RöportajKendimizle aramızı düzeltmemiz gerekiyor
Hayati İnanç
VİDEONUN BAŞLAMASINA SN. KALDI
Yazar

Hayati İnanç

"Kendimizle aramızı düzeltmemiz gerekiyor"

Sevdalısı olduğu divan edebiyatını herkese sevdiren, güler yüzlü, güzel insan yazar Hayati İnanç; edebiyat sevgisini, divan edebiyatını, değerlimizi, üstadım dediği Nabi’yi ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

FOTOGRAF : EMİR İSKENDER GZT 20 NİSAN 2018, CUMA 13 DAKİKADA OKUNUR
BEĞEN

Sizdeki edebiyat sevgisi, klasik şiir aşkı tam olarak ne zaman başladı? Biraz erken başladı. Öğretmenim ilkokulda bana şiir ezberlettirirdi ve hep meydanda okurdum. Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin” şiiri hatırımda olan, en esaslı ezberlediğim şiir oydu.

“Bu vatan toprağın kara bağrında

Sıradağlar gibi duranlarındır,

Bir tarih boyunca onun uğrunda

Kendini tarihe verenlerindir.” diye başlar.

İlkokula çok erken gitmiştim. 6 yaşını henüz doldurmamıştım ve 5 yıl boyunca özel günlerde mutlaka bana şiir okutuldu. Bir defa okutulmadı, ondan gücenginimdir. 17 Mayıs Hava Şehitleri Günü’nde Meral’e okuttu öğretmenim, hala kızgınım.

Hayati İnanç 1961, Denizli doğumludur.
Hayati İnanç 1961, Denizli doğumludur.

Şaka bir tarafa, ben şiiri okurken yüzünden okuma hakkım varken, ezberlemeyi tercih ederdim. Bende ezber zevki hâsıl oldu. Ezberlemenin tadına vardım. Bizi takip eden gençlere de bunu tavsiye ederim. Çok sağlam bir eğlencedir, zihni parlatır, hep taze tutar ve şimdilerde belli bir yaşın üstüne geçenlerin rastladıkları Alzheimer denilen o hastalığın yegâne ilacının bu olduğu söyleniyor. Mesela, biz bunu bin yıllık geçmişimizle biliyoruz ki, hafız bunamaz. 600 sayfa Kuran-ı Kerim’i ezberlemiş. Mucize ciheti ayrı, bu kadar ezberi zihninde taze tutması bu hastalıktan da alıkoyuyormuş. Ezber öyle başladı. İlkokulu bitirdikten sonra gittiğim Arapça kursunda, Arapçadan Türkçeye geçmiş kelimelerin farkına vardım. Kütüphane kelimesine odaklanıyor, düşünüyorum. Bunda ‘k, t, p’ var, kitaba benziyor. Bakıyorum kitabın çoğuluymuş. Hane ev demek Farsça kökenli, Arapça kökenli kütüp birleşiyor, oluyor kütüphane. Arap’ta anlamaz, Fars’ta anlamaz, Türkçe bir kelime ortaya çıkıyor. Bu rengi, bu neşeyi, zenginliği fark edince artık üstüne üstüne gittim.

Eskiden konuşurduk, şimdilerde konuşmuyoruz

İletişim artıyor derken bilakis herkes yalnız maalesef

Sonrasında işittiğim, okuduğum, gördüğüm beyitleri ki eskiden çoktu. Evde, dükkânda, çarşıda, pazarda hep güzel sözler görürdünüz duvarda, insanların dilinde. İki çay içseniz biriyle söyleyeceği bir şey olurdu. Konuştuğumuz mutlu dönemin sonuna yetiştik biz. Eskiden konuşurduk, şimdilerde konuşmuyoruz. Ya somurtuyoruz ya da konuşuyorsak sert kelimelerle dikine dikine, kavga çıkarmaya hazır, ne bakıyorsun der gibi, bu bizim sosyal bir hastalığımız. İletişim artıyor derken bilakis herkes yalnız maalesef. Daha sonraki yıllarda, üniversite tahsilimde hukuk eğitimi alırken eski hocalarımız Osmanlıcaya, şiir zevki olan bir dile sahiptiler. Yazdıkları kitap öyleydi, anlattıkları dersler öyleydi. Benimde merakım zapt olunmaz seviyeydi ve hala öyledir. Öğrenme şevkimi Allah almasın diyorum. İlkokuldaki neşemle ezberlemeye devam ederim.

Sizdeki edebiyat sevgisi, klasik şiir aşkı tam olarak ne zaman başladı?
VİDEO / 03:34
Sizdeki edebiyat sevgisi, klasik şiir aşkı tam olarak ne zaman başladı?
Sevdalısı olduğu divan edebiyatını herkese sevdiren, güler yüzlü, güzel insan yazar Hayati İnanç; edebiyat sevgisini, divan edebiyatını, değerlimizi, üstadım dediği Nabi'yi ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Divan edebiyatında bizi kendine bu kadar çeken ne var? Divan edebiyatının başladığı, devam ettiği, zirveye ulaştığı dönem 5-6 asırlık bir süreçtir. Yıldırım Beyazıt döneminde ilk adımlar atılmaya başlanmış. Zamanla Arapça ve Farsçanın lisans zenginlikleri Türkçeye kanalize edilerek, bir imparatorluk dili meydana getirilmiş. Yaşadığımız ortamın imparatorluk olması, yeryüzündeki her cins insanla bir şekilde temas ediyor olmamız ve sağlam bir İslami terbiyeye sahip olmamız başlıca amillerdir. Bundan 100 yıl önce Osmanlı çökmek üzere olduğu, hasta adam ilan edildiği, ölmesinin beklendiği dönemde bile sıradan devlet memurunun muhtemel görev yeri Bosna ve Varna olabileceği gibi, Yemen’de olabiliyor. Hem batıya hem doğuya o kadar yakınsınız ki, her an öyle bir tayin çıkabilir.

1984’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
1984’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

O halde, siz orada idame-i hayat edecek kadar Arapça, Rumca, Fransızca, Latince, Farsça biliyor olmalısınız. Bu hayatın getirdiği bir zenginlik, bir zorunluluk. Bugün buna sahip miyiz? Hayır. Bugün bir Mülkiyeli için ya Edirne ya Kars. Zayıf bir Türkçenin de yettiği bir ortam. Çünkü herkesle bir temas etmiyorsunuz, etmek de istemiyorsunuz. Her şeyiyle size benzeyen insanlar arıyorsunuz. Bilemiyorum, hastalığa işaret edebildim mi? Muhatabınızı bir şeye benzetmek gibi bir patolojik bir vaka var karşımızda. Onu olduğu gibi kabul etme değil de, onun zenginliğini alma, transfer etme, onunla zenginleşme, onunla tanışma, gelin tanış olalım işi kolay kılalım değil de, onu kendine benzetmek için eğitim sürecinde, yönetim sürecinde bunu yapıyorsun, devlet olarak bunu yapıyorsun. Bu algıda, bu tarz içinde çok zengin bir lisana da ihtiyacınız olmuyor. Geçmişin farkı bu. Mesela yine 100 yıl öncesine gidersek İstanbul nüfusunun neredeyse yarısı gayrimüslim, çeşitli diller konuşuluyor şakır şakır. Şimdi kalıntılarını görüyoruz onların, biraz yadırgıyoruz tabi. Ufkumuz daralmış bulunuyor. O zaman herkesle temas edebiliyorduk, şimdi sadece bize benzeyenlerle temas kurabiliyoruz.

Biz kimiz, biz neyiz diye sorulduğunda net cevaplarımız yok. Çünkü insan kendini daralttığı zaman veya devlet, millet moralini, ufkunu ve dilini kaybediyor.

Hayati İnanç

Divan edebiyatında bizi kendine bu kadar çeken ne var?
VİDEO / 03:12
Divan edebiyatında bizi kendine bu kadar çeken ne var?
Sevdalısı olduğu divan edebiyatını herkese sevdiren, güler yüzlü, güzel insan yazar Hayati İnanç; edebiyat sevgisini, divan edebiyatını, değerlimizi, üstadım dediği Nabi'yi ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Divan edebiyatını anlama sürecini nasıl hızlandırabiliriz? Bu süreç elbette çok kolay hızlanmayacak. Bir hastalığın vücuda girişi 40 yılda vakı olduysa, telafisi asgari 40 yıl ister. Tabipler bunu şöyle benzetiyorlar; bir hastalık vücutta kanı azaltmış, siz tedaviye başladığınızda aniden 2 litre kan verirseniz, ölür hasta. Aynı süreye yayarak yavaş yavaş, yedire yedire vermek gerekiyor. Burada güzel olan artık setin yıkılmış olması, bizim kendimizi öğrenmemiz, kendi tarih birikimimize yönelmemizin devlet ve toplum nezdinde kabul görmüş olmasını birden beklemiyoruz. Anlayışımızı sorgulama ihtiyacımız var bizim. 50 yıl sonra nasıl bir devlet olmak, nerede, nasıl bir toplum olmak niyetindeyiz.

Avukatlığın yanı sıra dergi yayıncılığı, fuar yöneticiliği, özel sektörde denetçilik, lise öğretmenliği, tv ve radyo sunuculuğu yaptı.
Avukatlığın yanı sıra dergi yayıncılığı, fuar yöneticiliği, özel sektörde denetçilik, lise öğretmenliği, tv ve radyo sunuculuğu yaptı.
İnsana yatırımın en değerli ve anlamlı iş olduğu inancı ile klasik eserleri okumanın verdiği heyecanı daima sohbet veya konferans tarzında her yaştaki gençlerle paylaşmayı hayat tarzı olarak benimsedi.
İnsana yatırımın en değerli ve anlamlı iş olduğu inancı ile klasik eserleri okumanın verdiği heyecanı daima sohbet veya konferans tarzında her yaştaki gençlerle paylaşmayı hayat tarzı olarak benimsedi.

Siz hem Avrupa’da hem Asya’da olacaksanız, ikisinde de başrol oynayacaksanız, önemli, belirleyici rol üstleneceksiniz; her türlü kültürel değerde de böyle bir iddianızın, böyle bir zenginliğinizin olması iktiza ediyor. Biz daha tiradımızı hecelemeye başladık. Çok acele etmemek lazım. Türkün bu tarafı vardır.

Biz daha tiradımızı hecelemeye başladık

Acelecidir ve hızlı başlar. O hastalığa burada düşmemeliyiz. Tamam, bir zaafa uğradık, lisanımız kıtale uğradı. Ameliyat masasına yatırılıp, acımasızca otopsilere uğratıldı. Bu kadar güzel, bu kadar yüksek, bu kadar zengin bir Türkçeyi tam da zirvedeyken ‘Ne diye ameliyata alıyorsunuz?’ sorusu sorulmalı. Ancak bunu bir öfkenin dışarı boşalması biçiminde değil de, madem teşhisi yaptık. O halde kendi kaynaklarımıza yönelmeliyiz.

Bizim kendimizle aramızı düzeltmemiz gerekiyor. Kendimizle tanışmamız gerekiyor.

Hayati İnanç

Aşağı yukarı 90 yıldır kapısı açılmayan kütüphanelerimiz sessizce hala bizi bekliyorlar. Onlar bize ait.

Divan edebiyatını anlama sürecini nasıl hızlandırabiliriz?
VİDEO / 02:43
Divan edebiyatını anlama sürecini nasıl hızlandırabiliriz?
Sevdalısı olduğu divan edebiyatını herkese sevdiren, güler yüzlü, güzel insan yazar Hayati İnanç; edebiyat sevgisini, divan edebiyatını, değerlimizi, üstadım dediği Nabi'yi ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Kendimizden, kendi değerlerimizden nasıl bu kadar koptuk? Bir kurbağadan misal verirler. Kurbağayı soğuk suya attınız. O kurbağa neşeyle oynar. Alttan hafif hafif ısıttınız. Tedricen yavaş yavaş ısıtıldığında kurbağa bunu fark etmez. Ölüm sınırına geldiğinde zıplayıp kaçacak mecali olmaz. Aniden ısıtsanız; refleksle atar kendini dışarı ve kurtulur. Bu aniden olmadı, bu yavaş yavaş oldu. 180 yıla yayılan bir süreçti ve beş kelimede özetlenebilir: Tanzimat, Islahat, İnkılap, Reform, Devrim. Bu beş kelime yaklaşık iki asır boyunca bizi bir başka kişi yapmak, mevcudu yıkmak öncelikli. Her nedense şeytana uyduk ve biz dedik ki; yıkalım sonra düşünelim. Bu kadar yıkma şehvetiyle 20. yüzyılın başlarına geldiğimizde kendimiz tanıyamaz, demoralize olmuş, çökmüş, iddiasından vazgeçmiş hale geldik. Üstad Cemil Meriç’i hatırlayalım;

Zafer sabahlarından bozgun akşamlarına gelindiğinde… Yorgun dev hafifçe uyukladı. Kurnaz tilki Batı, kulağına şunu fısıldadı; Sen bir az gelişmişsin. Bizim aydınlarımız nedense bu azgelişmişliği çok sevdi. Şerefe madalyası gibi taşıyorlar.

Cemil Meriç

Cemil Meriç
Cemil Meriç

Yani azgelişmişliğimize inandık. Büyük zaferden sonra bozgun hakikaten bizi perişan etti. Türkün en uzun asrı 19. asırdır. Hep kayıplarla, hep ıstıraplarla yaşanmış. O dönemde iyi niyetli ama yanlış yolda birçok aydınımızın çare arayışları, bizi geldiğimiz yere yavaş yavaş getirdi. İyi niyetli olabilirler, bir kısmı için en azından bunu teslim etmek lazım ama iyi niyet yetmiyor. Ne diyelim, kış bitti. Kıştan sonra bahar gelir. Biz o kışı yaşadık. Artık bahar geldi. Bizim buna destek vermemiz, idrak etmemiz, kavrayışlı olmamız, vizyonumuzu tazelememiz, geçmişten güç alarak geleceğe yönelmemiz gerekiyor. Şu dönemde dost bildiklerimizin pekte dost olmadığını hatırlatıcı neler yaşıyoruz. Yine Cemil Meriç’e müracaat edeceğim;

Olimpos dağının çocukları, Hira dağının evlatlarını asla kabul etmeyecektir.

Cemil Meriç

Diliyle, diniyle, yaşayışıyla, bakışıyla ne yaparsan yap. Bizim kendi değerlerimize sarılmamız, kendimizi yeniden hatırlamamız gerekiyor. Kendimizi kimseye anlatmak zorunda değiliz ama kendimize anlatmalıyız. Tarihin yol ayrımındayız. Dibe doğru gidilecekse gittik, bunun daha dibi yok. Bundan sonra topuklayıp çıkma var artık. Dibe gelmenin de böyle bir avantajı vardır. Daha dibe gitmezsin bu garantidir. Topuklayıp çıkma imkânınız olur. Ticarette ‘bir, iki defa iflas etmeden adam olmaz’ derler. Bizim burada manevi kalkınma, kültürel kalkınma, yeniden hatırlama, anma, eteğimizdeki taşı döküp hadi adını tam koyalım; tövbe zamanımızdır. Bunu gerçekleştirmenin mecburiyeti her zamandan daha çok, daha şiddetli olarak kendini hissettiriyor.

Kendimizden, kendi değerlerimizden nasıl bu kadar koptuk?
VİDEO / 04:22
Kendimizden, kendi değerlerimizden nasıl bu kadar koptuk?
Sevdalısı olduğu divan edebiyatını herkese sevdiren, güler yüzlü, güzel insan yazar Hayati İnanç; edebiyat sevgisini, divan edebiyatını, değerlimizi, üstadım dediği Nabi'yi ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Fuzuli, Baki, Nabi gibi isimler hayatı nasıl idrak etti ve yaşadı ki, bu eserleri yazabildiler? Bu benimde çok merak ettiğim bir şey, kendilerine soracağım inşallah. Ne yediniz de böyle oldunuz? Bu soru sorulmalı ama sağlam bir tahmin olarak görüyoruz ki, bunlar yetiştirilirken çok yaygın bir eğitim söz konusu, bir açık öğretim var. Bir mektebe gidecekseniz. Şu kadar yıl vizelere, final imtihanlarına gireceksiniz. Ondan sonra size bir kâğıt verilecek. Böylece bu işi bildiğiniz var sayılacak. 11-15 yıllık eğitimden sonra doktor, hâkim filan denilecek ve buna mecbursunuz.

TRT Anadolu'da “Can Veren Pervaneler” programını hazırlayıp sundu.
TRT Anadolu'da “Can Veren Pervaneler” programını hazırlayıp sundu.

Zekâ seviyeniz ne olursa olsun, bu eğitimden geçeceksiniz gibi sınırlayıcı, bağlayıcı, normatif olmayan, herkesin kendi kabiliyetine göre istediği hızla yükselebileceği bir eğitim sistemi var demek ki. Çünkü Şeyh Galip, 15 yaşında başlayıp 24 yaşında bitirdiği divanında bize parmak ısırtıyor bugün. 1799’da vefat etmiştir. Bittiği gün 24 yaşında adam. Sen bugün 24 yaşındaki bir kişiyi tayin etmiyorsun. Kız istese bir düşünüyorsun. Askerliği yaptı mı, askerliği yaptıysa iş tecrübesi var mı diyorsun. Aslında o yaş onun kemal yaşı. Peki, bu kemal yaşına nasıl gelmiş? Demek ki, ana rahminden başlayan, her zaman beslenebileceği bir irfan kaynağı onu çepeçevre kuşatmış. Kaybettiğimiz şey ya da değişen şartlar bunlar. Bizim burada eğitimde de belki çok özel bir istisnai kanalı açık tutmamız gerekiyor. 6 buçuk asırlık Osmanlı tecrübesinde Enderun adını alan bir şey bu, enderler. Siz bugün enderde olsanız genele tabisiniz. Dahi de olsanız 12 yıllık eğitim sürecinde sistem sizi kendine benzetmeden göndermez. Bütün şevkinizi kırıp, hiç edip, kerrat cetveli anca söyleyecek hale getirir. Mutlu, mesut, bahtiyar bir de diploma verir, bayram edersiniz. Hepsi bu. Robot yetiştirme, herkesi birbirine benzetme mantığının neticesidir ama orada görüyoruz ki, yaygın bir eğitim var. Birinci unsur bu. Bunu fark ediyorum, bunu anlıyorum. Mahalle mektebinde de, medresesinde de, camisinde de, evinde de yetişiyor insanlar. İkincisi, en başta söylediğim emperyal tutum yani imparatorluk kültürü. Herkese temas ediyorsunuz, herkesle işiniz var ve siz gündelik düşünmüyorsunuz. Bütün dünya sizi ilgilendiriyor. Bir iddianız var. Dünyadaki adaletsizlikten sorumlusunuz. Dünyada aç insan bırakmama gibi bir takım görevleriniz var. Son dönemde bunu hatırlayıp, tiradı hecelemeye başladık. Bu yaklaşım tarzı sizi, ufkunuzu zenginleştiriyor. Birde çok sağlam İslam kültürü, bu katiyen ihmal edilmemeli. Şairlerimize dikkatle bakıldığında Baki, Fuzuli, Nabi, Şeyh Galip isimler çok sağlam İslam kültürüyle yetişmiş insanlar.

Batının filozofları gibi hakikati arayan değil. Hakikati bulmuş, saadetiyle bülbül gibi şakıyan insanlardır bizimkiler.

Hayati İnanç

Farkımız budur. Onlar hakikati güya ararlar. Aradıklarını söylerler ama benimde ondan şüphem var. Soruyu sorarlar ama cevabın bir önemi yoktur. İnsan zihni her şeyi merak edip sorabilir ama cevapla ilgilenmez. Bizdeyse, Âşık Veysel alırdı kucağına bağlamasını, sağ eli kulpun üzerinde sabit duruyor ve sol eliyle tellere dokunuyor. Bu şekilde ne isterse de çalıyor. Hâlbuki saz çalanların elleri gider, gider. Âşık Veysel’e sordular: ‘Biz saz çalanları gördük. Bu eli hiç durmuyor. Seninki sabit ama her şeyi çalabiliyorsun. Nasıl oluyor bu?’ Âşık Veysel, ‘Onlar benim bulduğumu arıyorlar evlat.’ diye cevap verir. Bizimkiler bulmuşlardı bunun saadetiyle terennüm ederler.

Bizde roman yazımına başlanılması kendimizle bozuşmaya tetabuk eder

Edebiyat tarzı şiir tarzı bir tereddüt, bir ıstırap, bir arama, hakikati kaybetmiş, bir şaşırma hali yoktur. Kendinden emin, gayet rahat ve bunlarda vaiz edası da yoktur bunlarda. Terennüm eder. Kendisiyle söyleşir. Nasibin varsa, merakın varsa kulak tutar dinlersin. O açıdan bizim şiirimiz çok keyiflidir, zengindir, besleyicidir. O dönemde, klasik dönemde kimse oturup roman filan yazmamıştır. Neden? Çünkü ihtiyaç yoktur. Bizde roman yazımına başlanılması kendimizle bozuşmaya tetabuk eder. Aynı dönemde biz dedik ki yıkalım, o dönemde ölüden korkmaya başladık, hortlak hikâyeleri ortalığı sardı. Pusula şaşınca klasik tavrınızı kaybediyorsunuz. Bizim ona ihtiyacımız var.

Fuzuli, Baki, Nabi gibi isimler hayatı nasıl idrak etti ve yaşadı ki, bu eserleri yazabildiler?
VİDEO / 05:56
Fuzuli, Baki, Nabi gibi isimler hayatı nasıl idrak etti ve yaşadı ki, bu eserleri yazabildiler?
Sevdalısı olduğu divan edebiyatını herkese sevdiren, güler yüzlü, güzel insan yazar Hayati İnanç; edebiyat sevgisini, divan edebiyatını, değerlimizi, üstadım dediği Nabi'yi ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Urfalı Nabi için üstadım ve pirim demişsiniz. Nabi’nin eserlerinde sizi ne bu kadar etkiledi? Nabi merhum, divanı çok haşmetli, neşesi hiç eksilmeyen bir üstattır. Nabi merhumla meşguliyetim 40 yılı geçti. Ne zaman canım sıkılıp, Nabi divanını rastgele açsam. Neşemi açan, vay be dedirten bir beyit karşıma çıkar.

Nabi, hep itibar görmüş, eli öpülmüş bir üstattır

Büyük bir birikim var. Bir de Mecnunane, sarhoş olmuş vaziyette değil. Hâkimane, aklı başında, insanı kendine getiren, dik tutan edası vardır. Zaten onun şöhreti o, hakimane şiirde kafile başıdır. Nabi gibi söylemek hala geçerliliğini koruyor. Derin bir ilmi var, çok sağlam bir kişiliği var. Hayatı boyunca 6 devlet başkanı değişiyor ama onun yeri hiç sarsılmıyor. Hep itibar görmüş, eli öpülmüş bir üstattır. Hayat prensipleri vaaz eder, işaret levhalarıdır onun söyledikleri. Hani anayolda gidersiniz, bir işaret levhası vardır. Bu şekilde yolunuzu kavrarsınız. İnsanı öyle moralize eder, kendine getirir.

Hayati İnanç'ın hafızasında yedi binden fazla beyit bulunmaktadır.
Hayati İnanç'ın hafızasında yedi binden fazla beyit bulunmaktadır.

Edası, üslubu, sanat değeri tartışılmayacak kadar güçlüdür ve her türlü münakaşanın üstündedir.

Şiirde bir şey konuşacaksanız. Nabi’yi tartışma konusu yapmazsınız, onu ancak örnek alırsınız.

Hayati İnanç

O mekteptir, kuralları da kendi koyar zaten. Çok metin bir edası vardır, çok hakim bir edası vardır. İnsana tevazu öğütleyeceği zaman öyle şeyler söyler ki, daha ötesi yok dersiniz. Bunu nasıl tahayyül eder derseniz. Bir tane örnek vereyim: ‘Camiye giriyorsun. Akşama kadar çiğnediğin pabuçla ama içeri girince pabucu çıkarıp taç gibi başının üstünde taşıyorsun. Değil mi?’ diyor. Buradan ibret al, tevazu edeni Allah yüceltir. Mütevazı olanı Rahmeti Rahman büyütür. Akıllı, hakim, insana yaralı olacak doğru söz söyleyeceksiniz ve bunu vezne uygun, sanat kaidelerine uygun formülize edeceksiniz. İki disiplini birlikte götürüyorsunuz. Söz güzel olsun, mana ne olursa olsun diyemiyorsunuz. İkisine birden riayet ediyorsunuz. Zaten şairde ona diyorlar. Bu sahada elbette çok şair var. En üst şairimiz Nabi demiyorum ama beni tutan, beni yakalayan üstadımdır. Ondan çok şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum. Sadece karşılaşmadık kendisiyle, o da inşallah mahşerde.

Urfalı Nabi için üstadım ve pirim demişsiniz. Nabi’nin eserlerinde sizi ne bu kadar etkiledi?
VİDEO / 03:03
Urfalı Nabi için üstadım ve pirim demişsiniz. Nabi’nin eserlerinde sizi ne bu kadar etkiledi?
Sevdalısı olduğu divan edebiyatını herkese sevdiren, güler yüzlü, güzel insan yazar Hayati İnanç; edebiyat sevgisini, divan edebiyatını, değerlimizi, üstadım dediği Nabi'yi ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Baki, Fuzuli, Nabi gibi üstatlar bugün içinde bulunduğumuz durumu görseler ne derdi?

“Müncer olur umûr-i âlem elbet bir nihâyete.

Sayfın şitâya meyli bahârın hazânedir.”

Ziya Paşa bu beytinde: ‘Dünyanın işleri aka aka deresini bulur. Bahar kışa, hazana, güze meyillidir. Yaz kışa meyillidir. Her şey aslında kötüye doğru gider.’ diyor. Meseleyi gayet net görebilmek için manevi sahadaki değişimi, kaybı, erozyonu ancak şöyle anlamamız mümkün. İki Cihan Serveri’nden (Aleyhissalatu Vesselam) zaman olarak uzaklaştıkça gittiğimiz yer karanlıktır. Siz en güzel dönemden ve en güzelden(Aleyhissalatu Vesselam) uzaklaşıyorsunuz. Yavuz merhum, fethettiği ülkede bir rahibe; ‘Babamın zamanı mı üstündü, benim zamanım mı?’ diye soruyor. Rahip yaranmak için ‘Sizin zamanınız üstün’ deyince cezalandırıyor. 'Yalan, babam Resulullah’a daha yakındı. Benim zamanım daha iyi olmaz.' diyor. Bana yaranmak için yalan söyleme, diyor.

Bizim medeniyetimiz İslam medeniyeti, bizim şiirimiz İslam medeniyetinden feyz alan, beslenen bir şiirdir.

Hayati İnanç

Şair kısmı olumsuzundan bakar, menfilikleri görür

Hadiseleri buna göre değerlendiriyor. Başıboş değiliz yani. Abdülhamid Hazmi isimli Harputlu bir şairimizdir. 1924’te vefat etmiş. Bir beytinde, ‘Dünyanın hayrı gitti, şerri kaldı. Emniyet ve rahat beklemek beyhudedir.’ diyor. Şair kısmı olumsuzundan bakar, menfilikleri görür. Dünyanın tadının olmadığına işaret eder ama bu gerçeği de gösteriyor. Bizim bundan sonra yalancı bahar beklentimiz vardır. Kıyamete giderken her şey iyi olmaz ama böyle geçici baharlar da olur. Biz onu idrak ediyoruz.

Evli ve 3 çocuk babasıdır.
Evli ve 3 çocuk babasıdır.

Şuanda kültür sahasında şunları konuşuyor olmak, yetmişli yıllarda beklenecek şey değildi. Hiç ümit edemezdiniz. Çünkü öyle bir gidiş, çöküş, inkâr ediş, nisyana terk ediş söz konusuydu ki, ‘Yahu bize ne oldu? Bizim geçmişimizde ne var?’ merakının bir gün uyanacağı, insanlar bunu birbirine soracağı, röportaj konusu yapacağı hiç beklenemezdi ama oldu görüyorsunuz. İşte beklentimiz budur. Biz bunu zenginleştirmek, yeşertmek mevkiindeyiz. Bugüne kadar kaybettiklerimizi hatırlamak, bizden sonraki nesillere de modernitenin imkânlarıyla meşgul olurlarken klasik değerleri unutmamalarını, teknolojinin kendilerine sunduğu imkânları kullanıp, onlara kullanılmamalarını, hayatın gayesinin refah olmadığını bilmeleri gerekiyor.

Mal ömrün rahatı içindir yoksa ömür mal biriktirmek için değil.

Hayati İnanç

Abdülhamid Hazmi bir başka beytinde, ‘Bu dünyada servet sahibi olmanın, maddi imkânlara kavuşmanın bir tek zevki varsa o da muhtaca yardım etmektir.’ diyor. Bundan mahrum kaldıktan sonra, insanlara faydan olmadıktan sonra biriktir biriktir koy bankaya akıl mı bu diyor. Bizim temel medeniyet algımızın ekseninde bulunan temel soruyu hatırlamamız gerekiyor. Bu soru ‘Niçin?’ dir. Bütün yapılmak istenen, işaretlenen mesele bu. Biz ‘niçin’ sorusunun cevabını takip ederek kültür hamleleri yaptık. Yol yaptım. Niçin? Ekonomiyi düzelttim. Niçin? Çünkü düzgün ekonomiyle refah seviyesi yükselmiş, çok azgın insan var. Biz insanı medeniyetimizin, şiirimizin bana anlattığı temel husus; bedenin var, ruhun var.

Bedenin bineceğin bir eşektir. İşi ona bırakma yoksa ahıra gidersin. Asıl yolculuk ahiredir.

Hz. Mevlana

Manevi kalkınmayı, manevi beslenmeyi, kendimizi hatırlayıp, gaye konseptinde ‘Evet, şunları yaptım, kazandım, ettim, refah seviyemi yükselttim, muhannete muhtaç olmak kurtuldum ama bunu da Allah rızası için yaptım.’ noktasına istikrarla yürümemiz lazım. Meselemiz budur.

Baki, Fuzuli, Nabi gibi üstatlar bugün içinde bulunduğumuz durumu görseler ne derdi?
VİDEO / 06:19
Baki, Fuzuli, Nabi gibi üstatlar bugün içinde bulunduğumuz durumu görseler ne derdi?
Sevdalısı olduğu divan edebiyatını herkese sevdiren, güler yüzlü, güzel insan yazar Hayati İnanç; edebiyat sevgisini, divan edebiyatını, değerlimizi, üstadım dediği Nabi'yi ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

YORUMUNUZU YAZIN, SORUNUZU SORUN
{{ entity.comments.quantity }} KİŞİ YORUM YAZDI
İLK YORUM YAZAN SİZ OLUN
C CİHAN DAMLA GZT Editörü

GZT Röportaj’ın sorumlu editörü olarak görev yapıyor. GZT’de Açık Pencere isimli programı hazırlayıp sundu. Her hafta alanında önemli kişilerle röportaj yapan Cihan’a cihan.damla@gzt.com adresinden ulaşabilirsiniz.

BEĞEN
YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz