Memurun dirilimi

Yüksek kattan şehre doğru baktı. Yıllardır bu şehre, bu ülkeye ne kadar çok hizmeti geçtiğini düşündü. Kendiyle gururlandı.
Yüksek kattan şehre doğru baktı. Yıllardır bu şehre, bu ülkeye ne kadar çok hizmeti geçtiğini düşündü. Kendiyle gururlandı.

Arabanın lastikleri yere değmiyor bulutlar üstünde gidiyordu. Dışarıya doğru baktı, bulutlardan başka bir şey göremedi. Göğsü genişledi. Dudaklarına sonsuz bir mutluluk yayıldı. Kendisinden yayılan ışıktan şoför de payına düşeni aldı.

Tıraşını bitirince elleriyle kalan sakal olup olmadığını yokladı. Her zamanki gibi çenesinin altında hafiften kalmıştı. Yanaklarına dağılan köpüğü oraya toplayıp bu kez jileti tersten sürdü. Aynada gözlerini kaldırıp saçlarına ürkerek baktı. Işık mı aldatıyordu, ne oluyordu, bir türlü karar veremiyordu. Son zamanlarda saçları gürleşiyor, kırlaşanlar da kumrala dönüyordu. Cep telefonunun flaşını açıp yüzüne tuttu, evet saçları dönüşüyordu. İçindeki endişe büyüdü. Kötü bir şey olmaması için Allah'a dua etti. Losyonu ve kremi sürüp giyinmeye gitti. Kurum elektronik imzaya geçeli Genel Müdür'ün yanına çıkması seyrekleşmişti. Kendini gereksiz hissetmeye başlamıştı. Devlet memuruydu, bir şey olacağı yoktu ama böyle bütün gün eli boş bilgisayara bakıp durmaktan sıkılıyordu. Diğerleri gibi internet üzerinden alışveriş yapmıyordu. Yan masadaki arkadaşı gibi bilgi işlemde bir tanıdığı yoktu ki dizi izleyebilmek için engeli kaldırsın. Zaten onun derdi bilgisayarda bütün gününü geçirmek değildi.

Genel Müdür'ü görmediği gün hayatında bir türlü anlam veremediği bir boşluk oluyordu. Onu sıkan da bu anlayamadığı boşluktu. Boşluk bazen o kadar büyüyordu ki nefes alamaz hale geliyordu. Son zamanlarda bahaneler uydurup genel müdürlük katına çıkıyor, bir şekilde odasına girmenin yolunu arıyor ya da odasından çıktığı anlarda onunla göz göze gelebilmek için yeni numaralar deniyordu. Bazen kontrolsüz bir şekilde kendini "efendim!" diye seslenmiş buluyor, bazen öksürüyor, bazen yalpalıyor, bazen yan yatıyor, bazen çamura batıyordu. Genel Müdür her seferinde müşfik bir şekilde gülümsüyor, o gülümseyince başka kimselerin görmediği bir ışık Genel Müdür'ü sarıp sarmalıyor ve ışık Memur'un içindeki boşluğu letafetle dolduruyordu. Önceleri herkes, bu kadar da yalaka olunmaz ki diye dalga geçse de son zamanlarda Memur'da tuhaf değişimler olmaya başlamıştı. Üstündeki sümsüklüğün yerini özgüven alıyor, süründüğü losyonlar, parfümlerle odaya egzotik kokular yayıyor, görmeyi umduğu değişim için herkesi dik dik süzüyordu.

  • Genel Müdür'ü her gördüğünde ondaki ışığın bir kısmının kendisine geçtiğini biliyordu. Diğerleri, yaydığı ışığı belki görmüyorlardı ama saçlarındaki değişimi fark ediyorlardı. Ne ara saç ektirmiş ne ara boyatmıştı hiç kimse anlamamıştı. Vallahlarla billahlarla bir şey yaptırmadığını anlatsa da kimseyi inandıramıyordu. Sonraları inanmamalarının işine geldiğini fark etti ve üstüne tuhaf hikayeler eklemeye başladı: Genel Müdür'ün ona karşı müşfik davranmasından sonra eklem ağrıları geçmeye başlamıştı, içindeki boşluğu dolduran letafetin evde sonsuz mutluluğa neden olduğunu, gözlerinin daha keskin, aklının fişek gibi çalıştığını anlatıyor da anlatıyordu. Yine dayanamadı. Boş imza föyünü alıp odadan çıktı. Kurum giriş kartı genel müdürlük katına çıkmaya yetkiliydi. Asansörde kartı gururla kullandı. Asistanlar gülüşse de odanın karşısındaki yerini aldı. Ortalık sakindi. Telefonlar susmuyor ama asistanlar çoğunu Genel Müdür'e bağlamıyordu.

Kapının altına baktı. Oradan da ışığın yayıldığını görünce Genel Müdür'ün odada yürüdüğünü anladı. Işık iyice koridora doğru taştı. Memur'un kalbi yine yerinden çıkacak gibi oldu. Kapı açıldı. Genel Müdür asistana doğru gitti, bir şeyler söyledi, sonra şakalaştılar. Memur'dan kontrolsüz bir "efendim!" çıkınca herkes gülüştü. Genel Müdür'ün neşesine neşe kattı. Memur'u odasına davet etti. Memur yıkılayazdı. Neyse ki duvara dayanıyordu. Dizlerine güç gelmesi için duvara iyice yaslandı, derin nefesler aldı ve Genel Müdür'ün ardından odaya girdi. Sabah tıraşını bitirip losyonunu sürerken yine endişeyle aynada saçlarına baktı. Saçları orman gibiydi ve küt burnu bir artist burnuna dönüşmüş, bazı kırışıklıklar gitmiş, yanakları elma gibi olmuştu. İnanamadı. Burnunu defalarca elledi. Elleri, burnunun bazı kavislerini bulamıyordu. Elledi. Elledi. Evet burnundaki kütlük gitmiş, ucu da hafifçe havaya doğru kalkmıştı. Servisi kaçırmaktan korkup aceleyle sokağa fırladı. Servisin kapısı açılmıyordu. Kapıyı bir iki tıklattı.

Kapının altına baktı. Oradan da ışığın yayıldığını görünce Genel Müdür'ün odada yürüdüğünü anladı. Işık iyice koridora doğru taştı.
Kapının altına baktı. Oradan da ışığın yayıldığını görünce Genel Müdür'ün odada yürüdüğünü anladı. Işık iyice koridora doğru taştı.

Arkadaşları ön tarafı gösteriyordu. Şef nedense arkaya oturup ön koltuğu ona bırakmıştı. Günaydınlar arasında koltuğa oturdu. Önce yerini biraz yadırgadı. Sonra alışmaya başladı. Arkaya yaslandı. İyice koltuğa kuruldu. İşte böyle diye düşündü. Burnuna, dün Genel Müdür'ün odasında içtiği kahvenin kokusu geldi. Bütün servis kokuyu alıyordu. İçindeki endişe yerini yavaş yavaş gurura bırakmaya başladı. Kuruma girişte güvenlik kendine çekidüzen verdi, son anda birisi elini uzatarak asansörü tuttu, masasının cam kenarına çekildiğini gördü, şeflere ve üst düzey görevlilere dağıtılan yeni model bilgisayar da masadaki yerini almıştı. Odaya yayılan aydınlığı kendinden bildi. Yazı işlerindeki altı kişi talimat bekler gibi ona bakıp duruyordu. Ne yapacağını bilemedi. Çay almak için yerinden kalkınca çay makinesine en yakın arkadaşı kendisinden beklenmeyecek bir çeviklikle atılıp çay işini halletti. Yıllardır kendi işini kendisi yapmış, hep talimat almış, aldığını hemen yerine getirmişti.

Şimdi bu duruma alışık değildi. Gerçekten arkadaşları ondan talimat mı bekliyordu, şaka mı yapıyorlardı bilemedi. En iyi bildiği şeyi yaptı. Boş imza föyünü alıp odadan çıktı. Bu kez arkadaşları onun arkasından ‘yalakalarım efendim' taklidini yapamadılar. Asansör, Memur'u o kata çıkarabilmek için neredeyse uçuyor, ara katlarda durmuyordu. Göğe doğru hızla yükselirken nefesi kesilir gibi oluyor, insanlar onun ulaştığı yüksekliğe ulaşamadığı için kendini seçilmiş hissediyordu. Sanki her şey olması gerektiği gibi cereyan ediyordu. Asistanlar bu kez kikirdeyip gülüşemediler. Neredeyse ayağa kalkacaklardı. Ayağa kalkmayışlarına Memur hafiften bozuldu. Sonra bir hareketlenme oldu. Asistanlar ayağa kalktı. Genel Müdür'ün kapısı hızla açıldı. İki yanında iki koruma koridorda hızla yürümeye başladılar. Memur bu kez efendim bile demeye gerek kalmadan Genel Müdür'le göz göze geldi. Genel Müdür müşfik bir şekilde gülümseyip geçti. Güvenliğin hazırda beklettiği asansöre Genel Müdür'ün ardından dalmayı düşündü ama cesaret edemedi.

Kurumun girişinde iki memur bekliyordu. Arabadan iner inmez iki yanına düşüp efendimler arasında yeni odasına çıkardılar.
Kurumun girişinde iki memur bekliyordu. Arabadan iner inmez iki yanına düşüp efendimler arasında yeni odasına çıkardılar.

Koridor sakinleşti. Asistanlar yerlerine oturdu. Hemen tuvalete daldı. Omuzları genişlemiş, boyu uzamış, saçlarında bir tane kır kalmamış, gözlükleri gitmiş, doktorun "erit şunları" diye sıkça şikayet ettiği karın ve bel bölgesindeki yağlar erimişti; üzerinde şık bir takım elbise, pahalı bir gömlek ve ipek kravat vardı. İskarpinlerini gıcırdata gıcırdata granit döşeli koridorda asansöre doğru yürüdü. Güvenlik çoktan onun için öncelikli çağrıyla asansörü yukarıya çekmişti bile. Sabah apartman kapısından çıktığında simsiyah bir makam arabasının kendisini beklediğini gördü. Şoför ihtiramla arka kapıyı açtı. Arabanın içi yirmi iki dereceye ayarlanmıştı. Günlük gazeteler arka koltukta güzelce istiflenmiş bir şekildeydi. Ön koltuk iyice öne çekildiği için kendisine geniş bir alan kalmış o da bacak bacak üstüne atıp güzelce kaykılmıştı. Arabanın lastikleri yere değmiyor bulutlar üstünde gidiyordu. Dışarıya doğru baktı, bulutlardan başka bir şey göremedi. Göğsü genişledi. Dudaklarına sonsuz bir mutluluk yayıldı. Kendisinden yayılan ışıktan şoför de payına düşeni aldı.

  • Kurumun girişinde iki memur bekliyordu. Arabadan iner inmez iki yanına düşüp efendimler arasında yeni odasına çıkardılar. Odası genel müdürlük katındaydı. Oda değil, stüdyo daireydi sanki. Hep buradaymış gibi alışılmış hareketlerle ceketini dilsiz uşağa emanet etti. Koltuğuna gömüldü. Bilgisayarını açmaya gerek bile duymadı. Kahvesi geldi. Bir emri olup olmadığı soruldu. Meyve tabağı istedi. Yüksek kattan şehre doğru baktı. Yıllardır bu şehre, bu ülkeye ne kadar çok hizmeti geçtiğini düşündü. Kendiyle gururlandı. Akşam yemeği için kendisini meşhur tavacıya bırakmasını sonra da karısını ve çocuklarını alıp getirmesini istedi şoförden. Her zamanki yeri hazırdı. Ailecek kuruldular. Etrafta hep tanıdık simalar vardı. Ailesi ellerini nereye koyacaklarını, ne yana nasıl bakacaklarını hâlâ bilemese de o ellerini nereye koyacağını, nereye nasıl bakacağını biliyordu. Henüz çorbalarını içmişlerdi ki kapıda bir hareketlenme oldu. Aslında burada bu tür hareketlenmeler normaldi. Ama bu kez daha farklı bir hareketlenme vardı. Önce korumalar daldı içeri. Korumaları görünce durumu anlayıp ayağa fırladı.

Neredeyse masadaki su dökülecekti. Aile efradının da ayağa kalkmasını istedi ve kapıya doğru hızla yönelip en uygun yeri kapmaya çalıştı. Herkes kapıya doğru yöneldiği için elini çabuk tutmalıydı. Önce Genel Müdür, arkasından da Bakan içeriye rüzgar gibi girdi.

Genel Müdür'deki ışığın Bakan'dan kaynaklandığını gördü. Tavacı birden aydınlandı. Bakan kendisine doğru yaklaşınca kontrolsüz bir "efendimiz!"den sonra yarı beline kadar eğildi. Gözlerini kaldırdı. Bakan'la göz göze geldiler. Bakan'ın gülümsemesi Genel Müdür'den daha da müşfikti. Dizlerinin bağı çözüldü. Yaslanacağı bir duvar da yoktu. Bakan'ın önünde yere kapaklandı. Önce çok bozuldu bu sakarlığına. Etrafındakilerle göz göze gelince onların bu işi nasıl akıl edemediklerine hayıflandıklarını fark etti. Mutlu oldu. Onu yerden kaldırmak için uzanan eller arasında sanki bir an Bakan'ın elini de görür gibi oldu. Yere kapaklanmayı istemese de böylesi daha iyi olmuştu. Bir aydınlığın içinde yüzüyordu. Doğruca tuvalete koşup aynanın karşısına geçti.