Mûsikiye adanmış bir ömür: Bekir Sıdkı Sezgin

HABER MASASI
Abone Ol

Bekir Sıdkı Sezgin, üstün bir üslubu güzel sesinde tecessüm ettiren nadir ses sanatkârları içerisinde en önde gelenlerden birisidir. Repertuvarını daima sanat değeri taşıyan eserlerden titizlikle seçerdi. İcra ettiği eseri yaşardı, güfte ve bestenin gerektirdiği duyguları hem hisseder hem de hissettirirdi. -Alâeddin Yavaşça- Kısaca söylemek gerekirse hayatımı yalnız mûsikiye vakfettim. Şu gerçeği de önemle belirtmek isterim ki küçük yaşımda başlayıp bugüne kadar hayatımı yalnız mûsikiye vakfetmiş olan ben, henüz hiçbir şey öğrenmediğimin farkındayım. -Bekir Sıdkı Sezgin-

1

Hızlı dünyamızın bilmediği bir güzellik o. Zincir mağazaların çalma listelerinde adı yok çünkü. Ancak bilenlerin anlayacağı bir incelik... Öğrenilerek bilinemez ama. Ancak duyulur. İncitici bir yücelik doğrusu...

Üç kalenderin feryad ve ikazı
Cins

Haşyet diyebiliriz ona. İlk insandan bugüne, insanoğlunun içinde koruyabildiği ve sonraya aktarabildiği tüm güzelliklerin ortak izi... Allah'tan elbet: Verili bir çaba...

2

"Türk müziği, Türk milletinin kulağından niye uzaklaştırıldı?" sorusu en gerçek ve can yakıcı sorumuzdur. Ve hesabı sorulana kadar burada durmalıdır. Cevabı verilirse, onun Türk mûsikisi içerisinde durduğu yeri ve kapattığı yarayı anlamak daha mümkün olacaktır. Kurtarıcı bir ses, dahi bir yorumcu. Sadece kendi zamanının değil, tüm zamanların en "iyi"lerinden.

3

"Besmele" ve "Sübhaneke" ile başlayıp elli yıldan daha uzun süren bir müzik yolculuğunun öznesi o. Türk müziğine yön veren muktedir bir ses. Türk mûsikisinin ve dolayısıyla Türk kültür dünyasının en önemli kültür ve sanat adamlarından biri. Fırat Kızıltuğ'un dediğiyle anlatabiliriz belki; "Bekir Sıdkı Sezgin bir dâhî yorumcu idi ve tekti. İki Fuzulî olmaz. İki Yahya Kemal de olmaz. Üstad da öyleydi." Kelimelerin bütün anlamlarıyla; tam olarak öyleydi.

4

Sadece yirminci yüzyılın değil, tüm zamanların en büyük sanatçılarından biriydi. Klasik üslubun ve formların peşinde kendi has üslubunu kurmayı ve bunu kendisinden sonrakilere aktarmayı başardı. Türkçenin lehine icrasıyla ve çok geniş dünyaları kapsayan repertuvarıyla müziğin içinde kimseye benzemeyen nadide bir ada idi. Büyük geleneğin, büyük "yeni"siydi.

5

Sadece bir icracı, sadece bir yorumcu da değildi. Sanatçılığının ayrılmaz parçası olarak büyük bir düşünürdü aynı zamanda. Müzik üzerine düşünen, metin üreten hatta dergi çıkaran olağanüstü bir çalışkanlıktı o. Müzik üzerine nazari yazılar inşa etmeyi bildi. Genel yayın yönetmenliğini yaptığı Sanat ve Kültürde Kök dergisi, bilhassa çıkmayı başardığı yıllar açısından düşünüldüğünde, çağının ötesinde bir çabadır. Bir hattat gibi notaları elleriyle işledi.

6

Hikâye, bir insanın diğerine hürmetiyle başlıyor bizce. 1899'da Erzincan'da dünyaya gelen Hafız Hüseyin Efendi adında bir zat. Çocukluğundan itibaren iyi ve güçlü bir eğitim alıyor. Uzun eğitim yıllarının ardından Şehremini'de bulunan Keyci Hatun Mescidi'nde müezzinliğe tayin oluyor. Göreve başladığında bir adamla tanışıyor. Bekir Sıdkı Necmettin Efendi adında bir zat. Seviyor ve hürmet ediyor. Sonunda halifesi de olacağı bu güzel adama intisap edi- yor. Maya burada bizce... Ve Bekir Sıdkı Efendi'ye olan muhabbeti, 1936'da doğan oğlunun adını belirliyor: Bekir Sıdkı.

7

Kemahlı Hafız Hüseyin Efendi ile Vakfıkebirli Feride Hanım'ın oğlu olarak 1 Temmuz 1936'da Şehremini'de dünyaya geliyor Bekir Sıdkı Sezgin. İlk müzik eğitimini çok küçük yaşlarda önce babasından sonra da mûsiki muallimi olan anneannesinden alıyor.

Sadece bir icracı, sadece bir yorumcu da değildi. Sanatçılığının ayrılmaz parçası olarak büyük bir düşünürdü aynı zamanda. Müzik üzerine düşünen, metin üreten hatta dergi çıkaran olağanüstü bir çalışkanlıktı o.

Zaten yüksek sanatın duyulduğu evde, müziğe olan fıtri yatkınlığını gören babasının teşviki büyük elbette. Kulağında büyük seslerle büyüyor.

8

Henüz okula başlamadan o denli güçlü bir müzik eğitimi alıyor ki, ilkokula başladığı günlere dair şunları diyecektir: "İlkokula başlarken en az altı makamda dinî ve lâdîni olmak üzere birçok eser icrâ ediyor ve bu makamları karakteristik vasıfları ile pratik olarak tanıyor ve duyduğum zaman isimlendirebiliyordum." O yıllarda bir yandan babası ile dinî eğitimini sürdürürken öte yandan annesi ile din dışı mûsiki eserlerini ve devrin önemli şarkılarını meşk ediyordu. Henüz on yaşına geldiğinde hem Kur'an'ı ezberlemiş hem de Türk müziğinin tüm formlarını icra edebilir bir maharet kazanmıştı.

9

"Ne aldı isem ne öğrendiysem hepsini babamdan alıp öğrendim. Benim en büyük Hocam odur." dediği babasının yanı sıra annesi Feride Hanım'dan da günün şarkılarını ve ileri seviye müzik eğitimi almıştı. Profesyonelliğe ilk adımını ise henüz 9 yaşındayken attı. 1945 yılında camide yapılacak bir Mevlid programında "Tevhid Bahri"ni okumak için mikrofonu eline almıştı. Aynı yıl babası Hüseyin Efendi'nin tayini Isparta'ya çıkınca o da ilkokulu burada tamamlamak durumunda kaldı.

10

1946'dan 1948'e kadar sık sık İzmir'deki teyzesinin yanına gidip gelen Bekir Sıdkı Sezgin, burada da yeni hocalardan müzik eğitimi almaya devam eder elbette. 1953 yılında ise lise eğitimi için Muğla'dan İstanbul'a gelir. Pertevniyal Valide Sultan Lisesi'nde okurken babası Hüseyin Efendi'den gelen bir mektupla İstanbul Belediye Konservatuarı'nın sınav açtığını öğrenir. Yeni dünyası bellidir.

Müzik üzerine nazari yazılar inşa etmeyi bildi.

11

Babası, çevresinden yükselen "Hocam ne yapıyorsun, çocuğu şarkıcı mı yapacaksın!" itirazlarına kulak asmaz ve Bekir Sıdkı Bey'e şunları söyler: "Bugüne kadar her şeyi öğrendin çok güzel bir icrâcı oldun ama bunları hep pratik olarak öğrendin. Duydum ki, İstanbul Belediye Konservatuvarı öğrenci almak için imtihan açmış, oraya müracaat et, muhakkak ki kazanacaksın. Bu okulda da mûsikiyi ilmen tahsil et ve bu defa gel sen bana öğret."

12

Konservatuvar sınavlarını iki yüzü aşkın kişi arasından birincilikle kazanır. Lise birinci sınıfa kaydolduğu günlerde konservatuvara da devam eder. Nevzat Atlığ'dan Mesut Cemil'e, Şive Ölmez'den Şefik Gürmeriç'e kadar pek çok kıymetli hocadan dersler alır. "Türk okuma tavrı"nı burada, bu hocalar vesilesiyle öğrenir. Lise ve konservatuvar biter ve o da askere gider. Askerlik sonrası Denizli'den İstanbul'a değil, babasının Eşrefpaşa'daki evinde kalmak üzere İzmir'e yerleşir.

  • 13
  • İzmir'e yerleştikten sonra burada da boş durmaz; İzmir radyo müdürü Necdet Varol'dan özel ders almaya başlar. Ancak hâlâ bir işi yoktur. Babasının her ay gönderdiği parayla geçiniyor olsa da bu durumdan da rahatsızdır. Bir arkadaşının teklifiyle semt camiine ilan asarlar. Bir hafta sonrası için bir Mevlid icrası duyurusu... Gelenlerin tebriki ve takdiri bitmez. Böylece mevlidhan olmuştur bile. Geçimini artık kendi sağlayabiliyordur. Bu bir süre devam eder.

14

İzmir radyosundaki eğitimi devam ederken bir yandan da bant kaydetmeye başlar. 1961'de tanbura merak sarar ve kısa sürede çok iyi bir seviyede öğrenir. Yorulmak bilmeyen çabasını yıllar sonra şöyle ifade edecektir; "İzmir'e yerleştiğim 1958 yılından evlendiğim 1964 yılına kadar bütün gecelerimi sabahlarla bitiştirdim." Neredeyse emeklediği ilk günlerden bu yana hiç aksatmadan aldığı müzik eğitimi, müzikte onu benzeri zor bir seviye çıkarmıştır bile.

15

İlk bestesi 1962 yılında gelir. Güftesi Yavuz Sultan Selim Han'a ait olan "Sanma şahım sen herkesi sadıkane yar olur" şiirini kayda alır. Geceleri yaptığı kayıtların yanı sıra gündüzleri de bir ilaç firmasında çalışmaktadır. 1964'te ise bekârlık günleri sona erer. Sibel Hanım'la tanışır ve evlenir. İzmir radyosunda çalışmalarına devam eder.

Nihayetinde koro şefi de olur. 1975'te İstanbul'dan aldığı bir iş teklifini geri çevirmez ve İstanbul'a gider.

16

Yeni açılan İTÜ Türk Mûsikisi Devlet Konservatuarı'nda repertuar ve üslup hocası olarak işe başlar. İzmir Radyosu'ndaki görevini de İstanbul Radyosu'na aldırır. Efsanenin inşası böylece çerçevesini tamamlamaya başlar. İzmir'deyken başladığı yurt dışı konserleri Amman, Basra, Beyrut ve Bağdat'ın ardından Londra'ya da uzanır. İstanbul'dayken seri, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda konserleriyle devam eder. Türk müziğinin elçilerinden biridir artık.

17

1977 yılında Niyazi Sayın ve Necdet Yaşar ile verdiği solo konser, repertuar ve icra mükemmelliği açısından çok uzun yıllar hayret ve hayranlıkla hatırlanacaktır. Şahit olanların çok uzun yıllar sonra bile hatırladığı bu efsane icra, tarihi bir çıkış olarak müzik tarihinin efsane performanslarından biridir. Aynı şekilde İstanbul Festivali bünyesinde verdiği ilk solo Türk müziği konseri de akıllara kazınacaktır.

18

1981 yılında, belki de erken sayılabilecek bir zamanda TRT'ten emekli olup sadece konservatuvardaki hocalık görevine devam etti. Hocalığı devam ederken emekliliğin bereketi ile 26 sayı devam edebilmesine rağmen çıktığı süre boyunca ve sonrasında müzik dünyasına damgasını vuracak Sanat ve Kültürde Kök adlı bir dergi çıkaracaktır.

Yeni açılan İTÜ Türk Mûsikisi Devlet Konservatuarı'nda repertuar ve üslup hocası olarak işe başlar.

19

Türk musiki tarihine adını altın harflerle yazdıran Bekir Sıdkı Sezgin, bıraktığı tüm kayıtlarla birlikte bugün de insanlara dokunmaya devam ediyor.

Ve ben yalnız
Cins

Hâfızlık, mevlidhanlık, hânendelik, sâzendelik, hocalık, bestekârlık gibi vasıflara sahip çok yönlü bir sanatkâr olan Bekir Sıdkı Sezgin'in 1 Temmuz 1936'da başlayan dünya yolcuğu 10 Eylül 1996'da nihayete erdi. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

20

"Okurken adeta yaşadığımız boyutun daha ötesine geçerek oralardan birtakım seslerin geldiğini hissediyorum. Bir yaprağın kıpırdayışında, bir telin ihtizazında eğer siz tevhidi duymuyorsanız o zaman okuduğunuz eserde de hiçbir şey duyamazsınız. Ben bunları duyarak, o âleme geçerek okumaya çalışıyorum, okuyorum. İşte o tesir oradan geliyor." Bekir Sıdkı Sezgin