Ortadoğu’da İngiliz-Fransız çekişmesine bir misal

İki yüzyıl önce Avrupa'da uluslararası çatışmalar vuku bulurken, İngiltere düşman Fransız ajanına suikast düzenlemiş miydi?
İki yüzyıl önce Avrupa'da uluslararası çatışmalar vuku bulurken, İngiltere düşman Fransız ajanına suikast düzenlemiş miydi?

19. yüzyılın henüz başlangıcında Avrupa savaştaydı. Fransa ve İngiltere arasında açık bir çatışmanın patlak vermesiyle gerginliğin ortasında, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin Bûşehr’de bulunan temsilcisinin masasına bir mektup düşer ve varacağı yerin Doğu olduğundan şüphelenilen Romieu adında bir Fransız ajanından bahsedilir. Savaşın gidişatını değiştiren 'yetenekli' Mösyö Romieu'nun hikayesi, Ortadoğu topraklarında son bulacaktı.

19. yüzyılın başı, Napolyon Savaşları adı altında geniş çaplı bir harbe şahitlik etmişti. 1805 yılı, bu savaşın özellikle en hareketli yıllarından biri olmuştu. Napolyon liderliğindeki Fransa doğrudan İngiltere’yi işgal etmeyi düşünmüş, İngiltere gibi güçlü bir rakibin karşı cepheden elenmesiyle savaşın da çok geçmeden nihayete ereceğini tasarlamıştı. Bu plan için ciddi hazırlıklar yapan Napolyon, İngiltere’nin karşı kıyısında yer alan Fransa topraklarındaki Boulogne’a askerî sevkiyat yapmıştı. Tabii ki yapılacak bir askerî çıkartmadan önce Manş Denizi’nin güvence altına alınması gerekiyordu. Dolayısıyla herhangi bir kara harekâtından önce bir deniz muharebesi kaçınılmazdı. Öyle de olmuş ve taraflar arasında Trafalgar Muharebesi gerçekleşmişti. Ne var ki gerçekleşen deniz muharebesinde Napolyon’un İngiltere karşısında aldığı mağlubiyet, kendisinin İngiltere’yi işgal etme planlarını da suya düşürmüş, savaşta galibiyet elde etmek için başka cephelere ağırlık verme ihtiyacını doğurmuştu.

Napolyon aslında çok cepheli bu savaşta müttefik bulma arayışına Trafalgar’da aldığı mağlubiyetten de önce başlamıştı. Öyle anlaşılıyor ki kafasında ittifak kurmak istediği güçlerden biri de Ortadoğu coğrafyasından olmuştu. Savaş durumu sebebiyle bu tarz gelişmeler hiç şüphesiz karşı düşman cephede önem arz ediyor ve yakından takip edilmesini gerekli kılıyordu.

Bûşehr'deki diplomatik temsilci William Bruce'un masasına düşen mektupta Mösyö Romieu'nun 'yetenekli bir adam' olma ününe sahip olduğundan bahsedilmekteydi.
Bûşehr'deki diplomatik temsilci William Bruce'un masasına düşen mektupta Mösyö Romieu'nun 'yetenekli bir adam' olma ününe sahip olduğundan bahsedilmekteydi.

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin Bûşehr’de bulunan temsilcisi William Bruce’a gönderilen bir mektup bu meseleye dair detaylar içeriyordu. Mektup, Britanya’nın Konstantinapol’deki Büyükelçisi Alexander Stratton tarafından önce Bağdat’a gönderilerek buradaki İngiliz memuru Harford Jones’a iletilmiş, buradan da Bûşehr’e gönderilmişti. Mektupta, gideceği yerin Doğu olduğundan şüphelenilen Romieu adında bir Fransız yetkiliden bahsediliyordu. Ayrıca kendisinin 'yetenekli' biri olarak ün saldığı söyleniyor, elinin altında hatırı sayılır bir meblağa sahip olduğu belirtiliyor, entrikalarına karşı dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarı yapılıyordu. Bağdat başta olmak üzere İngilizler tarafından Mösyö Romieu’nun adımları dikkatli bir biçimde takip ediliyor ve gerekli makamlar bununla alakalı bilgilendiriliyordu.

Bûşehr’deki İngiliz makamına gönderilen mektup sadece bir adetle sınırlı kalmamıştı. Bağdat’tan Bûşehr’e gönderilen 25 Temmuz tarihli bir başka mektupta Romieu’nun Halep’te göründüğü, burada parasını altına çevirttiği ve Fars diyarına geçme niyetinde olduğundan bahsediliyordu. Bûşehr, bu gelişmeler karşısında Maskat ve Arap Körfezi’nde yer alan diğer makamları bilgilendirmeyi de ihmal etmemişti.

Peki Romieu kimdi ve kendisinin bölgedeki varlığından neden bu kadar çok endişe ediliyordu?

  • Tam ismiyle Antoine-Alexandre Romieu askerî vazifelerde bulunmuş ve Korfu’da diplomatik görevler üstlenmiş bir seyyahtı. 1804 yılında, kırk yaşında, Paris’e dönen Romieu kendisine yeni vazifeler verilmesini ummuş, Napolyon üzerinde etki bırakan bir isim olmuştu.

Napolyon, Dışişleri Bakanı Talleyrand’a, Romieu’yu mevcut durumlarını ve sahip oldukları kuvveti öğrenmek için İran’a göndermesini emretmiş, Kaçar Şahı ile bir ittifak kurma niyetinde olduğunu ibrâz etmişti. Napolyon için bu müttefiklik hiç şüphesiz yerinde bir karar olacaktı. Zira Fransa sadece İngiltere ile savaşmıyor, aynı zamanda Rusya ve Avusturya ile de mücadele içerisinde bulunuyordu. Ayrıca Mısır işgali, Osmanlı'yla da arasını bir hayli açmıştı.

Fransa'nın Pers Şahı ile yakınlaşması, belki de Hindistan'daki İngiliz çıkarlarına saldırabileceği bir kapı aralayacaktı.
Fransa'nın Pers Şahı ile yakınlaşması, belki de Hindistan'daki İngiliz çıkarlarına saldırabileceği bir kapı aralayacaktı.
Bu bakımdan İran ile yapılacak müttefiklik hem Rusya karşısında hem de Britanya’nın Hindistan’daki varlığını tehdit etme noktasında önemli bir vazife görecekti.

Romieu’nun İstanbul’a ayak bastığı 20 Mayıs tarihi, Britanya cephesinde büyük oranda bir tedirginliğin baş göstermesine sebep olmuş ve bu seyahatin engellenmesi yönünde teşebbüslerde bulunulmuştu. Ne var ki haberleşme imkanlarının son derece yavaş olduğu o dönemde kendisine yazılan mektuplar Bûşehr’e varmadan iki gün önce Romieu Tahran’a varmıştı. Romieu’yu engellemek için Fransızların iddiasına göre suikast bile düşünülmüştü. İddialara göre Britanya’nın Halep’teki konsolosu tarafından teşebbüs edilen bu girişim başarıyla savuşturulmuştu.

Tahran’a sağ salim varan Romieu, Kaçar hükümdarı Feth Ali Şah ile 30 Eylül tarihinde görüşme hakkını elde etmişti.
Tahran’a sağ salim varan Romieu, Kaçar hükümdarı Feth Ali Şah ile 30 Eylül tarihinde görüşme hakkını elde etmişti.

Fakat Romieu bundan kısa bir süre sonra aniden rahatsızlanmıştı. Üç gün boyunca istifrağda bulunmuş, titreme ve yüksek ateş nöbetlerine düçar olmuş, nihayetinde hayatını kaybetmişti. Söylentiler zehirlendiğini söylüyor, Fransızlar bu durumdan Britanya’yı sorumlu tutuyordu. Bu iddiayı yalanlayan Britanya, bu tarihten çok kısa bir zaman sonra Trafalgar Muharebesi’nde Napolyon’un donanmasını bozguna uğratmıştı. Her ne kadar ilerleyen dönemde Kaçar Hanedânı ile Fransa arasında müttefiklik kurulsa da bundan herhangi bir netice elde edilememişti. Cenazesi Tahran’da gömüldüğü düşünülen Romieu’nun mezarının nerede olduğu net bir şekilde bilinmese de kesin olan bir şey vardı ki o da bu coğrafya üzerinde Batılı kuvvetlerin çekişmesinin oldukça kadim olmasıydı.