Şiddete açılan kapı: Ekran

Kültür kuramcısı Byung-Chul Han, “Şiddetin Topolojisi”nde, postmodern dönemde dilin yeni şiddetinin olumsuzluk değil olumluluk olduğunu söyler.
Kültür kuramcısı Byung-Chul Han, “Şiddetin Topolojisi”nde, postmodern dönemde dilin yeni şiddetinin olumsuzluk değil olumluluk olduğunu söyler.

İftira, aşağılama, incitme üzerine kurulan dilsel şiddet olumsuzluk şiddetiyken; aşırı iletişim, aşırı bilgi, aşırı haberleşme şiddetin olumluluk halidir ve bu tür şiddet,“öteki”ne karşı değildir, “olumluluğun kitleselleşmesini” esas alır. Modern dünyada şiddetin kaba bir güç olmaktan çıkarak sistemin merkezinde kendine hayat alanı bulduğunu düşünür. Olumlu şiddet ona göre olumsuz şiddetten daha yıkıcıdır ve göz önünde değildir.

Byung-Chul Han, Şiddetin Topolojisi
Byung-Chul Han, Şiddetin Topolojisi

Herkeste bir sinir bir asabiyet. Kimine göre yediklerimiz, kimine göre seyrettiklerimiz, kimine göre bu şehir bu trafik, kimine göre ise rahatlıktan bu haldeyiz. Sokaklar küfür kıyamet, geleneksel medya, (a)sosyal medya kavga ve şiddet haberleriyle dolu. Sosyal medya demişken post endüstriyel çağ, postmodern dönem, dijital çağ gibi nitelemelerle tanımlanan içinde bulunduğumuz zamana dair üzerinde uzlaşılan ortak nokta, yeni medya teknolojilerinde yaşanan dönüşümdür diyebiliriz. Kültür kuramcısı Byung-Chul Han, “Şiddetin Topolojisi”nde, postmodern dönemde dilin yeni şiddetinin olumsuzluk değil olumluluk olduğunu söyler.

Byung-Chul Han
Byung-Chul Han

İftira, aşağılama, incitme üzerine kurulan dilsel şiddet olumsuzluk şiddetiyken; aşırı iletişim, aşırı bilgi, aşırı haberleşme şiddetin olumluluk halidir ve bu tür şiddet,“öteki”ne karşı değildir, “olumluluğun kitleselleşmesini” esas alır. Modern dünyada şiddetin kaba bir güç olmaktan çıkarak sistemin merkezinde kendine hayat alanı bulduğunu düşünür. Olumlu şiddet ona göre olumsuz şiddetten daha yıkıcıdır ve göz önünde değildir. Giderek görünmez hale gelen içselleştirilen başkasının olumsuzluğunu üzerinden atarak insanın kendine döner.

Sanatın Şiddet İle İmtihanı

Sanat bu şiddete kayıtsız kalır mı, tabi ki hayır.

Burada iki farklı yaklaşım söz konusu, ilk tutum var olan şiddet potansiyelini ticari olarak değerlendirmek için üreten ve şiddeti körükleyen, ikincisi ise bu asabiyet ve buna bağlı olarak şiddeti irdeleyen, eleştiren, neden ve sonuçlarını tartışmaya açan tavırdır.

1992 yılında yönetmenliğini Michael Haneke’nin yaptığı duygusal buzlaşma üçlemesinin filmlerinden biri olan Benny’s Video’da yönetmen daha doksanlı yıllarda ekranların, medya ve oyunların bir aileyi ne hale getirebileceğini en çarpıcı şekilde anlatmaktadır.

Benny’in kamerasından seyrettiğimiz filmde Avrupa sokaklarının doksanlı yıllarda başkalarının haklarını gasp ederek, sömürerek kurduğu maddi refah halini seyrederiz.
Benny’in kamerasından seyrettiğimiz filmde Avrupa sokaklarının doksanlı yıllarda başkalarının haklarını gasp ederek, sömürerek kurduğu maddi refah halini seyrederiz.

90'ların başında üst sınıf Avrupalı bir ailenin çocuğu olan Benny, hayatını video kasetler, bilgisayar oyunları ve kameralarla geçiren bir ara tür olarak gösterilir. Teknolojik bir dünyanın imkânlarıyla büyüyen Benny’nin ailesi ise modern ahlakın vazettiği şekilde para kazanma, seçkin davetler ya da yılsonu tatilleri planlama gibi eylemlerle hayatlarını doldurmaktadır. Sistemin potasında kendilerini eritmiş bu ailenin hayatlarının merkezinde yer alan televizyon ekranlarından seyrettikleri haberlere, şiddet ve acıya kayıtsızlıkları, Doğu’ya bir turistik geziyle gittiklerinde ‘ötekine’ bakışları gibi detaylarla yönetmen, ailenin aslında bu acımasız sistemin üreticileri olduğunu sembolize etmektedir.

İlginizi çekebilirBir delilik yapmanızdan korkuyoruz

Benny’in kamerasından seyrettiğimiz filmde Avrupa sokaklarının doksanlı yıllarda başkalarının haklarını gasp ederek, sömürerek kurduğu maddi refah halini seyrederiz. Ellerinde zar zor taşıdıkları poşetlerle yorulan kollar, ruhsuz bir şekilde mesaisine yetişmeye çalışırken yanından geçen insana temas etmemek adına gerilen yüzler ve hızlıca yol alan otomobillerle bireyciliğin her karede kutsandığı bir dış dünyada boğuluruz.

Modern İnsanın Algısındaki ‘Hiç’lik

Benny’nin hem içeriyi hem dışarıyı çeken kamerasında iç dünya ne yazık ki daha da vahimdir.

Benny teknolojik aletlerle doldurulmuş renksiz ve ruhsuz bir odada tüm gününü geçiren bir gençtir. Bu eksiksiz dünyasında tek yaptığı şeyse şiddetin ve vahşetin başrolde olduğu video kasetler ve televizyon seyretmektir. Ailecek seyrettikleri televizyondaki haberlerse Alman yönetmenin çok manidar bir seçkisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Göçmenlere yapılan saldırılar, Bosna savaşının görüntüleri gibi haberler ailenin ifadesiyle ‘hiç’ olsa da yaşanılan zamanın absürtlüğü başarılı bir planla aktarılır. Burada modern insanın teknolojiyi vakit geçirilecek, üzerinde düşünülmeyecek bir araç olarak görmesi gerçeği somut olarak karşımıza çıkmaktadır. Ölüm, hastalık, açlık ve nefret söylemleri gibi sağlıklı bir ruhu sarsacak ve tefekküre sevk edecek hayatın temel meseleleri görsel medyanın zihinleri işgali sonucunda modern insanın algısına bir ‘hiçlik’ olarak yerleşmiştir.

Rahatsız Edici Görüntüler

Michael Haneke
Michael Haneke

Yönetmen bir yandan yaşadığımız hayatın yitirdiğimiz anlamlarını düşündürtürken diğer yandan sürekli şiddet içerikli programları, vahşi aksiyon filmleri seyreden Benny'nin sürüklendiği felaketi rahatsız edici bir gerçeklikle gösterir. Benny’nin çiftlik evlerinde bir domuzun vurulmasını çektiği görüntüleri ağır çekimde ve domuzun inleme seslerini dinleyerek uzunca bir süre seyrederiz. Benny’nin bu çekimleri yaptığı sırada yanında olan babası kendini şiddetin dışında gibi konumlarken aslında tam olarak şiddetin öznesidir.Bu sahne bize filmin sonlarına doğru gerçekleşecek olan daha ağır ve geri dönüşü olmayan başka bir felaketin habercisidir. Yönetmen domuzun öldürülme sahnesi ve haberlerde anlatılan şiddet sahneleri arasında bir analoji kurmaktadır. Bu modern aile her iki şiddeti de elleri kana bulaşmadan seyretmeyi tercih etmektedir.

‘Neden Öldürdün’ – ‘Sadece Merak Ettim’

Benny’s Video'dan bir sahne
Benny’s Video'dan bir sahne

Film’in sonunda ailesi hafta sonu tatilindeyken eve bir kız arkadaşını çağıran Benny’nin kız arkadaşını merhametsizce öldürüşünü ve bunu kameraya aldığını seyrederiz. Ailesine bu cinayeti açıkladıktan sonra Benny, babasının “neden öldürdün” sorusuna ise gayet kayıtsız bir şekilde “sadece nasıl olduğunu merak ettim” der.

  • Artık bu andan sonra bizler tıpkı yaşadığımız dönemde olduğu gibi çocuklarını küreselleşen dünyanın kültür dayatmalarına kaptırmış, inancı ne olursa olsun dünyadaki var oluş sebebi olan hakikati, bir an olsun keşfedebilme arzusunu hiç duymamış üst sınıf bir ailenin, artık hakikatle bağlantı kurmalarını sağlayacak tek şey olan bir felaketle yüzleşme durumunu yaşamalarına rağmen nasıl daha da barbarlaşabildiğini görürüz. Zira binbir emekle oluşturdukları konfor alanlarına yönelik her hangi bir tehdit, onlar için ortadan kaldırılması, yok edilmesi, olmamış farz edilmesi gereken küçük bir sorundur.
Filmleri geri alırsak ölen insanlar yeniden canlanır, ya gerçek hayatta?

Michael Haneke’nin bu filmin üzerine yaptığı yorum bütün bu olanlara bir çözüm sunarak, bugünün insanına, ailesine ve eğitmenlerine bir ders niteliği taşıyor. “Çocuklar duygusal ya da entelektüel destek verilmeksizin televizyonun önünde bırakılırsa, onlar için Saraybosna’daki bir cesetle Terminatör’deki bir ceset arasında gerçeklik açısından bir fark kalmaz. Benny aslında ne yaptığının farkında değil çünkü videolarda tek yapmanız gereken filmleri geri almak, böylece ölen insanlar yeniden canlanır.”

İlginizi çekebilirGenç troller rahatsız

Haneke'nin de dediği gibi feci bir gerçeklikten kopuşun isyanı bu film. Gördüğüne, hissettiğine kayıtsız kalan insanoğlunun baktığı ekranların gerçek olduğuna dair sarsılmaz inancını sorgulatıyor...