Röportaj "İnsanlar hazlarını zaaflara dönüştürüp ve bu zaafları da yönetmedikleri zaman bağımlı olurlar."
Tayfun Uzbay, Röportaj, 2018.
VİDEONUN BAŞLAMASINA SN. KALDI
Akademisyen

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

"İnsanlar hazlarını zaaflara dönüştürüp ve bu zaafları da yönetmedikleri zaman bağımlı olurlar."

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay; bağımlılığın nedenlerini, madde bağımlılığında ailenin, okulun ve devletin sorumluluklarını, gençlerin gelecek endişesinden nasıl kurtulacağını ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

RÖPORTAJ : CİHAN DAMLA FOTOGRAF : MELİH ŞAHİN GZT 17 EYLÜL 2018, PAZARTESİ 19 DAKİKADA OKUNUR

Bilim insanı olmaya nasıl karar verdiniz? Bilim insanı olmaya belli bir yaşta karar verilmiyor. Galiba bu doğuştan gelen bir şey. Bu sizin genlerinizde olabilir. İnsanların çeşitli tutkuları oluyor. Kimisi sporu çok seviyor, futbolu seviyor, kimisi basketbolu seviyor, kimisi edebiyatı seviyor, kimisi de araştırmayı seviyor. Bu çocukluktan gelen bir şeydir. Ben çocukluktan beri araştırmacıydım. Bilim insanı olmaya çocukken karar verdim diyebilirim. Kendimi bildiğim, yorum yapabildiğim süreçler içerisinde kafamda hep bilim insanı olmak vardı. Zaten benim çocukken oynadığım oyunlarda enteresandı. Odamda kendi kendime küçük bir ameliyathane yapıp, insandan insana beyin nakli hikâyeleri oynardım.

1959 yılında Ordu’nun Ünye ilçesinde doğdu.
1959 yılında Ordu’nun Ünye ilçesinde doğdu.

Bağımlılık bir hastalıktır.

İnsan neden bağımlı olur? Bunu ‘İnsan neden Alzheimer olur? İnsan neden Parkinson olur? İnsan neden otistik olur?’ gibi bir soru olarak düşünelim. Neden böyle başladım? Çünkü gerçekten de bağımlılık bir hastalıktır. Bağımlı olanlar daha illegal işler içine girerler. Bağımlılarda toplumun ahlak değeri olarak kabul ettiği şeyler çok kolay aşınabilir. Bu yüzden bağımlılık hep iradi zayıflık ve ahlaksızlık olarak gösterildi. Bağımlılık ortaya çıktıktan sonra özünde bir hastalıktır. Fakat önlenebilir bir hastalıktır. Bağımlılık yapan nesnelerden uzak durduğunuz sürece bağımlı olma şansınız yoktur ama bunu bağımlılık yapan maddeler için söylüyorum. Bağımlılığın sınırları sadece madde ile sınırlı değildir. Haz veren her şey bağımlılık yapabilir.

Haz dediğimiz zaman da şunu kastediyorum; beyinde bir haz odağımız var. Biz buraya ödül merkezi diyoruz. Bu ödül merkezi bizim hayattan haz almamızı, keyif almamızı sağlıyor. Bütün keyifli eylemlerimiz ile ilgili bölüm burasıdır. Ancak hazlar aynı zamanda insanların zaaflarını da oluşturuyor. Çünkü insan yaratılış bakımından veya hayata bakışı açısından az iş yapıp çok şey kazanmak isteyen bir varlıktır. Yani daha çok haz odaklı yaşıyor ve acı çekmek istemiyor. Bu hazları da bir yere kadar alırsınız. Hazları yönetemediğiniz ve hep hazların peşinden koştuğunuz zaman ve bazı hazları sürekli tekrarlamak istediğiniz zaman hayatınızı kontrolü sizden çıkıyor. Siz günün büyük bir bölümünü üretkenlikten uzak daha çok hazları peşinde veya belli bir hazın peşinde koşan bir insan haline geliyorsunuz. Bu hem toplumsal yaşantı bakımından hem de bireyin kendi yaşantısı bakımdan istenmeyen bir şey olduğu için hoş bir durum arz etmiyor.

İnsanlar hazlarını zaaflara dönüştürüp bu zaafları da yönetmedikleri zaman bağımlı oluyorlar.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Burada belirleyici olan birçok faktör var. Çevresel faktörler var. Hepsinden önemlisi; insanın biyolojik yapısı ve genetik mirası da burada çok önemlidir. Bazı insanlar hazlarını çok daha kolay yönetebilirken bazı insanlar yönetemiyor. Bazı insanlar bazı nesnelere çok kolay bağımlılık geliştirirken bazıları buna daha dirençli olabiliyor. Burada kesinlikle biyolojik faktörler ve genetik faktörler çok önemli. Ancak biyolojik faktörlerin yatkınlığı olmayan kişiler açısından değerlendirirsek, biyoloji olarak bağımlılığa yatkın olmayan kişilerin de bağımlılık yapan bazı nesnelerin bilincinde olması ve dikkatli olması gerekiyor. Çünkü bağımlılık yapan maddeler kullanıldığı zaman ne kadar dirençli olursanız olun sizin o dirençli biyoloji yapınızı çevreye bağlı faktör olarak devreye girip, değiştiriyor. Sizi kolayca bağımlı hale getirebiliyor.

1982 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdi.
1982 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdi.
Çalışmalarını deneysel nöropsikofarmakoloji alanında sürdüren Prof. Dr. Uzbay’ın bu alana özgü 8 adet Türkçe ve 1 adet İngilizce kitabı, 3’ü uluslararası 25’i ulusal 28 kitap bölümü ve SCI’da yer alan dergilerde 104 bilimsel makalesi yayınlandı.
Çalışmalarını deneysel nöropsikofarmakoloji alanında sürdüren Prof. Dr. Uzbay’ın bu alana özgü 8 adet Türkçe ve 1 adet İngilizce kitabı, 3’ü uluslararası 25’i ulusal 28 kitap bölümü ve SCI’da yer alan dergilerde 104 bilimsel makalesi yayınlandı.

Madde bağımlısı olma riskini artıran en önemli etkenler nelerdir?

Madde bağımlısı riskini arttıran en önemli etken bağımlılık yapan madde ile temastır.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Bağımlılık yapan maddelerin neler olduğunu biliyoruz. Bunu bilim kitapları yazıyor, okullarda anlatılıyor, aile söylüyor ve etraftan duyuyorsunuz. Kokain, eroin, alkol bunların hepsi bağımlılık yapan maddelerdir. Esrarı içine katabiliriz. Bu maddeleri çoğaltabiliriz. Uçucu solventler var. Bir ara Türkiye’de çok moda olmuştu.(!) En büyük risk bunlarla temastır. Zaten bunlarla temas ettiğiniz zaman üst düzey bir riske sahip oluyorsunuz. Çünkü bunların büyük bir çoğunluğu illegaldir. Legal olanların içinde nikotinden dolayı bağımlılık yapan olarak sigara var. Bunu dışında alkol var ama onların da dağıtımı, satışı belli yaş grupları ile sınırlıdır. Dolasıyla burada koruyucu bir faktör de var. Bunlar çok rahat bulunamıyor. Bunun dışında en önemli risk faktörü gençlik ve ergenlik dönemidir. Neden?Çünkü ergenlikte beyin, gelişimini henüz tam olarak tamamlamış değildir. Beyin gelişimi dediğimiz zamanda anlatmak istediğim şudur; beynimizin çeşitli bölgeleri var. Beyin çeşitli loblar halinde anatomik olarak incelenebilir. Bir tanesi tam alnımızın karşısına gelen ön alın lobudur. Bunun dışında şakak lobumuz, art kafa lobumuz, yanal veya yan bölge dediğimiz loblarımız vardır. Bunlar içinde ön alın lobu insanı diğer canlılardan da diğer memelilerinden de ayıran en önemli faktördür. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli faktör ön alın lobunun insanda daha geniş daha büyük bir alan işgal etmesidir. Ön alın lobu neden önemlidir?

Ön alın lobu, iradeyi kararlarımızı verdiğimiz, muhakeme yaptığımız, doğru ile yanlışı ayrıt edebildiğimiz, yorumladığımız şeylerin doğruluğu ile yanlışlığı çerçevesinde yapıp yapmamaya karar verici süreçlerde etkili olan beyin bölgesidir.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Çocuklarda bu daha az gelişmiştir. Bildiğiniz gibi çocuklar ağzına geleni söylerler. Çok rahat ve çok hareketlidirler. Rahatlıkla her şeyi yapabilirler. Hatta bir çocuğun ağzından bilinçsiz bir şekilde kötü bir ifade çıksa bile orada devreye girip bunun yanlış bir şey olduğunu öğretmeye çalışırsınız. Ergenlik çocukluktan sonra geçilen bir dönemdir. Ergenlik döneminde artık eğriyi, doğruyu, yanlışı anlamaya başlar ama ergen dürtüseldir. Risk almaya yatkındır ve ergenler risk almayı severler. Aslında bizim kuşak çatışması olarak gördüğümüz şeyler vardır.

Ergen agresif ve laf dinlemez bir çizgi sergileyebilir. Kendisinden büyük olanların sözüne, nasihatine çok fazla ihtiyacı yoktur ve çok fazla deneyimlemek ister.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Dürtüsel ve risk almasının nedeni ön alın lobunun çok fazla gelişmemiş olmasıyla ilişkilidir. O yüzden bağımlılık yapan nesnelere bağımlılık ezici bir çoğunlukla ergenlik döneminde gelişir. Basit bir örnek vereyim; sigarayı bırakma konusuna dikkat edin. Geç yaşlarda sigaraya başlayanlar sigarayı daha kolay bırakırlar ama ergenlik hatta çocukluk diyeceğimiz dönemde başlayanlar da bu çok daha nettir ve zordur. Bazı kişilerde sigara bağımlılığından vazgeçmek eroinden bile daha zor olabiliyor.

Bazı kişilerde sigara bağımlılığından vazgeçmek eroinden bile daha zor olabiliyor.

O kişilerin geçmişine baktığımızda çok daha eskiden ergenlik, çocukluk dönemlerinde sigaraya başladıklarını görüyoruz. O dönemde madde kullanmak iki yönlü bir şeydir. Birincisi, risk var. Bu risk dürtüselliğinden geliyor. Denemek ve böyle bir riski almak istiyor. İkincisi, kullandığı madde gelişmekte olan beynine bir çomak sokarak onun çok daha kolay bir şekilde bağımlı olmasına yardımcı oluyor. Böyle bir problem var. Diğer risk faktörleri arasında; eğitim seviyesinin düşüklüğü, ezberci eğitim sistemi içinde yer alma, sağlıklı bir toplum yapısı, sağlıklı bir aile yapısı içinde büyümeme, çevresel faktörlerin çok kötü olması hem geleceğe karşı endişeli olması, hem ailesi ile olan iletişiminin bozukluğu yer alır. Daha sonra ailenin çocuk üzerinde veya okulun çocuk ya da gelişmekte olan birey üzerinde yeterli ve olumlu etkiyi sağlayamaması ve bunun getirdiği eğitimsizlik, gelecek kaygısı, bir hedef sunamama, haz alabileceği başka imkanlar vermeme gibi unsurlar yer alır. Gençlerin dürtüsel olduğu dönemde enerjileri oldukça yüksektir. Onların bu enerjilerini daha olumlu alanlara kanalize etmemiz lazım. Mesela, olumlu alan dediğimiz zaman akla ilk spor geliyor. Bunlar sadece sporla da sınırlı değil ama spor burada çok işe yarar. Doğru biçimde spora yönlendirme ve spor yapacağı alanlara onu sevk etmek gereklidir ama ben üzülerek görüyorum ki; spor olayı da amatör zihniyetten ve kendini geliştirmeye yönelik zihniyetin dışına doğru taşıyor.

Spor, para kazanmak ya da profesyonel anlamda yapmak için illa yönlendirilmesi gereken bir şey olarak düşünülüyor. Hâlbuki spor öyle olmamalı. Amatör bir şekilde çocukta ve ergende hem haz alabileceği hem enerjisini boşaltabileceği bir alan yaratılmalıdır.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Bunun dışında her birey özeldir. Her bireyin belli yetenekleri vardır. Bu yetenekleri açığa çıkarıp destelemek lazım. Kimi çok güzel metin ve hikâyeler yazabilir. Kimi şiir yazabilir. Kimi kendini daha başka yetenekler göstererek ifade edebilir. O yeteneklerin özellikle okul tarafından ortaya çıkarılıp gençlerin desteklenmesi gerekir. Aynı zamanda bunların eksikliği de bir risktir. Bütün bunları sosyal riskler arasında sayabilirim. Birinci, söylediğim madde ile temas ettiği anda beyni değiştirme meselesi tamamen biyolojiktir. Bunun dışında genetik ve biyolojik olarak daha dürtüsel daha risk almaya yatkın bireylerde olabilirler. Bunlar ciddi bir kader değildir. Eğitim ile törpülenebilir. Bu gençlerin önceden fark edilerek aktivitelerini daha doğru yapabilecekleri, kendilerini de maddeden koruyabilecekleri şekilde de onların dürtüselliklerinden yararlanılabilir. Bunları ailenin ve okulun fark etmesi gerekiyor. Ayrıca ailenin çocuğu desteklemesi ve okulun bu tarz gençlere, çocuklara daha farklı imkânlar sunması gerekiyor. Riskleri de böyle özetleyebiliriz.

İnsan neden bağımlı olur?
VİDEO / 12:33
İnsan neden bağımlı olur?
Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay; bağımlılığın nedenlerini, madde bağımlılığında ailenin, okulun ve devletin sorumluluklarını, gençlerin gelecek endişesinden nasıl kurtulacağını ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Ailenin, okulun ve devletin madde bağımlılığı ile mücadelede yeri ne olmalıdır? Her şeyden önce eğitim gereklidir. Bir çocuğa sahip oluyoruz. Bu çocuğu büyütüyoruz. Çocuğumuzu aile içinde büyütürken ne veriyoruz? Yaşadığımız toplumla ilgili örf ve adetlerimizi, geleneklerimizi öğretiyoruz. Mesela, büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atma ya da bayramlarda büyüklerin eli öpülür gibi adetleri anlatırsınız. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi, çevreye sevgi gösterme bunlar aile içinde öğrenilir. Cinsel eğitim yine aile içinde başlayarak verilmesi gereken bir şeydir. Bizim bu cinsel eğitim konusunda da sıkıntılarımız var. Ama önemli sıkıntılardan bir tanesi de, bağımlılıkla ilgili olan konuları aile içinde anlatamamamız. Bunun iki nedeni vardır. Birinci nedeni ailelerin aynı cinsellik konusu gibi bağımlılığa bir tabu olarak yaklaşmasıdır. Bunu ciddi bir ahlak sorunu olarak görüyorlar ve bunu konuşmanın çocukta bir zarar oluşturabileceğini düşünüyorlar. Bu noktada da haklılar. Çünkü burada yanlış bir bilgi verirlerse kaş yaparken göz çıkar. O zaman ailenin doğru bir şekilde eğitimi önemlidir. Ailenin çocuğunu yetiştirirken çocuğuna nasıl bir eğitim vermesi gerektiği önemlidir. Mesela, çok tartıştığımız konulardan biri de çok fazla miktarda çocuk istismarı var. Çocuklar kaçırılıyor. Çocuklar kendini koruyamıyor. Aile içinde buna karşı bir eğitim vermeniz gerekiyor. Aynı şekilde bağımlılık yapan maddelerle ilgili de eğitimin aileden başlaması lazım. Ama maalesef bizim önce ailelerimizi doğru eğitmemiz gerekiyor. Bunun arkasından okul devreye giriyor. Okullarda rehberlik ve danışmanlık hizmetleri var. Çocukların adaptasyonu ile ilgili uğraşıyorlar. Ama bağımlılığa ayrı bir parantez açılması gerekir. Rehberlik ve danışman eğitimi verebilecek okulların öğretmenlerinin ya da eğiticilerinin ayrıca bağımlılık ile ilgili doğru bir eğitim almış ve bunu çocuklara doğru bir şekilde aktaran kişilerden oluşması lazım.

Ailede ve okulda yeteri kadar eğitebilir ve bağımlılık yapan maddelere hayır diyebilecek bilince sahip bireyler yetiştirebilirseniz, hayatın hazdan ibaret olmadığını veya hazların nasıl yönetileceğini öğrettiğiniz bireylere sahip olursunuz. Bağımlıkla ilgili mücadelenin de çok önemli bir biçimini başarmış olursunuz.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Bunun dışında, polisiye tedbirler olması gereken şeylerdendir. Bunun dışında devlet olarak birçok önlemin alınması gerekiyor. Devletin bu önemleri aldığını da görüyoruz. Devlet canla başla bu işlerle mücadele etmeye çalışıyor. Ama eğitim ayağı yetersiz olursa siz ne kadar önlem alırsanız alın bu yayılmaya devam eder. Tabi ki sizin aldığınız önemlerle bunlar rahatlıkla at koşturamazlar. Bu maddelere çok rahat ulaşamazlar. Ama ulaşamadıkça daha farklı yöntemler geliştirebiliyorlar. Mesela, günümüzde en önemli sorunlardan bir tanesi sentetiklerdir. Sentetikler çok daha ucuza mal ediliyor. Çok daha hızlı yapılıyor. Daha kötüsü de esrar bitkiseldir. Opium da bitkiseldir. Morfinin imal edildiği opiyatlarda bitkidir. Morfin bir opiyattır. Eroin sentetik bir morfindir. Bilimcilerin eroini yapmasının nedeni morfin bağımlılığını tedavi etmekti. Gerçekten de tedavi etti. Morfin krizinde eroin verdiğinizde kişilerin krizi geçti. Ama sonradan eroinin morfinden daha hızlı ve daha tehlikeli bir bağımlılık yaptığı ortaya çıktı. Bonzai ve esrar ilişkisinde de bu benzetmeyi yapabiliriz. Esrar doğal bir üründür. Ama bonzai onun sentetiğidir. Kannabinoid dediğimiz sistem üzerinden etkili oluyor. Bonzai esrara göre daha hızlı bir nokta atışı ve daha sert bir bağımlılık yapıyor. Bonzai dedikleri şeyin hepsi bonzai değildir. Çok farklı sentetikler geliştirdiler.Bir defa alanlarda psikotik reaksiyonlar ortaya çıkıyor. Gençler birçok psikiyatri acillerine şizofreni belirtileri ile başvuruyorlar. Psikiyatristler zannediyorlar ki, bunlarda şizofreni başlıyor. Hemen hastaneye yatırıyorlar ve şizofreni ilaçları başlatıyorlar. Ama altında yatan sebep, kullandığı maddedir. Esrar kullanıcılarında uzun süre esrar kullanınca ortaya çıkan şizofreni benzeri belirtiler şimdi bir iki dozla bir anda ortaya çıkabiliyor. O yüzden bunlara karşı duyarlı olmamız lazım. ‘Arkasında acaba bir madde kullanımı var mı?’ diye psikiyatristler, psikiyatri aciline başvuranlarda bunu sorgulamaya başladılar.

Roche Tıp Araştırma Ödülü (1994), Eczacılık Akademisi Bilim Ödülü (2005), Prof. Dr. Rasim Adasal Bilim Ödülü (2005), Popüler Bilim Ödülü (2007), Beyin Araştırmaları Derneği (BAD) Yayın Teşvik Ödülü (2008) ve Özgün Çözümler Proje Pazarı ve Yarışması (Ege Üniversitesi, Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi, TÜBİTAK ve ELGİNKAN Vakfı desteği ile) birincilik ödülü (2009) sahibidir.
Roche Tıp Araştırma Ödülü (1994), Eczacılık Akademisi Bilim Ödülü (2005), Prof. Dr. Rasim Adasal Bilim Ödülü (2005), Popüler Bilim Ödülü (2007), Beyin Araştırmaları Derneği (BAD) Yayın Teşvik Ödülü (2008) ve Özgün Çözümler Proje Pazarı ve Yarışması (Ege Üniversitesi, Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi, TÜBİTAK ve ELGİNKAN Vakfı desteği ile) birincilik ödülü (2009) sahibidir.
Şizofreni hastalığının oluşumu, tanısı ve tedavisine yönelik ilaç adayı üç molekülün incelemeli patentini almıştır. Bu alandaki araştırmaları Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Yeni Buluşlar Şerit Rozeti ve Karargâh Üstün Hizmet Ödülü ile taltif edilmiştir.
Şizofreni hastalığının oluşumu, tanısı ve tedavisine yönelik ilaç adayı üç molekülün incelemeli patentini almıştır. Bu alandaki araştırmaları Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Yeni Buluşlar Şerit Rozeti ve Karargâh Üstün Hizmet Ödülü ile taltif edilmiştir.

Coğrafya kaderdir.

Asıl önemli olan konulardan biri de; bir devlet politikası yapmak gerekiyor. Bu devlet politikasının siyaset üstü olması gerekiyor. Ne demek istiyorum? Mesela, A partisi geliyor, A partisi geliyor. Parlamenter, demokratik sistemin iki önemli unsuru var. Birincisi, seçim yapılması lazım. İnsanların serbestçe sandığa gidip seçebilmesi lazım. İkincisi de; seçebilecekleri yönetime talip adayların olması lazım. A kişisini veya A partisini seçtiğinizde bir bağımlılık politikası, B geldiğinde başka bir bağımlılık politikası olmaması gerekiyor. Peki, bu bağımlılık politikasının nasıl belirlenmesi gerekiyor? Burada birinci faktör coğrafyadır. Siz hangi coğrafyada yaşıyorsunuz? 'Coğrafya kaderdir’ diye bir söz var. Gerçekten de coğrafya bağımlılık açısından da bir kaderdir. Türkiye’yi coğrafi konum olarak değerlendirirseniz, Türkiye Batı ile Doğu arasında tam ortadadır. Önemli bir geçiş noktasıdır. Oldukça da tehlikeli bir konumdadır. Sizin coğrafyanız Hollanda’nın coğrafyasına benzemiyor. O zaman siz coğrafi sorunlarınızı bir politika oluştururken Hollanda’ya benzetmeyeceksiniz. Bunu neden söylüyorum? Hollanda, İngiltere örneği konuşuluyor. O öyle yapıyor bu böyle yapıyor gibi söylemler var. Kimin ne yaptığı önemli değil.

Birincisi; 'Sizin coğrafyanız nerede? Öteki coğrafyalardan risk açısından ne farklılık arz ediyor?’ İkinci noktada da nüfus geliyor. Nasıl bir nüfusa sahipsiniz? Genç nüfus, orta nüfus, eğitimli nüfus, eğitim seviyeniz nerelerde? Sizin nüfusunuz ne kadar homojen ne kadar heterojen? Anadolu coğrafyasına baktığımız zaman aslında biz mozaik bir toplumuz. Heterojen bir toplumuz. Farklı kültürler var. Biz bu farklı kültürü bir pota da eritebiliyoruz. Osmanlı’dan beri böyle bir geleneğimiz var. Anadolu coğrafyası böyle bir coğrafyadır. Bunun bize artı ve eksileri var. Eksileri nelerdir? Mesela, madde kullanımına bir kültür daha sıcak bakabilir, başka bir kültür daha soğuk bakabilir. Sıcak bakan soğuk bakanı etkileyebilir. Bazılarının kültürünün içinde olabilir. Bazı kültürler daha yatkın olabilir. Sosyo-demografik özelliklerin çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Burada hem bir sosyolojik analiz yapmak hem de daha farklı analizler yapmak gerekiyor. Bizim nüfusumuz giderek yaşlanıyor ama biz hala genç bir nüfusa sahibiz. Madde bağımlılığı için en önemli risklerden birisi ergenlik ve gençlik dönemidir. O zaman biz de daha fazla tüketici alan var. Bu bizim için daha ekstra bir yük ortaya getiriyor. Ben Almanya’nın riski ile Türkiye’nin riskini en azından popülasyon açıdan aynı görmem. Neden? Çünkü biri daha yaşlı toplum, diğeri daha genç bir toplumdur. Daha yaşlı toplumlarda, siz maddeyi sürdüğünüz zaman daha az sayıda insana ulaşabilir. Burada ise daha geniş bir alıcı kitlesi var. O yüzden bu faktörlerin tek tek değerlendirilmesi gerekiyor. Son aşamada da ciddi bir risk haritası çıkarılması gerekiyor. Biz şu anda; İstanbul’un, Adana’nın, Artvin’in riski ne? Bunlarla ilgili her ilin risk haritasını nasıl çıkaracağız? Orada görülen vakalardan yola çıkabiliriz. Bu risk haritalarını her yıl yenilememiz lazım. Türkiye küçük bir ülke değil. Aynı zaman da çok büyük bir ülkedir. Hollanda ise Avrupa’da ayak izi kadar bir ülkedir. Türkiye çok büyüktür ve bu büyüklükte içine kaç tane Hollanda sığar. Bu durumda Artvin’deki riskle, İzmir’deki riski, İstanbul’daki riskle Adana’daki riski ve orada alacağım önlemleri aynı çerçevede değerlendiremeyebilirim. Daha esnek olmak durumunda olabilirim. Bazı yerlerde daha katı bazı yerler de daha relaks önlemler alabilirim. Ona uygun mücadele politikaları geliştirebilirim.

Bu ülkenin bilim insanları var. Çeşitli disiplinlerde yetişmiş elemanları var. Psikologları var. Sosyologları var. Hekimleri var. Eczacıları var. Bütün bunların hepsini bir potada toplayıp ciddi bir politika geliştirmek ve bunu bir devlet politikası haline getirmek gerekiyor. Getirdiğiniz bu devlet politikasını da bir takım elastik sınırlar bırakarak siyaset üstüne taşımanız gerekiyor.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Bunu yapabilirseniz daha etkili bir mücadele yolu izlemiş olursunuz.

Toplumu madde bağımlılığı konusunda bilinçlendirmek ve eğitmek amacıyla çeşitli okullarda ve sivil toplum örgütlerinin organize ettiği toplantılarda doğrudan topluma yönelik 200’den fazla gönüllü konferans vermiş, yazılar yayınlamıştır.
Toplumu madde bağımlılığı konusunda bilinçlendirmek ve eğitmek amacıyla çeşitli okullarda ve sivil toplum örgütlerinin organize ettiği toplantılarda doğrudan topluma yönelik 200’den fazla gönüllü konferans vermiş, yazılar yayınlamıştır.

Ülkemizdeki temel eğitim sorunları olan ezberci eğitim ve analitik düşünme eksikliği hakkında neler söylemek istersiniz? Ezberci eğitim bizi biraz robotlaştırıyor. Geniş düşünme yeteneğiniz azalıyor ve bir olaya farklı yönleri ile bakamayabiliyorsunuz. Ezberci bir sistemde yetişmenin birçok problemi var. Bunlardan bir tanesi de bağımlılık yapan maddelere hayır diyemeyen bireylere sahip olmak. Çünkü ezberci sistemle yetişen bir kişi bilgi kirliliği içerisinde farklı bilgileri alabilir ve olduğu gibi kabul edebilir. Bu tarafı var. Bu anlamda internet çok faydalı bir şeydir. Ama internetten çok zararlı bilgilerde edinilebilir. Mesela yıllar önce bunu bir geçerlilik payı olabilirdi ama deniliyor ki, çocuklara maddeden, bağımlılıktan bahsetmeyelim. Kulaklarına kar suyu kaçmasın, duymasınlar. Bunu ne kadar önleyebilirsiniz? Çocuğun elinde akıllı cep telefonu var. Burada internete bağlanıyor. Büyükler etrafta bonzai diye bir şey konuşuyorlar. Bu çocuk bonzaiyi aramıyor mu? Ne olduğunu bilmiyor mu? Karşısına hangi bilgiler geliyor? Çocuklara daha sorgulatmayı öğretmemiz lazım. Klişe ve kalıplaşmış olan temel eğitim bilgilerini okullarda vereceğiz. Bazılarını ezberleyeceğiz. Bazılarını öğrenmeye çalışacağız.

Benim ezberci eğitimden kastım; tek düze bir eğitim kalıbıdır. Çok esnek olmayan, sadece gelip bir şeyleri dikte ettiren ve dikte ettirdiklerini sonra geri isteyen eğitim kalıbıdır. Bunun dışında çocukların dünyaya ve hayata dair düşünmesi lazım. Üniversite eğitimi açısından düşünürsek, biz üniversitelerde önemli teoriler öğretiyoruz. Adam mühendislik fakültesine geliyor. Termodinamiğin yasalarını öğreniyor. Termodinamiğin yasalarını tek başına öğretmekten ziyade bu termodinamik yasalarının nasıl oluştuğunu öğretmemiz çok önemli. Bu termodinamik yasalarının nasıl tartışılacağını öğretmemiz gerekli. Benzer bir konuyu evrimde yaşıyoruz. Evrimi aldık maymun, insan ilişkisine indirdik. Burada tartışıyoruz. Hâlbuki evrim büyük bir süreç ve adaptasyondur. Buradan adapte olamayan, yaşamayan canlıları ortaya çıkarabilirsiniz. Evrim sadece insan mı maymundan, maymun mu nereden geldi mevzusu değil. Ama siz bunu buraya sıkıştırıyorsunuz. Birileri de çıkıp diyor ki artık evrim bitmiştir. ‘Evrim nereye bitti? O zaman evrimin yerine yeni bir şeyler koyun. Çocuklar geniş ölçekte düşünebilmeli ve bunun içinden eğriyi doğruyu seçebilecek şekilde de doğru bilgiye ulaşmaları lazım. Burada da kritik bir şey ortaya çıkıyor.

Eskiden bilgi çok kıymetliydi. Okulda alınan, edinilen bir şeydi. Bugün bilgi çok yaygınlaştı. Bilgiyi çok rahat dağıtabiliyoruz. Sen öğrenciye derste bir şey anlatıyorken o cep telefonundan giriyor bakıyor. ‘Bu teori şurada bitmiş, onun yerine şu gelmiş’ diyebiliyor.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Çok hızlı bir şekilde bilgiye ulaşabiliyoruz. Ama maalesef ulaştığımız bilginin içinde büyük ölçüde kirli bilgi de var. Ben analitik düşünme becerisi kazanan birey derken, temiz bilgiyi kirli bilgiden ayrıt etmek ve bilgiyi nasıl kullanabileceğini öğretmeyi kastediyorum. Bunun için de eğitim sisteminizin baştan aşağı gözden geçirilmesi ve eğitimin bağımlılıkla mücadele konusunda da belirttiğim gibi siyaset üstü olması lazım. Eğitim çok önemli. O siyaset bu siyaset veya o görüş bu görüş değiştirmemeli.

Çağın gerekliliğine uygun, dünyayı takip edebilen, kendini hatalı bilgiden koruyup, doğru bilgi ile hatalı bilgiyi birbirinden ayrıt edebilen, teorilerin nasıl geliştiğini kafasında canlandırabilen ve yeni teorileri düşünebilecek bireyler yetiştirmeniz gerekiyor.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Eğer böyle bireyler yetiştirirseniz, bağımlılık yapan maddelere basit bir hayır deme ihtimali çok daha yüksek olur.

Ailenin, okulun ve devletin madde bağımlılığı ile mücadelede yeri ne olmalıdır?
VİDEO / 15:30
Ailenin, okulun ve devletin madde bağımlılığı ile mücadelede yeri ne olmalıdır?
Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay; bağımlılığın nedenlerini, madde bağımlılığında ailenin, okulun ve devletin sorumluluklarını, gençlerin gelecek endişesinden nasıl kurtulacağını ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Ülkemizde gençlerin yaşadıkları en büyük baskı faktörlerin başında da gelecek endişesi yer almaktadır. Bu kaygının gençleri yanlış yollara yönlendirmemesi adına ne gibi önlemler alınabilir? Eğitim güzel ama siz 85 milyon bir ülkesiniz. Bazen Batı’ya bakıyoruz, övüyoruz. Övdüğümüz Batı ülkelerinin bazıları homojen bir toplum yapısına sahiptir. Mesela, Norveç çok konuşulur. Norveç hem homojen hem de bildiğim kadarıyla 8- 9 milyon bir nüfusa sahiptir. Finlandiya da bu şekildedir. Bu kadar az bir nüfusa sahip ve bu kadar homojen toplumlarda eğitimi çok daha kolay yaparsınız. Ama siz 85 milyon bir ülkeyseniz ve 85 milyonluk bir ülkede her kesime eşit seviyede çok etkili bir eğitim verme konusunda bir takım zorluklarınız ortaya çıkacaktır. Tabi ki bu zorlukları bulup çözmek ve bunlara bir çözüm getirmek eğitimcilerin işidir. Bunu düşünüp buna kafa yormak gerekiyor. Mümkün mertebe toplumun her katmanına en azından temel eğitimi eşit seviyede doğru biçimde iletebilmemiz gerekiyor. Farklı liseler var. Farklı eğitim yaklaşımları var. Nüfus çok fazla.

Nüfustaki en büyük problem şu; herkes üniversite bitirmek istiyor. Çünkü üniversite bir etiket. Öncelikle bu etiketten üniversiteyi kurtarmamız gerekiyor. Üniversite eğitimi bir meslek eğitimi, meslek kazandırma eğitimi değildir. Ama yapacağınız üst düzey işler için size bir hayat görüşü kazandırır. Bir bakış açısı kazandırır.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Mesela, birçok Batı ülkesinde ya da gelişmiş ülkede; Batı dediğim için beni çok batıcı gibi görecekler ama maalesef gerçek ortada. Şuan da onlar yön veriyorlar. Biz sadece izliyoruz. Bizim izlemeyip yön verebilmemiz için bizimde bir şeyler yapmamız gerekiyor. Birisi eczacılık eğitimi alıyor, eczacılığı bitiriyor. Fakat eczacılık yapamıyor. Eczane açamıyor. Bunun için ekstra bir eğitime girmesi gerekiyor. Ekstra bir şeyleri başarması gerekiyor. Bizde ise baktığınız zaman iş daha kolay. Herkes her şeyi bitirip, her şeyi yapabiliyor. Bizim sadece tıp eğitimimizde böyle bir şey var. 6 yılı bitirse, pratisyen hekimlik unvanı alsa bile mutlaka tekrar uzmanlık yapması gerekiyor. Bir alanda çalışması için. Üniversite direk meslek kazandıran bir şey değildir. Üniversite sayısı fazla. Üniversitede okuyan öğrenci sayısı da fazla ama herkesin istediği iş imkânı farklı.

Üniversite direk meslek kazandıran bir şey değildir.

Gençlerin çeşitli beklentileri var. Aynı zamanda bu beklentilerini karşılamak için de kısıtlı alanlar var. Beklenti nerede? Üniversiteyi yeni bitirmiş bir genç 4 – 5 bin lira maaşla itilip kakılmayacağı, sözünün dinleneceği bir masa başında çalışmak istiyor. Çoğunun hayali budur. Ama bu gerçeği yansıtmıyor. Bu gelişmiş Batı ülkelerinde de böyle değil. Böyle bir hayat ve böyle bir lüks yok. Öğrenci okurken garsonluk yapıyor. Öğrenci okurken ek iş yapıyor. Doktorasını yaparken doktora parasını kazanmak için ekstra çalışıyor. Daha iyi bir eğitim olabilmesi için bizim önce üniversiteyi etiketten kurtarmamız gerekiyor. Ara iş gücünde de bizim kaliteli teknisyenlere, teknikerlere ihtiyacımız var. Oradaki meslekler de daha küçük değil. Bizim önce eğitim konusunda kategorizasyondan, etiketlemeden vazgeçmemiz gerekiyor. Bu etkiletmenin sonucu olarak kolejlere çok itibar var.

İnsanlar, belli isimdeki okullara dünya kadar para veriyor. Çok büyük paralar ödeyerek çocuklarının iyi bir eğitim aldığını düşünüyorlar. Acaba ne kadar iyi bir eğitim alıyorlar?

Prof. Dr. Tayfun Uzbay

Öğrenci bir yabancı dil öğreniyor, imkânı varsa yurt dışına gidiyor. Yurt dışında kalıyor. Peki, hedefimiz bu mu? Bizim iyi beyinlerimizi, yetişmiş insanlarımızı bu şekilde yurt dışına mı sevk etmemiz gerekiyor yoksa bunlardan yurt içinde ciddi şekilde istifade mi etmemiz gerekiyor? Bu soruların cevaplarını vermek için eğitimcilerin çok fazla kafa yorması gerekiyor. Ben sadece şunu söyleyebilirim, etiketlerden kurtulmamız gerekiyor. Bir teknisyen ve üniversite mezununu bir vatandaş ve bir birey gibi eşit derecede saygın kişiler olarak ele almamız gerekiyor. Onlarında işlerini severek yapması gerekiyor. Üniversite eğitimini daha hayata bakışlarını geliştirecek şekilde organize etmemiz gerekiyor. Daha da önemlisi Türkiye’de üniversiteleri araştırma ve eğitim üniversiteleri olarak ayırmamız gerekiyor. Birçok üniversite eğitim verirken aynı zamanda araştırmada yapmak istiyor. İkisini bir arada yürütmesi zor. Üniversitelerimizde araştırma önceliklerini belirlememiz gerekiyor. Üniversitelerimize görev tanımları yapmamız gerekiyor. Bunlar yavaş yavaş yapılıyor ama bizim gıpta ettiğimiz Batı ülkeleri bunları çok önce yaptı. Biz daha bunlara yeni başlıyoruz. Genellikle başlangıçlar sancılı olur. İlkokul, ortaokul, lise ve temel eğitim seviyesinde de söyleyebileceğim şudur; mümkün mertebe herkese eşit, homojen bir eğitim vermemiz gerekiyor. İyi bir eğitim vermemiz gerekiyor. İyi bir eğitimin de nasıl olduğu eğitimcilerin tartışabileceği bir şey ama okullarda analitik düşünebilen, kendine özgüveni olan çocuklar yetiştirmemiz gerekiyor.

Evli ve bir çocuk babasıdır.
Evli ve bir çocuk babasıdır.

Bağımlılık deyince ilk akla gelmeyen diğer bağımlılık tipleri olan internet bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı, oyun bağımlılığı gibi sorunlara karşılık nasıl bir tedavi yöntemi tavsiye ediyorsunuz? İnternet bağımlılığı bence terminolojik olarak hatalı bir yaklaşımdır. İnternete bağımlı olunmaz. Zaten internete bağlıyız. Göbekten bağlıyız diye bir laf var. İnternetsiz hiç bir şey yapamazsınız. Benimle yaptığınız bu sohbetin bile internet olmaksızın bu kadar çabuk ve kolay gerçekleştirilmesi, yaygınlaşması mümkün değil. İnternet artık hayatımızın her yerindedir. İnternet bağımlılığı terminolojik olarak yanlıştır. O zaman ışık bağımlılığı var dememiz lazım. Elektrik bağımlılığı var dememiz lazım. İnternette interneti nasıl kullandığınız ya da internet üzerinden nasıl bağımlılıklar geliştirdiğiniz önemlidir. Mesela, interneti kullanarak madde temin edebilirsiniz. Bu internet değil, madde bağımlılığı kategorisindedir. Obez olmak için çeşitli yerlere oturduğunuz yerden bir sürü şey sipariş edebilirsiniz. Bu yeme bağımlılığınız ile ilgilidir. İçki sipariş edebilirsiniz. Alkol bağımlısınızdır veya içki çeşitlerine bakabilirsiniz. Pornografik sitelerde tüm zamanınızı geçirirsiniz ve başka işlerinizi yapamazsınız.

Psikiyatristlerin tanı, tedavi yöntemleri ile ilgili kitapları var. Bunlara DSM diyorlar ve bunların beşincisi çıktı. Seks bağımlılığını buraya konmadıysa da bence konması gerekir. Aynı zamanda seks bağımlılığı yanında çocuk istismarından tutunda, cinsel saplamalara kadar çok çeşitli hayvan istismarı, çocuk istismarı gibi birçok şeyi bunun içine koyabilirsiniz. Bence bu da burada değerlendirilecek bir şeydir. O yüzden önce bunu düzeltmemiz lazım. Buna internet bağımlılığı diye bir başlık açmamamız lazım. Demek istedikleri şey şu olabilir; bir kişinin elinde akıllı telefonu var ve devamlı ona bakıyor. Arabada kırmızı ışık yanıyor ama gözü telefonda. Geçenlerde metroda seyahat ediyorum. Herkesin kafası önünde ve herkes elinde cep telefonuna bakıyor. Bu şimdi bir bağımlılık mıdır? Buna o kadar bağımlılıkta diyemezsiniz. Mesela, adam bir yerde çalışıyor, mail mesajları geliyor ya da bir Whatsapp grubu üzerinden bir şey idare etmeye çalışıyor, ona bakıyor. Gelen mesajlarına bakmak durumundadır. Burada şunu tartışabiliriz; ‘Bu kadar çok internet ortamında veya sanal medya, sosyal medya ortamında karşılıklı konuşurken birbirimiz ile iletişim ve sohbetimiz ne oluyor?’ Bu ayrı bir konudur. Ayrı bir şekilde değerlendirebilir. Bunun dışında yeme bağımlılığı var. İnsanlar yeme bağımlılığı içinde olabiliyorlar ama çoklukla bu obezite ile karıştırılıyor. Obezite yeme bağımlılığı ile ilgili olmayabilir. Obezler yeme bağımlısı olabilir ama her yeme bağımlısı obez olmayabilir. Mesela, son derece fit yeme bağımlıları var. Ama bunların kan değerlerine baktığınız zaman, metabolik değerleri son derece kötü olabiliyor. Yeme bağımlılığı dışında oyun bağımlılığı var. Kumar bağımlılığı var. Bunlar oldukça yaygındır. Ama madde bağımlılığı kadar çok konuşulmuyor. Gerek yeme bağımlılığı gerek oyun bağımlılığı beynin ön alın lobundaki problemlerle çok yakından ilişkilendirilmiş. Oyun ve yeme bağımlılığına yönelik cerrahi yöntemlerde var. Bunlar tartışılabilir yöntemlerdir. Biz bağımlılığın hiçbir türü için radikal çözüm sağlayan ilaca veya aşıya da sahip değiliz. Bunlar genellikle psikiyatrist, psikolog iş birliği içerisinde, bilişsel davranışçı terapiler dediğimiz terapi yöntemleri ve bazı ilaçlarla da destekleyerek belli ölçülerde kontrol altına alınabiliyor. Başarılı olduğu vakalar var. Ama oldukça zor. En güzeli oyundan, fazla yemekten uzak durmaktır. Ama maalesef başta söylediğim biyolojik yatkınlık, çevresel faktörler devreye girdiği zaman bazı insanlarda önü alınamaz bir şekilde oyun oynamaya ve önü alınamaz bir şekilde yemek yemeye neden oluyor.

Ülkemizde gençlerin yaşadıkları en büyük baskı faktörlerin başında da “gelecek endişesi” yer almaktadır. Bu kaygının gençleri yanlış yollara yönlendirmemesi adına ne gibi önlemler alınabilir?
VİDEO / 11:44
Ülkemizde gençlerin yaşadıkları en büyük baskı faktörlerin başında da “gelecek endişesi” yer almaktadır. Bu kaygının gençleri yanlış yollara yönlendirmemesi adına ne gibi önlemler alınabilir?
Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay; bağımlılığın nedenlerini, madde bağımlılığında ailenin, okulun ve devletin sorumluluklarını, gençlerin gelecek endişesinden nasıl kurtulacağını ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

CİHAN DAMLA GZT Editörü

GZT Röportaj’ın sorumlu editörü olarak görev yapıyor. GZT’de Açık Pencere isimli programı hazırlayıp sundu. Her hafta alanında önemli kişilerle röportaj yapan Cihan’a cihan.damla@gzt.com adresinden ulaşabilirsiniz.

YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz