Turgut Uyar külliyatına ilaveler

Turgut Uyar
Turgut Uyar

1959’da yayımladığı Dünyanın En Güzel Arabistanı, Uyar’ın şiir tarihinde önemli miladı işaret eder. Zira bireyin iç dünyasının farklı bir dil ve üslupla işlendiği bu kitap; Cemal Süreya’nın Üvercinka, İlhan Berk’in Galile Denizi, Edip Cansever’in Yerçekimli Karanfil kitaplarıyla birlikte İkinci Yeni hareketini müjdeleyen eserlerden biri olarak değerlendirilir.

Turgut Uyar (1927-1985); Edip Cansever, Cemal Süreya ve İlhan Berk’le birlikte İkinci Yeni şiirinin öncü isimlerinden biridir. Turgut Uyar, “Yaşamımda İlkler” adlı yazısında “ağlamaya hep hazır, hüzünlü bir çocuk” olduğunu; ilk şiir temrinlerini bu hüzünlü çocukluk yıllarında yaptığını belirtir . Aşkı çocukça bir bakışla dile getiren bu alıştırmalarından sonra Uyar’ın gerçek anlamda “şair” hüviyetiyle ortaya çıkışı, 1947’de dönemin popüler edebiyat-sanat dergisi Yedigün’de art arda şiirlerini neşretmesiyle gerçekleşir. “Yâd”, “Sevdiğim”, “Ayrılıkta Odam”, “Dolu Dizgin Geldin Oy” adlı ilk şiirleri, Kaynak dergisinin düzenlediği şiir yarışmasında ikincilik ödülünü kazanan “Arz-ı Hal” şiiri takip eder.

İlerleyen yıllarda Varlık, Yeditepe, Pazar Postası, Dost, Değişim, Türk Dili, Yeni Dergi, Papirüs, Oluşum, Gösteri, Yeni Düşün, Dönem gibi dergilerde şiir ve yazılarını yayımlamayı sürdüren Turgut Uyar, toplumsal duyarlılığı Anadolucu bir bakışla ön plana çıkaran şiirlerini Arz-ı Hal (1949) ve Türkiyem (1952) adlı kitaplarında bir araya getirir.

Sait Maden, Tomris ve Turgut Uyar.
Sait Maden, Tomris ve Turgut Uyar.

1959’da yayımladığı Dünyanın En Güzel Arabistanı, Uyar’ın şiir tarihinde önemli miladı işaret eder. Zira bireyin iç dünyasının farklı bir dil ve üslupla işlendiği bu kitap; Cemal Süreya’nın Üvercinka, İlhan Berk’in Galile Denizi, Edip Cansever’in Yerçekimli Karanfil kitaplarıyla birlikte İkinci Yeni hareketini müjdeleyen eserlerden biri olarak değerlendirilir. Turgut Uyar, bir söyleşisinde bu kitapla birlikte şiir dünyasındaki değişime şu cümlelerle işaret eder:

Önce şunu söyleyeyim, yaşayan bir şiirin gelişmesi bu değişim. İkincisi, kendime uygun birtakım özler (muhtevalar) aramak zorunda kalmış olmamdır. Bunda büyük şehrin etkileri var tabii. En azından özler arasındaki farklılığa etkileri var. Her gün içinde bulunduğum ilişkiler tamamen değişmişti. Bu arada insanın kendisi de değişiyor, okudukları değişiyor, yaşı ilerliyor.

Bu şiir kitabıyla birlikte İkinci Yeni şairleri arasında yerini belirginleştiren şair, ilerleyen yıllarda Tütünler Islak (1962), Her Pazartesi (1968), Divan (1970), Toplandılar (1970), Kayayı Delen İncir (1981) adlı kitaplarını çıkardı. Modern Türk şiirindeki değişimleri önemli şairlerden örneklerle açıkladığı Bir Şiirden adlı inceleme kitabını 1983’te yayımladı. Tütünler Islak ile 1963 Yeditepe Şiir Armağanı’nı, Kayayı Delen İncir ile 1982 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazanan şair, İkinci Yeni’nin olduğu kadar modern Türk şiirinin de güçlü ve özgün seslerinden biri oldu.

Şairin toplu şiirleri, ölümünden bir yıl evvel Büyük Saat (1984) adıyla Can Yayınları’nca neşredilmiştir. Turgut Uyar’ın düzyazıları Alaattin Karaca tarafından derlenerek Korkulu Ustalık (2009) adıyla ; kitaplarına girmemiş şiirleri ise Mehmet Can Doğan tarafından derlenerek Yitiksiz (2010) adıyla yayımlanmıştır.

Turgut Uyar ve Erdal Öz
Turgut Uyar ve Erdal Öz

Süreli yayınlarda yaptığım taramalarda karşıma çıkan şairin kitaplarına girmemiş bir şiiri ile bir söyleşisi aşağıda dikkatlere sunulmaktadır. “Siz, Geri Dönenler” adını taşıyan şiir, Son Çağ dergisinin Mart 1961’de çıkan ilk sayısında basılır. Son Çağ, Birleşik Amerika Büyükelçiliği tarafından “Aylık Kültür Dergisi” logosuyla 1961-1967 yılları arasında Ankara’da yayımlanan bir dergidir. Dönemin diğer dergileriyle kıyaslandığında lüks baskısıyla dikkat çeken dergide Turgut Uyar’ın dışında; İlhan Berk, Bilge Karasu, İlhan Tarus, Gülten Akın, Behçet Necatigil, Erdal Öz, Orhan Duru gibi imzalar yer alırlar.

Dergide yayımlanan kısa biyografiden anlaşılmaktadır ki Turgut Uyar bu şiiri, 1960 yılında, Dünyanın En Güzel Arabistanı’nı yayımlamasından kısa bir süre sonra kaleme almıştır. “Siz, Geri Dönenler”, uzak çağrışımları dile getiren imgelerle örülmüş, şiirin imkânlarını zorlayan bir metindir. Nesir cümlelerini andıran dize yapısıyla sunulan şiirde, “öyküleme” tekniği de dikkat çeker. Bu bağlamda “Siz, Geri Dönenler”, Turgut Uyar şiirinin ve İkinci Yeni’nin neredeyse bütün özelliklerini yansıtan bir metin olarak ön plana çıkar.

Şair, 1981 yılında Ekin ve Sanatta Sesimiz dergisinde yayımlanan söyleşisinde ise genelde Garip ve İkinci şiirleriyle ilgili düşüncelerini belirtmiş, kendi şiirinin geçirdiği dönüşümü de satır aralarında açıklamıştır.

Ek 1

Siz, Geri Dönenler…

..Sizden neler kaldı ey eski zaman askerleri, silâhların ve kadınların övüncü, evlerin düşlerine sağlık veren

ey şimdi yorgun ateşleri bozuk ordugâhların, sizden…

Özleminiz tarlaları hatırlayacak. Bitirdiniz. Sakallarınızı ve kaputlarınızı bıraktınız, belki de yenilgiyle geldiniz, yendik belki. Ne kadar sevinmek.

Siz, Geri Dönenler
Siz, Geri Dönenler

Kalan kadınlarımız, kalan çocuklarımız, kalan bütün sevecenliğimizle sizin uykunuzun yorgunluğunu bekleyeceğiz ve cılız kollarımızın sevinci şarkılarımızı uyandıracak…

ve siz ey geri dönenler,

kaleler ve şivgar beygirleri ve beş direkli gemiler ve yüzlerinizi uzağa, hatırlamadığımız bir ülkenin açlığına ve kavgalarına götüren solugan köpekleri korkunun ve yılgın umutsuzluğun, sevincimizi biçilmiş tarlalar ve ölmüş çocuklardı hüznüne götürüyor belki, kalkın!...

Kalkın ve silkeleyin üstünüzü, gerinin, doyun, elleriniz, silâhların acamılaştırdığı elleriniz sevişmeleri

hatırlasın,

denizin suyu tuzlansın, siz uyanın yorgunluğunuzdan, savaş bitti!.. Sökün çadırlarınızı!..

Üzümlerin ve akşamların ve rahat ölmelerin, inanmanın ve aynı kalmanın, tentelerin, soysop resimlerinin ve sıcak lâmbaların sonu olmaz sevincine başlamaya hazırlanın…

Onaralım yıkıntıları. Tükenmez ülkesine başlayalım aşkın, mutluluğun, gemi sevinçleriyle…

“Hepsi toplandılar ve dizlerini ovdular. Yürekleri o büyük şarkının gelişini duydu. Sıcak anısıydı güvercinlerin ve öbür kuşların. Savaşın tüketip tüketip tazelediği güçlerini buldular.”

Sıcak meyhane akşamları ve kahveye batırılan çörek

Derinden gülümsediler uçak seslerine, otların eğilirliği ve kadınların okşanırlığı, bir uzun, bir ayrılık sonu gibi yanlarındaydı.

Sevimli Meliha’nın üç kızı ve kaptan Kid’in çocukları

Onuncu kata aşk okuyarak asansör beklemek.

Parlak tüylü atları ölmüştü, süslü tören urbalarını okşadılar, gündoğudan günbatıdan türlü yemişler türlü limanlar ve hastalıklar getiren gemileri batmıştı.

Çocukları eksilmişti, toplandılar, saçlarını uzattılar ve hazırdılar…

Asıl bildikleri buydu, başladılar…”

Son Çağ, S. 1, Mart 1961, s. 11.

Ek 2

Turgut Uyar’la Bir Konuşma

Soru: Sayın Uyar, anımsadığımız kadarıyla, ilk şiiriniz, 1947’de yayımlandı. 1948’de de Arz-ı Hal ile Kaynak’ın ikincilik ödülünü aldınız. Bunları, gençlerin şiir serüveninizi anımsamaları için söylüyoruz. O şiirlerinizde, insanların kişisel yaşantıları, sizin çevrenizin izdüşümleri gözlemlenir. Garip şiirinin ağırlığını koruduğu o yıllarda,

Bir ot sesinden bir at akşamından,

tam şehir içinde, otobüs durağında,

birden ulaşılmaz gençlikleri her şeyin… dizeleri, Garip şiirine karşı bir şiirselliği savunuyor muydu? Ya da karşı mıydı?

Turgut Uyar'ın kimliği
Turgut Uyar'ın kimliği

Yanıt: Bu herhangi bir şiire ya da şiir anlayışına karşı çıkma değildi. Yaşanan günlerin koşulları içinde dünyayı yeniden tanıma, tanımlama kaygısından kaynaklanan bir arayıştı belki. Garip şiirinin yapısı, dil anlayışı yetmiyordu iletilmek isteneni vermeye. Ayrıca Garip şiirinin de, kendi mantığı, kendi tutarlılığı içinde bir şiirselliği vardı.

Soru: 1952’den sonra, toplumla ve geleneklerle çatışan bireyin dramını yansıttınız. Bursa Askerî Memurlar Okulu’na gönderildiğiniz bilindiğine göre, toplumsal olanla bireyin çatışkısında, ideolojik bir örgüyü arayabilir miyiz?

Yanıt: Önce soruyu kavrayamadığımı belirtmeliyim. Benim, Askerî Memurlar Okulu’na gönderilmemle, toplum-birey çatışmasının ve bunda bir ideolojik örgü aramanın ilişkisini çözemedim.

Genel olarak (yanlış anlamadımsa) toplum-birey çatışması, her kişi için, her dönemde söz konusudur. İdeolojik bir örgü olabilir de olmayabilir de.

Benim durumum, tam birey çatışmasıydı. Beni sarmalayan, kavrayan toplum yapısını, töreleri, dil olanaklarını yenilemek, değiştirmek, belki de kendime göre kılmak istiyordum şiiri gözden kaçırmadan.

Soru: İkinci Yeni’nin en dikkate değer şairi olduğunuzu söyleyelim. Bu açıdan, söyleyecekleriniz büyük değer taşır. Sayın Muzaffer Erdost 1956’a Pazar Postası’nda, Ece Ayhan Üzerine bir yazı yazmıştı. Yazının adı, “Bir Şey Söylemeyen Şiir” idi. O yazının salt Ece Ayhan’ın şiiri üzerine yazıldığını sanmıyoruz. Biz, o yazıda, İkinci Yeni şiirinin ilkelerinin de vurgulandığını düşünüyoruz. Şimdi, size soralım. İkinci Yeni şiiri, gerçekten bir şey söylemez mi? Söyledikleri rastlantısal mıdır?

Yanıt: Muzaffer Erdost, hiçbir zaman İkinci Yeni şiirinin ilkelerini saptamadı. Son derece akılcı ve dürüst bir tutumla, yazılan şiirlerden sonuçlar çıkardı. Ne var ki, bir şiir üzerine yazılan bir yazı, aynı dönemde yazılan ve türdeş sayılabilen öbür şiirlere de bir yorum getirebilir.

İkinci Yeni bir akım değildir. Herkesin kendi şiirinin sorumluluğu yüklendiği ve rastlantısal olarak başka şairlerle buluştuğu bir devinimdir.

Kendi adlarına “hiçbir şey söylemediklerini”, “rastlantısal” olduklarını söyleyenler dışında, İkinci Yeni’nin söylediklerinin rastlantısal olmadığını kesinlikle söyleyebilirim.

Soru: Siz bu tartışmaların sürdüğü sıralarda, düşüncenin şiirde anlamın değerini kaybettirmeyeceği kanısındaydınız. Ancak, sanat yapıtlarının yararlarına da inanmadığınızı söylemiştiniz. Yanılmıyorsak, Sayın Erdost’un sorularını yanıtlarken, böyle söylemiştiniz. Bugün de aynı kanıda mısınız?

Yanıt: Muzaffer Erdost’la yaptığımız o konuşmayı anımsıyorum. Ama ne yazık ki bende yok. Neler konuştuğumuzu iyice çıkaramıyorum. “Sanat yapıtlarının yararlarına inanmadığımı” hangi soruya karşılık olarak verdiğimi bilmiyorum. Birtakım yanıtlar, birtakım sorulara bağlıdır biliyorsunuz.

  • Sanat kişisel bir etkinliktir. Genel olarak söylüyorum. İnsanın zaman zaman düşünceleri değişebilir, temel değerler dışında. Kişisel eğilimler yön değiştirebilir. Sanatın kişisel niteliği de burada çıkar ortaya.

Sanatın yararlığına inanıyorum. Ama her “sanat yapıtı” için aynı kuşkuyu şimdi de duyabilirim.

Soru: Türk şiirini, en bilinçli değerlendirenlerden birisi olduğunuzu söylemek isteriz. Ne ki, bu doğrultuda yazdığınız yazılarınızı bir kitapta toplamadınız. Onları, bir kitapta toplayarak şiirle uğraşan gençlere sunmayı düşünür müsünüz?

Yanıt: Bu konuda hazır bir kitabım var. Bir iki ekleme ile daha bütünlük kazanacak. Ama ben biraz tembel bir yazarım. Bugün yarın diye savsaklıyorum. Ayrıca “şiirle uğraşan gençler”in şiiri gerçekten seviyorlarsa, tutkunsalar ne yapacaklarını çok iyi bulabileceklerine inanıyorum.

Soru: Şiirimizin bugünkü yönelişleri nelerdir? Saptamalarınızı ve değerlendirmelerinizi rica edebilir miyiz?

Yanıt: Bu sorunun yanıtı son derece uzun ve kapsamlı olmalıdır. Geniş bir araştırmayı ve örneklendirmeyi gerektirir. Kısaca söylemek gerekirse genç şairimiz, slogandan kurtulma çabasında. Yeni bir değerler dizgesi arayışı içinde. Hem siyasa, hem poetika açısından bu dizgeyi, sadece genç şairlerimiz değil, birtakım toplumsal koşullar da belirleyecek. Şiirin güncele çok bağlı olduğu unutulmamalı.

Bazı özel, daha doğrusu yaygın olmayan anlayışlar dışında bugünkü şiirimizin, toprağa basan, sağlıklı bir şiir olma çabasını gözlemliyorum.

(Ekinde ve Yazında Sesimiz, S. 140, Nisan 1981, ss. 7-9.)