Röportaj“İslami hayat, hak ve adalet kavramlarından asla taviz vermeden arz üzerinde onurlu bir yürüyüştür.”
Bahadır Yenişehirlioğlu, Röportaj, GZT
VİDEONUN BAŞLAMASINA SN. KALDI
Yazar

Bahadır Yenişehirlioğlu

“İslami hayat, hak ve adalet kavramlarından asla taviz vermeden arz üzerinde onurlu bir yürüyüştür.”

Payitaht Abdülhamid dizisinde oynadığı Tahsin Paşa karakteriyle geniş bir hayran kitlesine ulaşan, ekranların sevilen yüzlerinden ünlü oyuncu ve yazar Bahadır Yenişehirlioğlu; oyunculuğa geçiş sürecini, Abdülhamid Han’ın bu topraklar için ne ifade ettiğini, kul olmayı, son kitabı Tahta At’ı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

FOTOGRAF : ÖMER LÜTFÜ GÖZSÜZ GZT 20 NİSAN 2018, CUMA DAKİKADA-OKUNUR
BEĞEN

Oynadığınız roller sayesinde kısa sürede birçok kişinin tanıdığı bir isim haline geldiniz. Sizi neden bu kadar geç tanıdık? Oyunculuğa geçiş sürecinizi sizden dinleyebilir miyiz? Geç ya da erken izafi bir şeydir. Neye göre geç neye göre erken? Bana göre geç değil. Bana göre, tam zamanı. Olması gereken yaşta, olması gereken zamanda. Biz birçok şeyi kendimiz gerçekleştiriyoruz, kendimiz yapıyoruz zannediyoruz ki işte o zaman çukura düşüyoruz. Allah neyi takdir ettiyse o, biz neyi takdir ettiysek değil. Zamanı o belirlemiş, kapıları o açmış. O andan itibaren görünür kılmış. Benim yapabileceğim bir şey yok.

1962 yılında Akhisar’da doğdu.
1962 yılında Akhisar’da doğdu.

Abdülhamid Han bu topraklar için ne anlam ifade eder? Sebep böylesine önemli, böylesine büyük, böylesine muhteşem bir devlet adamının bu coğrafyada bu topluma ‘hain’ olarak gösterilmesi, ‘Kızıl Sultan’ olarak gösterilmesi yapılabilecek en büyük kötülüktür. O yüzden Abdülhamid Han ve bu kanayan yara bizim çektiğimiz ‘Payitaht: Abdülhamid’ dizisi ile Türk toplumunun yarasını pansuman etmeye başladı. Yarayı sarmaya başladı.

Abdülhamid bütün dünyaya karşı hak ve batıl savaşında nerede durulması gerektiğini bize anlatıyor.

100. yıl olması ve Payitaht Abdülhamid’in vizyonda olması sebebiyle daha çok konuşulan, üzerine daha çok kalem oynatılan, daha çok irdelenen bir konu oldu. Arzu ettiğimizde buydu zaten. Çünkü Abdülhamid bizim kadim değerlerimizi ifade ediyor. Abdülhamid onurlu bir mücadeleyi ifade ediyor. Abdülhamid bütün dünyaya karşı hak ve batıl savaşında nerede durulması gerektiğini bize anlatıyor. Benim için böylesine önemli, böylesine dehşetli, böylesine devasa bir karakteri bugün bizim yorumluyor olmamız ve Türk halkıyla buluşturuyor olmamız yıllardır açılmış ve oluk oluk kanayan yaraları durdurup sarıyor olmamız dünyanın en büyük zenginliğidir.

1979 yılında Akhisar Lisesi’ni bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı.
1979 yılında Akhisar Lisesi’ni bitirdikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı.

Siz Abdülhamid Han’ı görünce nasıl bir hükümdar görüyorsunuz? Abdülhamid Han’ı size sevdiren şey neydi? Abdülhamid’i ben çocukluğumdan beri bilirdim. Annem çok okuyan bir kadındı. Evlatlarını da çok okuturdu. O yüzden donanımlı, eğitimli çok okuyan hanımefendiler başımızın tacı oluyorlar. Çünkü toplumu doğuruyorlar. Yetiştirdikleri evlatlar insaflı oluyor. Annemde bizi yetiştirdi. Abdülhamid’in ne olduğunu ilk ondan öğrendik. Öğretmenimizin ‘Kızıl Sultan’ dediği ve bize hep kötülediği dev adamı eve geldiğimizde annemiz bambaşka bir çehresi ile anlattı. O yüzden Allah rahmet eylesin diyorum annem için, ona çok şey borçluyuz. Abdülhamid yeniden yeniden keşfetmemiz gereken aslında büyüteçle bakmamız gereken bir karakter. Çok ilginç, çok derinlikli ama Abdülhamid’i benim açımdan vazgeçilmez kılan ve büyülü hale getiren en önemli sebep, onun kadim değerlerimize, tarihimize, kültürümüze, dinimize olan bağlılığı ve bunu batılı bir tarzda sunuyor olması. Bu kırmızıçizgi ile ayrıt edilmesi gereken bir fark. Bu farkı kavramamız lazım. Kimileri Abdülhamid Han’ı Peygamber seviyesine çıkarır kimileri ‘Kızıl Sultan’ seviyesine indirir. Hayır, Abdülhamid Han bir insandır ama onurlu, şahsiyetli, iradeli, kemikli, omurgalı bir insandır. Neyi, neden yaptığını biliyordu. Abdülhamid Han’ın abdestsiz yere basmaması ne kadar enteresan ne kadar insani coşku ile karşılanacak bir şeyse benim adıma klasik müzik dinliyor olması, İtalyan operatlarını köşke davet edip küçük resitallerle o muhteşem müziği dinliyor olması da benim için inanılmaz cazip. İki kültürü bir arada harmanlayarak ilk kız mekteplerini açan, modern tıbbın temellerini atan, modern mühendisliğin temellerini atan ve Türkiye’de daha sayamayacağımız pek çok ilki imzası ile şereflendiren Abdülhamid Han’ın o batılı duruşu, aydın, doğudan beslenen, kadim kültüründen beslenen onun üzerine okuduğu evrensel bir duruştur.

Kimileri Abdülhamid Han’ı Peygamber seviyesine çıkarır kimileri ‘Kızıl Sultan’ seviyesine indirir. Hayır, Abdülhamid Han bir insandır ama onurlu, şahsiyetli, iradeli, kemikli, omurgalı bir insandır.

Bahadır Yenişehirlioğlu

Beni esas kışkırtan, heyecanlandıran, ona olan ilgimi arttıran esas unsur budur. Abdülhamid’i gördüğümde nasıl birini gördüğümü aslında oyunum ile anlatmaya çalışıyorum. Karşımdaki asla bir oyuncu değil. Bülent Bey’i çok severim, çok kadim dostumdur, arkadaşımdır ama benim karşımda duran, o an Abdülhamit Han. Sadece oyuncu değil. Zaman zaman hadisenin gerçek mi yoksa film mi olduğunda bile gidip gelmeler yaşıyorum. Çünkü kıyafetimi giydiğim, makyajım yapıldığı zaman ve o atmosfere girdiğim andan itibaren ben kendi şahsiyetimden kopuyorum. Karşımdakiler de oyuncu arkadaşlarım olmuyor. Bir zaman tünelinden bir ana ışınlanıp, oradaki var olan şahsiyetlerle bir arada bir şey teneffüs etmeye başlıyoruz. Abdülhamid’in benim için ne ifade ettiği aslında benim ortaya koyduğum oyunla çok açık. Zaman zaman soruyor dostlarımız, izleyicilerimiz nasıl bu kadar gerçek oynuyorsunuz? Hiç oynuyor gibi değilsiniz duygularınız tamamen gerçek, nasıl yakalıyoruz bunu diye. Ben belki de uzun soluklu yıllardır yaptığım okumalarımın da karşılığını alıyorum. Abdülhamid Han’ı çocukluğumdan beri okumamış, o konuda bilgi sahibi olmamış ve annemin bana açtığı yolda Abdülhamid Han’ı tanımamış olsaydım onun ne yapmak istediğini, felsefesini, ülküsünü, kızıl elmasını bilmiyor olacaktım. Bu heybenizin dolu olması ile alakalı. “Abdülhamid sizin için ne ifade ediyor?” dediniz. Abdülhamid’in benim için ne ifade ettiğinin en önemli parametresi bugün. Çünkü dün oynanan oyunlar Abdülhamid Han’ı devirerek Osmanlı’yı parçalamak isteyenler; İsrail Devletini kurup bütün o Ortadoğu coğrafyasını sömürmek ve kendi çıkarları için kullanmak isteyen küresel güçler, dün ne yaptılarsa bugün de aynı şeyi yapıyorlar. Zaman değişti, oyuncular değişti ama felsefe, düşmanlık aynen devam ediyor. Bugün Anadolu coğrafyasına sıkışmış olan bizi bu kadim kültürü yeniden bölüp, parçalamak derdindeler.

Manisa/Akhisar’da serbest avukat olarak çalıştı.
Manisa/Akhisar’da serbest avukat olarak çalıştı.
Çin, Fransa, İspanya, İsviçre, İtalya, Almanya, İngiltere, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Fas, Tunus, Mısır, İran, Pakistan, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Dubai, Bahreyn gibi ülkelerde halklar ve toplumlar üzerine araştırmalarda bulundu.
Çin, Fransa, İspanya, İsviçre, İtalya, Almanya, İngiltere, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Fas, Tunus, Mısır, İran, Pakistan, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Dubai, Bahreyn gibi ülkelerde halklar ve toplumlar üzerine araştırmalarda bulundu.

Bütün Ortadoğu’ya yani Osmanlı’nın hükümranlığı altındayken mutlu ve mesut yaşayan o coğrafyayı ne zaman ki Osmanlı’dan ayırdılar, yok ettiler. Kan ve gözyaşı akmaya başladı. Günümüzde bugün o coğrafyaya Anadolu umut olduğu için o akan kanı durduracak o an gözyaşını durduracak tek gerçek devlet olduğu için bu kez çanlar daha hızlı çalmaya başladı.

Abdülhamid Han’ı devirerek Osmanlı’yı parçalamak isteyenler; İsrail Devletini kurup bütün o Ortadoğu coğrafyasını sömürmek ve kendi çıkarları için kullanmak isteyen küresel güçler, dün ne yaptılarsa bugün de aynı şeyi yapıyorlar.

Bahadır Yenişehirlioğlu

Ben, Ortadoğu coğrafyasını çok iyi bilirim. Gezdiğim, dolaştığım, dinler, tarih, kültür ve toplumlar üzerine yaptığım araştırmalar neticesinde halklar bazında bizim kardeşliğimiz var. Hala gittiğinizde bir kardeşinizi görmüş gibi dokunabilirsiniz, onlarda size dokunur. Devlet başkanları nezdindeki temsil kabiliyetini kastetmiyorum. Oradakiler hala bizi ağabey, hami, kurtarıcı olarak görüyorlar. Biz şefkat ve merhamet medeniyetinin temsilcileriyiz. Afrin Operasyonunda dağ başındaki, susuz aç bırakılan köpeğe askerlerimiz kendi suyunu veriyor. Oradaki eve terk edilmiş ‘canlı bomba’ gibi kullanılan, kalkan gibi kullanılan yaşlı, ayakları tutmayan, yürümek durumunda olmayan yaşlı teyzeleri, dedeleri kucağın alarak ilk müdahaleyi onlar yapıyor.

Biz merhametin, muhabbetin, şefkatin kaynağı olduk. Biz asla sömürmedi, ezmedik ve asla yok etmedik.

Biz merhametin, muhabbetin, şefkatin kaynağı olduk. Biz asla sömürmedik, ezmedik ve asla yok etmedik. Bizim hükümranlığımız altında hangi dinden, hangi ırktan, hangi dilden olursa olsun yaşadılar ve mutlu oldular. Şimdi eski günlerin tekrar canlanmaması adına sömürü düzenlerinin bozulacağını anlayan, küresel sömürü düzencileri Türkiye’ye, bugünün Türkiye’sine saldırıyorlar. Abdülhamid bu açıdan çok önemli. Dün yaşananları, içerdeki hainlikleri ve küresel saldırıyı bugün ki mantığımızla anlar idrak edersek, bugün ortaya konulan fotoğrafı anlıyoruz. Abdülhamid dönemi bize pek çok done sunuyor. Biz 31 Mart Vakasını tam manası ile bilmiş olsaydık okullarda ders olarak okutulmuş olsaydı belki o talihsiz ‘15 Temmuz’ yaşanmayabilirdi. O kadar birbirine benzer ki. O yüzden Abdülhamid bugünü anlamamız için benim kendi menkıbemde bir büyüteç vazifesi görüyor. Abdülhamid perspektifinden bugünün Türkiye’sine baktığımız zaman olayları çözüyoruz.

Abdülhamid Han bu topraklar için ne anlam ifade eder?
VİDEO / 12:01
Abdülhamid Han bu topraklar için ne anlam ifade eder?
Payitaht Abdülhamid dizisinde oynadığı Tahsin Paşa karakteriyle geniş bir hayran kitlesine ulaşan, ekranların sevilen yüzlerinden ünlü oyuncu ve yazar Bahadır Yenişehirlioğlu; oyunculuğa geçiş sürecini, Abdülhamid Han'ın bu topraklar için ne ifade ettiğini, kul olmayı, son kitabı Tahta At'ı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Başlıca eserleri “Beyaz Usta Siyah Çırak”, “Son Hasat” , “Aşk Cephesi” ve “Kara Güneş” oldu.
Başlıca eserleri “Beyaz Usta Siyah Çırak”, “Son Hasat” , “Aşk Cephesi” ve “Kara Güneş” oldu.

Beyaz Usta Siyah Çırak kitabınızda “Zincirlerini kırıp özgür olmak istersen eğer, kul olmaya bak evrenin sahibine. Evrene dağılmak istersen zerre zerre, kul ol iradenle.” diyorsunuz. Allah’a yakışan bir kul nasıl olunur? Beyaz Usta Siyah Çırak benim en sevdiğim romanlarımdan biri. Aslında benim hayat hikâyem. Yazmaya ilk karar verdiğim 2011 yılında ilk onla başladım. Bu atmosferin içine girmemi sağlayan Beyaz Usta Siyah Çırak’tır. Kendi şahsi menkıbemi anlattım. Benim İsrail’de, Suudi Arabistan’da, Paris’te, İstanbul’da, Mısır’daki hayatım ile alakalı birebir gerçektir. Hiçbir şeyi saklamadan yazdım ama fantastik bir dille yazdım. O açıdan okuyanları önce bir çarpar ama biraz derin okurlarsa, tasavvuf ve felsefe açısından çok şey öğrenirler. Bu dünya geçicidir. Arz üzerinde duran varlıklar, sonsuz kâinatın içinde, mavi kürenin üzerinde sen ve ben Andromeda galaksisinin içindeyiz. Güneş sistemimiz çünkü bu galakside yer alıyor. Biliyoruz ki milyarlarca galaksi var. İçinde bulunduğumuz galaksinin mesafesini bile ölçebilmiş değiliz. Peki, ‘Neden o zaman bu büyük, bu sonsuz bu ucu bucağı belli olmayan kâinatta varız? Sebebi ve hikmeti ne?’ İşte bu soru insanın evsafını ortaya çıkaracak bir soru. Bu soruya verdiği cevaplar karşılığında insanoğlu ‘14 ayar mı? 24 ayar mı? Elmas hükmünde mi?’ ayarı çıkıyor. Biz bütün bir kâinatın sahibi sonsuz âlemlerin sahibi Allah’ın yarattığı zavallı kullarız. Kibirlenmek, böbürlenmek, ben yaptım, benim, benim yazdığım kitaplar demek boşadır. Bu zavallılığının farkına varıp, eğilerek eğildiğin yerden tekrar eşref-i mahlûkat olarak yükselme menkıbesidir. Günümüz Türkiye’sinde insanlar çok az kelimeyle konuştukları için, kelimelerin muhteviyatları boşaltıldığından beşer ve insanoğlu kavramlarını da aynı şey zannediyorlar. Beşer yani bitkiler, hayvanlar ve beşer yatay bir düzlem. Oysa bizi Allah’ın nezdinde dikkate alındığımız ve kul olarak tespit edilmemizin sebebi nedir? İşte bu yatay düzlemden hak ve adalet kavramlarına kurduğumuz ünsiyet sebebiyle yatay düzlemden iki ayağımız üzerinde insanoğlu olma hüviyetini kazanıyoruz. İnsanoğlu hüviyeti nasıl kazanılır? Beşerden, bitkiden, hayvandan seni ayıran ne? İşte bu sonsuz kâinattaki varoluş sebebinin sırrına varmak. Allah seni yarattı ve dünyada göz açıp kapayıncaya kadar bir anın temsilcisisin. Oysa sonsuz bir hayat seni bekliyor. Ne için? Allah öyle kurgulamış. Burada yaptıklarımızın karşılığını alacağız. Edebiyatı da bu sebeple yapacağız, aktörlüğü de bu sebeple yapacağız. Bu sebeple olacağız iyi babalar
, iyi anneler de bu sebeple olacağız. İyi yurttaş olmamızın sebebi de bu. Eğer özünde ilk ivme, ilk hareket noktasında bu varsa yaptığınız her şey bir artı değer. Bonusları toplamak gibi. Artıları topluyorsunuz. Nerede işinize yarayacak? Sonsuz hayattaki makamınızı ve mevkiinizi belirleyecek.

İslam kimliği şahsiyetli, onurlu, makama, mevkiye, paraya pula, kadına kıza gayri ahlaki, gayri meşru yollara karşı onurlu bir insan duruşudur.

Bahadır Yenişehirlioğlu

Hak ve adalet kavramlarından asla vazgeçmemesidir. Bütün bir kâinatın sahibini mutlu etmek adına insana dokunmalıdır. Onu mutlu etmek için. Onun yanında da değeri artsın diye. Derdi bu olmalı, yazarken de derdi bu olmalı. İnsanoğlunun çocuk yetiştirirken derdi bu olmalı. Günümüz insanı böbürleniyor, kibirleniyor, açmazlar, mutsuzluklar, hezeyanlar içersin de ben yaptım diyor. Sürekli şikâyet ediyor, bir soluğun bile hesabını veremeyecek durumda günümüz insanı. Neyin sahibi? Alıp verdiği soluğun bile sahibi değilken, neyin kibrini neyin böbürlenmesini yaşıyor. Acziyetimizi bilerek hak ve adalet kavramlarından asla taviz vermeden arz üzerinde onurlu bir yürüyüştür, İslami hayat.

Allah’a yakışan bir kul nasıl olunur?
VİDEO / 05:51
Allah’a yakışan bir kul nasıl olunur?
Payitaht Abdülhamid dizisinde oynadığı Tahsin Paşa karakteriyle geniş bir hayran kitlesine ulaşan, ekranların sevilen yüzlerinden ünlü oyuncu ve yazar Bahadır Yenişehirlioğlu; oyunculuğa geçiş sürecini, Abdülhamid Han'ın bu topraklar için ne ifade ettiğini, kul olmayı, son kitabı Tahta At'ı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

TRT 1 ekranlarında yayınlanan “Payitaht Abdülhamid” dizisinde Tahsin Paşa karakterini oynamaktadır.
TRT 1 ekranlarında yayınlanan “Payitaht Abdülhamid” dizisinde Tahsin Paşa karakterini oynamaktadır.

Katıldığınız bir programda “Bir insanın sahip olacağı en büyük nimet inançlı olmasıdır” diyorsunuz. Müslüman bir ülkede dünyaya gelme nimetinin ve nimet sahibinin ne kadar farkındayız?Mücadelemiz farkındalığı artırmak. Yani bunun farkına vardırtmak. Bir yandan kendimiz bu şuura ererken, bir yandan da Mevlana gibi, bir Mevlevi ritüelinde ki gibi. Bir yandan alıp bir yandan dağıtma halidir bu. Çünkü hiç kimse tek, net, finale varmış bir kemalat içinde olamaz. Bu kendi menkıbende soluk alıp verdiğinde, anne gezegeninden, ana rahminden çıktığın andan itibaren yeryüzü rahmine kara toprağa gireceğin ana kadar ki mesafede daimi bir olma halidir. Bu hal içerisinde alıp vereceğiz. Alacağız, dağıtacağız. Bu güzel bir şey, bir yandan kendimiz gelişirken bir yandan da insanlara faydalı olmaya çalışacağız. Bu bir nasip işi. Buna inanıyorum. Allah’ın bize verdiği aklı, Allah’ın bize verdiği dili, Allah’ın bize nasip ettiği yazma ya da oynayabilme kabiliyetlerinin hiç biri bizatihi kişiden kaynaklanmıyor ki. Allah, bunu nasip etmese olacak şeyler mi? Bunları doğru alanlarda kullanmak, yani hem burayı ihya etmek hem oranın hazırlığını, tuğlasını taşıyor olmak. Bir Allah dostu bana demişti ki; ‘Cennette ateş yok, odun, kömür yok. Sen kendi ateşini kendi odununu kendin taşıyacaksın. Cennette de güller sümbüller yok. Kendi fidanını yanında götürüp, bahçene dikeceksin’ demişti. Burada yaptıklarımızla alakalı bir şey. O yüzden doğru insanlar, yara açan değil, yara saran insanlar olmamız gerekiyor. Ne yapıyorsak bunun üzerine. Çünkü hayat gerçekten çok ağır. Hayat zaten çok acımasız. Yaşamak başlı başına bir serüven. Biz kendi açmazlarımızla, kendi şahsi problemlerimizle, gereksiz şikâyetlerimizle hayatı daha anlamsız ve daha zor hale getirmememiz gerekiyor. Hiç kimsenin hayatı dört dörtlük değil. Üniversitelere, konferanslara gittiğimde onlara hayatımı anlatıyorum. Kendi hayatımı örnekleyerek gençlere bir vizyon sunuyorum. Hiçbir şekilde dört dörtlük geçmedi ki. Benim yaşadığım travmaları gençlere anlattığım zaman ağızları açık kalıyor. Amaç şu, düşebilir insanoğlu, Allah ona her zaman istediği nimetleri vermeyebilir, burun üstü çakılabilir. Hiçbir şey arzu ettiği gibi gelişmeyebilir ama umut sahibi olmak, bütün kâinatın sahibinin hazinesinin genişliğine inanmak sabretmek ve ayarını yükseltmek. Şu şu oldu bundan böyle oldu, bu bu oldu bundan böyle oldu ben kendi menkıbemin örneklerini verdiğim zaman bana bu şikayeti sunan gençlerimizin hepsinin sundukları gerekçeleri ve mazeretlerinin ne kadar anlamsız olduğunu kendileri fark ediyorlar. Hayatta hiç kimse hiç kimseye gerçek manada değer vermez. Bizatihi insanoğlu kendi değerini kendi yüklemelidir. Bu da ancak bilim ve ilimle olacaktır. En büyük zenginlik ilimdir,okumak. İşte bu sebeple kitap fuarlarındayız. En büyük zenginlik en büyük hazine bilgi, bilgi sahibi olmak en büyük güçtür, okumak. Bütün kâinatın sahibi Allah meleğini gönderiyor. Peygamber olarak seçtiği bir kuluna ilk emri “Oku’’ olarak yöneltiyor. %98’i Müslüman olan memlekette okuma seviyesine baktığımız zaman, istatistikler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının 10 yılda bir kitap okuduğunu gösteriyor. Ondan sonra şikâyet ediyoruz. İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır meselesi ama hepimiz futbol yorumcusuyuz, hepimiz spordan çok iyi anlıyoruz. Hepimiz ekonomistiz, ekonomi konusunda her şeyi söylüyoruz. Hepimiz siyaset adamıyız. Bindiriyoruz, kaldırıyoruz, boşaltıyoruz. Bu ülkede herkes her şeyi bildiğini iddia ediyor. Oysaki bir insan her şeyi bilemez. Bilmediğini itiraf etmek erdemdir. Bu ülkede derinliğine bir bilgi sahibi olmayan biri, her şeyi bildiğini iddia ediyor. Bir kahveye gittiğinde, metrobüste, yolda giderken biriyle ayaküstü sohbet yapsan hemen sana siyaset uzmanı oluyor. Hemen sana ekonomist oluyor, hemen sana futbol yorumcusu oluyor.

Okuyor muyuz? Bütün kâinatın sahibi seni muhatap almış, meleği ve peygamberi vasıtasıyla sana ilahi bir mesaj gönderiyor. Oku, kitaba dokun, kitabın kokusuna dokun.

Bahadır Yenişehirlioğlu

Televizyon seyretme. Seyrediyorsan da bir kısım vaktini kitaba ayır. Hocam; ‘Benim çocuklarım kitap okumuyor’ diyorlar, imza günlerimde. Hanımefendi, siz okuyor musunuz? Telaştan okuyamıyorum. Yorgun, argın geliyorum okuyamıyorum. Televizyon izliyor musun? Evet. Anne, babayı televizyon izlerken gören bir çocuk okumaz. Okumak bir kültürdür. Çocukluktan itibaren aşılanacak. Ben anamı, rahmetli anamı elinde sürekli elinde kitapla görürdüm. Ortaokula giderken 2000 cilt kitabım vardı. Sonra diyorlar ki; ‘Efendim siz 50 yaşlarında şöhret oldunuz. Çok iyi bir oyuncu oldunuz, nasıl oldu o birdenbire? Hala bunu akıl edemiyorlar. Yahu bir derin birikim. Aysberk gibi görünen bir kütle var. Görünmeyen kütle aşağıda. Görünmeyen kütle, aşağıda ki kütle şu: ‘Çocukluktan itibaren aldığı eğitim ve okuma çalışması.’ Bizim kitaba dokunmamız gerekiyor, okumamız gerekiyor. Kelime hazinemizi artırmamız gerekiyor. 300 kelime ile konuşan insan grupları haline geldik. İfade kabiliyetimiz azaldı. İnsanoğlu hayatta başarılı olmak istiyorsa kendini doğru ifade edebilmeli. Bunun sebebi bir kitaba dokunası ve okumasıdır. İki şey insanın zihni yapısını geliştiriyor. Kendi menkıbemden yola çıkarak söylüyorum. Açılmayan kapıları açılır hale getiriyor. Birisi … şahsi menkıbemle alakalı, ikincisi okumak. Okumak çalışmayan beynin şubelerini çalışır hale getiriyor. Aman Allah’ım bunu daha önce hiç böyle tahayyül etmemiştim, inanamıyorum diyorsunuz. Allah’ın kullarıysak, en azından İslam dinini din olarak seçtiysek nüfus cüzdanımızda Müslüman yazıyorsa okuyun. Birinin size anlatmasını beklemeyin. Kitaba dokunun, kokusunu teneffüs edin. Yanınızda bir kitap olsun. Kitap çok iyi bir dosttur, arkadaştır. Düşmanlık yapmaz adama. Düşmanlık yapan kitaplar, küresel sömürü düzencilerinin edebiyat adı altında bu topluma sundukları ama ahlaki yapımızı, aile yapımızı, kültür kodlarımızı bozan tehlikeli kitaplardır. Okuyan bir insanda neyi okuyup neyi okumayacağını bilen bir insandır zaten.

Evli ve iki çocuk babasıdır.
Evli ve iki çocuk babasıdır.

Son eseriniz Tahta At’dan biraz bahseder misiniz? Bu son yazdığım kitap. Timaş’tan çıktı. Benim kitaplarım orada. Daha önceki romanlarımın tamamı benim zaman sıçramalıdır. Yani Çanakkale’yi anlatmak istiyorsam, benim okurlarım kitabı okurken 1915’i okur aynı anda 2015’i okur. Yani Türk toplumunun geçirdiği önemli kırılma noktaları, yakın tarihimizin önemli süreçleri, bugünün insanına, bugünün gençlerine ne ifade ediyor. Yani 1915’i, 2015’i aynı anda okuyarak gider. Aşk Cephesi de öyle Çanakkale’yi anlattığım Aşk Çölü de öyle Osmanlı’nın Yemen’den çekildiği dönemi anlattığım kitap Kanaviçe de o şekilde Ermeni Tehcirini anlattığım Beyaz Usta Siyah Çırak, Son Hasat, 15 Temmuzu anlattığım Kara Güneş romanı bu teknikle yazdığım romanlar. Özellikle çaba harcayarak yazdığım bir şey değil. Kendiliğinden gelişti.

Derdim genç insanımıza, bugünün evlatlarına o gün yaşadıklarımızdan ne anlamamız gerektiklerine ait bir fotoğraf sunmak.

Bahadır Yenişehirlioğlu

Bir öneri de bulunma ama Tahta At da onu yapmadım. Tahta At da roman başlar ve biter. Tahta At da iyi ve kötüyü sorguladım. İyi nedir, kötü nedir? Bazen kötü bildiğimiz bir şey bambaşka sahip ve sebeplerle kötüye dönüşmüş olabilir. Bazen iyi zannettiğimiz şeyler aslında bizim sonumuzu hazırlayabilir. Günümüzün tam bir ‘Musa Hikâyesi’ aslında. Kötünün elinde büyüyen iyiyi anlatıyorum. Bir iş adamının yetiştirme yurdundan çıkmış iki gencin hayatı üzerine kurgulu ama psikolojik tahlilleri daha çok olan, felsefik tarafı daha yoğun olan, biraz da insanın okurken kendini sorgulayacağı, kendi ile yüzleşeceği zaman zaman aynaya dönüp kendisine bakmasını sağladığım bir roman oldu. İyi de gidiyor. Şimdilerde Tahsin’in hayatını yazıyorum harıl harıl. Bu kadar yoğunluğumun içerisinde onu bitirmeye çalışıyorum. Çünkü Tahsin Paşa’nın hayatı ile ilgili çok fazla done yok elimizde. ‘Tahsin’in Hatıratları’ daha ziyade Abdülhamid Han’ı ve devletin işleyiş şeklini anlatıyor. Ben Tahsin Paşa’nın duygularını anlatmak istiyorum. Nasıldı? Reflekslerini biliyoruz, parametrelerini biliyoruz, kadim değerlere saygılı, sadık, sağduyulu temiz bir adamdı. Peki, nasıl evlenmiş? İttihat ve Terakki’nin 2. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra Abdülhamid Han’a baskı yaparak Tahsin’i azletmesine sebebiyet vermişler, zorlamışlar. Sonra da hemen Abdülhamid’i hal’ettiler biliyorsunuz. Büyük Mabeyn’den ayrılırken neler hissediyordu? Abdülhamid’i bir daha göremeyeceğini anladığı andan itibaren Tahsin’e ne oldu? Abdülhamit Han Alatini ailesinin yanına Selanik’e sürgüne giderken Tahsin de Sakız adasına sürgüne gitmiş. Bunu biliyoruz ama Sakız da neler yaşadığını bilmiyoruz. Gelen küçücük bir mektuptan neler hissettiğini, Payitaht da olup biteni merak içinde kendine ulaşan bir metni okuduğun da hangi duygulara girdiğini bilmiyoruz. Sürgünden döndükten sonra nasıl hayatını idame ettirdiğine dair ipuçları var. Antika eşyalarını satmış, evini satmak zorunda kalmış. Eziyet çekmiş, horlanmış Abdülhamid Han’a olan sadakatinden dolayı neler hissetti acaba İstanbul sokaklarında yürürken. Artık paşa değildi. Abdülhamid Han yoktu, vefat etmişti. Tahsin ne hissediyordu? Çok insani, çok sıcak ama 31 Mart Vakasının da bütün sebep ve sonuçlarını Tahsin üzerinden okuyacağımız gençlere bir armağan olarak, harıl harıl da onu yazıyorum şimdi. Adı da ‘Hünkârım’ olacak. Çünkü hünkârım lafı da benimle özdeşleşti. Hünkârım lafıyla aslında neyi kastettiğimi okurlarım çok iyi anlıyorlar. Onu yazıyorum şimdi.

Müslüman bir ülkede dünyaya gelme nimetinin ve nimet sahibinin ne kadar farkındayız?
VİDEO / 13:36
Müslüman bir ülkede dünyaya gelme nimetinin ve nimet sahibinin ne kadar farkındayız?
Payitaht Abdülhamid dizisinde oynadığı Tahsin Paşa karakteriyle geniş bir hayran kitlesine ulaşan, ekranların sevilen yüzlerinden ünlü oyuncu ve yazar Bahadır Yenişehirlioğlu; oyunculuğa geçiş sürecini, Abdülhamid Han'ın bu topraklar için ne ifade ettiğini, kul olmayı, son kitabı Tahta At'ı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

YORUMUNUZU YAZIN, SORUNUZU SORUN
{{ entity.comments.quantity }} KİŞİ YORUM YAZDI
İLK YORUM YAZAN SİZ OLUN
C CİHAN DAMLA GZT Editörü

GZT Röportaj’ın sorumlu editörü olarak görev yapıyor. GZT’de Açık Pencere isimli programı hazırlayıp sundu. Her hafta alanında önemli kişilerle röportaj yapan Cihan’a cihan.damla@gzt.com adresinden ulaşabilirsiniz.

BEĞEN
YUKARİ-DONUN

veri-politikasi-aciklama veri-politikamizi inceleyebilirsiniz