Yani her ikiniz de kendinizi Çince’de nasıl ifade edeceğinizi öğrendiniz mi? Hani şu kadim düşmanımızın lisanında.

Bir soru da hepimize: Kökü dışarıda olmayan ve ümmet tasavvuru ile çatışmayan hakiki Türk milliyetçiliğini ihdas etmeyi daha ne kadar tehir edeceğiz?