Türkçenin bir Arap tarafından yazılan gramer kitabı
12:00, 05/08/2024, Pazartesi

Ebû Hayyân'ın eseri “Kitâbü’l-İdrâk li-lisâni’l-Etrâk”tan bir bölüm.
Aslen
Berberî
olan Ebû Hayyân el-Endelüsî,
nisbesinden de anlaşılacağı üzere Endülüslüydü
. O dönemde Endülüs
topraklarında bulunan büyük âlimlerden aldığı derslerle birikimini arttıran Ebû Hayyân
, yirmili yaşlarında birikimine birikim katmak amacıyla doğduğu topraklardan ayrılmıştı.- Kuzey Afrika, Dimeşk, Bağdat ve Mekke’ye gitmiş, sonrasında vefat edeceği tarihe kadar, okuma ve okutmakla meşgul olduğu Mısır topraklarına yerleşmişti.
Asıl itibarıyla
“emîrü’l-mü’minîn fi’n-nahv”
şeklinde tavsîf edilebilecek kadar Arap dili ve gramerine
vukûfiyeti ile tanınan bir âlim olan Ebû Hayyân’ın
bizler için en dikkat çekici yanı, kendisinin aynı zamanda Türkçe
de biliyor olmasıydı.
Hatta Türkçe dışında o
Habeşçe
ve Güney Arapçasının
en eski lehçelerinden biri olan Himyerî
dilini de bilecek kadar entelektüel
bir birikime sahipti. Ebû Hayyân’ın
Türk diline olan ilgisinin muhtemelen o dönemde Mısır’da
varlığı ciddi bir biçimde kendisini hissettiren Türklerle
doğrudan bir ilişkisi vardı. Belli ki Ebû Hayyân
, birlikte yaşadığı insanların dillerini merak etmiş, bu merak kendisini eserler telif etmeye
yönlendirmişti.İslâm
tarihinin ilk yüzyıllarından itibaren kendilerinden bahsedilen Türkler
, sonraki yüzyıllarda
sahip oldukları askerî kabiliyet ve cesaret
dolayısıyla İslâm
ordularında tercih edilen bir millet haline gelmişti. Bu durum ileriki zamanlarda öyle bir hâl almıştı ki Türkler
askerî bir kuvvet olma dışında siyasî
bir kuvvet
olarak da kendilerini gösterebiliyordu.- 13. yüzyılın ilk yarısında Eyyûbî sultanı el-Melikü's-Sâlih Necmeddin Eyyûb, Batı Gök Türk topluluklanndan bir Türk kavmi olan Kıpçaklar’dan memlük (köleler arasından seçilip, özel bir eğitimin ardından paralı askerler olarak kullanılan ücretli asker) kullanarak devletinin güçlenmesini istemiş, içinde Türk unsurunun da bulunduğu bu ordu daha sonra haçlılara karşı verilen Mansûre ve Faraskur savaşlarında elde edilen zaferlerde olduğu gibi gerçekten de büyük başarılar kazanmıştı.
Eyyûbîler
döneminde yerleştirilen bu Türk
varlığı, el-Melikü's-Sâlih
’ten sonra tahta geçen Turan Şah’ı
bertaraf edecek kadar kuvvet kazanmış, bundan sonra da tahta ilk sultanı olarak bilinen Aybek’in
geçmesiyle Memlûk
devleti kurulmuştu. Bu arada Memlûkler
için ayrı bir isim olarak Kölemenler
denmesinin sebebi de bu devletin kuruluşunda bu kölelerin
etkin rol oynaması sebebiyleydi.
Aybek’in
Memlûk
tahtına oturduğu 1250
yılından sadece 30 yıl sonra
, 1280
yılında Ebû Hayyân
yukarıda bahsettiğimiz doğuya yaptığı ve Mısır’a
yerleştiği seyahatini gerçekleştirmişti. Dolayısıyla o dönem Mısır'ında
siyasetçiler başta olmak üzere çok sayıda kişinin Arapça
bilmeyip de Türkçe
konuşuyor olması anlaşılabilecektir. Çünkü Memlûklerin
idareyi ellerine almasının ardından çok sayıda Türkmen
topluluğu da Mısır’a
akın etmiş, Mısır’da
Türkçe konuşanların sayısı büyük bir oran kazanmıştı.Kitabının ismini olarak adlandıran Ebû Hayyân da, muhtemelen kitabını böyle bir ortamda, Türkçe’ye verilen önem dolayısıyla oluşturmaya karar vermişti. İşin ilginç tarafı kısa adıyla ve adlı üç eserinin daha olduğunu biliyoruz.
“Kitâbü’l-İdrâk li-lisâni’l-Etrâk”
Kitâbü’l-İdrâk,
Ebû Hayyân’ın Türkçe’yle alakalı yazdığı tek kitap da olmamıştı. Onun aynı zamanda varlığından haberdar olduğumuz ama elimizde mevcut olmayan “Zehvü’l-mülk fî nahvi’t-Türk”, “el-Ef’âl fî lisâni’t-Türk”
“ed-Dürretü’l-mudıyye fî lugati’t-Türkiyye”
Ebû Hayyân,
eserinin mukaddimesinde de belirttiği üzere kitabını üç kısma ayırmıştı. Bunlar 2200
kelimeden oluşan sözlük, sarf ve nahiv kısımlarıydı.Müellif
kitabının mukaddime
kısmında kitabının yazılış amacını; Türk dilinin sözcük ve gramerinin bir araya getirilmesi
şeklinde açıklamıştı. Kitabın sözlük kısmındaki alfabetik sistem ise Arap harfleri esas alınarak yapılmıştı.
Kelimenin yapısıyla alakalı bilgi anlamına gelen, kitabın ikinci bölümü olan sarf kısmında ise
Ebû Hayyân,
Türkçe’deki kelime türlerini fiil, isim ve harf
olmak üzere üçe ayırıyordu.Kitabın
üçüncü
kısmı olan ve cümle bilgisi anlamında kullanılan nahivde ise Ebû Hayyân,
Türkçe’deki nahiv konularını işlemişti.- Büyük bir Arap dili âlimi olan Ebû Hayyân’ın, kitabını hazırlarken Arapça konu başlıklarını Türkçe’de de aradığını, bunda oldukça da başarılı olduğu görülür. Dolayısıyla bu durum o zaman bile Türkçenin hiç de basit bir göçebe dili olmadığını göstermesi bakımından önem arzeder.
Kitap,
Ebû Hayyân’ın
tam ismiyle birlikte verdiği, eserin 712 (1312)
yılında Kahire’de
Molla Sâlih Medresesi’
nde tamamlandığı cümleyle sona erer.Türk olmayan
biri tarafından yazılan ilk eserlerden biri olan “Kitâbü’l-İdrâk li-lisâni’l-Etrâk”
“Kitâbü’t-Tuhfeti’z-zekiyye fî lugati’t-Türkiyye”
İlk olarak
1309 (1891 veya 1892)
yılında Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ndeki
yazması esas alınarak Mustafa Bey
tarafından neşredilen Kitâbü’l-İdrâk
, en doğru şekliyle Ahmet Caferoğlu
tarafından İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki nüshası da dikkate alınarak yeniden edisyon kritiği ve çevirisi ile birlikte yayınlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.