Röportaj“Sanatkârın farklı bir sözü yoksa sanat işinden vazgeçmeli”
Uğur Işılak, Röportaj, GZT, 2017
VİDEONUN BAŞLAMASINA SN. KALDI
Sanatçı

Uğur Işılak

“Sanatkârın farklı bir sözü yoksa sanat işinden vazgeçmeli”

Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl’ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

FOTOGRAF : RECEP ÇELİK GZT 20 NİSAN 2018, CUMA 20 DAKİKADA OKUNUR
BEĞEN

Yazılarıyla şahsiyetinizi, dilinizi şekillendiren, karakterinizi, hayata bakışınızı etkileyen Necip Fazıl Kısakürek, sizin için ne ifade ediyor? Üstat bir dava adamı, bir şair, bir yazar, bir hikâyeci yani birçok yönüyle özelliği olan bir şahsiyet ve özellikle üstat denildiği zaman şöyle bir hakikat ortaya çıkıyor. Hani üstat beytinde diyor ya:

“Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;

Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...”

Şimdi buna sadece bir beyit olarak bakmıyorsunuz. Hayata bir bakış olarak görüyorsunuz aynı zamanda. Bir beyit olarak deseniz ki, ne kadar güzel anlatmış. Şair İstanbul’u anlatır. İstanbul’u ne kadar güzel tasvir etmiş, der geçersiniz ama o şair gibi olmak istemezsiniz. Necip Fazıl’ın beyitlerini okuduğunuzda hem beyit bir şaheserdir hem de o beytin müellifi gibi, müessir gibi olmaya çalışırsınız. Eseri ortaya koyan gibi olmaya çalışırsınız. Onun bakışı gibi bakmak istersiniz hayata. Onun için Necip Fazıl’ın her beytini okuduğunuzda ne bakmış hayata diyorsunuz.

1971 yılında Almanya'nın Neviges şehrinde dünyaya geldi.
1971 yılında Almanya'nın Neviges şehrinde dünyaya geldi.

Mesela,

“Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?

Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?” diyor.

Şimdi o ağacın yanından geçerken daha farklı bakmaya başlıyorsunuz ağaca. Belki benim tabutumun tahtası bu ağaçta olabilir mülahazasıyla, o ağaca bakmak. Şair sizde birçok şeyi uyandırıyor.

Necip Fazıl bir neslin, bir toplumun, bir jenerasyonun üzerinde öyle bir etki yaptı ki, şunu dedik biz; Evet, bu bir şair ama aynı zaman büyük bir dava adamı, eğer olmak gibi bir şey varsa bu adam gibi olmamız lazım.

Uğur Işılak

Yani Necip Fazıl bir kriterdi, bir ölçüydü. Yazıda bir ölçüydü, şiirde bir ölçüydü, hazır cevapta bir ölçüydü, espride bir ölçüydü, yaşantıda bir ölçüydü. Ben üstadı bu yönüyle hakikaten birkaç nesli etkileyen büyük bir mütefekkir olarak biliyorum. İyi ki hayatımızda vardı, iyi ki üstatla tanıştık, iyi ki 70 küsur eser miras bıraktı bize, iyi ki vakit buldukça tekrar tekrar okuma fırsatı buluyoruz.

Yazılarıyla şahsiyetinizi, dilinizi şekillendiren, karakterinizi, hayata bakışınızı etkileyen Necip Fazıl Kısakürek, sizin için ne ifade ediyor?
VİDEO / 02:50
Yazılarıyla şahsiyetinizi, dilinizi şekillendiren, karakterinizi, hayata bakışınızı etkileyen Necip Fazıl Kısakürek, sizin için ne ifade ediyor?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Küçük yaşlarda müziğe ve şiire ilgi duymaya başlayan Işılak, ağabeyinden bağlama dersleri aldı.
Küçük yaşlarda müziğe ve şiire ilgi duymaya başlayan Işılak, ağabeyinden bağlama dersleri aldı.

Cemil Meriç “Bu Ülke” kitabını yazdıktan sonra “hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim.” demiştir. Uğur Işılak hayat denen mülakata ne için gönderilmiştir? Her insana asgari müştereklerde düşen görev neyse bize düşen görevde odur. Fakat bir sanatkâr algısı vardır. Bu çocuklukta fark edilir. Onda duyular biraz farklı çalışır. Olayları farklı algılar, farklı bakarsınız. Kimsenin bakmadığı yerden bakarsınız. Bir resme baktığınızda kimsenin görmediği bir rengi fark edersiniz. Bir müzik eseri dinlediğiniz kimsenin etkilenmediği bir yerden etkilenirsiniz. Bu da sizin bakış açınızı farklılaştırır. Yani herkes gibi bakmazsınız. Bu cümle herkesi küçük görme manasında değil veya farklı bakanı da büyük görme manasında değil. Bizim insanımız yanlış anlamaya biraz meyyaldir. Buradan yanlış anlama çıkmasın diye özellikle söylüyorum. Farklı bakar ve bu farklılık üstünlük değildir. Bizim toplumumuzun farklı bakış açılarına ihtiyacı var.

Eğer herkes aynı kitapları okuyorsa, herkes aynı şeyleri düşünüyor demektir.

Haruki Murakami

Şimdi herkes aynı şeyleri görüyorsa, evet herkes aynı şeyleri düşünüyor demektir. Bizim farklı düşünenlere, farklı bakanlara, farklı okuyanlara, olayları farklı değerlendirenlere, yorumlayanlara ihtiyacımız var. Toplum içerisinde sanatkârlar bir nimettir. Sağcısı olsun, solcusu olsun, inançlısı olsun, inançsızı olsun fark etmez.

Toplum içerisinde sanatkârlar bir nimettir.

Ben burada adam ayırmıyorum. Ben burada ülkenin farklı görüşlere, farklı düşüncelere sahip olması gerektiğinden bahsediyorum. Yani olayı terörize etmeden, olayı bir hakaret boyutuna vardırmadan, insanlar fikirlerini masaya yatırmalı, başkasını zem etmeden konuşmalı. Bunlar bizim zenginliğimiz olmalı. Benim bu hayattaki sorumluluklarımdan bir tanesi de bu. Bu farklı açıyı bir zenginlik olarak kabul etmesi gerekiyor bu toplumun, belki çok aykırı bir şeyler söyleyebiliriz gün gelir. Bundan dolayı yadırganmamalıyız. Bu aykırılık birilerinin yadırgamasına sebebiyet vermemeli. Yeter ki biz hakaret etmemiş olalım. Yeter ki başkasını zem etmemiş olalım. Eğer aykırı bir görüş ortaya koyduysak bunun bir sebebi vardır. Onun için bu değerlendirilir, düşünülür, kabul edilir yahut edilmez. Fikirdir bu ille kabul edilecek diye bir kaide yok. Toplum içerisinde sanatla iştigal eden insanların bu farklılıkları ortaya koymak gibi bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Hz. Mevlana ‘yeni şeyler söylemek lazım’ demiş ta bin yıl evvel, bunun gibi sanatkâr da aynı şeyleri tekrarlamamalı, aynı şeyleri söylememeli.

Eğer farklı söyleyecek bir sözü yoksa bir beyti yoksa bir fikri yoksa o zaman sanat işinden vazgeçmeli, başka bir işle uğraşmalı.

Uğur Işılak

Çünkü sanat dediğiniz hadise gerek okumalarınızla, gerek özelinizde, atölyenizde yapmış olduğunuz çalışmalarla toplumun büyük bir kesiminden, büyük bir kısmından ayrılan bir saha. Siz günde 8 saatinizi, 10 saatinizi yeri gelecek 18 saatinizi sanata vereceksiniz. Bu farklılığı ortaya koyamayacaksınız. Başkası bu imkâna sahip değil, siz bu imkâna sahipsiniz. İnsanlar sizi konsere çağırıyor. Siz buradan para kazanıyorsunuz. Vakti zamanında CD satışları vardı, buradan para kazanıyordunuz. Teliflerden para kazanıyorsunuz. Bunun hakkını vermeniz lazım, sizin işiniz bu. İnsanlar size bu parayı veriyorsa düşün diye veriyor. İnsanlar size bu parayı veriyorsa oku diye, farklı bir şey üret diye, farklı bir şey söyle diye veriyor. Bunun hakkını vermek lazım. Dolayısıyla sanatkârın böyle bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Bütün bunları söylerken yaşadığınız cemiyete, yaşadığınız topluma ters düşmek, onların değer yargılarından uzak hareket etmek, yokmuşçasına hareket etmek ahlaki bir şey değil ve her şeyden önemlisi biz ruh köklerimize bağlı olduğumuzu fırsat buldukça ifade ediyoruz. Bu kaynaktan beslendiğimizi her defasında söylüyoruz ve bu kaynak olmasa 2 bin yıllık, 3 bin yıllık, 4 bin yıllık tarih olmasa bizim oralardan devşirdiğimiz gelenek, kültür olmasa inan şuan söyleyecek üç cümlemiz olmaz. Şuan biz bir şeyler söyleyebiliyorsak onun üzerine bina ederek söylüyoruz. Onun için nankörlüğün lüzumu yok.

Bugün bir misafirperverlik bile bu kadim kültürden almış olduğumuz o kıymetin, o değerin bir tezahürüdür.

Uğur Işılak

Niye batıda yok? Çünkü bin yıllık, 2 bin yıllık, 3 bin yıllık geçmişinde böyle bir şey yok. Bizim genlerimize işlemiş bu, bizim o tarihten tevarüs ettiğimiz kıymetler malzemesi bütün bunlar. Dolaysıyla hem onlarla kıymet göreceksin hem onu inkâr edeceksin. Bu hoş bir şey değil. Onun için özellikle gelenek, görenek, kültür, medeniyete sadakatin çok mühim olduğunu düşünüyorum. Eskiden kartpostalda Paris’i görüp, Paris’i kutsayan, Paris’i yücelten görgüsüzler zümresinden bahsedilir. Bu duruma düşmemek lazım gelir.

Cemil Meriç “Bu Ülke” kitabını yazdıktan sonra “hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim.” demiştir. Uğur Işılak hayat denen mülakata ne için gönderilmiştir?
VİDEO / 06:29
Cemil Meriç “Bu Ülke” kitabını yazdıktan sonra “hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim.” demiştir. Uğur Işılak hayat denen mülakata ne için gönderilmiştir?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Sanatçı olarak 6 aylık kısa bir siyasi tecrübeniz oldu. Son dönemde herkesin ‘dava adamı olmak’, ‘dava adamı olmamak’, ‘dava adamı olmamakla itham etmek’ gibi dava adamı olmakla ilgili birçok yorumu var. Size göre ‘dava adamı’ kimdir? Ben aslında bunu bir manifesto şeklinde yazıyla cevapladım. Bu son dönemler sizin de buyurduğunuz gibi dava adamlığı çok moda bir tabir haline geldi. Biri birine kızdığı zaman dava adamı olmamakla suçluyor veya kendisi çok önemli işler yaptıysa büyük bir dava adamı olduğunu ifade ederek kendisini ödüllendirmiş oluyor. Ben davamızla ilgili, daha doğrusu Müslüman Türk’ün davasıyla alakalı şunları yazdım;

İlkokul, ortaokul ve liseyi Almanya'da okudu.
İlkokul, ortaokul ve liseyi Almanya'da okudu.

"Bu dava;

Zamanın, mekânın ve makamın ötesindeki bir anlayışla,

hırsını sevdasına,

nefsini kalbine,

öfkesini aşkına feda edenlerin davasıdır.

Bu dava;

çağlara meydan okuyarak

büyük bir medeniyet tasavvuruyla varlık şuurunu,

saadet asrının nuruyla aydınlatan erlerin, pirlerin, münevverlerin

ve onlara gönül verenlerin davasıdır.

Bu dava;

varisi olduğu değerleri kurban edenlerin değil,

hayat sunan o değerlere kurban olanların davasıdır.

Bu dava;

fikir sancısını doğum sancısından daha şiddetli ve derinden hissederek yeniden doğuşun hayali ve heyecanıyla derdini derman sayanların davasıdır.

Bu dava, “suç, sadece boşluğu dolduran kötülerin değil, aynı zamanda o boşluğu doldurmayan iyilerindir.” diyerek

iyi olmayı, doğru ve emin olmayı yaşamanın ana gayesi bilenlerin davasıdır.

Bu dava;

varlık ve benlik iddiasından vazgeçerek hakikat köleliğini sahte özgürlüklere tercih edenlerin davasıdır.

Bu dava;

Yesevi’den Yunus’a,

Edebali’den Akşemseddin’e,

Hacı Bektaş’tan Ahi Evran’a,

Abdulkadir Geylani’den Abdulhakim Arvasi’ye uzanan muhabbet silsilesinin her halkasına kıymet verenlerin davasıdır.

Bu dava;

büyüklenenlerin değil,

büyüklere hürmet edenlerin davasıdır.

Bu dava;

cehaletin körlüğüne ve bilginin kısırlığına

karşılık

ilmini, Anadolu irfanıyla besleyen,

feraset sahibi gönüllerin davasıdır.

Bu dava;

“Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş /

Bir veliye bende olmak, her şeyden ala imiş.”

şiarıyla hareket eden sultanlar misali aşkın hududunu ötelerin ötesine taşıyanların davasıdır.

Bu dava;

“Bir kuş, bir kuş öldürse ben can çekişiyorum” sözünden mülhem dünyanın en ücra köşesinde zulme uğrayan mazlumların ahını duyup gücünü, sözünü ve imkanını bu yolda seferber edenlerin davasıdır.

Bu dava;

“Yetmiş iki millete aynı gözle bakmayan

Halka müderris olsa hakikatte asidir.” diyen Yunus gibi,

her türlü ırkçılığı insanlık dışı gören ve üstünlüğü ancak

şahsiyet, haysiyet, hassasiyet, insaniyet gibi değerlerde arayanların davasıdır.

yerel ve küresel ihanet kadrolarının oyun ve hilelerine rağmen,

hiçbir hainliğe hainlikle,

hiçbir zulme zalimlikle mukabele etmeyen ve adaleti;

intikamın üstünde tutanların davasıdır.

Bu dava;

kir dolu hayat akıntısını sır dolu geçit haline getirme gayesiyle yanıp tutuşan, sığ ve kokuşmuş zaman dairesinden tecrit olanların davasıdır.

Bu dava;

“işini doğru yapanın yardımcısı Allah’tır” düsturunu bir istikamet levhası gibi taşıyanların ve bu hakikati iliklerine kadar yaşayanların davasıdır.

Bu dava;

etkiyi yetkide değil,

hizmette, şefkatte, merhamette, ve hikmette görenlerin davasıdır.

Bu dava; muhabbettir, sevdadır, iştiyaktır, haktır

Bu dava;aşkımızla doğdu,

aşkımızla yaşayacaktır."

Siyaset adamı nasıl olmalıdır ve size göre ‘dava adamı’ kimdir?
VİDEO / 04:31
Siyaset adamı nasıl olmalıdır ve size göre ‘dava adamı’ kimdir?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

1993 yılında ilk solo albümü olan 'Kim Kime Dum Duma' ile müzik piyasasına giriş yaptı.
1993 yılında ilk solo albümü olan 'Kim Kime Dum Duma' ile müzik piyasasına giriş yaptı.

Sosyal medya bizden, değerlerimizden, kültürümüzden çok şey götürmektedir. Böyle bir dönemde kendimize nasıl dönebiliriz ve kendimizi nasıl tanıyabiliriz? Bir defa sosyal medyanın çok önemli olduğunu düşünüyorum ama bir o kadar da sosyal medyanın hayatımızda sınırlı bir rolü olması gerektiğine inanıyorum. Gençlerimiz sosyal medyayı çok iyi kullanmalı ama vaktinin büyük bir kısmını sosyal medyada harcamamalı. Çünkü sosyal medya iletişimimizi, dostluklarımızı zayıflatıyor. Hatta iki, üç kişi bir araya geldiğinizde bile bir tanesi eline telefon alıp sosyal medya hesaplarını karıştırdığında, bulaşıcı bir hastalık gibi diğerleri de aynısını yapmak suretiyle ortada muhabbetten eser kalmıyor, sohbetten eser kalmıyor. Yani arkadaşlarınızla buluşsanız bile maalesef sosyal medya bu buluşmanın dahi önüne geçebiliyor. Bu yönüyle sosyal medyada hakikaten kendimize sınırlamalar getirmemiz lazım. Mesela Twitter kullanıyorsak günlük 15 dakikalık bir zamanı ona ayırmamız lazım ki, olup bitenin hemen hemen tamamından haberdar olabiliriz. Yani bu beş saat ayırmamız gerekmiyor. Facebook’ta bir işiniz varsa bir takibiniz varsa veya bir mesaj bekliyorsanız buna 15 dakika yeter. Toplamda aslında bize sosyal medya ile gerek haber sitelerinin takibinde, gerekse kendi şahsi hesaplarımızda 1 saatte her işi halledebilecekken, 24 saat telefon elimizde duruyor. Gece uykudan kalktığımızda bile ilk işimiz maalesef ki sosyal medya hesaplarıyla ilgilenmek oluyor. Bu bir hastalık haline geldi. Bu daha kronik haline gelmeden ondan kurtulmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu sanal ortamın içerisinde harcadığımız her vakit özümüzden bize kaybettiriyor. Bizim samimiyetimizden kaybettiriyor, insani münasebetlerden kaybettiriyor, kitapla aramızda olan ilişkiyi koparıyor, dergilerle olan aramızdaki ilişkiyi koparıyor, gazetelerle koparıyor, bizi bizden koparıyor, bizi daha sıcak ilişkilerden koparıyor. Bu yönüyle sosyal medyayı sınırlı kullanmak kaydıyla iyi kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Kendimizi kaptırmadan.

Sosyal medya bizden, değerlerimizden, kültürümüzden çok şey götürmektedir. Böyle bir dönemde kendimize nasıl dönebiliriz ve kendimizi nasıl tanıyabiliriz?
VİDEO / 02:36
Sosyal medya bizden, değerlerimizden, kültürümüzden çok şey götürmektedir. Böyle bir dönemde kendimize nasıl dönebiliriz ve kendimizi nasıl tanıyabiliriz?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Yeni Şafak yazarlarından Serdar Tuncer geçtiğimiz haftalarda “Masanın İki Yanı” diye bir yazı yazdı. O yazıda günümüzün ve her dönemin sorunu olan itibar, koltuk sevdası, ihtiras, menfaat gibi konulardan bahsediyordu. Size göre bu kavramların yerini ne zaman haysiyet, tevazuu, ehliyet, liyakat, kabiliyet gibi ölçüler alacak? Hakikaten ‘Masanın İki Yanı’ çok önemli bir yazıydı. Hatta gazetede çıkmadan evvel Serdar kardeşimle bir yerde otururken ‘abi son yazımı sana okuyayım’ dedi. Perşembe günü çıkıyor onun yazıları, Çarşamba günü akşam oturduğumuzda yazı üzerine uzun uzun konuştuk. Yazı belki 15 dakika sürdü ama onun üzerine belki bir, bir buçuk saat konuştuk. Hakikaten böyle bir sıkıntımız var ama masanın tek yanı yok, o yazıda da ifade edildiği gibi. Biz şimdi makam sahiplerinin kibrinden bahsederiz, bu doğrudur. Birçok makam sahibi bu kibre sahiptir. Zaman içerisinde kibirlenir. Makam kendi başına kötü değildir.

Makam adamı kötü yapmaz, sadece ayarını ortaya çıkarır.

Uğur Işılak

Makamda kaldığınız sürece içinde ayarınız belli olur aslında. Peki, neden makam sahiplerinin yanına bir süre sonra yaklaşılmaz? Seçilene kadar her şey güzeldir de, seçildikten sonra randevu alamaz hale gelirsiniz, telefonuna ulaşamaz hale gelirsiniz. Dışarıda bir görmek isterseniz, selam vermek isterseniz ama artık öyle bir etten duvar örülmüştür ki etrafına, bir selam alışverişi yapamaz hale gelirsiniz. Bu bir gerçektir. Özellikle doğu topluluklarında daha fazladır bu durum ama batıda daha çok göremezseniz. Orada da yaşamış birisi olarak söylüyorum. Peki, doğuda neden böyledir? Adam durduğu yerde üç senenin, beş senenin içerisinde niye bu hale gelsin? Evet, o adamın bir zaafı var ama bu sadece o adamın zaafı mı? Birde o makam koltuğunun önünde bir sehpa vardır. Serdar’ın masanın iki yanı dediği o zaten. Sehpanın karşı tarafında oturanlar, o makam sahibini biraz o hale getirmiyor mu? Birazda onları yani kendimizi sorgulamamız gerekmiyor mu?

20 yıllık profesyonel müzik hayatında 400'e yakın eseri bulunmaktadır.
20 yıllık profesyonel müzik hayatında 400'e yakın eseri bulunmaktadır.
“Uğur Işılak'la Ozanca”, ‘’Uğur Işılak’la Yıldırım Gibi'', “Söz pazarı”, “Yeni Şeyler Söylemek lazım” isimli televizyon programları yaptı.
“Uğur Işılak'la Ozanca”, ‘’Uğur Işılak’la Yıldırım Gibi'', “Söz pazarı”, “Yeni Şeyler Söylemek lazım” isimli televizyon programları yaptı.

Talep ederken çok mu alçalıyoruz, talep ederken çok mu küçülüyoruz, talep ederken her türlü vakarı ayaklar altına mı alıyoruz. Vakur bir şekilde istemek varken niye bu kadar zillete ihtiyaç duyuyoruz. Biraz da masanın karşı tarafında oturanların işin bu şekilde gelişmesine izin veriyor. O yüzden masanın her iki tarafı da, bir düşünmeli. Makam sahibi, ‘Ben buraya niçin geldim? Benim mücadelem ne? Acaba vasıta gaye oldu da, gayem vasıta mı oldu?’ diye kendisine bunu her gün sorması lazım. Gayem neydi? Gayem bu makamda kalmak mı, gayem hizmet etmek mi? Belli bir süre sonra maalesef yöneticiler birçoğunun ana gayesi ya makamda kalmak ya da bir üstüne çıkmak oluyor. Böyle bir problem var. Karşıda da zaten sürekli pohpohlayanlar var. Bir adam 24 saat ‘sen aslında şu olacak adamsın, bu olacak adamsın’ diye bunları duyarsa, ne yapar? Bulunduğu makamı bile beğenmez hale gelir. Durum böyle olunca her iki tarafta suçlu. Bizde suçluyuz, karşı tarafta suçlu. O zaman sürekli dert yanmanın, kızmanın, suçlamanın bir manası yok. Özeleştiri yapmanın zamanı geldi artık. Serdar Bey’de bu ülkenin bir aydını olarak, bizi buna çağırıyor. Kendine gel, bir sorgula diyor.

Belki de onu doğrultacak olan senin vakarlı duruşun olacak, senin kılıcın olacak.

Durum ne, niye böyleyiz? Sadece makam sahibine suç bulma, diyor. Birde kendine bak, onun karşısındaki duruşuna bak, belki de onu doğrultacak olan senin vakarlı duruşun olacak, senin kılıcın olacak. Onlar belki de bu alçalmalardan dolayı, bu aşırı zilyetten dolayı meydanı boş zannediyorlar. Ben aşırı eğilenlere de hak veriyorum. Adam çaresizdir belki, kızından dolayı çaresizdir, oğlundan dolayı çaresizdir, geçiminden dolayı çaresizdir. Ne kadar çaresiz olursa olsun, rızkı veren Allah’tır. Biz sadece onun karşısında eğiliriz. Sadece ona ibadet ederiz. Madem onu her gün tekrarlıyoruz, madem onu sürekli ifade ediyoruz, madem inanmışlığımızın nişanesi bu ifade, o halde eğilmek, bükülmek gerekmiyor, zilyette düşmek gerekmiyor. Bu yönüyle masanın iki tarafını objektif şekilde bakıp, değerlendirmek ve ona göre tedbir almak lazım. Herkes kendisine bir çeki düzen vermesi lazım. Bu yazınında buna çok ciddi manada vesile olacağını düşünüyorum. Yani bir dönemlik, bugünlük, yarınlık yazı değil, bir sene sonra otur oku o güne de denk düşer, on sene sonra oku o yine denk düşeceği yerler vardır.

Yeni Şafak yazarlarından Serdar Tuncer geçtiğimiz haftalarda “Masanın İki Yanı” diye bir yazı yazdı. O yazıda günümüzün ve her dönemin sorunu olan itibar, koltuk sevdası, ihtiras, menfaat gibi konulardan bahsediyordu. Size göre bu kavramların yerini ne zaman haysiyet, tevazuu, ehliyet, liyakat, kabiliyet gibi ölçüler alacak?
VİDEO / 05:20
Yeni Şafak yazarlarından Serdar Tuncer geçtiğimiz haftalarda “Masanın İki Yanı” diye bir yazı yazdı. O yazıda günümüzün ve her dönemin sorunu olan itibar, koltuk sevdası, ihtiras, menfaat gibi konulardan bahsediyordu. Size göre bu kavramların yerini ne zaman haysiyet, tevazuu, ehliyet, liyakat, kabiliyet gibi ölçüler alacak?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Eserlerinde âşıklardan, erenlerden beslenen bir ‘halk ozanı’ olarak, o dönemlerden günümüze devşirebileceğimiz neler var? Söylediğimiz her güzel şey aslında geçmişten tevarüs ettiğimiz değerin üzerine dikmiş olduğumuz binalar.

Yunus gibi Türkçenin temelini atmış büyük bir şairimiz, büyük bir mutasavvıfımız, mütefekkirimiz var.

O temel olmasa hiçbir şey dikemeyiz. Temelimiz sağlam hamdolsun. Yunus gibi Türkçenin temelini atmış büyük bir şairimiz, büyük bir mutasavvıfımız, mütefekkirimiz var. Arı, duru bir Türkçeyle bize müthiş bir miras bırakmış. Bugün halk şiirinden bahsediyorsak. Yunus Emre’nin bunda ne kadar büyük bir etkisi olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Onun üzerine bina etmişiz bütün söylemlerimizi, bakın 1000 yıl sonra ondan daha orijinal bir şey söyleyemiyoruz. Yunus Emre gibi onlarca, yüzlerce şairimiz ve mütefekkirimiz var. Biz geçenlerde Kayseri’de Develi’deydik. Develi’de Âşık Seyrani Festivali’ne gittik. Ben vakti zamanında Seyrani’den de eser bestelemiştim. Halk şiirini ciddi manada incelemiş birisi olarak söylüyorum. Binlerce şairin on binlerce şiiri okumuş olarak birisi olarak söylüyorum. Seyrani’nin hakikaten halk şairleri arasında çok farklı bir yeri vardır. Seyrani o dönemin aydın şairidir, münevver şairidir. Sebebi de şu; halk şairleri, saray şairlerinden biraz daha farklıdır. Halk şairleri daha cahil insan olarak bilinirler. Görgü kurallarından haberi olmayan, daha köylü düşünülür. Saray şairi de malum onun gördüğü şeylerle, köyde yetişmiş bir halk şairinin gördüğü şeyler aynı değil. Bir tanesi saray toplantılarında katılacak, padişaha kendini dinlettirebilecek bir şair, öbürü halk içerisinde köylüye kendisini dinleten bir şair. İşte halk şiiriyle saray şairinin arasındaki fark bu. Şimdi halk şairlerine baktığınızda Seyrani’nin yeri çok farklıdır. Çünkü medrese eğitimi görmüştür ve 200 sene önce o dönemde Kayseri’nin Develi ilçesinden kalkıyor. İstanbul’a geliyor ve medrese eğitimi görüyor. İstanbul’un eşrafıyla, şairleriyle, şair kahvelerinde onlarla birlikte oturup sohbet ediyor, şiirler söylüyor, beyitler söylüyor. Sadece hece vezniyle değil, divan şiirleri de söyleyen büyük bir şair. Halk şiirinde böyle bir değerimiz var. Seyrani’nin şiirleri çok okkalıdır. Mesela der ki:

“Gönül serden geçer yardan geçemez

Bağlanmış ikrara kavi özlüyüm

Her sözüm dinleyen özüm seçemez

Sırat köprüsünden ince sözlüyüm.”

Seyrani’nin bütün şiirleri, bütün kıtaları, bütün dörtlükleri neredeyse böyledir. Balyoz gibi vurur böyle, balyoz şairdir yani. Eğer halk türküsü veya halk şiiri dalında bir eser koyma gibi bir niyetiniz varsa, mesela ben çocukluğumdan beri Seyrani’yi 4-5 defa hatmettim.

Bizim söylediklerimiz söyletilenler.

Okumuşum, anlamamışım tekrar okumuşum, deşifre etmek için okumuşum, bazı yerel tabirler var onları deşifre etmek için lügatle tekrar okumuşum. Bunun üzerine bir şey söylemişsem, Seyrani söyletmiş.Bunun üzerine bir şey söylemişsem Yunus söyletmiş, bunun üzerine bir şey söylemişsem Dadaloğlu söyletmiş. Aslında bizim söylediklerimiz söyletilenler. Buralarla bağı kopardığımız zaman piyasa içerisinde dönen edebiyatla ortaya eser koyamazsınız da parçalar koyarsınız.

Bu kültüre, bu medeniyete dair sağlam eser koymak ancak o sağlam insanları özümsemekle mümkündür.

Uğur Işılak

Bizimde yıllarımız hayatımız onlarla geçti ama daha yolun başındayız.

Eserlerinde âşıklardan, erenlerden beslenen bir ‘halk ozanı’ olarak, o dönemlerden günümüze devşirebileceğimiz neler var?
VİDEO / 05:20
Eserlerinde âşıklardan, erenlerden beslenen bir ‘halk ozanı’ olarak, o dönemlerden günümüze devşirebileceğimiz neler var?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Sürekli konser veren, söyleşilere katılan, halkın içinde olan bir sanatçı olarak, insanlığın gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz? Eskiden daha güzeldik. Eskiler mi daha güzel yoksa eskiden mi daha güzeldik? Bu soruyu sormak lazım. Eskilere bir özlem var da, aslında orada insana özlem var. Çünkü eskiden hakikaten güzeldik. İçimize bu kadar riya karışmamıştı, içimize bu kadar teknoloji karışmamıştı, içimize bu kadar sanallık karışmamıştı.

Birbirimizi anlamak gibi bir derdimiz yok.

Her yönüyle insandık. Bütün kalbimizle hissediyorduk ve karşı tarafa aynen böyle hissettiriyorduk. Şuan bir şey konuştuğumuz zaman, adam 40 şey düşünüyor. ‘Acaba mesaj var mı? Whatsappa’ta ne oldu? Sosyal medyada şu soruma cevap geldi mi?’ diyor. Adam sizi dinlemiyor. Birbirimizi dinlemiyoruz. Çünkü anlamak gibi bir derdimiz yok. Anlamaya çalışmak gibi bir derdimiz yok. Karşıda kendini vererek dinlemeyen olunca bu taraftaki de kendini vererek konuşmuyor. O da ‘yarım ağız’ konuşuyor bizim Anadolu tabiriyle. Konuşanımız ‘yarım ağız’, dinleyenimiz ‘yarım kulak’ dinliyor.

7 Haziran 2015'de yapılan Türkiye genel seçimlerinde milletvekili seçildi.
7 Haziran 2015'de yapılan Türkiye genel seçimlerinde milletvekili seçildi.

Sıkıntımız bu, onun için muhafazakârlık, insanlık gibi ayrımlar yapmadan topyekûn bu haldeyiz. Almanya'daki de bu halde, Amerika'daki de bu halde, Avustralya'daki de bu halde, Türkiye’deki de bu halde, Libya'daki, Tunus'taki, Fas'taki de bu halde. Her şeye yarım ağız, yarım kulak. Bizim şöyle bir avantajımız var. Özellikle 40’ın üstünde olanların, her iki dönemi yaşamış olmalarının avantajı var. 1980’leri ben çok iyi biliyorum. Teknoloji yoktu. Uluslararası telefonu düşürmek bile hakikaten bir marifet sayılırdı. 2 saat, 3 saat içinde düşürdüysek, düşürdük diye sevinirdik. Çevirmeli telefonlar vardı. O dönemi çok iyi hatırlıyorum. Telefonun başında 3 saat bekleyip Türkiye’den Almanya’yı yahut Almanya’dan Türkiye’yi aradığım zamanları biliyorum. Çevirmekten parmaklarım yara olurdu. O dönemi de çok iyi bildiğim için kıyaslamayı yapıyorum. Bu kıyaslamalardan dolayı diyorum, eskiden daha güzeldik. Allah güzelleştirsin ve daha önceki soruda söylediğim gibi televizyona, sosyal medyaya daha sınırlı vakit ayırıp insana daha fazla vakit ayırmak lazım. Sanala vaktimizi kısıtlamak, gerçek olan, hakiki olan şeylere gönlümüzü aralamak ve zamanı da onlara açma ilkesiyle yaklaşırsak olaylara, belki bu kısa süre içerisinde kendimizi düzeltme imkânı buluruz.

Sürekli konser veren, söyleşilere katılan, halkın içinde olan bir sanatçı olarak, insanlığın gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz?
VİDEO / 03:28
Sürekli konser veren, söyleşilere katılan, halkın içinde olan bir sanatçı olarak, insanlığın gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Bu ciddi, vakur, ağır görüntünüzü gençler çok seviyor ama biliyoruz ki duygusallık olmadan sanat olmaz. Bu görüntünün arka planında nasıl biri var? Öyle görünüyorsa bir defa bu beni mutlu eder. Öyle görünüyorsak da ‘inşallah öyle oluruz’ diyoruz. Vakarlı olmak başka, vakarlı görünmek başkadır. Allah vakarlı eylesin hepimizi. Çünkü vakarlı olmak duygusal olmaktır, aynı zamanda sert olmaktır. Vakarlı olmak barışçıl olmaktır, vakarlı olmak savaşçı olmaktır. Vakarlı olmanın içerisinde her şey vardır. Onun için Allah vakarlı görünenlerden değil, vakarlı olanlardan eylesin. Sanatın temelinde, özünde aslında duygu vardır.

Vakarlı olmak barışçıl olmaktır, vakarlı olmak savaşçı olmaktır.

Matematiği yok mu? Var. Bilgi birikim yok mu? Var ama sadece matematikle, bilgiyle, birikimle olmuş olsaydı. Profesörler, öğretmenler, öğretim görevlileri, hocalar en büyük sanatkârlar olurdu. Bu iş böyle olmuyor. Hatta onların arasından yarım yamalak matematiği olan büyük sanatçılar çıkmış. Yarım yamalak bilgiyle, yarım yamalak birikimle çok büyük sanatkâr olabilmiş. Bu işin temeli duygu, kalbe dokunabilmek, kalbe değebilmek. Bunu başaran sanatkâr olmuş. Kalbe değerken, işin bir matematiği var mı? Var. Necip Fazıl şiiri tarif ederken şöyle der. Bu arada Necip Fazıl vezinli şiir taraftarıdır. Serbest hiçbir şiir yazmamıştır. Ölçü ve vezin ile ilgili der ki:

Tıpkı insanın iskeleti gibi olmalı şiirdeki vezinler. İnsana baktığınızda nasıl iskeletini görmüyorsanız. Vezinli, ölçülü bir şiir okuduğunuz zaman da, onun veznini, ölçüsünü görmemeniz lazım.

Necip Fazıl Kısakürek

Aynı bunun gibi sanatın bir matematiği olmalı, bir bilgisi, bir birikimi, backgroundu olmalı ama ona baktığınız zaman onu görmemelisin. Gördüğün ve daha çok hissettiğin şey onun duygusu olmalı. Sanatta bilgi, birikim, donanım bunlar gizlenmeli. Bunlar araştırdıkça ortaya çıkmalı ama as olan, önde olan işin duygu noktası olmalı, ağlayan noktası olmalı, haykıran noktası olmalı.

Sanatta bilgi, birikim, donanım bunlar gizlenmeli.

Çünkü sanat bir anda değer insana, zorla bir şeyi sevdirmek sanat işi değildir. Sanatın kalbe dokunması lazım. Kalp duygu işidir, beyine demiyorum bak. Bilimsel bir çalışma yapıyorsak, beyine anlatalım bunu saatlerce ama sanat saatlerce anlatılacak bir şey değil. Düşünün adamın dilini bilmiyorsunuz, dinini bilmiyorsunuz, mezhebini bilmiyorsunuz, yaşadığı coğrafyayı bilmiyorsunuz. Mesela 15 bin km uzakta yerel müzik yapan bir Aborjinleri dinlersiniz, Afrika kabilesini dinlersiniz. Size dokunan bir şey bulursunuz. Orada matematik yapmazsınız. Çalan ritmin kaç kaçlık olduğuna bakmazsınız. Normalde bir müzisyenin işi bir ritim çaldığı zaman ‘4/4’lük mü, 3/4’lük mü, 7/8’lik mi, 6/8’lik mi, 5/8’lik mi?’ diye hemen deşifre etmek olur ama işin duygu noktasında olduğunuzda o deşifrelerle uğraşmazsınız. Sadece kalbinizi dinlersiniz. Kalbinizdeki değişimi hissedersiniz. Onu hissettikçe mutlu olursunuz, onu hissettikçe bambaşka bir havaya bürünürsünüz. İşte müzik, sanat böyle bir şey. Sizi bir şiir, bir müzik, bir tiyatro sahnesi, bir resim etkileyebilir. Sanatın bütün dalları kalbe dokunur. Duygusu olmayanın bu sahayla işi yoktur. Evet, biz belki sert görünüyor olabiliriz yer yer, bazen kızgınlıklarımız olabilir ama bilin ki bizim ham maddemiz duygudur. O olmadan iki mısra alt alta dizemeyiz.

Bu ciddi, vakur, ağır görüntünüzü gençler çok seviyor ama biliyoruz ki duygusallık olmadan sanat olmaz. Bu görüntünün arka planında nasıl biri var?
VİDEO / 02:43
Bu ciddi, vakur, ağır görüntünüzü gençler çok seviyor ama biliyoruz ki duygusallık olmadan sanat olmaz. Bu görüntünün arka planında nasıl biri var?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Yıllardır savunduğu Anadolu değerlerini gittiği yerlere taşımayı bir ilke haline getirdi.
Yıllardır savunduğu Anadolu değerlerini gittiği yerlere taşımayı bir ilke haline getirdi.

Kendinizi ve eserlerinizi nelerden beslersiniz? Beslenmek için özellikle okumak lazım, her şeyi okumak lazım. Aktüel eserleri de klasik eserleri de okumak lazım. Sebahattin Ali’yi, Peyami Safa’yı okuduğunuz kadar bugünün bir Tarık Tufan’ını da okumak lazım. İbrahim Tenekeci’yi, Serdar Tuncer’i, özellikle Sadettin Ökten’i okumak lazım. Ele geçen, tavsiye edilen her şeyi okumak lazım. Özellikle duygularına, muhakemesine güvendiğiniz, itibar ettiğiniz bir kişinin tavsiye ettiği kitabı okumak sizin için faydalı olur. Böyle onlarca kitap çıkar. Aktüel yazarları da takip etmeye çalışıyorum. Günlük en az 15-20 tane makale okuyorum. Güncelimi en azından onunla besliyorum. Edebi ve antoloji okumalarımı hiç aksatmadan devam ediyorum. Her gün en az 3-5 şiir okurum. ‘Başka bir şey anlayabilecek miyim?’ diye okuduğum şiirleri tekrar okurum. Ruh halim değişik oluyor. Bir beyitten başka bir şey çıkarabiliyorum. Bu okumalarım yine devam ediyor. Bunlar bizim beslendiğimiz şeyler, bunlarla oluyorsunuz, bunlarla kendinize geliyorsunuz. “İnsanın beyni değirmen taşına benzer, yeni bir şey koymadığın zaman kendi kendini öğütür” derler ya, yeni bir şey koymadığınız zaman beyin kendi kendini öğütmeye başlar ve bir bakarsınız zaman içinde mevcut müktesebattan hiçbir şey kalmamış.

Sadettin Ökten
Sadettin Ökten
Serdar Tuncer
Serdar Tuncer
İbrahim Tenekeci
İbrahim Tenekeci

Onun için sürekli bir şeyler koymak lazım. Bunlar bizim beslenme kaynaklarımız, bu şekilde en azından beyinin boşalmasını engellemiş oluyoruz. Boş kaldığım zaman müzik dinliyorum ama sözsüz müzik tercih ediyorum. Söz beni yoruyor. Sesli bir müzikte, müzikten ziyade soliste kulak vermem icap ediyor. Orada hataları duyarsın yahut çok iyi okumuşsa, ‘şurada ne güzel nağme yapmış, şurada ne kadar güzel okumuş’ diye oraya konsantre olursun. Yani müzikten biraz koparsın. O yüzden tek başıma kaldığımda daha çok enstrümantal dinlemeyi tercih ediyorum. Batı klasiklerini dinliyorum. Schubert, Bach, Beethoven dinlerim. Çaykovski'yi bilgim olsun diye de değil, haz alarak ve keyifle dinlerim. Bir o kadar Itri’yi, Dede Efendi’yi dinlerim. Bir o kadar halk müziğini dinlerim. Aşık Reyhani’yi, Aşık Mahsuni’yi, Neşet Ertaş’ı dinlerim.

Johann Sebastian Bach
Johann Sebastian Bach
Pyotr İlyiç Çaykovski
Pyotr İlyiç Çaykovski
Neşet Ertaş
Neşet Ertaş

Bunlarda sizin duygunuzu, ufkunuzu besleyen şeyler, bunları ihmal etmemeye başladım. Bütün bunlarla beraber kendinizi dinlemekte önemlidir. Kendinizi dinleyerek, kendinizi geliştirirsiniz. İnsanın içinde bir ses vardır.Biz ona vicdanın sesi deriz.

Kendinizi dinleyerek, kendinizi geliştirirsiniz.

Genelde doğruları değil de, yanlışları yaptığı zaman vicdan devreye girer. Şurada şunu yapmamalıydın, şurada şunu söylememeliydin yahut şurada şu tavrı almalıydın filan diye sana 24 saat bir şeyler söyler. Onu da dinlemek lazım. Ona kulak tıkarsanız, gelişmezsiniz. İşte özeleştiri dediğimiz hadise bu. Vicdan size doğru yolu gösterir.Buna kulak tıkayanları ve onu yokmuş gibi kabul edenleri yirmi sene sonra bile görseniz. Yüzlerce kitap okusa dahi gelişmediğini görürsünüz. İnsanı asıl geliştiren, asıl değiştiren ve olması gerektiği noktaya çeken şey aslında kendi içerisindeki iç sesi dinlemesidir. İlhamdan bahsediyoruz ya, o da daha ulu bir yerden insanın gönlüne ilham edilen bir sestir. O ses tevekkeli bir ses değil, o ses sıradan bir ses değil. O sesi dinlememek yahut dinlemeye tenezzül etmemek, o sesi incitmek demektir. Mümkün mertebe her gün en azından yatmadan evvel, o sese bütün kulağı kabartarak yönelmek lazım ve o sesin söyledikleriyle hareket etmek lazım. Bu da sanatkârı ciddi bir manada geliştirir diye düşünüyorum.

Kendinizi ve eserlerinizi nelerden beslersiniz?
VİDEO / 05:58
Kendinizi ve eserlerinizi nelerden beslersiniz?
Uzun süren suskunluğunu “Aklıma Düşünce...” albümüyle bozan, duruşu ve tarzıyla gençlerin örnek aldığı, özgün müziğin en önemli sanatçılarından Uğur Işılak; Üstat Necip Fazıl'ı, hayata bakış açısını, kendimize nasıl döneceğimizi, şiiri, sanatı, sosyal medyayı ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

YORUMUNUZU YAZIN, SORUNUZU SORUN
{{ entity.comments.quantity }} KİŞİ YORUM YAZDI
İLK YORUM YAZAN SİZ OLUN
C CİHAN DAMLA GZT Editörü

GZT Röportaj’ın sorumlu editörü olarak görev yapıyor. GZT’de Açık Pencere isimli programı hazırlayıp sundu. Her hafta alanında önemli kişilerle röportaj yapan Cihan’a cihan.damla@gzt.com adresinden ulaşabilirsiniz.

BEĞEN
YUKARI DÖNÜN

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz