Röportaj "İslam’ı anlatmanın yolu önce iyi Müslüman olmaktan geçer."
Hasan Kamil Yılmaz, Röportaj, 2018
VİDEONUN BAŞLAMASINA SN. KALDI
Düşünür

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

"İslam’ı anlatmanın yolu önce iyi Müslüman olmaktan geçer."

İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz; Kurban Bayramı'nın mahiyetini, camilerin hayatımızdaki yerini, selamlaşmanın önemini, sosyal medyanın nasıl kullanılması gerektiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

RÖPORTAJ : CİHAN DAMLA FOTOGRAF : RECEP ÇELİK GZT 01 EYLÜL 2018, CUMARTESİ 15 DAKİKADA OKUNUR

Kurban Bayramı’nın önemi ve kurban ibadetinin mahiyetinin dinimizdeki yeri nedir? Kurban Bayramı’na, Kurban Bayram’ı olma özelliğini kazandıran şüphesiz ki kurbanın kendisidir. Efendimiz (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicret edip yeni bir İslam toplumu inşa etmeye başladığında Medine’deki yerlilerin iki sevinç ve bayram günü olduğunu görmüştür. Bunun sonucunda onlara, ‘Sizin bu iki gününüze mukabil Allah’ın size iki bayram vermesini istemez misiniz?’ diye sormuştur. Daha sonra Ramazan ve Kurban Bayram’ları bu tarihten itibaren Müslümanların gündemine düşmüştür. Kurbanı ibadet olarak düşünürsek, Hz. Âdem (a.s) çocuklarına kadar gittiğine dair Kuran-ı Kerim’de işaret ve bilgiler vardır. Maide Suresinde, Âdem’in iki oğlunun birbirleri ile nizaya düştüklerinde her ikisininde birer kurban takdim etmesine dayalı bir ayet vardır. Ayette birinin kurban olarak kabul edilip, diğerinin ise kabul edilmediği hatta kurbanı kabul edilmeyenin kurbanı kabul edeni öldürmek için ona kastettiği anlatılır. Öbürünün ise, ‘hayır ben asla sana elimi uzatmayacağım sen beni öldürmek için bana kastetsen de’ dediği bir ayettir. Çünkü Allah Teâlâ, ‘takva sahiplerinin kurbanlarını kabul ettiğini’ buyurmuştur. Kurbanın takva ve kalbi bir eylem olduğunu, asıl olanın o kanı akıtmak değil Cenab-ı Hakk’a canını, malını adayabilmek olduğunu ifade ettiği görülmektedir. Kuran-ı Kerim’de İbrahim (a.s) İsmail’i kurban etmesi ile ilgili olarak da Saffat suresinde detaylar verilmektedir.

Dolasıyla biz kurban ibadetinin Âdem’in çocuklarından itibaren muhtelif zamanlarda muhtelif kişiler tarafından uygulandığını görüyoruz. İslam toplumunda ise Hz. Peygamber (a.s) ile birlikte kurbanın iki önemli yerde ve dönemde öne çıktığını görüyoruz. Bunlardan birincisi, hac farizasını yerine getiren Müslümanların özellikle kıran ya da temettü haccı yapanların Arafat dönüşü Müzdelife Vakfes’i sonrasında Mina’daki bulunuşları sırasında, kurban keserek haclarına şükran olmak üzere kan akıttıklarını biliyoruz. Bir de hacca katılamayan insanlarında Kuran-ı Kerimde Peygamberimize ithafen ‘İnnâ a'taynâkel kevser, Fesalli lirabbike venhar’ (Biz sana Kevser’i verdik. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes) ayet-i kelimesi ile kurbanın Peygamberimiz ve ümmetine emredildiğini biliyoruz. Bugün bizim ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde haccın dışında kurban kesen insanlar Kevser Suresindeki ilahi emre imtizan ile bu vecibeyi yerine getirmektedirler. Kurbanın kelime anlamında da ifade edildiği üzere Allah’a yaklaştıran, daha samimi daha iyi bir kul olmayı sağlayan hedefi vardır. Bu da kurbandaki niyet ve takva duygusudur. Kuran-ı Kerim Hac suresinde, ‘Allah’a sizin kestiğiniz kurbanların ne etleri ne kanları ulaşacak değildir. Allah’a ulaşacak olan sadece sizin kalplerinizdeki takva duygusudur’ denmiştir.Kurbanın en değerli eyleminin kalbi bir eylem olduğunu anlıyoruz.

Fiziki olarak baktığınız zaman kurban kesmekle hayvan boğazlamak aynı iştir. Ama hayvan boğazlamayı kurban kesmeye dönüştüren şey, kurbanın kesildiği zaman ve kurban kesenin gönlündeki niyettir.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Bu yüzden kurbanı keserken taşınan niyet çok önemlidir. Allah’a yakınlaşmak niyeti ile kurbanın kesilmiş olması çok önemlidir.

1952 yılında İzmit'te doğdu.
1952 yılında İzmit'te doğdu.

Kurban etinin hem hane halkı hem de çevredeki eş dost tarafından paylaşması düşünüldüğünde Allah’a yakınlaştıran bir tarafı vardır. Bunun yanında da kalpleri birbirine yakınlaştıran ve buluşturan bir özelliği vardır.

Kurban ibadeti başlı başına birlik ve beraberliği sağlayan sosyolojik bir vakadır.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

İçtimâi dayanışmayı, birlik ve beraberliği sağlayan bir özelliğe sahiptir. Cenab-ı Hakkın verdiği nimetlere şükretmektir. ‘Ya Rabbi sen bana nimet verdin. Bu nimetlerin karşılığında ben de sana ve senin ermine binaen bu kurbanı kesiyorum’ manasındadır. Hem Allah’a karşı bir ibadet hem de kullara karşı bir merhamet tezahürü söz konusudur. Kurban bayramı günlerinde ona biraz daha manevi hava katmak üzere bir de teşvik tekbirleri diye yükümlü olduğumuz bize vacip olan tekbirler vardır. Arefe gününden Kurban Bayramı’nın dördüncü günü ikindi namazına kadar farz namazlarının akabinde, ‘Allahüekber La ilahi illallahü vallahü ekber Allahüekber ve lillahi’l hamd’ lafızlarından oluşan tekbir getirilir. Bu tekbirin manası hele Itri bestesi ile fonetiği insanın gönül dünyasının yukarı âlemlere doğru yükselmesine vesile olmaktadır. Kurbanın kesilmesi, tekbirler, ziyaretleşmeler, paylaşmalar yüksek seviyede bir gönül zenginliği kazandırıyor. Güzel olan, tabi olan insanların kurbanlarını hane halkı ile beraber kendilerinin kesebilmesidir. Ama maalesef yaşadığımız çağda kendi değerlerimize uygun bir fiziki ortam üretemiyoruz. 40 - 100 haneli apartmanlarda oturup bu binalara da kurban kesme mahali yapamıyoruz. Bu yüzden kurban kesmek için şehrin belli yerlerine gidip kurban kesmek veya kestirmek durumundayız ya da başka bir yerde kesilmesi için vekâlet vermek durumdayız. Ama bunların her biri bakıldığı zaman ayrı bir güzelliktir. Kurban kesmek için şehrin dışında ki kesim mahaline gitmekte bir harekettir. Bunu Allah için yapmış olmak da güzel bir şeydir.

Kurbanı şehrin dışında veya ülkemizin dışında başka yerlerde kesilmesini sağlamak oradaki insanların kalplerinin bizim ülkemize, milletimize yönelik sevgi tomurcukları açmasına vesile olmaktadır.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Bu bakımdan sadece kurban kesmekle, bahçede ya da mezbahada kesmekle değil başka yerde kesmekle bile insanların kalplerini, gönüllerini dönüştürebilirsiniz. Kurban bize duyguları yücelten farklı yüksek heyecanlar yaşamalarına vesile olan bir atmosfer sunuyor. O yüzden kurbanı bu manada bir umumun sevinci olan bir bayrama dönüştürmek bu inanca sahip olan bütün insanların ortaklaşa aynı duyguları paylaşarak aynı günlerde aynı eylemi yapması ile çok daha büyük bir anlam kazanıyor. Dört gün boyunca mahallelerde kurban kesilmesi, ihtiyaç sahiplerine dağıtılması müthiş bir harekettir. Bunun bir de üreticiye tahallük eden tarafı da var. Hayvan üreticisi olan insanların ürettikleri mahsulleri hasat mevsimi gibi kurban atmosferinde satıp onu paraya dönüştürmüş olmaları onlar adına çok faydalıdır. Evlenecek çocuklarına evlendirmek, kızlarını gelin etmek veya okuyacak çocuklarını okutmak hususunda kendilerine bir ekonomik kazanç temin etmek açısından da ayrı bir ekonomik katkısı vardır. Kurbanın derisinin katma değer olarak toplumdaki camilerde, derneklerde değerlendirmesi de ayrı bir faydadır. Kurban, toplumda topyekûn bir seferberlik oluşturuyor. Kurban her yerde oluşturduğu geri dönüşümü yüksek güzel duygular ve güzel algılar sayesinde pozitif bir enerji üretilmesine de vesile oluyor. Bu yüzden bayramı bayram, kurbanı kurban gibi yaşamak çok önemlidir.

Bayramı bir tatil vesilesi gibi görüp çoluk çocuğu alıp gözden uzak yerlere gitmek yerine halkın arasında olmak insanlar içinde olarak ve insanlarla bunu paylaşmak, çocuklarımızın da bu duyguları paylaşacak ortamları tesir etmek gerekir. Bu paylaşılan duygu medeniyet ve kültür aktarımı bakımından da önemlidir. Onlar da çocuklarına bu emaneti taşısınlar.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Bu kültür ve gelenekte kıyamete kadar sürüp gitsin toplumumuzda.

Kurban Bayramı’nın önemi ve kurban ibadetinin mahiyetinin dinimizdeki yeri nedir?
VİDEO / 10:27
Kurban Bayramı’nın önemi ve kurban ibadetinin mahiyetinin dinimizdeki yeri nedir?
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz; Kurban Bayramı'nın mahiyetini, camilerin hayatımızdaki yerini, selamlaşmanın önemini, sosyal medyanın nasıl kullanılması gerektiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

İçtimâi olarak Kurban Bayramı’nda neler yapabiliriz?Kurbanda özellikle kurban etlerinin dağıtılması en önemli vazifedir. Ama bunun ötesinde biz Ramazan Bayramı’nda içtimaileşmenin yolunu, yöntemini özellikle filtre sadakası ile yaşıyoruz. Ramazan boyunca 30 gün Allah bize imkân ve sağlık veriyor. Bizde bu sağlığın bedeli olmak üzere Cenab - ı Hakka, ‘Ya Rabbi sen lütfettin bizi Ramazan ’a kavuşturdun. Ramazan da sağlık verdin oruç tuttuk’ diyerek filtre sadakası veriyoruz. Bunun amacı nedir?Oruç tuttuğu halde ekonomik imkânlar yüzünden bayram sevinci yaşayamayacak olan insanlara bayram sevinci yaşasınlar diye bir takviye yapmış oluyoruz. İmkânımızı bölüşüp, paylaşıyoruz.

Kurban kesmenin şartı ile fıtır sadakası vermenin şartı birbirine denktir.

Kurban Bayramı’nda da aynı şey kurban kesmek sureti ile oluyor. İkisi de çok önemlidir. Kurban kesmenin şartı ile fıtır sadakası vermenin şartı birbirine denktir. Zekâttan farklıdır. Zekâtta nisap miktarı dediğimiz malın 1 yıl boyunca kişinin uhdesinde bulunması ve üreyici olması esastır. 80 küsur gram bir altın karşılığı malın veya altının insan uhdesinde olması ile insan zekât mükellefi olur. Fakat kurban ve fıtır sadakasında böyle bir şart yoktur. 80 küsur mala veya bunu karşılığı ekonomik güce sahip olan kişi o akşam sahip olsa dahi kurban kesmekle ya da fıtır sadaka vermekle yükümlüdür. Bu ona vaciptir. İkisinin de içtimai toplumsal manada bir aktivite kazandıran insanların bayram sevincini yaşayabilmelerine imkân sunan bir tarafı vardır. Kurban etleri ile fakirler buluşuyor. Fıtır sadakası ile yine fakirler bayram sevinci yaşamış oluyor. Asıl olan ortak duyguyu yakalamaktır. İslam bunu önemsiyor. Bayramı da kamunun, kitlenin sevinci olarak değerlendirip herkese bu imkânı bahşetmeye çalışıyor.

1974’te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun oldu.
1974’te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun oldu.
Neşredilmiş otuz kadar eseri, muhtelif dergilerde yayınlanmış makaleleri, ansiklopedi maddeleri, ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli bilimsel toplantılarda sunulmuş pek çok tebliğleri bulunmaktadır.
Neşredilmiş otuz kadar eseri, muhtelif dergilerde yayınlanmış makaleleri, ansiklopedi maddeleri, ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli bilimsel toplantılarda sunulmuş pek çok tebliğleri bulunmaktadır.

Müslümanların bütün meselelere karşı tavrı nasıl olmalıdır? Müslümanlar proaktif olmalıdır. Bu yeni bir tabirdir. Yani reaksiyonel değil. Tepkisel değil. Önden giderek, inandıklarının, düşündüklerinin kendilerine yükledikleri sorumlulukların farkında olarak Müslümanlar hayatı anlamaya çalışmalı. Kitabımız Kuran- ı Kerim’in ve Efendimiz (s.a.v) bize öğrettiği manada insanı değerleri yüksek bir insan olmayı özen göstermeliyiz.

Aslolan Müslümanlığın sadece kişilerin vicdanlarında ve kalplerinde meknuz kalması değildir. Aslolan onun hayata yansımasıdır. Toplumda paylaşılmasıdır.

Bizim ahlaki erdemlerimizde, davranışlarımızda İslam’ın görülmesi esastır. İbadet olarak görülmesi dışında daha çok ahlak olarak görülmesi esastır. Çünkü Efendimize (s.a.v) Kuran-ı Kerim ‘ve inneke le ala hulkin azim’ diyor. Sen çok yüce bir ahlak üzeresin diyor. Yine başka bir ayette, Hz. Peygamber’de sizin için üsve-i hasene vardır diyor. Yani rol model, yüksek bir model vardır buyruluyor. Dolasıyla Müslümanlara baktığınızda Peygamber Efendimiz (s.a.v) model şahsiyetinden güzel ahlak devşirerek bunu hayata taşıdıkları zaman hayata olan bakışları daha ahlak merkezli daha fazilet merkezli olur.

Müslümanlar proaktif olmalıdır.

Çünkü Peygamberimiz de, ‘İnnema buistu latemmeme mekarimelehlek’ buyurmuştur. ‘Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere geldim’ demektir. Çünkü önemli olan ahlaklı ve erdemli insanlar olabilmektir. İbadet Allah ve kul arasında elbette çok önemlidir. Elbette insanı inşa eden bir özelliği vardır ama Müslümanlığın beşeri ilişkilerde muamele tarzında ortaya çıkmış olması, dürüstlük olarak ortaya çıkmış olması, söz verdiğinde söze rivayet şeklinde ortaya çıkmış olmasından dolayı etki bakımından çok daha yüksektir. Beklenen de o dur. Efendimiz (s.a.v) Müslümanın yalancı olamayacağını söylüyor. ‘Müslüman zina eder mi?’ diye soruyorlar. Edebilir, eden olabilir diyor. ‘İçki içer mi?’ diyorlar. İçen bulunabilir diyor. ‘Müslüman yalan söyler mi?’ diyorlar. 'Hayır! Müslüman yalan söylemez.' diyor. Burada dürüstlük diye bir şey var. Peygamberimiz ‘eddinu nasiha’ din dürüstlüktür, samimiyettir diyor.

Din Allah’a karşı, Peygamberine karşı, kitabına, devlet yöneticilerine ve topyekûn insanlara karşı samimi olmaktır.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

İnsan kendisi ile tutarlı olup diğer insanlara karşı da dürüst olursa, risk alma konusunda bunu ben yaptım diyecek yüreklilikte olursa hakikaten adam gibi adamdır. Ama kaybım olacak diye düşünüp gerçekleri gizleyecek şekilde kaypaklık gösterirse bu samimiyet ve dürüstlük ile izah edilmez. Bir Müslümanın içtimâi olaylarda yapabileceği en önemli şey dürüst davranması, samimi olması eğilip bükülmemesidir. ‘Festekim kemâ umirte’ emrolunduğun gibi dosdoğru ol diyor.

Müslümanların bütün meselelere karşı tavrı nasıl olmalıdır?
VİDEO / 06:13
Müslümanların bütün meselelere karşı tavrı nasıl olmalıdır?
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz; Kurban Bayramı'nın mahiyetini, camilerin hayatımızdaki yerini, selamlaşmanın önemini, sosyal medyanın nasıl kullanılması gerektiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

İslam’ı ve Kuran’ı başkalarına anlatmak günümüzde ne şekilde olmalıdır? Davet ve irşadın en etkin yolu temsili davettir. Yani söylediğiniz sözlerin insanlara anlatmaya çalıştığınız mesajların kendi şahsınızda görünmesidir.

Davet ve irşadın en etkin yolu temsili davettir.

Yani siz söylediklerinizde varsanız, sizin üzerinizde o söyledikleriniz yansımış ise onun artık daha fazla söze ihtiyaç bırakmadan kabulü çok daha kolay olur. Bu yüzden İslam’ı anlatmanın yolu önce iyi Müslüman olmaktan geçer. İslam’ın gerçeklerini kendi şahsımızda uygulayıp tatbik etmek ve insanlar arasında bu halimiz ile dolaşıp fazla söz söyleyip mesaj vermeye gerek kalmadan insanları etkiler. Yani bu insan dürüst adam, bu adam dosdoğru adam denilecek şekilde vasfımız varsa bizim; İslam budur, İslam doğruluktur, dürüstlüktür dememize ihtiyaç yoktur. Abdullah İbn-i Selam, Peygamberimizi görünce, ‘bu yüzün sahibi yalancı olamaz’ diyor. Demek ki insanın dürüstlüğü, doğruluğu, güzelliği yüze bile yansıyor. Dolasıyla İslam’ı anlatmak elbette çok önemli ama bunu anlatmanın yolu muameleyledir.

Endonezya veya Malezya’daki Müslümanların, Müslümanlığı kabulü bir tüccarın muamelesi sayesinde olmuştur. O bölgeye giden Müslüman bir tüccar orada mağaza açıyor. Kumaş satıyor ve yerlilerden birini yanında çalıştırıyor. Patron olduğu için her zaman dükkâna gelemiyor ve bu yüzden çalıştırdığı eleman müşterilerle muhatap oluyor. Bir gün onun olmadığı bir saatte bir müşteri alışverişe gelip kumaş satın alıyor. Fakat tezgâhtar kumaşı hak ettiğinin çok üstünden bir fiyatla satıyor. Patronuna hesap verirken de ‘ben bunu bu fiyata sattım’ diyor. Tüccar o fiyata sattığı için elemanına kızıyor. Bu haksızlık diyor. Bu fiyata nasıl satarsın? O adamı çağır, mutlaka bul getir parasını geri verelim diyor. Adamı buldurtuyor, çağırtıyor ver parasını geri veriyor. Bu durum o zamanın kralının kulağına gidiyor. Kral, çağırın o tüccarı merak ettim kimmiş bu adam diyor. Çağırıyorlar ve tüccar kralın yanına gidiyor. ‘Olay doğru mu?’ diyorlar. Evet, doğru diyor. Benim dinime göre karın bir marjı var, çok fazla karla sattığı için ve bu Allah’ın haram kıldığı bir şey olduğundan dolayı helalleşmek için çağırdım ve iade ettim diyor. Kral da bu muhteşem bir şey, söyleyin bu dini biz de tabi olalım diyor. Malezya ve Endonezya’daki o bölgenin insanları kralla beraber Müslüman oluyor.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Düzgün, dürüst bir muamele oradaki insanların hepsinin hayranlığını kazanıyor. Müslümanlık buysa biz de Müslüman oluruz diyorlar. Hakikaten İslam’ın yayılması bu tür tüccar, derviş ve esnaflar tarafından olmuştur. Onların hüsnü muamelesi, merhameti, şefkati sayesinde olmuştur. Bu din, muhteşem bir din. Biz o zaman bu dine girelim diye insanların iştahını kabartmıştır, ilgisini çekmiştir ve insanlar Müslüman olmuştur. Bugün de öyledir. Etkili olan davet ve tebliğciler daha çok davet ettikleri konuda kendileri gerçekten bunu en iyi temsil eden ve onun özelliklerini iyi taşıyan insanlardır.

Camilerin hayatımızdaki yeri günümüzde nerededir?Cami kelime manası itibarı ile cem eden, birleştiren demektir.

Cami bizim bedenlerimizi, ruhlarımızı, kalplerimizi, gönüllerimizi cem eden mekânlardır.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Camiler asıl saadette sadece mabet değildir. Sadece ibadet edilen yerler değildir. Aynı zaman da mektep ve meşveret yeridir. Devlet yönetimin yapıldığı, sosyal problemlerin sürdüğü yerlerdir. Genellikle İslam Medeniyeti cami merkezli bir medeniyet olarak gelişmiştir. Külliye mantığı ile merkezde cami etrafında medreseler, tekkeler, hankahlar, kışlalar, bedestenler olarak şekil almıştır. Mesela, Süleymaniye Külliyesi’nde dört bir yanında dört tane medrese, hemen az ilerisinde bedesten, darüşşifa - şifahane, darüzziyafe hepsi aynı avlu içindedir. İslam Medeniyetinde cami sadece mabet gibi görülmemiştir. Caminin mabede dönüşmesi Cumhuriyet Dönenimde üretilmiş bir fikirdir. Cumhuriyet Döneminde insanlar camide sadece ibadet için buluşmuşlardır. Bu süreç son yıllarda külliye mantığı ile camilerin etrafında Kuran kursları yapılarak hatta bazen şifahaneler, aş evleri yapılmak sureti ile yeniden eski konumuna dönüyor. Yüksek apartmanların yapıldığı bu dönemde camilerin artık mutlaka fonksiyonel olması lazım. Hem estetik hem fonksiyonel olması lazım.

30 Aralık 2010 tarihinde yaklaşık 34 yıl görev yaptığı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyeliğinden T.C. Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına atandı.
30 Aralık 2010 tarihinde yaklaşık 34 yıl görev yaptığı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyeliğinden T.C. Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına atandı.

Camide gençlerin, çocukların, yaşlıların, kadınların ve farklı engelli kesiminden gelen insanların gelebileceği, oturup konuşacağı yerler olmalı. Hatta bütün aile fertlerinin anne ve babaların çocukların elinden tutup camiye geldiğinde çocukları bırakacağı bir yer olmalı. Gençlerin uğrayacağı bir yer olmalı. Anneler, kadınlar bir yerde, erkekler bir yerde olacak şekilde düzenlenmeli. Diyanet İşleri Başkanlığı 2016 yılından itibaren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile böyle bir protokol imzaladı. Camilerin fonksiyonu için bir tavsif yapıldı. Camiler 6 - 7 gruba ayrıldı. Bu 7 grup caminin her biri için en az bulunması gereken standartlar belirlendi. Meydan camileri, çarşı camileri, mahalle camileri, sokak camileri, dinlenme veya üniversite kampüs camilerinin her birinde şunlar olması gerek diyerek çeşitli standartlar belirlendi. Bunların kanuni alt yapısı ile ilgili çalışmalar yapıldı. Önümüzdeki süreç içinde camilerin daha fonksiyonel olması adına adımlar atılacağını düşünüyorum. Zaten şu anda bunu yapanlar da var. Cami ne kadar hayatın merkezine girerse o kadar iyi olur. Çünkü bizim medeniyetimiz böyledir. Köylerde, köyün meydanında cami, çeşme ve sonrasında haneler vardır. İstanbul’un karşı yakasına geçin Beylerbeyi’nden Beykoz’a kadar gidin. Orada köy adı ile anılan Çengelköy, Kandilli ne varsa hepsi cami etrafında, çeşme, ağaç, meydanlar ve insanlar şeklinde gelişmiştir. Biz camiyi merkeze alan bir medeniyetin mensubuyuz. Cami merkezli bir şehir kurmuşuz. Oraları da her türden insanın buluştuğu, kaynaştığı bir mekân olarak görmüşüz. Doğrusu da budur. Hele bugün buna daha çok ihtiyacımız var.

“Selâm Medeniyeti” ve “İnsanlarla Selamlaşma” yazılarınızda selamın Müslüman için ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştiniz. Bir Müslümanın gündelik hayatında selamın yeri nerede olmalıdır? Selam aslında insanların birbirleri ile barışık olarak yaşadıklarının sembolik olarak ifade edilmesidir. Sözlü ve işaretle birbirini tanıyan veya tanımayan insanların benden sana zarar gelmez mesajı vererek bir güven ortamı tesir etmeleridir.

İnsan korkularından emin olmak ister. Umduklarına ise nail olmak ister.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Çünkü bu insanoğlunun fıtratında vardır. Selam da bu manada insanın korkuttuklarından emin olmasının ilk adımdır. Mesela, dağın başında yapayalnız giderken karşıdan bir adam geldi. Çifte tabancası, elinde ve belinde silahları var. Yanınıza doğru geldi. Bekliyorsunuz, kaşları çatık ve size hiç selam vermeden geçti gitti. Sizde adam neyin nesi deyip dönüp arkanıza bakmak isterseniz. Ama adam 2 metre önden selam verse oh be deriz. Bu kişiden bize zarar gelmez deriz. O size bir mesaj vermiş olur. Dolasıyla bu selam ister dille ister elle ne ile olursa olsun benden sana zarar gelmez demek için bir iletişim sözcüğüdür. Bir haberleşme, kaynaşma, sosyalleşme çağrısıdır. O yüzden selam medeniyeti demek aslında insanların birbirine dokunduğu selamlaştığı bir şeydir. Batılılar ‘touch body’ diyorlar. Bedene dokunmak anlamındadır. Bizim selamımız önce göz temasıdır. Daha sonra sesle selam veririz. Daha sonra uzun zaman görmediğimiz ve tanıdığımız, dostumuz ile musaffa ve munaka ederiz.

Peygamberimiz bize selamlaşmayı imanın şartı gibi anlatıyor. Cennete götüren bir şey olarak anlatıyor. Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz diyor. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsın diyor. ‘Siz işlediğiniz takdirde birbirinizi sevmeye vesile olacak bir amel tarif edeyim mi?’ diyor. Aranızda selamı yayın diyor. Selamı cennete girmeye vesile bir amel olarak anlatıyor. Sevginin sözcüğü cennete girmektir. Dolasıyla selam bu manada insanların birbirlerini güvende hissedecekleri bir ortam tesir ediyor. Birbirine saygı göstermenin mesajı olmuş oluyor. Bu bakımdan medeniyetimizde selamın ayrı bir yeri vardır.

“Selâm Medeniyeti” ve “İnsanlarla Selamlaşma” yazılarınızda selamın Müslüman için ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştiniz. Bir Müslümanın gündelik hayatında selamın yeri nerede olmalıdır?
VİDEO / 11:19
“Selâm Medeniyeti” ve “İnsanlarla Selamlaşma” yazılarınızda selamın Müslüman için ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştiniz. Bir Müslümanın gündelik hayatında selamın yeri nerede olmalıdır?
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz; Kurban Bayramı'nın mahiyetini, camilerin hayatımızdaki yerini, selamlaşmanın önemini, sosyal medyanın nasıl kullanılması gerektiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Gençler İnstagram’ı nasıl kullanmalıdır? Bir insanın ne yediği, neyi giydiği, ne işlerle meşgul olduğu özelidir, mahremidir. İnsanın mahrem olan alanını başkaları ile paylaşması hafifliktir. En basit ifadesi ile o kişiyi basit düşürür. Yani ağırlığını kaybetmesine vesile olur. Ayrıca sizin mahreminizi başkası ile paylaşmanız kadar da küçük düşürücü bir şey olamaz. ‘Siz en mahrem hayatınızı insanlar bilsin ister misiniz?’ Mesela, yemekte sizin mahreminizdir. Ben bir yere gittiğim zaman fotoğrafım çekilince diyorum ki, çekmeyin. Çekerseniz de sosyal medyaya koymayın diyorum. Ben kimsenin benim ne yediğimi bilmesini istemem. Hangi sofrada oturduğumun bilinmesini istemem. ‘Yere mi oturuyorum?’ ‘Masa da mı oturuyorum?’ ‘Et mi yiyorum?’ ‘Süt mü içiyorum?’ bilinsin istemem. Bu bana çok çirkin geliyor. Ona ulaşan, ulaşamayan, beğenen ya da beğenmeyen vardır.

Benim özel hayatım ile ilgili şeylerle insanların kafasını kirletmeye, kafasında sorular oluşturmaya hakkım olmadığı gibi onlara hava atmaya da yetkim yoktur.

Bu benim mahremimdir. Dolasıyla ben bu tür insanın kendisine ait mahrem şeyleri sosyal medya üzerinden hangi türden olursa olsun paylaşılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Sosyal medyayı çok iyi kullanmak lazım. Onu sadece mesaj vermek ve mesaj ulaştırmakla ilgili kullanabilirsiniz ama kendi mahrem ve özel hayatınızla ilgili şeylerle kullandığınızda zamanla bu geri tepen bir boomerang gibi sizi de vurabilir.

Evli ve beş çocuk babasıdır.
Evli ve beş çocuk babasıdır.

Gençler Twitter’ı nasıl kullanmalıdır? Twitter veya başka bir sosyal medya doğruları söylemek şartıyla, yalan haber yapmamak şartıyla elbette güzeldir. Güzel bir iletişim ortamı veriyor. Adının Twitter olması önemli değil. Çünkü Kuran-ı Kerim ’de Allah’u Teâlâ diyor ki, ‘Kul incekum, fasikun bi nebein fe tebeyyenu’ size bir fasık gelirde bir haber getirirse siz onu araştırın. Araştırmadan hüküm verirseniz günaha düşer, pişman olursunuz diyor.

Twitter ve benzeri iletişim araçlarından doğruluğunu tasdik etmediğimiz bir bilgiyi paylaşmamalıyız.

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Şu anda ise maalesef sosyal medya yalan ve düzmece haberler üzerine insanları karalamak ve zorda bırakmak için kullanılıyor. Bence bu bir kul ve insanlık hakkıdır. Hiç de tasdik edilecek bir şey değildir. ‘Niye insanlar sahte hesap kullanıyor?’ Kendisini gizleyip daha rahat çamur atmak ve daha kirli laflar söylemek için. Baştan beri dediğim şey, dürüstlüktür. Dürüst olmak lazım. Dürüst olmanın yolu da, orada söyleyebildiğimi burada da söyleyebilmeliyim. Tek başıma düşündüğüm şeyi halkın arasında da demeliyim. Tabi ki tek başıma düşündüğüm şeyi illa halkın arasında söylemek zorunda değilim. Ama yalnızken, kimse görmeden söylediğim şeyi halkın arasında söylemekte zorlanıyorsam orada yine bir şahsiyet problemi var demektir. Onun için biz yazdığımız, çizdiğimiz, konuştuğumuz her şeyde hesabını veremeyeceğimiz sözü söylememeli, mesajı atmamalıyız. O tür beyanlarda da bulunmamalıyız.

Gençler Whatsapp’ı nasıl kullanmalıdır? İnsanların istirahat saatlerini ve mahremlerini bilmek lazım. Hatta eskiden normal telefonlar zamanında saat 10’dan sonra kimse aranmazdı. Özel zamanı diye aranmazdı. Çünkü artık istirahat saatiydi. İnsanların kendilerine ait zamanlarının bulunduğunu, mahrem zamanlarının bulunduğunu insanlar bilirdi. Efendimizde böyle öğretmişti. Çat kapı sahabeler peygamberimizin evine girince Allah Teâlâ Hazretleri onları uyardı.Peygamber Efendimizin de diğer insanların da mahremi, özel zamanı ve istirahat zamanı vardır. Bunların dışında insanların sosyal zamanları vardır. O yüzden saat gece 10’dan sonra herkesin istirahate çekilmiş olduğunu varsayarak bu tür sosyal medya veya telefonla rahatsız edilmemeli. Çok zaruri durumlar vardır. Ölüm gibi ya da başka bir durum vardır. Mutlaka ulaşılmalıdır. Bu konu başkadır. Ama ben mesajı göndereyim ne zaman bakarsa baksın dememek lazım. Mesela, haber gelince çıt ediyor adam uyanıyor. Onlara da kul hakkıdır diye bakmak lazım. İnsanları da boşuna tedirgin etmemek lazım.

Sosyal medya nasıl kullanılmalıdır?
VİDEO / 00:00
Sosyal medya nasıl kullanılmalıdır?
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz; Kurban Bayramı'nın mahiyetini, camilerin hayatımızdaki yerini, selamlaşmanın önemini, sosyal medyanın nasıl kullanılması gerektiğini ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

CİHAN DAMLA GZT Editörü

GZT Röportaj’ın sorumlu editörü olarak görev yapıyor. GZT’de Açık Pencere isimli programı hazırlayıp sundu. Her hafta alanında önemli kişilerle röportaj yapan Cihan’a cihan.damla@gzt.com adresinden ulaşabilirsiniz.

YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz