Röportaj "Bir insanın kapasitesi hedefleri ve gayreti nispetindedir."
Nevzat Tarhan, Röportaj, 2018
VİDEONUN BAŞLAMASINA SN. KALDI
Akademisyen

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

"Bir insanın kapasitesi hedefleri ve gayreti nispetindedir."

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; stresten nasıl uzaklaşabileceğimizi, kadın ve erkeğin evlilikten ne beklediğini, çocuk yetiştirirken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

RÖPORTAJ : CİHAN DAMLA FOTOGRAF : RECEP ÇELİK GZT 04 EKİM 2018, PERŞEMBE 12 DAKİKADA OKUNUR

Güzel İnsan Modeli kitabınızda ‘Çağımızda insanı strese açık tutan en önemli şey amaçsızlıktır’ diyorsunuz. İnsanların stresten uzak durabilmesi için hayatlarını nasıl anlamlandırabilirler? Hayat bir yolculuksa insan bu hayat yolculuğunda, limandan çıkan bir gemi gibidir. Eğer limandan çıkan geminin bir amacı varsa rüzgâr ona hizmet eder. Yelkenli bir gemi olarak düşünürsek; eğer amacı yoksa rüzgâr onu istediği yere sürükler. İnsanda tıpkı bunun gibidir. Hayat yoluna çıktığında nereye gideceğini, nasıl bir yol izleyeceğini ve nerede olduğunu bilmesi gerekiyor. İnsan bunları bilirse kendini harcamamış, kaybetmemiş olur ve hayatına anlam katar. Bir insan hayatının sonuna geldiğinde ‘Ben ne için yaşadım? Hayatın anlamı neydi? Hayatıma nasıl bir anlam kattım?’ sorularını sorabiliyor mu? Hayatının sonuna gelen bir insan eğer bunları diyebiliyorsa hem kendi kazançlı çıkmış olur hem de yaşadığı topluma katkı sağlamış olur. Bir insan hayatında hep kendisi için çalışmış ve yaşadığı topluma katkı verememişse o insanın kapasitesi o kadar demektir.

Bir insanın kapasitesi, hedefleri ve gayreti nispetindedir.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Bu nedenle insanın büyüklüğünü, vizyonunu o gösterir. Bu yüzden gençlere şunu söylüyoruz; ‘Hayatın sonuna geldiğinde nasıl anılmak istiyorsun?’ Mezar taşına ne yazılmasını istiyorsun, bunları düşün. Eğer iyi bir şeyler yazdırabiliyorsan sen insanlık vasfına uygun yaşamışsın demektir.

7 Temmuz 1952 yılında Amasya'nın Merzifon ilçesinde doğdu.
7 Temmuz 1952 yılında Amasya'nın Merzifon ilçesinde doğdu.

Bilinçli Genç Olmak kitabınızda ‘Mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil. Sahip olduklarını en iyi şekilde değerlendirenlerdir’ diyorsunuz. Elimizdeki ile yetinmeyi ve mutlu olmayı nasıl öğrenebiliriz? İnsan hayatında, hayat yolunda ilerlerken ve karar verirken üç konuda denge sağlaması gerekiyor. Bunlar idealizm, realizm ve aktivizm konusudur. İdealist insanın gelecekle ilgili bir hedefi vardır. En mükemmel olmalıyım, en iyi olmalıyım diye ama Hz. Mevlana’nın pergel metaforunda olduğu gibi insanın ancak bir ayağı yerde olursa idealar kıymetli olur. Bir ayağı yerde değilse, rasyonel değilse, gerçekçi değilse ve realizm yönü zayıfsa hayal kurar ama hiçbir şey yapamaz. Bunun için idealizm ve realizm bir arada olmalıdır. Ama bu ikisi de yetmiyor. Üçüncü olarak da aktivizmin olması gerekiyor. Kişi hayatında yaptığı idealar için zihinsel bir çile çekecek mi? Bir çilesi, derdi olacak mı? Bununla ilgili geleceğe ya da geçmişe baktığı zaman iyi ki yaptım diyebilecek mi? Bunları söyleyebilmesi lazım. Bir insanın bunları yapabilmesi için de birinci şart olarak kendisini tanıması lazım. İkinci şart olarak da gelecekle ilgili bir projeksiyonu, hedefleri olması lazım. Üçüncü olarak ise daha iyiden yardım alması lazım. Bir insan bunu yapabilirse daha az yanılır ve daha doğru karalar verir. Hayat yolunda ilerlerken doğru süreci, doğru yolu kullanmış olur. Hatta şöyle bir söz vardır; ‘Başkasının gölgesinde olanın kendi gölgesi olmaz’ diye. Bu söz gerçekten doğrudur. Kişiye girişimcilik, bireysellik öğretiriz ama insanın da bir ışık kaynağından faydalanması gerekiyor. Herkes her şeyi bilemez. Biz ışık kaynağının çok dibinde olursak kendi gölgemiz olmaz. Eğer ışık kaynağından çok uzakta olursak yine kendi gölgemiz olmaz. Tarihte güzel fikirler sağlamış, güzel örnekleri, güzel hikâyeleri olan bize rol model olacak kişilerden faydalanalım ama kendimiz olalım. Bunu seçebilirsek mükemmeli yakalayabiliriz. Yoksa hiç kimse dört dörtlük değildir. Dört dörtlük olmak hoştur ve arzu edilir. Ama başarı ayrıntı da olduğu gibi şeytanda ayrıntıdadır. Başarı neden ayrıntıdadır? Bir insanın amaca yönelik yol haritası varsa ayrıntıyı görür ve bu onu başarıya götürür. Amacı olmayan insan ise bir ayrıntıya takılır harcanır gider.

Bilinçli Genç Olmak kitabınızda ‘Bilgisayar ve interneti eğlence amacı ile haftalık 20 saatten fazla kullanıyorsan tehlike başlamıştır demektir’ diyorsunuz. Aileler çocuklarının sokaklardaki tehlikelerden uzak durması için oyun bağımlısı olmasını göz ardı edebiliyor. Bu konudaki yorumunuz nedir? Bir insanın genellikle oyunla veya internetle ilgi geçirdiği zaman önemlidir. Bizim internet kullanımımızın güvenli olup olmadığının en önemli ölçüsü; ‘Bu kişinin hayatındaki tek ilgi alanı bu mu, değil mi?’ bu soruyu sormaktır. Kişinin hayatındaki tek ilgi alanı internet kullanımı değilse ve interneti günde 3 saat gibi belli bir amaca yönelik kullanıyorsa bundan korkmamak lazım. Genellikle bu yaş grubuna göre değişiyor. Bu ergenlik öncesi çocuklarda farklı, ergenlikte farklı, yetişkinlerde farklıdır. Mesela, ergenlik öncesi çocuklar internet kullanımı konusunda, internetin içine doğdular. Bu yüzden artık internet kullanımı onların bir rutindir. Bunu bilmek gerekiyor. Onlardan uzaklaştırmak yerine onlara günü planlamayı öğretmemiz lazım. İnternet amaç değil araçtır. Kişinin hedefi vardır. Gençlere günü planlamayı öğretebilirsek internet tuzağından kurtartırız. Günü planlamayı öğretemiyoruz.

Gençlere günü planlamayı öğretebilirsek internet tuzağından kurtarırız.

Eğer gençlere zaman ve dikkat yönetimini öğretebilirsek internetin tuzaklarından kurtarabiliriz. Mesela, internette kısa bir video seyredersin. Arkasından hemen başka biri başka biri derken bakıyorsunuz saatler geçmiş. Fazla bir şey öğrenemez, hoşça vakit geçirir ama birçok önemli işini kaybeder ve fırsatları kaçırır. Mesela, okula geç kalır, dersine çalışamaz. Kişinin bunu önleyebilmesi için zaman yönetimiyle ilgili becerisi olması gerekiyor. Biz gençlere zaman yönetimini öğretmezsek eğer kendini yönetmeyi de öğretemeyiz. Paranın bile telafisi var ama zamanın telafisi yoktur, diye hep söylenir. Çünkü geri gelmiyor. Zaman yönetimini gençlere öğretmek önemlidir. İkinci olarak dikkat yönetimi önemlidir. Dikkat sizindir başkasının değil. Hatta internet mecralarının meşhur bir sloganı var; ‘Tek rakibimiz uykudur. Biz uykunun dışında biz her şeyi kendi çıkarımıza kullanırız.’ Google ikna laboratuvarları kuruyor. İnsanları ikna edip çeşitli şekillerde ilgilerini nasıl çekeriz, diye çalışmalar yapıyorlar. İnternet tuzaklarına karşı kendimizi ve çocuklarımızı korumak istiyorsak önce kendimiz iyi örnek olmalıyız. Adamın birisi az konuşmanın faziletleri ile alakalı 3 saat konuşmuş. İnternet zararlı diye saatlerce konuşup buna evde uymuyorsan hiç bir faydası yok. Bu yüzden ebeveyin ve ebeveyin gözetimi çok önemlidir. Çocuk ergenlik öncesi internet ile ilgilenebilir. Ebeveyn ile yanlışı doğruyu konuşarak internetteki oyunlar ile ilgili neden yanlış neden doğru diye analiz yapılırsa internet bize hizmet ve faydaya vesile olur. Ergenlerde 15 yaşından sonra artık özerklik durumu ortaya çıktığı için aileye hem ait olmak ister hem de kendisi olmak ister. Buna saygı duymak gerekiyor. Yanlışı varsa anne ve baba uyarı yapacak ama anne burada müdire hanım, baba da başöğretmen olmayacak. Burada onunla yatay ilişki kurup gerekçeleri ile beraber hayır diyeceğiz. Ama buna rağmen yanlışta devam ediyorsa çocuğa davranışının doğal sonucunu öğretmemiz gerekiyor. Her dediğine evet dememek ve küçük yaşta belli bir disiplinle büyütmemiz gerekiyor.

Çocuk eğitimi sabun sıkmak gibidir. Fazla sıkarsanız ya da fazla gevşek bırakırsanız kaçar gider. Tatlı bir disiplin gerekiyor.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Hatta biz buna içinde sevgi olan disiplin diyoruz. Evde eğer içinde sevgi olan bir disiplin varsa çocuklar internete oynar ve bırakır. Siz hiç korkmayın.

1969 yılında Kuleli Askeri Lisesini, 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi.
1969 yılında Kuleli Askeri Lisesini, 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi.
31′i uluslararası olmak üzere 100′ün üzerinde yayını vardır. İngilizce ve Almanca bilmektedir.
31′i uluslararası olmak üzere 100′ün üzerinde yayını vardır. İngilizce ve Almanca bilmektedir.

Mutlu Evlilik Psikolojisi kitabınızda ‘Ortak amaçlar ve beklentiler eşlerden birinin diğerini tahakküm altına almasına neden olmamalıdır. İki tarafta kendini özgür hissetmeli, kişiliğini yaşamlıdır’ diyorsunuz. Kadın ve erkelerin evlilikten beklentileri nelerdir? Bazen nikâhlarda konuşmaya çağırıyorlar. Ben de orada nikâhın ortamından dolayı şöyle diyorum; şu anda aile birliğini kurdunuz ve hayatın gerçeklerine hoş geldiniz. Çünkü evlendikten sonraki dönem ile evlenmeden önceki dönem farklı bir iklim ve farklı bir boyuttur. Evlenmeden önce gözünüzü dört açın, evlendikten sonra ise artık gözünüzü yarım açın. Çünkü evlenen kişilerin önemli özellikleri de, kişilerin birbirlerini tanıma ve anlama konusunda duygularının baskın oldukları dönemden gelmeleridir. Hayatın gerçekleri onları bazı hatalar yapmaya itiyor. Dört ‘S’ kuralı var. Sevgi, saygı, sabır, sadakat. Dört ‘S’ kuralına taraflar iyi uyuyorlarsa ve bunlara uygun yaşam felsefeleri varsa evlilik sağlıklı yürüyor. Evlilikte kriz olsa bile kolay aşılıyor. Çünkü sorun çözme stili geliştirebiliyorlar. Ama bu dört ayak zayıflamışsa problemleri çözmekte zorlanıyorlar. Bu nedenle evlilikte en önemli şey; H2O yani hidrojen ve oksijendir. Atom olarak özgürler, bağımsızlar ama bir araya gelince H2O olup su molekülü oluyorlar. Ayrı bir yaşam formu haline geliyorlar. Hem evli olacağım hem kafama göre yaşayacağım diyorsanız bu olmaz. Artık oksijen ve hidrojen olarak özgürlüğünüz gitti. Ayrı bir yaşam formu oldunuz. Artık su molekülsünüz. Ben değil, biz deyip iki gözle değil, dört gözle bakıp iki kulakla değil, dört kulakla bakacaksanız. Eğer bunu yapabiliyorsanız dünya hayatı size cennet hayatından bir bahçe olur. Bunu yapabilmekte sizin elinizde.

Nevzat Tarhan: “Gençlere günü planlamayı öğretebilirsek internet tuzağından kurtarırız.”
VİDEO / 12:06
Nevzat Tarhan: “Gençlere günü planlamayı öğretebilirsek internet tuzağından kurtarırız.”
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; stresten nasıl uzaklaşabileceğimizi, kadın ve erkeğin evlilikten ne beklediğini, çocuk yetiştirirken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Halen Türkiye'nin ilk Nöropsikiyatri hastanesi olan NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerini yürütmektedir.
Halen Türkiye'nin ilk Nöropsikiyatri hastanesi olan NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerini yürütmektedir.

Evlilikte farklılıklarda uzlaşmak mümkün müdür? Evlilikte altın orta nokta kuralı vardır. Altın orta nokta kuralında evlenen kişiler hep benim şartlarıma, kurallarıma uyulacak diyorsa bu benmerkezciliktir. Karşı taraf taviz verir bir müddet sessiz gider ama bir yerde patlar. Evliliklerde birçok konuda güç çatışması, kişilik çatışması, ego savaşları var. Onun arkasında hep fedakârlık yapan bir taraf ve karşısında o fedakârlığı hak gibi gören diğer taraf oluyor. Bir müddet sonra bu kriz anındayken inceldiği yerden kopuyor. Farklılıklar ve benzerlikler vardır. Evlenen kişiler farklı bir dünyadan gelmişler ve farklı hayat senaryoları vardır. Evlendikten sonra da kişilerin öğrendikleri, hayat senaryoları devam ediyor. Fakat artık aktörleri değişmiştir. Annesi yerine eş gelmiş ve ilave olarak kayınvalide ile kayınpeder eklenmiştir. Kişinin hayat senaryosunu yeni aktörlere göre yeniden yazması lazım. Ama bakıyoruz ki, kişiler evlendikten sonra aynı senaryoyu yeniden oynamak istiyorlar. Burada mental esneklik yoktur. Aksine katı bir düşünce var ve buradan çatışma çıkıyor. Evlenen kişilerde en önemli şey mental fleksibilite dediğimiz düşünce esnekliğinin olabilmesi lazım. Bunu yapabildiğimiz zaman altın orta noktada birleşilebiliyor. Eğer taraflar hep benim şartlarıma uyup, benim doğrularıma geleceksin dediği zaman böyle durumlarda muhakkak güç çatışması, ego savaşları, benim dediğim senin dediğin, benim annem senin annen, benim param senin paran durumu ortaya çıkıyor.

Evlilik ilişkisi rekabetçi bir ilişki değil. Ama maalesef Batı kültürü dünyaya evliliği özellikle ‘Sosyal Darwinizim’ etkisi ile rekabetçi olarak gösterdi. Hayat bir mücadeledir, dedi. Herkes birbiri ile yarışıyor deyip rekabetçiliği teşvik etti. Hâlbuki evlilikteki ilişkiler, karı koca, anne baba, çocuk ilişkisi rekabetçi değil tamamlayıcı bir ilişkidir.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Benzerlikleri bulup onu güçlendireceksiniz. Benzer olmayan taraflar içinde onaylamama hakkımız var. Bazen öyle hastalarımız oluyor ki ne söylersek itiraz ediyor. Seans bitmiş, 45 dakika geçmiş ama yine hiç bir noktada anlaşamamışız. Ona çıkarken seninle hiçbir noktada anlaşamadığımız konusunda anlaştık değil mi diyorum. Gülüyorlar ve bir dahaki seansa gelebiliyorlar. Çünkü orada anlaşma niyetinde ısrar etmiş oluyoruz. Evlilikte de böyledir. Anlaşamazsınız ama önemli olan çabanız ve gayretinizin devam etmesidir.

Mevlana evrensel zorluklara, sorunlara cevap vermiştir.

Mesnevi Terapi kitabınızı okuyanlar bu kitapta neler bulacaklar? Mesnevi Terapi kitabında Mevlana’nın çağları aşan bir vizyonu var. Ben bu kitap için Mevlana’yı okuyup, araştırmaya başladığımda; ‘Mevlana neden topumda bu kadar ilgi çekiyor ve neden verdiği mesajlar güncelliğini koruyor?’ sorusu ile başladım. Araştırdığımız zaman Mevlana’nın söylediği sözlerin hala geçerli olduğunu görüyoruz. Çünkü Mevlana bulunduğu zamanda bile eski sorulara yeni cevaplar vermiş. Bunlar insanın standart günlük hayatında olan sorulardır. Hitit tabletlerin de M.Ö. gelin kaynana ile ilgili yazışmalar var. Bunlar evrensel ihtiyaçlar ve sorunlardır. Mevlana evrensel zorluklara, sorunlara cevap vermiştir. Mevlana’nın müstehcen örnekler verdiği için hep eleştirilen bir tarafı da vardır. Farklı ve aykırı gelen, insanın okuyunca yüzü kızaran hikâyeleri var. Mevlana neden böyle yazmış diye bunların üzerine ayrı bir kitap çalışması yapıyoruz. Mevlana’nın genel, toplumsal mesajları dışında sıra dışı mesajları, ezber bozan hikâyeleri vardır. Mevlana enteresan bir insandır. Mevlana bunu yaparken insanların düşünmediklerini düşünmüş, görmediklerini görmüştür. Bunlarla ilgili ciddi bir anoloji yapmıştır. Bir metafor üretip, bir hikaye alıp, mecazi bir şey anlatıyor ve oradan benzetme yaparak insanın gizli olan problemini çözüyor. Mevlana sadece tasavvuf büyüğü değildir. Aynı zamanda çağın hem âlimi hem arifi hem de hikmet sahibi kişisi olmuştur. Maalesef, Mevlana okullarda öğrencilere bir tasavvuf şairi olarak öğretiliyor. Tasavvuf şairi demek Mevlana’yı küçültmektir. Çünkü Mevlana aynı zaman da bilgedir. O asrın ihtiyaçlarını okumuş ve ona göre cevap vermiştir. Aynı zamanda hakim, hikmet sahibidir. Çünkü kavramları yeniden tanımlamış, çağın ihtiyacı olan ve değişen kavramlarının paradigma dönüşümünü fark edip yeniden yazmıştır. Bu özellikleri nedeniyle âlim, arif, hakim vasıflarını birleştirmiş kişidir. Bu özelliklerini birleştirdiği için de insanların kıyamete kadar Mevlana’ya ihtiyacı vardır. Mevlana’dan faydalanılmalı diye düşünüyorum.

Evli ve iki çocuk babasıdır.
Evli ve iki çocuk babasıdır.

Bir eğitimci olarak Üsküdar Üniversitesi’nin diğer üniversitelerden farkı ve eğitim felsefesi nelerdir? Üsküdar Üniversitesi olarak bizim dört tane mottomuz vardır. Üniversite ilk açıldığından beri bu dört mottoyu bir çizgi içerisinde kullanıyoruz. Birincisi eleştirilebilirlik, ikincisi özgürlük, üçüncüsü çoğulculuk, dördüncüsü ise katılımcılıktır. Birincisi eleştirilebilirlik ve biz bunu koyduğumuz zaman üniversitenin açılış yılı olan 2011’di. Bunun doğru olduğunu ise 2015’deki darbe girişiminde gördük. Oradaki iyi niyetli ve saf insanların sorgulama ve eleştirisel düşünce becerileri olmadığı için iyi niyetle nasıl sürüklendiklerini gördük. Bu nedenle bizim eleştirisel maddeyi ilk sıraya koymamızın amacı burada kritik edebilmek, analitik düşünebilmek gibi bir beceri kazandırmaktır. Bu da Üsküdar Üniversitesi’nin birinci mottosudur. Bunun arkasından da hesap verebilirlik gerekir. Bir insan hesap vermediği zaman kendisini yeryüzü tanrısı sanıyor. Bu insan en çok kötülüğü de kendisine yapıyor. İkincisi de özgürlükçülüktür. Özgür olan kişi ne yapar? Her şeyi ben bilirim demez. Böyle bir kişi otoriteye karşı daha otoriter yöntemlerle sonuç almaya çalışmaz. Görev dayatmak, bilgi dayatmak yerine tartışır, doğruyu bulur ve ona göre ilerler. Bu çağın yöntemidir ve bilimsel metodolojinin dört ayağı olan demokratik işleyişin en önemli ayağıdır. Bu çağın geldiği en önemli demokratik değerlerdir. Üçüncüsü ise çoğulculuktur. Yani otoriter olmamaktır. Çoğulcu olmayan kişiler ne yapar? Her şeyi ben bilirim, demek gibidir. Mesela, bu evde herkes fasulye yesin ya da herkes Fenerbahçeli olsun demek gibidir. Bu herkese benim gibi düşünsün demek bir totaliterliktir. Hâlbuki bu çağın değerlerine bakıyoruz. Çoğulculuk ve farklı fikirler var. Mesela, Osmanlı’da çoklu hukuk uygulanmıştır ve bu bir çoğulculuk örneğidir. İnsanların çoğulculuğu kabullenmesi gerekiyor. İnsanlar, insanlara değiş de gel demeyecek olduğu gibi kabul edecek. Allah bile insanlara dinde zorlama yoktur diyor. Bu ne demektir? İnsanların cüzi iradesi, cüzi ihtiyari var ve onu elinden almıyor. Ama kişi yanlış da yaparsa sonucuna katlanıyor. Çoğulculuk bu çağın yöntemidir. Buyurgan ve tek tipçi yöntemler bu çağda tutunamıyorlar. Zamanla saman alevi gibi çıkıyor ve birçok kimseyi etrafına alıyor daha sonra bir olay olunca darmadağın olup gidiyorlar. Dördüncüsü ise katılımcılıktır. Karar verirken herkesi karara dâhil etmek gerekiyor. Biz Üsküdar Üniversitesi olarak bunu temel değerlerimiz olarak uygulamaya koyduk. Bu yüzden rektörlük dersi olarak pozitif psikoloji dersi koyduk. Pozitif psikoloji dersi Harvard Üniversitesi’nin web sayfasında vardır. 1504 nolu ders en çok çığır açan ders diye anlatılıyor ve herkes o dersi alıyor. Çünkü o derste kendini tanıma, öz bilinç, öz denetim, sosyal bilinç, uzlaşma ve bağışlama öğretiliyor. Bakıyorsunuz bunların hepsi bizim kadim kültürümüzden alınmış değerlerdir. Bilimsel metodoloji haline getirip bize sunuyorlar. Biz bunu 2012’den resmi rektörlük dersi olarak bütün lisans öğrencisi olan herkese veriyoruz. Pozitif psikoloji ve iletişim becerileri dersini alan öğrencilerimizin yaşam felsefesinde farklı bakış açıları uyansın istiyoruz. Mesela, babamla aram düzeldi. Madde kullanımını bıraktım diyen öğrenciler oluyor. Üniversitede öğrencilerin bunları bilerek hayata atılmaları ile akademik başarı değil hayat başarısı sağlamayı hedefliyoruz. Bu bizim önemli farklarımızdan birisidir. Bir diğeri de proje ve girişimcilik dersidir. Biz bunu da lisansta rutin koyduk. Aslında bu şu açıdan önemli; hayat bir projedir. Yaptığımızın işteki projenin bir hedefi, çıktıları, mantıksal çerçevesi vardır. Elimizdeki kaynakları verimli şekilde kullanmak gibi öğeleri vardır. Proje bakışı ve düşüncesi bir insanın kendini yönetmesinde de çok önemlidir. Proje üreten kişi çağı yakalar. Şuan da bakıyoruz; Güney Kore dünyada bilime en çok katkı veren ülkelerden birisidir. Çünkü Ar- Ge’ye yaptığı yatırım ve ayırdığı bütçe % 4’dür. Bizim hala daha %0,9’lardadır. Üstelik eskiye göre şu anda iyi olmamıza rağmen. Eğer senin Ar-Ge ve girişimcilik vizyonun yoksa burası üniversite olmaz. Üniversitenin dört tane ayağı vardır. Birincisi meslek edinme ve bu klasiktir. İkincisi toplumu bilgilendirme bu da önemli bir ayaktır ve ihmal ediliyor. Üçüncüsü Ar-Ge yapmak ve bu da yetmez. Dördüncüsü ise bilgiyi ürüne dönüştürüp, ticarileşmesini ve sanayileşmesini sağlamaktır. Biz üniversite olarak bu vizyonu ısrarla savunuyoruz. Bu yüzden Üsküdar Üniversitesi’ne gelen öğrenciler diploma alacağım, arka cebime koyacağım diyorsa bize gelmesinler. Biz kendini tanımak, geliştirmek ve gelecekte sadece kendine çalışan bir genç değil, topluma da çalışan, hayata bir şey katan bir genç olmak istiyorsa bütün imkânları ona vermeye hazırız.

Nevzat Tarhan: “Evlilik rekabetçi bir ilişki değil, tamamlayıcı bir ilişkidir.”
VİDEO / 12:58
Nevzat Tarhan: “Evlilik rekabetçi bir ilişki değil, tamamlayıcı bir ilişkidir.”
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; stresten nasıl uzaklaşabileceğimizi, kadın ve erkeğin evlilikten ne beklediğini, çocuk yetiştirirken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

CİHAN DAMLA GZT Editörü

GZT Röportaj’ın sorumlu editörü olarak görev yapıyor. GZT’de Açık Pencere isimli programı hazırlayıp sundu. Her hafta alanında önemli kişilerle röportaj yapan Cihan’a cihan.damla@gzt.com adresinden ulaşabilirsiniz.

YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz