Röportaj "Bir fikrin tohumu dillenirse ortaya çıkar."
Yonca Eldener, Röportaj, 2018.
VİDEONUN BAŞLAMASINA SN. KALDI
Yazar

Yonca Eldener

"Bir fikrin tohumu dillenirse ortaya çıkar."

'Göbekli Tepe Muhafızı' kitabının yazarı Yonca Eldener; Göbekli Tepe'nin tarihte neyi değiştirdiğini, bilinmezliklerini, sembollerin ne anlama geldiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

RÖPORTAJ : CİHAN DAMLA FOTOGRAF : MELİH ŞAHİN GZT 21 EYLÜL 2018, CUMA 8 DAKİKADA OKUNUR

Yonca Eldener kimdir, şu sıralar gündeminde neler vardır? Yonca Eldener, öncelikle Türkiye aşığıdır. Hem iş kadını hem roman yazarıdır. 3 tane roman yazdı. Şu aralar gündeminde, mayıs ayında çıkan ‘Yedi Uyananlar’ isimli son romanının tanıtımı var ama Göbekli Tepe zaten çok yoğun gündemini tutuyor. Eğitimleri için içerik hazırlıyor. Yonca Eldener, Türkiye’yi, öğrencileri ve gençleri seviyor.

1972 yılında Ankara’da doğdu.
1972 yılında Ankara’da doğdu.

Göbekli Tepe hayatınıza nasıl girdi? Göbekli Tepe hayatıma şu şekilde girdi; İlk kızım 15 yaşında. Ona bebek beklerken eşim bayram için tatile nereye gideceğimizi planlıyordu. Bana sürpriz bir telefon açtı. Sana iki seçenek sunuyorum dedi. ‘Bodrum'a mı gidelim?’ dedi. Olur, dedim. Zaten Bodrum çok sevdiğimiz bir yer. Çok güzelmiş birinci seçenek. ‘İkinci seçenek nedir? ’dedim. ‘Urfa’ya gidelim mi?’ dedi. Daha önce gitmemiştik. Ben tabi ki atladım, ne Bodrum’u kaç kere gittiğimiz yer doğrudan Urfa’ya gidelim dedim. Biz Urfa’ya hayran kaldık. Hatta şakasını yapıyoruz. Bebek beklerken sebze yiyelim diye patlıcanlı kebap yiyoruz. Urfa’ya hayran kaldım. O bölgeyi gezdik. Daha sonra bir daha gittik. Ben Göbekli Tepe’yi o zaman keşfettim. Duymuştum ama bu kadar idrak edememiştim. O dönemden beri de çevreme anlatıyorum ama bunun idrak edilmesi zor. Türkiye’de çok antik yer var. Dağ taş ve umursamayacağımız, kanıksadığımız kadar çok tarihi eser var ama burası çok farklı bir yer. 15 yıl önce roman yazma niyeti ile gitmedim. Ben bütün kariyerim boyunca profesyonel yöneticilik yaptım. Fakat bir süre sonra hiç beklemediğim bir şekilde yol yazarlığa çıktı. İspanya’daki bir eğitim için 4 ay boyunca Madrid’deydim. Otel odasında yazayım, çizeyim derken yolum yazarlığa çıktı. En sevdiğim konu ne? Göbekli Tepe, arkeoloji ve Milâs. Dolasıyla böyle bir roman yazmaya başladım. Göbekli Tepe’yi o zaman ziyaret ettiğim de tanıdım. O yüzden gezmek çok önemli. Hakikaten her yere gidilmeli.

Göbekli Tepe hayatınıza nasıl girdi?
VİDEO / 01:56
Göbekli Tepe hayatınıza nasıl girdi?
'Göbekli Tepe Muhafızı' kitabının yazarı Yonca Eldener; Göbekli Tepe'nin tarihte neyi değiştirdiğini, bilinmezliklerini, sembollerin ne anlama geldiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Göbekli Tepe tarihte neyi değiştirdi? Göbekli Tepe tarihte her şeyi tersten sorgulamaya itti ama öncelikle şunu söylemek lazım. Zaten tarihin o dönemi bilinmiyordu. Çok az şey biliniyordu. Arkeoloji, yazılı tarih öncesi olduğu için çok zor. Mesela, bir kazı yaptınız. Düğme buldunuz. Bu düğmenin üstünde de ‘Louis Vuitton’ yazıyor. Siz tekrardan başka bir coğrafyada öyle bir düğme bulacaksınız. Mesela, Fransa’da. Bu düğme orada çok daha fazla olacak ama burada olmayacak. O zaman diyeceksiniz ki; bu insanlar ticaret yapmış. Değiş tokuş yapmış. Burada üretilmemiş. Başka bir yerde üretilmiş. Burada kullanılmış. O zamanlar bu obje bir prestij meselesiymiş diyeceksiniz. Arkeoloji, böyle maddelerden tarih oluşturmaya çalışıyor. Bu insanın kimliği, ruh hali, neye önem verdiği, o dönem yönetim nasıldı, ilişkiler nasıldı bu düğmelerden çıkarımda bulunarak bulmaya çalışılıyor. Dolasıyla burayı tanımlamak zor ama Göbekli Tepe’nin bulunması ile beraber, Anadolu’nun dünya tarihinde iki çekirdekli merkezi var, deniliyor. Biri Çin, biri Anadolu. Bu coğrafya olduğunu tescilledi.

Bizim yaşadığımız coğrafya dünyanın göbeği, kültürün oluşturduğu yer.

Yonca Eldener

DNA testleri ile kanatlandı ki tarım, onunla birlikte gelen kültür buradan gitmiştir. Kültür nedir? Bizim doğaya müdahale etme kabiliyetlerimiz ve isteğimiz zararlı, zararsız kültürü oluşturuyor. Buğday zaten Urfa’da tescillendi. İlk buğday ve arpa Urfa’dan çıktı. Onunla gelen yerleşiklik, kültür bugünün coğrafyasında bugünün kültürünü kurduğu için önemli. Göbekli Tepe tarihte neyi değiştirdi? Tarihte her şeyi allak bullak etti. Aslında değiştirdi derken, bazı şeyleri de bilmiyorduk, öğrendik. Onun da altını çizmekte fayda var. Mesela, neyi değiştirdi? Ben şehir planlayıcısıyım. Bu alanda doktora da yaptım. Bize öğrettiler ki, tarımla birlikte yerleşik hayata geçtik. Hiyerarşiler kuruldu. Uzman işler çıktı. Herkes tarım yapmadı. Bir kısmı asker oldu. Bir kısmı yönetici oldu. Bir kısmı da kâtip oldu. Hatta şunu bile dedik, tarımla birlikte yazı bile keşfedildi. Çünkü yazı, edebiyat üretmek için değil tarımsal mahsulün kaydını tutmak için çizgi yazısı olarak, çivi yazısı olarak çıktı. Tarım yok, hiçbir şey yok ama Göbekli Tepe’de sembollere bakıp belki ilk yazının, hiyeroglif yazının izleri var diyoruz. Yazının, kültürün çıkışının, insanların bir araya gelişinin tarımla hiç alakası olmamış. Göbekli Tepe niye önemli? Mesela, ‘Avcı-toplayıcı ne demek?’ 10 – 15 kişilik, aileniz dışındaki herkesi yabancı saydığınız ve yanınızdan geçince öldürdüğünüz küçük gruplar. Bunlardan kaç tanesi nasıl örgütlenir de böyle bir tapınak ya da inanç merkezini kurar? Çünkü bunlar 5–6 tonluk taşlar. Özellikle işlenmişler. Bunu nereden biliyorlar? Yakındaki taş ocaklarından oyulmuş ama çıkartılmamış taşlar bulundu. Bunları alacak, yerine götürecek ve kusursuz bir şekilde dikecek. Elinde ne var? Hiçbir şey yok sadece çakıl taşı var. Hayvan yok. Evcilleştirilmemiş. Tarıma geçilmemiş. Yerleşik hayat yok. Çanak, çömlek yok. Dolasıyla, böyle kalabalık olan avcı toplayıcı gruplar, 15 kişinin, akrabalık ilişkisinin dışında neden bir araya geldiler? Bunlar çok düşündürücü. O zaman insanlar daha önce bilim hayatında kabul ettiğimiz gerçekleri yeniden sorgulamaya başladılar.

Göbekli Tepe, bildiklerimizin, en azından gerçekten sırasının ters olduğunu ve çok az bildiğimizi, yaşadığımız coğrafyanın kültürün kalbi olduğunu gösterdi.

Yonca Eldener

Kültür kim sahiplenilirse, onundur.

Çok kısa bir örnekle şunu söylemek istiyorum; ben Göbekli Tepe’den önce yurt dışında müzelere gittiğim zaman, bir tanesinde bir görevli yanıma uçarak geldi. Çünkü sırt çantam vardı. Onu önüme almamı söyledi. Eserlere zarar verebileceğim endişesiyle. Eser neydi? Tabi ki Anadolu’dan çıkmış bir eserdi. Neredeydim? Washington’da. Kültür kim sahiplenilirse, onundur. Bir Amerikalının güvenlik görevlisinin bu derece sahiplendiği kültürün atası bizde, biz de sahiplenelim. O yüzden bu da beni roman yazmaya itti. Çünkü hikâyeler tarihi sevdirir. Tabi ki sonra isteyen araştırmasını yapsın.

1995 yılında Avrupa Birliği ”Jean Monnet Bursu” ile Univeristy College London - Bartlett Mimarlık Okulu’nda
1995 yılında Avrupa Birliği ”Jean Monnet Bursu” ile Univeristy College London - Bartlett Mimarlık Okulu’nda "Gayrimenkul ve Planlama" mastırı yaptı.
Başlıca eserleri; Göbekli Tepe Muhafızı, Yedi Uyananlar romanlarıdır.
Başlıca eserleri; Göbekli Tepe Muhafızı, Yedi Uyananlar romanlarıdır.

Göbekli Tepe ile ilgili birçok hikâye anlatılıyor ve sorulan yüzlerce cevapsız sorular var. Bu bilinmezlikte Göbekli Tepe’ye ne taraftan bakmak lazım? Göbekli Tepe ile ilgili arkeolojinin, maddelerden yola çıkarak sosyal ve psikolojik hayatı kurgulama endişesi nedeni ile hiçbir zaman bilemeyeceğimiz onlarca şey olacak. Çünkü yazının olmadığı bir dönem. Eğer yazı olsaydı da maddelere bakarak tarihi bu kadar net ortaya koyamıyorsunuz. Ben Göbekli Tepe’yi, Göbekli Tepe’nin üç ‘H’si diye anlatıyorum. O üç 'H' ne demek? Öncelikle Göbekli Tepe hayret uyandırıcı bir yer. Eskiliği ile sizi hayrete düşürüyor.

Göbekli Tepe'nin geçmişi 12 bin yıla dayanan, tasavvur edebileceğimiz her şeyden, Mısır piramitlerinden 6-7 bin yıl daha eskidir.

Yonca Eldener

Hayal etmek sevdirir.

Bu da 100 - 150 nesil eder. Dolasıyla bizi hayrete düşürdü. Bildiklerimizi ters, düz etti. Biz çok heyecanlandık sonra hayran kaldık. Çünkü grupların ellerinde hiçbir şey olmadığı halde yaptıkları tapınaklar, olağanüstü sembol dili, soyutlama yeteneği, organizasyon kabiliyetinin avcılarda hiç olmadığını düşünüyorduk. Bizi gerçekten hayran bıraktı. İnşaat mühendisleri bu tapınaklara gerçekten hayran kalıyorlar. Daha sonraki üçüncü ‘H’ benim için hayal kurmak. Ben hayran kaldım ama hayal kurma tarafında duruyorum. Dolasıyla bilim adamları önce hayret edecek sonra hayranlık duyacak ama bizler hem hayranlık duyacağız, hem de hayal kuracağız. Çünkü burada ki bilinmeyenler içimizdeki gizemi ve hayal kurma yeteneğini tetikliyor. Göbekli Tepe’de büyük ihtimalle avcı ateşlerinin, sembollerin etrafında hikâyeler anlatılıyordu. Bunları hayal etmek çok hoş. Tabi ki çok spekülasyon olacak. Aborjinlerle bu semboller aynı mıdır yoksa aynı değil midir? Bunları insanlar söyleyecek. Bence bu çok hoş.

Bir fikrin tohumu dillenirse ortaya çıkar. Hayal etmek dillenmektir.

Yonca Eldener

Bilim adamları bunları, karşılığında bir kanıt bulmadan kabul edip basmayacaklar. Doğru da değil ama hayal etmenin hiçbir zararı yok. Hayal etmek sevdirir. Sevdirmekte korur. Dolasıyla Göbekli Tepe’ye üç ‘H’den kim hangi ‘H’yi kabul etmek istiyorsa öyle bakmak lazım.

Göbekli Tepe tarihte neyi değiştirdi?
VİDEO / 06:44
Göbekli Tepe tarihte neyi değiştirdi?
'Göbekli Tepe Muhafızı' kitabının yazarı Yonca Eldener; Göbekli Tepe'nin tarihte neyi değiştirdiğini, bilinmezliklerini, sembollerin ne anlama geldiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

1996-2002 yıllarında ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir Planlama Bölümü’nde doktora derecesini aldı.
1996-2002 yıllarında ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir Planlama Bölümü’nde doktora derecesini aldı.

Göbekli Tepe’deki simgesel işaretler ne anlama gelmektedir? Sembollere tek bir değer atfetmek mümkün değildir. Sembol çok anlamlıdır. Onun güzelliği de odur. Semboller o yüzden bizi hayal kurmaya itiyor. Göbekli Tepe’deki figürde çoğunlukla erkek, yırtıcı hayvanlar var. Heykeller var. Heykellerin muhafız olup buradaki kutsal alanı koruduğuna dair yorumlar var. Özellikle Klaus Schmidt yapmıştı. Oradaki hayvanların orada yaşamış gerçek hayvanlar olduğu ve sembolik olmadığının altını çiziyorlar. O dönemde Harran böyle kurak bir yer değildi. İlkim değişikliklerinde ilk yeşeren bölge orasıydı. Son buzul çağından çıkıldı. Yerleşime, insan hayatına ve avcılığa en elverişli bölge orasıydı. Jared Diamond’dan bir örnek vereyim daha sonra tekrar sembollere döneyim; 14 canlı türü bütün dünyada evcilleştirilebiliyor. Mesela, atı evcilleştirebilirken, zebrayı evcilleştiremiyorsunuz. Bunlar hiç düşünmediğimiz enteresan konular. Çok sınırlı sayıda tür evcilleştirmeye müsait ve belli kriterler gerekiyor. Mezopotamya onlardan on ikisini tutturan bölgedir. Bunun üstüne buğday da var. Buğday da yaban atası ile doğada doğal olarak bulunduğu hali ile yediğimiz hali arasında bir tane mutasyon yetmiş. Ben buna zavallı mısır diyorum. Güney Amerika’da 14 – 15 mutasyondan sonra yenilecek hale geldiği için. Çok elverişli bir coğrafya. Dolasıyla bugün ki halinden çok daha farklı bir iklim ve bitki örtüsü var. Oradaki hayvanlar sembolik yarı hayvan yarı insan gibi cinler değil. Gerçekten yırtıcı hayvanlardır.

Klaus Schmidt
Klaus Schmidt

Anlamını bilemiyoruz ama anlamını anlamlandırmaya çalışabiliriz. Bunu nasıl yapabiliriz? Burası kutsal ait ataların anıldığı, ibadet edilen bir alansa yırtıcı hayvan korumak için olabilir. Buraya zarar gelmesini önlemek veya ölüler talan edilmesin diye olabilir. Bu antik dönem mezarlarında da Medusa başları var. Bizim nazar boncuğumuz var. Kötü gözlerden korumak için olabilir veya oradaki avcılıkta avlaması zor olan bir boğa her gün avlanan bir şey değildi. İnsanın elinde hiçbir şey yokken çok nadiren avlıyorlardı ya da başkasının avladığının arkada kalanlarını yiyorlardı. Dolasıyla böyle bir av büyük bir itibar olsa gerek. Göbekli Tepe’nin şölenler düzenlendiği bir yer olduğu düşünülüyor. Çok sayıda hayvan kemiği çıktı. Demek ki orada avcılar birlikte et yiyor. Hala Urfa’da bugün olan o Halil İbrahim sofraları, bereketleri demek ki o zamanda başladı. Dolasıyla oradaki semboller en gösterişlisiydi. Bugünün Ferrari’si nedir? Boğadır. Boğa avladığınız zaman müthiş bir itibar. Bundan faydalanmak isteyen bireyler de olabilir. Anlamını bilmiyoruz ama korkutmak, korumak, saygı, onunla birlikte bütünleşip öbür dünyaya gittiğinde onun koruyuculuğundan faydalanmak gibi çok fazla anlamları olabilir. Tek diyebildiğimiz budur. Erkek ve yırtıcı hayvanlar var. Çok sayıda heykel var. Klaus Schmidt, o heykellerin koruyucu ve muhafız olduğunu söylüyordu. Benim de romanın ismi oradan geldi.

Milas’tan Göbekli Tepe’ye uzanan bir macerayı anlattığınız “Göbekli Tepe Muhafızı” kitabınızdan biraz bahseder misiniz? Göbekli Tepe Muhafızı; Urfa kalbime, gönlüme düştükten sonra yolum böyle bir roman yazmaya çıktı. Aslında yazarken de bilinçli bir şekilde Ege’den başlattım. Urfa, Harran’da bitirdim. Sebebi, Batı medeniyetinin buradan gittiğini düşünerek bir göndermeydi. Bu medeniyetlerin kökleri orasıdır. Çok sevdiğim Ege’den başlayıp, çok sevdiğim Urfa Harran’da medeniyetin kilit taşı, başladığı yer, insanın dönüşümünde çok önemli bir yerde kitabı bitirdim. Araştırması 3 yıl aldı. Milas’a gittim. Orada romanın geçtiği Uzun Yuva Hisar Başı mahallesinde yıkık dökük bir ev var. O evi belledim. Tamam dedim, kahraman burada yaşıyor. Dolasıyla oradan başlayan roman Urfa’ya kadar devam etti ve 3 yılımı aldı. Başında zorlandım. Çünkü bilgi ve kaynak çok çok azdı. Bir tane arkeoloğun kitabı vardı. Bu roman hayal işi diyeceksiniz ama alt yapı olmadan hayal kurmayı ben tercih etmedim. Dolasıyla böyle bir roman ortaya çıktı. Batı’dan başladık Doğu’ya geldik. Doğduğumuz, başladığımız yere. 3 yıl süren bir araştırma romanı oldu.

Evli ve iki kız çocuğu annesidir.
Evli ve iki kız çocuğu annesidir.

Göbekli Tepe ile alakalı yeni çalışmalarınız var mı veya olacak mı? Göbekli Tepe ile ilgili roman anlamında bir çalışmam yok ama çok fazla yazı talebi oluyor. Ben de hikâyeleştirerek, bilgi ile birleştirip en son bir havayolu dergisinde kapak yazısı yazmıştım. Seminerler hazırlıyorum. Gençlere anlatıyorum. Okullara gidiyorum. Göbekli Tepe ile ilgili çalışmam kalben. Bu anlamda konumlandırarak, ‘Göbekli Tepe nedir?’ bunu anlayıp, sevdirmek üzerine seminerlerle devam ediyor. Yeni çalışmalarımda bu mayıs ayı sonunda, tarihimiz çok kıymetli bir hazine ve bu anlamda Tarsus’u yazdım. 'Yedi Uyananlar' diye bir yeni romanım çıktı. Onun tanıtımı ile uğraşıyorum. O da çok keyifli. Anadolu’nun neresine el atsam zaten hazine buluyorum. Define buluyorum, çıkarıyorum. Kendimde hayret ediyorum. Öğrendiklerimi de hikâye olarak okuyucular ile paylaşıyorum.

VİDEO / 05:27
"Göbekli Tepe’deki simgesel işaretler ne anlama gelmektedir?"
'Göbekli Tepe Muhafızı' kitabının yazarı Yonca Eldener; Göbekli Tepe'nin tarihte neyi değiştirdiğini, bilinmezliklerini, sembollerin ne anlama geldiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.


CİHAN DAMLA GZT Editörü

GZT Röportaj’ın sorumlu editörü olarak görev yapıyor. GZT’de Açık Pencere isimli programı hazırlayıp sundu. Her hafta alanında önemli kişilerle röportaj yapan Cihan’a cihan.damla@gzt.com adresinden ulaşabilirsiniz.

YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz