Çok kullanılmış bir ikindi vaktinde Orhan Gencebay dinlemek

SÜLEYMAN UNUTMAZ
Abone Ol

Orhan Gencebay bağlamayı öyle kullanır ki arabesk de diyemeyiz, türkü de. Zamanın eski bir ikindi vaktine hüzünle yağmasına benzer bazı bağlama sesleri onda. Saatin tik-taklarından daha esaslıdırlar benim için. Türklerin kalbinde bir yer vardır ve tam oraya dokunur.

Sen gelmeden önce
Cins

Oradaydılar. Merdivenlerde üç kişiydiler. Bakışlarını arada sağa sola çevirip dalgın konuşmalar yapıyorlardı. Biz banktan onlara bakıyorduk. Rüzgâr seslerini bize getirmese de yarım ve solgun varlıklarının izdüşümlerini önümüze getirip bırakıyordu. Eksik parçaları içimizde tamamlayıp, onlara bakmayı sürdürüyorduk. Issızlığın iliklere işlediği bir öğle vaktiydi. Avluda uçuşmaya çabalayan kâğıt parçaları bile yetmiyordu zamanı canlandırmaya. Orada, hayali dünyamıza sunulmuş silik görüntüler hâlinde kalakaldılar. Bir ara gülümseyerek geçti yanımızdan. Dargın olduğu birine bile gülümseyebilmeyi nereden öğrenmişti? Ne kadar ölçülü, tartılmış ve nazik bir tebessümdü. Ben nasıl gülümsedim acaba? Onun kadar ustaca olmasa bile ben de gülümsedim. Ama kızmadım o gülümsemeye, haklıydı ve gene de surat asıp geçmenin yozluğu yoktu yüzünde. Gülümsemesinde bir kez daha varlığımı sorguladım. Hayır, büyük suçlar ve hesaplaşmalar yoktu. Ama "keşke" vardı içinde. Daha özenli bir tavrım olabilirdi ona ve kendime karşı.

Onlar ise küçük bir kararı abartılı bir titizlikle alıp bahçe kapısına doğru uzaklaştılar.

Onlar ise küçük bir kararı abartılı bir titizlikle alıp bahçe kapısına doğru uzaklaştılar. Ben kendi ikindimin kapılarına geldim, dayandım. Bir de, "saçları değil bakışlarım lirik" diyebilme cesareti gösterdiğim başka bir kelimeye bakışımı anımsadım. "Fotoğrafını çekicem" dedi. Baktım makineye. "Gülümse" dedi. Gülümsedim. Alnımdaki terleri sildim. Ama gülümseyemeyişim aklımdan çıkmadı bir türlü. Koridorları dolduran kahkahaya bu kez sevgiyle baktı kulaklarım. Kızlar şirin tebessümler takınmışlardı. Kendimi dağınık yüzler arasında kime nasıl bakmalıyım telaşı içinde hissettim. Bir ara şu sinemasal an da oldu: Merdivenlerden inerken, önce o, sonra diğeri, sonra da öbürü yanımdan geçti. Ben zihnimde bu geçişlere birini daha ekledim. Haz aldım bu kamerasız anlardan. Biri ise iyi tatiller cıvıltısıyla odayı terk ederken sesim onu kapıda yakaladı: "İyi tatiller!" Buna gülünmesi durumun aydınlığı açısından hoş oldu. Sabri, güzel ve doğru bir kahkaha attı.

Bazen birbirimize öyle sağlam ve tepeden bakıyoruz ki ancak biz biliriz bunun değerini. Yüzümdeki örtüyü kimse kaldıramadı henüz. Geldim odama. Hayal kırıklıklarından oluşan o hava, o koku beni bekliyordu. Bilgisayarı çalıştırdım. Çalışır çalışmaz ben de başka birine dönüştüğümü hissediverdim. Gövdemden aşağıya ve yukarıya doğru, karmakarışık harf dizilerinin gidip gelişlerini dinlemeye koyuldum. Odayı dolduran o zamansız ve sonsuz ikindi yerli yerindeydi. Kendimi seyretmeye başladım.

"Kaldır yeryüzünden artıklarımı"

Herkese göre bir şarkısı vardır onun.

Orhan Gencebay bağlamayı öyle kullanır ki arabesk de diyemeyiz, türkü de. Zamanın eski bir ikindi vaktine hüzünle yağmasına benzer bazı bağlama sesleri onda. Saatin tik-taklarından daha esaslıdırlar benim için. Türklerin kalbinde bir yer vardır ve tam oraya dokunur. Türklerin içinde büyük bir yalan vardır ve onu seslendirir. Onun yaptığı arabesk değildir. Nedir? Türkü söyleyemeyecek kadar sığ, ama âşık olacak kadar gözü pek insanlar onda buldular hislerinin başka bir kalbe akış yolunu. Eğer her şeyi müzik tekniğiyle açıklayabilirsek, o zaman tüm paragraf yanar. 26 yıl önce bana yapışan bu müzik, zaman zaman kendini tekrar eder bende. Ben orada, anlayamadığım bir saflık bulurum. Ve orada kalmak bana hep aynı saflığı bağışlar. Herkese göre bir şarkısı vardır onun. Ağzımın kenarında yarım kalmış bir ıslık ya da… Ben aşkı onun anladığı gibi ve anlattığı gibi anlamaya bayılırım. Doğru değilse bile bu yalana bağlıyım. Hem aşk konusunda her şey doğru ve her şey yanlıştır.

Orhan Gencebay denince aklıma hiç yaşanmamış bir aşk gelir. Dar sokaklar, toz kalkan yollar gelir. Kavak ağaçları ve 80li yıllar gelir. Çaresizce sitem eden erkekler gelir. Taşra romantizminin olmadık zamanda yakaladığı yazılmamış ve yaşanmamış öyküler gelir. İlk aşk onun şarkılarıyla gelir.

Bir isyancının anatomisi
Cins

Sımsıcak bahar sabahları, kahvede içilen uzun samsun sigaraları, okey sesleri ve kardeşlerim gelir. Ben onu dinlerken kimsenin yazamayacağı bir öyküye yerleşirim. Orada uzun voltalar eşliğinde satır satır içerim o öyküyü. Onu dinlerken sessiz bir gözyaşına dönüşür yürüyüşüm. Ben onu dinlerken kendime ayırdığım en saf zamanlardayımdır ve ömrüm boyunca oradan çıkmak istemem. Onun sesi çaresizliği ve hüznü öyle gerçek yapar ki hayatta da başka hiçbir şey yok gibi gelir. Aşktır ve yokuşa akan sular gibi duyulur ondan. Aşktır, kendi coğrafyasını yaratır ve o kırık dökük kederler çok eski zamanlardan üstümüze dökülür. O şarkıları güzel yapan, artık bir hatıra hâline gelmeleridir.

  • Bunlar onlar: "Bilmesin O Felek", "Dil Yarası", "Doğan Bir Pişman", "Beni Böyle Sev", "İlk Göz Ağrım", "O Benim", "Sevecekmiş Gibisin", "Sevmenin Zamanı Yok", "Hayat Devam Ediyor", "Utan", "Al Hançeri", "İç Benim İçin", "Al Senin Olsun", "En Nihayet Bir İnsansın", "Gönül Dağı", "İlah Gözlerin", "Bağrımda Bir Ateş", "Ayşen", "Dilenci", "Tek Hece", "Hor Görme Garibi", "Felekle Sohbet", "Hasret Rüzgârı", "Dokunma", "Yasak Resim", "İki Elin Kanda Olsa", "Seni Buldum Ya", "Çilekeş", "Vazgeç Gönlüm", "Beni Biraz Anlasaydın", "Hem Çare Hem Dertsin", "Ben Doğarken Ölmüşüm", "Büyük Aşkımız", "Dertler Benim Olsun", "Aklım Takıldı", "Hatasız Kul Olmaz", "Çoban Kızı", "Kır Gönlünün Zincirini", "Yokluk", "Sarhoşun Biri", "Ziyankâr", "Yalnız Değilsin".

Başlık "İç Benim İçin" şarkısından. Söz: Cemal Safi.

Ya "Mona Rosa" yalan ya da bu yazının tamamı. Kimsenin itiraf etmediği bir çift yalan olsun ikisi de. Herkes yalan söyler. Tüm o bozulmuş hatıralara şarkılarla şiirlerle dokununca güzel görünür ya. O işte.

Yoksa nasıl yaşanır bu dünyada?