Pers, hars ve miras: İran

MEHMET ÖZEK
Abone Ol

İran coğrafyasında yaşayan halklara Persler denilmektedir. Persler bugünkü İran’ın kurucuları kabul edilmektedir. Babil’de M.Ö. 323 senesinde Büyük İskender’in gözlerini hayata yumması, günümüz İran topraklarında yeni devletlerin neşet etmesine sebebiyet vermiştir. Bu devletlerin arasında en önemlileri 450 yıla yakın Pers topraklarında hâkimiyet süren Part İmparatorluğu’dur. İslam fethinden sonra İran’da küçük yerel hanedanlıklar kurulmuştur. Bu hanedanlıklar şunlardır: Tâhirîler (821-873), Samanîler (819–999) ve Seferîler. Takvimler 1501 senesini gösterdiğinde bir Türkmen beyi olan Şah İsmail, Tebriz’i alarak iktidarı ele geçirmiş ve Safevi Devleti’ni kurmuştur. 20.yüzyılda ise İran iki devrime ev sahipliği yapmıştır: 1906 (Meşrutiyet) ve 1979 (İslam Cumhuriyeti) devrimleri.

İran isminin, milattan önce 2000’li yıllarda İran coğrafyasına gelerek buradaki küçük etnik grupları kendi içlerinde eriten Aryailer’den (Ariyan) geldiği düşünülmektedir. Aryailer'in bir kolu olan Persler, İran coğrafyasında kurulan ve milattan önceki devirlerin en geniş imparatorluğu olarak bilinen Ahameniş İmparatorluğu'nu kurmuşlardır.

Ahamenişler, M.Ö.500’lü yıllarda en güçlü dönemlerini yaşamışlardır. İran coğrafyasında yaşayan halklara Persler denilmektedir. Persler bugünkü İran’ın kurucuları kabul edilmektedir. Ahameniş İmparatorluğu'nun M.Ö. 533’te başlayan egemenliği, İskender’in Asya seferleri sırasında son bulmuştur.

Babil’de M.Ö. 323 senesinde Büyük İskender’in gözlerini hayata yumması, günümüz İran topraklarında yeni devletlerin neşet etmesine sebebiyet vermiştir. Bu devletlerin arasında en önemlileri 450 yıla yakın Pers topraklarında hâkimiyet süren Part İmparatorluğu’dur. Roma devletinin ardı arkası kesilmeyen saldırıları sonucunda Part İmparatorluğu zayıflamıştır. Bir destan kahramanı olan Ardeşir, Sasan’ın soyundan geldiğini iddia ederek Part Krallığı’nın son kısımlarını da ele geçirip 224 yılında Sasani Hanedanlığı'nı kurmuştur.

Hazreti Ebubekir’in halifeliği sırasında Bizans ve Sasanilere karşı başlatılan seferlerle İslam orduları 637 yılında Medain’i almıştır.

İslam ordularının 641 yıllarında Sasani ordularına Nihavend’te galip gelmesi üzerine İran’ın kapıları Müslümanlara açılmıştır.

Dört halife döneminde İran’ın fethi peyderpey tamamlanmıştır. İran, dört halife döneminin sona ermesiyle birlikte önce Emevî sonra Abbasi egemenliğinde varlığını sürdürmüştür. Moğol işgali haricinde günümüze kadar hep Müslüman kimliği olan devletler tarafından yönetilmiştir. Emevîler uyguladıkları mevali politikası ile Arap olmayan unsurları kendisine küstürmüştür. Ancak Ömer bin Abdülaziz döneminde uygulanan bazı politikalar İran’ın İslamlaşması açısından bir dönüm noktası olmuştur. Bu politikalardan biri Müslüman olanlardan cizye alınmaması sözüdür. Emevîlerin ardından halifeliği ele geçiren Abbasiler, Hz. Muhammed’in soyundan gelmeleri ve halifeliğin başkentini İran’a yakın olan Bağdat’a taşımalarından ötürü Şiilerden destek görmüşlerdir. Tabi bu destek çok uzun ömürlü olmamıştır.

İslam fethinden sonra İran’da küçük yerel hanedanlıklar kurulmuştur. Bu hanedanlıklar şunlardır: Tâhirîler (821-873), Samanîler (819–999) ve Seferîler (861-1003). Selçuklular, Samanilerden bazı topraklar alarak kuzey ve güney hattı boyunca hâkimiyet kurmuşlardır. Aslen İranlı olan Selçuklu veziri Nizam’ül Mülk zamanında İran kültürel ve bilimsel bir Rönesans devri yaşamıştır. Amin Maalouf,Semerkant kitabında bin yılın başında her biri kendince damgasını vurmuş üç İranlı isimden bahseder:

Dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam, o dünyayı yöneten Nizam’ül Mülk ve aynı dünyaya dehşet saçan Hassan Sabbah.

Selçuklu Sultan’ı Melik Şah’ın ölümüyle İran coğrafyasında merkezi yönetim yeniden zayıflamış ve Moğol istilası ile İran toprakları yeniden işgal edilmiştir. İşgalin ardından Cengiz Han’ın torunu ve diğer Cengizli Büyük Han’larından Mengü Han ve Kubilay Han’ın da kardeşi olan Hülâgû Han, İlhanlılar Devletini kurmuştur. HülâgûHan’ın mezarı günümüzde İran sınırları içerisinde kalan Urmiye’dedir.

Takvimler 1501 senesini gösterdiğinde bir Türkmen beyi olan Şah İsmail, Tebriz’i alarak iktidarı ele geçirmiş ve Safevi Devleti’ni kurmuştur. Eugene Rogan, "Araplar Bir Halkın Tarihi" isimli eserinde Safevileri şöyle anlatmaktadır:

  • Safeviler, Osmanlılar gibi Türkçe konuşuyorlardı ve muhtemelen Kürt kökenliydiler. Karizmatik liderleri Şah İsmail (1501-1524) devletin resmî dini olarak Şii İslam’ı kabul etmişti, bu da onu Sünni Osmanlılarla ideolojik bir çatışma içine çekti.

Tekkeden devlete bir yapılanma: Safevîler
Mecra

1514 yılında Osmanlılar ve Safeviler arasında yaşanan Çaldıran Savaşı’nda Safevilerin yenilmesi Şah İsmail’in halk üzerindeki etkisini kırmıştır. Şah Abbas’ın ölümünden sonra Safevi yönetimi gerilemeye başlamıştır. Bu gerilemeyi kısa süreli fırsata çeviren Afgan hâkimiyeti olmuştur. Nadir Şah’ın Safeviler için verdiği mücadele ile Afgan hâkimiyeti son bulmuştur. Nadir Şah, Safevilerin aksine Şii-Sünni birliğini sağlamak, Şia’yı, Caferiye ismi altında dört sünni mezhebin yanında beşinci İslam mezhebi saymak gibi bir anlayışı benimsemiştir.

19 Haziran 1747’de Nadir Şah, ordugâhını Fethabad’a yakın mesafedeki Goçan’a kurmuştur. Burada bulunduğu sırada emrindeki komutanlar tarafından gerçekleştirilen suikast sonucu öldürülmüştür. Nadir Şah’ın ölümüyle İran, Kaçar, Afşar, Afgan ve Zend kabilelerinin mücadele sahasına dönüşmüştür. Bu mücadeleler sonucunda Kaçarlar en son Zend kabilesini de alt ederek galip çıkmıştır. Avrupalı devletlerin yeni sömürgeler elde etmek amacıyla çıktıkları seferler ve İran aydınlarının tepkisi sonucunda Kaçar Hanedanlığı zayıflamış ve 1906 Meşrutiyet Devrimi’ne giden yolu açmıştır.

1907 senesine gelindiğinde İngiliz-Rus anlaşması ile üç toprak parçası paylaşılmıştı: İran, Afganistan ve Tibet. Anlaşmaya göre; İran üç bölgeye ayrılmıştır. Kaçar Devleti’nin kuzey bölgesi Rusların, güney bölgesi de İngilizlerin nüfuz alanı olarak belirlenmiştir. Merkez ise tarafsız bölge olarak seçilmiştir. 1921 tarihinde Rıza Han, Britanya’nın yardımlarıyla Tahran’ı işgal etmiştir. Rıza Han, Kaçar Hanedanı'nın son şahı olan Ahmed Kaçar’ı devirerek Pehlevi Hanedanı’nı kurmuştur.

20.yüzyılda İran iki devrime ev sahipliği yapmıştır: 1906 (Meşrutiyet) ve 1979 (İslam Cumhuriyeti) devrimleri. İran İslam devrimi kendine özgü bir devrimdir. Çünkü askeri, iktisadi ve sosyal alanlarda tümüyle İslamlaşma politikası izlenmiştir.

1979’un Nisan ayında yapılan referandumla %98.2’lik evet oyu ile günümüz İran İslam Cumhuriyeti kurulmuştur.

Din faktörü İran’da siyasi hayata daima tesir etmiştir. 1978 yılındaki İslam Cumhuriyeti’nin Anayasa taslağı, devrim lideri Ayetullah Humeyni tarafından hazırlanmıştır. İslam Cumhuriyeti Anayasa’sının 13. maddesi şu şekildedir:

İran’ın resmî dini İslam ve mezhebi Şiiliktir. Bu madde sonsuza değin değiştirilemez.

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’ndaki egemenlik anlayışı, Anayasa’nın 5. faslının 56. maddesinde de yer aldığı gibi, İmam’ın yani dinî liderin egemenliğine vurgu yapmaktadır. Bu kısma kadar İran’ın kısa tarihini özetlemiş olduk. Kısaca, yazımızda nereleri gezeceğimizi belirttikten sonra gezi notlarına geçilecektir.

Bir devrim şehri: Tebriz

İlgoli Park, Tebriz Çarşısı, Meşrutiyet Binası, Gök Mescid, Amir Nezam Konağı, Şehriyâr Anıtı, Tebriz Kalesi

Özgürlük şehrinin keşfi: Tahran

Azadi Kulesi

Kadim bir miras: Rey şehri

Şah Abdülazim Türbesi, Tuğrul Kulesi

Kıyam şehri: Kum

Fâtıma el-Ma‘sûme Türbesi

Cihanın yarısı: İsfahan

Nakş-i Cihan Meydanı, Ali Gapu Sarayı, Şeyh Lütfullah Cami, İsfahan Çarşısı, İmam Cami, Sio-Seh Pol Köprüsü

Çöl şehri: Kaşan

Ağa Bozorg Cami

Göreceğimiz o kadar çok yer var ki, bu güzel yerleri ya mesafelerden ya da maddi yetersizlikten dolayı erteleriz. Bazen imkânların önümüzde serili olduğunu göremeyiz ya da görmek çabasına girişmeyiz. İhtiyaç duyduğun seyahat parası belki de cebinden hiç eksik etmediğin bir pakette gizlidir. Günde 1 paket sigara içen arkadaşım, bu yazıyı okuyorsan iyi bil ki, 2 ayda sigaraya verdiğin toplam parayla ben bir ülkede neredeyse 1 hafta geçirdim. Sigara dumanına esir olup hayal kuran çok kişi var; ancak hayal bile diyemeyeceğimiz çoğu ufak meseleler, bu sigara esaretinden dolayı gerçekleşemeyen bir hayaller silsilesi olarak sürüp gidiyor. Yeşilay gönüllüsü olarak ürün yerleştirmesi de yapıldığına göre seyahatimize geçebiliriz.

İmam Mehdi için organize edilen bir tertip.

İran seyahatimiz, Nisan 2019’da Doğubeyazıt’ta ki Gürbulak sınır kapısından geçiş yaparak başlamış oldu. Seyahatimiz İmam Mehdi’nin doğum gününe denk geldiğinden tüm ülkede muhtelif etkinliklerin yapıldığına şahit olduk. Hz. Muhammed'in soyundan gelen On İki İmam'ın on birincisi olan İmam Hasan Askeri’nin oğlu ve on ikinci imam olan İmam Mehdi’nin doğum günü Şaban’ın 15’i olarak biliniyor ve ülke çapında bir dizi kutlamalar yapılıyor. Biz de bu ayda olmamız hasebiyle bu etkinlikleri müşahede etme fırsatı bulduk.

Şia mezhebine göre yeryüzü hiçbir zaman İmamsız kalmaz. Peki, "İmam Mehdi şimdi nerede?" sorusunun cevabı ise, "İmam’ın bizi görebildiği; ama bizim onu göremediğimiz" şeklindedir. İran’da erkeklerin şehitliğe yüreklendirilmesini teşvik eden propaganda duvar resimleri her yeri sarmıştı. İran-Irak Savaşı'nda bir milyondan fazla kişinin öldüğünü tahmin ediliyor. Özellikle İran-Irak savaşı sırasında ölmüş sakallı ve silahlı İran askerlerinin resimleri billboard ve duvarları süslüyordu.

İki tarafın da kaybettiği İran-Irak Savaşı
Mecra

Bir devrim şehri: Tebriz

Tebriz, Tahran, Rey, Kum, Kaşan ve İsfahan’ı içine alan seyahatimizin ilk durağı Tebriz oldu. Tebriz, 1905 İran Meşrutiyet Devrimi ve 1979 İran İslam Devrimi’nin önemli bir merkez üssü olmuştur. Tebriz şehrinde doğan Şems-i Tebriz'i, Mevlana ile tanışarak onun gönül dünyasına doğrudan etki etmiştir. Mevlana’nın kadim dostu olan Şems-i Tebrizi’nin memleketini adımlamak daha birkaç gün önce aklımın ucundan geçmezdi. Ancak şimdi aklımın ucundan güzel bir söz, söz hakkı istiyor, verdim söze hakkını:

  • Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. ‘Düzenim bozulur, hayatımın altüst olur ’ diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Bu sözlerin sahibi Şems’ten başkası değil. Önceleri şu sözleri çokça işitmiştim: "Pasaportlarında İsrail vizesi veya İsrail’e giriş-çıkış damgalarıyla seyahat eden yabancıların İran ve Suudi Arabistan’a girmelerine izin verilmemektedir." "Pasaportlarında Suudi Arabistan’a giriş-çıkış damgalarıyla seyahat edenlerin İran’a girmeleri kesinlikle hayal." İran seyahatimden yaklaşık 1.5 ay önce Kudüs’ü ziyaret etmek için İsrail’e, ondan da yaklaşık 3 yıl önce Umre ziyareti için Suudi Arabistan’a gitmiştim. Şimdi ise girmemin yasak olduğu ülke hakkında bir gezi yazısı kaleme alıyorum.

İlgoli Park

Tebriz sabahına güzel bir doğaya sahip ve yapay bir gölü olan İlgoli Parkı’nda uyandık. Sabah saatlerinde İlgoli Park’ı yedisinden yetmişine spor severlerin adeta akınına uğramıştı. Esneme ve germe hareketleri yapan bu insanların kahvaltısı açıkçası beni şaşırtmıştı. Kahvaltıları iki çeşitti: Kahve ve kurabiye. Sabah sporu yapan birisi ile sohbet etme fırsatını buldum. Biz gitmeden kısa bir süre önce ABD, İran Devrim Muhafızlarını terör örgütü listesine eklemişti. Esnek hareketler yapan adama yanaşarak kısa bir muhabbet gerçekleştirdik.

Adam, hararetle Amerika’ya olan düşmanlığına şehadetlerini tazelerken bir yandan da ilk defa ismini duyduğum gönüllü milis teşkilatı olan Besiçler’den bahsetti. İran Devrim Muhafızları Ordusu bünyesinde gönüllü milis teşkilatı olan Besiçlerin sayılarının net olarak bilinmediğini ve devlete çalışan gönüllülerden oluştuğunu ifade etti. 2009 yılında Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığını ilan etmesiyle yaşanan olaylarda

Besiçler, göstericilere uyguladıkları sert uygulamalarla gündeme gelmiş, ama resmî bir makam olmadıkları için işledikleri cinayetlerin sorumluluğu hiçbir organ tarafından kabul edilmemişti. Besiç muhabbetimizin ardından sabah kahvaltısı için bir mekâna gittik. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Tebriz Çarşısı’nın yolunu tuttuk.

İlgoli Parkı.

Tebriz Çarşısı

Tebriz kapalı çarşıda halı satan esnaf.

İbni Battuta’ya göre, tüm dünya ülkelerinde gördüğü çarşıların belki de en güzeli Tebriz’deki Kazan çarşısıdır. İbni Battuta bu çarşıda her zanaat için ayrı bir bölüm bulunduğundan söz etmiştir.

Dünyayı adımlamak: İbn Battuta'nın güzergahı
Mecra

Tebriz, İpek Yolu üzerindeki konumunu işlevsel hale getirmiş ve döneminin ticaret merkezi olmuştur. Tebriz Çarşısı’nın tarih boyunca en işlek olduğu zaman, Tebriz'in Safevi Devleti'nin başkenti olduğu zamandır. UNESCO’nun kültürel miras listesine "dünyanın en büyük kapalı çarşısı" olarak giren Tebriz Çarşısı mutlaka ziyaret listenizde olmalıdır. Çarşı’da halı, kuyumcu ve ayakkabı dükkânları hemen gözümüze çarptı. Isparta’da üniversite eğitimi aldığım için az da olsa halıdan anlarım veya halıya sağlam basarım, Tebriz’in halıları da Isparta halıları mesabesinde diyebilirim. Herhangi bir yabancı diliniz yoksa endişe etmeyin; çünkü Tebriz, Türkçe’nin yoğun olarak yaşadığı bir şehir. Ayrıca Tebrizlilerin son derece cana yakın insanlar olduğunu da belirtmeliyim.

Meşrutiyet Binası

Meşrutiyet Binası.

Tebriz’de bir sonraki durağımız Meşrutiyet Binası oldu. Tebriz Meşrutiyet Binası, Kaçar dönemi mimarisinin bir örneğidir. Bina sahibi Koozekonani 1905 yılında İran’da ilk Anayasanın ilan edildiği Meşrutiyet Devrimi’nin mali destekçileri arasında yer almıştır. Bina, Meşrutiyet devrimi sırasında devrim liderleri ve sempatizanların toplanma yeri olarak kullanılmıştır. İran’ın kültürel mirasını oluşturan eserler arasında yer alan binada, Meşrutiyet Devrimi’yle ilgili muhtelif eşyalar sergilenmektedir. Avluda gezinirken dikkatimi havuzun turkuaz fayansları ve birbirini süratle takip eden balıklar çekti. Turkuaz fayanslar, havuzun daha berrak görünmesini sağladığı için tercih edilmiş olmalı diye düşündüm.

Gök Mescid

Tebriz kent merkezinde Meşrutiyet Binası ve Tebriz Çarşısı’nın karşısında yer alan Gök Mescid’e uğramamak büyük bir talihsizlik olurdu. Gök Mescid’in diğer isimleri şöyledir: Mavi Cami, İslam Turkuazı ve Mescid-i Kabud. İlk Türk-İslam eserlerinden diyebileceğimiz Gök Mescid’in inşası 1465 Karakoyunlu dönemine kadar uzanıyor. Bu yapı, çinili mozaikleri ve turkuaz fayansları nedeniyle benzersiz bir yapı olarak görülüyor. Meydana gelen depremler sonucunda büyük hasar gören yapıdaki mavi çiniler, sadece kapı çevresindeki duvarlarda hayata tutunabilmiştir.

Gök Mescid.📸 Hüseyin Kaymaz

İlber Ortaylı seyahatnamesinde Gök Mescid’in önemini aktarırken Bursa’ya işaret ediyor:

  • Karakoyunlu ve Akkoyunluların eserleri en başta Gök Mescid, Türk sanat tarihi bakımından önemlidir. Daha doğrusu Osmanlı sanatının nereden geldiğini anlamak bakımından mühimdir. Bursa’nın mimarisini anlamak için Tebrizden gelen ustaların ve Tebrizin 15. yüzyıl eserlerini iyi tanımak gerekir.

Mavi Cami. 📸 Hüseyin Kaymaz

Amir Nezam Konağı

Tebriz seyahatimize avlusunda bulunan iki havuz ve müzesindeki Kaçar Hanedanlığı'na ait eşyalarıyla görülmeye değer olan Amir Nezam Konağı ile devam ediyoruz. Tebriz'in tarihi evlerinden biri olan Amir Nezam Konağı, ülkedeki Kaçar dönemini yansıtan özel ve tematik müzelerden birisidir. Binanın önü temiz ve çok geniş bir bahçesi var, oldukça iyi ıslah etmişlerdi.

Kaçar hanedanı çöktüğünde Pehlevi hükümeti bu konağı Maliye Bakanlığı olarak kullanmış. Yağmur hızını arttırırken ben de hızlı manevralarla deklanşörüme davrandım. Bu sürede yağmur içime işledi ama bu kareyi almam gerekiyordu.

Kaçar Müzesi.

Şehriyâr Anıtı

Anıt mezarın içindeki Şehriyâr tablosu.

Yağmur olanca hızıyla yağmaya devam ederken biz de edebiyat duayenlerinden Şehriyâr’ın anıt mezarını ziyaret ettik. Tebriz’de dünyaya gelen Mehemmed Hüseyin, "Şehriyâr" mahlasını kullanmış. Annesinin, yazdığı şiirleri anlamadığını söylemesi üzerine Âzerî Türkçesi’yle şiir yazmaya karar vermiştir. "Heyder Baba’ya Salâm" adlı şiiri ile Türk dünyasında tanınır hale gelir. 1988 yılında Tahran’da vefat ettiğinde İran hükümeti Tebriz’de Şehriyâr için anıt mezar ve şiir günlerinin düzenlendiği bir kültür sitesi inşa ettirir.

Biz orada muhabbet ederken sonradan Şehriyâr’ın talebelerinden olduğunu öğrendiğimiz beyaz sakallı bir adam selam vererek bize doğru geldi. Hoş muhabbetli adam, Şehriyâr’ın şiirlerini okumaya ve tabi bu arada bizi bilgilendirmeye de başladı. Türk dünyasındaki sevenleri ve Hamaney ile dostluğundan bahsetti.

Türkiye’ye Hayalî Sefer

Gelmişim nazlı hilâl ülkesine,

Fikret’in ince hayâl ülkesine.

Âkif ’in marşı yaşardıp gözümü,

Baxıram Yahya Kemal ülkesine.

O güzeller güzeli İslambol,

O denizler kızı, derya gelini,

Sanki derya çiçeği nilüfer,

Kol açıp sahile atmış elini.

Gurbet ihsas eylemem men burada,

Sanki öz doğma diyarımdı menim;

Nerde vardı karındaşlarımız,

Anayurdumdu, hisarımdı menim.

Şehriyâr

Şehriyâr'ın Hamaney ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı.

Tebriz Kalesi

Tebriz’de son durağımız olan ve İran'ın Tebriz şehir merkezinde 14. yüzyılda inşa edilen Arg-ı Tebriz-Tebriz Kalesi’ne vardık, kale bizi tüm ihtişamıyla karşıladı. İlhanlı döneminde inşa edilmiş olan bu yapı, İran'ın merkezinde bir caminin kalıntısıdır, ancak bazı tarihçilere göre askeri bir kale olarak tasarlanmıştır. Bu yapı, 19. yüzyılda askeri kışla olarak kullanılmış. Bugünkü yapı 28 metre yüksekliğindedir ve hâlâ Tebriz'de cuma namazı kılmak için kullanılmaktadır. O güzeller güzeli İslambol’dan Tebriz’in son durağını da gördükten sonra yine yollara revan olduk.

Tebriz Kalesi. 📸 Mehmet Akelma

Özgürlük şehrinin keşfi: Tahran

Tahran seyahatimizde modern mimariye göre dizayn edilmiş yapılar bizi karşıladı. Şehre girer girmez yoksul ile zengin halk arasındaki uçurum kendisini belli etmişti. Haşmetli kapılarının ardında geniş bahçeli evleri ile bu fark daha bir belirgin oldu. Kuzey Tahran halkının refah düzeyi Güney Tahran’a nazaran gayet iyi durumda. Tahran’ın kuzey bölgeleri daha modern ve lüksken, güney kısımları orta düzey ve daha fakir. 10 milyonu aşan nüfusuyla Tahran, İran’ın hem başkenti hem de en kalabalık eyaletidir. Bu mega kentin halkı sıcak, samimi ve misafirperverdir. Bu cana yakın insanlara gideceğimiz adresi kaybettiğimizi söylediğimizde neredeyse bizimle birlikte geleceklerdi. Bu şehirde görülmeye değer çok sayıda yapı var. Tahran’daki seyahatiniz sırasında mutlaka ziyaret etmeniz gereken önemli kuleler var: Milad Kulesi, Azadi Kulesi ve Tuğrul Bey Kulesi.

Milad Kulesi

İran’daki en yüksek yapı ve aynı zamanda Orta Doğu'daki en yüksek yapılardan birisidir. Yapının çatıya kadar olan yüksekliği 315 metredir. Maalesef bu yapıyı görme fırsatını bulamadık. Geceyi geçirdiğimiz evin hemen yakınındaki alışveriş merkezine gittik. Alışveriş merkezleri, Tahran’da orta sınıf ve üst sınıf için bir sosyalleşme alanı aynı zamanda genç ve eğitimli İranlıların uğrak mekânlarıdır. Ben de bir kitapçıya girdim, kitaplar arasında gezinirken Elif Şafak’ın birkaç kitabına denk geldim. Kitapçı dükkânında büyük bir bardakta çayımı yudumlarken önümdeki bazı dergileri karıştırdım. Sonra elektronik mağazalarına doğru yola çıktım. Elektronik eşyalar hiç de ucuz değildi.

Azadi Kulesi

Azadi Kulesi. 📸 Hüseyin Kaymaz

1971 yılında 2500 yıllık Pers monarşisini anmak için tasarımı klasik İran mimarisine dayanan mimar Hossein Amanat tarafından inşa edilen bu ikonik kule, Pers ve modernist mimarinin unsurlarını bir araya getiriyor. Büyük tasarımın tamamı, devrimden önce İran'ın büyük bir petrol üreten ülke olarak kazandığı servet tarafından finanse edildi; ancak, zulüm gören Bahai inancının bir üyesi olarak Amanat, 1979 İran Devrimi sırasında İran'dan İsrail'e kaçtı. İsrail'in Hayfa kentindeki ünlü Bahá'í Arc eserinin de mimarı oldu.

Şah'ın son tangosu
İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevî tarafından 1971 yılında çok büyük paralar harcanarak Persepolis kentinde düzenlenen “İran Şahlarının 2500'üncü Yıl Şenlikleri, yoksulluktan kıvranan İran halkının büyük tepkisine neden olmuştur. Şatafatıyla dünya gündeminde geniş yer tutan kutlamalar, Pehlevî'nin müsrif tutumunu şiddetle eleştiren, sürgündeki Rûhullah Humeynî'nin Pehlevî'yi devirecek olan halk hareketini başlatmasına da ortam hazırlamıştır.

Kulenin tepe kısmına merdiven veya asansör ile ulaşabilirsiniz. Farsça ismi Borj e Azadi olan 'Azadi (Özgürlük) Kulesi' anlamına gelen, fildişi renginde, Y şeklindeki bina, Tahran'ın doğusunda bir parkta yer almaktadır ve bir de yeraltı müzesine sahiptir. Müzeye giriş ücretli. Milad Kulesi kadar uzun olmasa da, en üst kattan şehrin muhteşem manzarası gayet net görülüyor.

Azadi Kulesi, 1979 devrimi sırasında protestoların ve bugün yapılan gösterilerin odak noktası olmaya devam ediyor.

İran'ın dünya çapında bilinen bir simgesi olan Şah'ın Anıt Kulesi, eskiden Shahyad Meydanı olarak bilinen Azadi Meydanı’ndadır. Geniş yeşil alana sahip büyük bir kavşaktır. Bu meydanın merkezindeki ana kule yapısı, yaklaşık 50.000 metrekare alana ve 45 metre yüksekliğe sahiptir.

Kadim bir miras: Rey şehri

İran'ın Tahran Eyaletindeki Rey şehri, en eski yerleşim yerlerinden birisidir. Tahran, uzun bir süre saygıdeğer alimlerin şehri Rey’e bağlı olarak yaşadı, Moğollar tarafından Rey yerle bir edildi. Ancak 18.yüzyıl sonuna doğru bu şehir, bir Türkmen aşireti olan Kaçarların eline geçti. Rey, başkentin hemen güneyinde yer alır. Şehirde öne çıkan iki eserden söz edilebilir: Ziyaretçilerini tüm yıl boyunca kendisine çeken Şah Abdülazim Türbesi ve Tuğrul Bey Kulesi.

Şah Abdülazim Türbesi

Nesebi dört vasıta ile İmam Hasan’a ulaşan, hadis rivayet eden Şah Abdülazim, İmamzâde Abdülazim olarak da anılır. Bazı Şii kaynaklarda; bu türbenin ziyaret edilme sevabının Hz. Hüseyin b. Ali’nin (a.s) kabrinin ziyaret edilme sevabı ile eş değer olduğu söylenmiştir. Kaçar Hükümdarı Nâsırüddin Şah tarafından yaldızlı tezyinatla donatılan türbe zamanla buraya sığınanlara dokunulmayan emin bir yer haline gelmiştir.

Şah Abdülazim Türbesi.

Türbeye sığınanlardan biri de Cemaleddin Afgani’dir. Paris’te Muhammed Abduh ile birlikte el-Urvetü’l-vüs̱ḳa dergisini çıkaran Afgani, Tahran’a ikinci gelişinde Şah ile araları açılmış, hayatından endişe edince 1891 yılında Abdülazim türbesine sığınarak yedi ay şahla mücadele etmiştir. Semerkant kitabında Maalouf olayı bize şöyle anlatır:

Şah Abdülazim Türbesi. 📸 Hüseyin Kaymaz

  • İran'da böyle bir adet vardır: Bir insan, can korkusuna düşer veya özgürlüğünü yitireceğinden endişe duyarsa, Tahran civarındaki eski bir türbeye çekilir, oraya kapanır ve kendisini ziyaret edenlere şikayetini anlatır. Kimse parmaklığı geçip ona saldıramaz. Cemaleddin de bu yola başvurdu ve çekildiği yerde muazzam bir kalabalık toplandı. İran’ın her köşesinden binlerce kişi onu dinlemeye akın etti. Çok öfkelenen Şah, Cemaleddin’in oradan çıkartılmasını buyurdu. Bu hainliğe girişmeden önce çok tereddüt ettiği, ama Cemaleddin’in zındık diye nam salmış bir filozoftan başka bir şey olmadığı için türbenin dokunulmazlığından yararlanamayacağını (hem de Avrupa’da tahsil görmesine karşın) ileri süren vezirinin onu ikna ettiği söylenir. O zaman silahlı askerler ibadethaneye girdiler, ziyaretçi kalabalığı arasında kendilerine bir yol açtılar ve Cemaleddin'i yakalayıp tüm eşyasına el koyduktan sonra yarı çıplak bir halde sınıra kadar sürükleye sürükleye götürdüler. Semerkant Yazması, o gün türbede, Şah’ın askerlerinin postalları altında kayboldu.

Olay burada bitmez tabi ki, Cemaleddin’in takipçisi Mirza Rıza cuma namazı için Şeyh Abdülazim'in türbesine gelen Nâsırüddin Şah’ı öldürür. Abdülazim türbesinde suikastı yaptığı gün hapsedilir ve sorguya alınır. Sorgusu sırasında Mirza Rıza, Şah’ın ölüm kararı hakkında kendisi ve Cemaleddin’den başka bu plandan kimsenin haberi yoktu, demiştir. Nâsırüddin Şah’ın ölümü ile oğlu Muzaffereddin Şah, Cemaleddin’in İran’a teslim edilmesi için yoğun bir çabaya girişti. Sultan Abdülhamit bu isteği kabul etmedi. Suikast yapan Mirza Rıza, 12 Ağustos 1896’da Tahran ordu meydanında (şimdiki Emniyet Müdürlüğü ve Dışişleri Bakanlığının bulunduğu yer) kalabalık bir seyirci topluluğu önünde idam edildi.

Tuğrul Kulesi

Tuğrul Kulesi. 📸 Hüseyin Kaymaz

Başkent Tahran’dan Rey'e geçtikten sonra, Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu Tuğrul Bey`in İran’daki türbesini ziyaret ettik. Kardeşi Çağrı Bey’le bölgeyi hâkimiyeti altına alan Tuğrul Bey, yeğeni ve Çağrı beyin oğlu Alparslan Malazgirt’te kesin bir Türk hâkimiyeti sağlıyor. Türbenin bulunduğu yerde inşa edilen Tuğrul Kulesi ihtişamının yanında mimari özellikleriyle de büyük bir ilgi görüyor. Kule 20 metre yüksekliğinde ve dış yüzeyi 24 bölüme ayrılmıştır. Takımyıldız figürlerini ve 24 saatlik bir süreyi (gündüz ve gece) simgelemektedir. Bu kulenin akustiği çok iyi ayarlanmış. Ayrıca bu yapının içerisinde yapılan konuşmalar giriş kapısından duyulabiliyordu.

Kıyam şehri : Kum

Kum halkının İmam Mehdi’nin yanında toplanacağından ve ona kıyamında yardım edeceğinden dolayı şehre “Kum” adı verildiği rivayet edilmiştir. Şii dünyasında Kum şehri özel bir öneme sahiptir. İran'dan sürülmeden önce Ayetullah Humeyni, Kum’dan Pehlevi hanedanına karşı kıyamını başlattı.

Bir devrim hikâyesi
Mecra

1979 İslam Devrimi’nden sonra Humeyni, Tahran'a taşınmadan önce şehirde zaman geçirdi. Şehir, öğrencilerin İslam hukuku, felsefe, teoloji ve mantık konusunda uzmanlaşabileceği ülkenin en büyük medresesine sahiptir. Cübbeli ve sarıklı din adamları, akademisyenler, hacılar ve ailelerin bir sohbet veya yürüyüş yapmak için toplandığı Kum kenti, İran’ın dinî eğitim merkezi olması sebebiyle en kutsal kentinden birisidir. Kum’un Şiiler için önemli bir ziyaret yeri olması, 816 yılında yedinci imam Mûsâ el-Kâzım’ın kızı Fâtıma el-Ma‘sûme’nin, ağabeyi sekizinci imam Ali er-Rızâ’nın yanına giderken ölmesi ve burada toprağa verilmesi sebebiyledir.

Fâtıma el-Ma‘sûme Türbesi

Fâtıma el-Ma‘sûme Türbesi, abartılı süslemeleri ve şatafatlı görüntüsüyle sadelikten oldukça uzaktır.

İran'ın Kum kentinde bulunan Fâtıma el-Ma‘sûme Türbesi, İran coğrafyasında yaşayanlar için önemli bir yere sahiptir. Asıl adı Fatımâ binti Musa el- Kâzım olan Fatımâ-ı Masume, 12 İmamlar’dan 6. İmam olup Şiî Caferîlik mezhebinin de kurucu imamı olan Cafer-i Sâdık’ın torunu 7.’si olan Musa el-Kâzım’ın kızı ve 8.’si olan Ali er-Rızâ’nın kız kardeşi olan Fatımâ’dır.

Fâtıma el-Ma‘sûme’nin türbesi.

ziyarete gelenlere cennetin bahşedileceğine inanılmaktadır. İran’daki türbeler çok abartılı süslemeleri ve şatafatlı görüntüsüyle sadelikten çok uzaktı. Biz de bu türbeye ilk girdiğimizde ışıltılı süslemelere hayretler içerisinde baka kaldık. Ayrıca türbe içerisinde pek çok din adamı ve şehidin mezarları fotoğraflarıyla mevcut. Ölümü hatırlatan bu uyarıcılar ziyaretçilerini dünya hayatına hazırlarken türbedeki abartılı süslemelerle neyin amaçlandığına bir anlam veremedim.

Cihanın yarısı: İsfahan

İran'a yapılan bir ziyaret, İsfahan'da en az birkaç gün geçirmeden kesinlikle anlamsız olurdu.

  • İran'ın üçüncü büyük şehri olan İsfahan, olağanüstü tarihi dokusunun yanı sıra binlerce yıl öncesine ait İran sanat, mimari ve kültürel mirasını barındırdığı için “Dünyanın Yarısı” anlamına gelen “Nesf-e Jahan” olarak anılır.

Bu tarihi kentin her yerinde görülmeye değer çok sayıda muhteşem eser mevcut. Bu kadar çok eserin bir arada bulunuyor olmasının asıl nedeni Safeviler döneminde şehrin başkent olarak kullanılıyor olmasıdır. İran sanat ve mimarisinin çeşitli örneklerine şahitlik eden bu tarihi şehir günümüzde pazarları, kubbeleri ve minareleriyle hayranlık uyandırmaya devam ediyor.

Bazı şehirlerde kaybolmayı çok severim. Genellikle çizdiğimiz rotalar bizi bildiğimiz yerlere sürüklemez mi? Hâlbuki Kristof Kolomb kaybolduğunda Amerika’yı keşfetmemiş miydi? İsfahan’da kaybolmayı bu yüzden çok istedim. Şehrin içinde ilerlerken caddelerde ahenkle dizilmiş sayısız ağaçla karşılaştım. Bir şehirde bu kadar çok ağacın ikamet ettiğini hiç görmemiştim. Asıl devrim bu olsa gerek dedim kendime. Modern zamanlara rağmen direnç göstermenin adıydı artık benim için İsfahan.

Nakş-i Cihan Meydanı

dünyanın en geniş ikinci meydanı Nakş-i Cihan.

UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan İsfahan'daki en büyük ve en görkemli turistik yer, "Dünyanın İmgesi" anlamına gelen Nakş-i Cihan Meydanı’dır. Yerel halk tarafından "Şah Meydanı" veya "İmam Meydanı" olarak da anılmaktadır. Safevi Şah’ı I. Abbas tarafından 17. yüzyılda inşa edilen bu meydan, yaklaşık 512 m uzunluğunda ve 163 m genişliğindedir.

Nakş-i Cihan Meydanı'nın etrafı İsfahan Çarşısı, Şeyh Lütfullah Cami, İmam Cami ve Ali Gapu Sarayı ile çevrilidir.

Günümüzde ise, dünyanın en geniş ikinci (Çin’deki Tiananmen Meydanı’ndan sonra) meydanıdır. Bu meydan kompleksi, meydanın her yerine veya çok yakınına yürüme mesafesinde bulunan dünyaca ünlü mimari şaheserlerle çevrilidir. Meydanın etrafı, İsfahan Çarşısı, Şeyh Lütfullah Cami, İmam Cami ve Ali Gapu Sarayı ile çevrilidir. Tüm bunlar, kudretin birer nişanesiydi. Bütün bu eserlerin içinde bir zamanlar güce, paraya veya Allah’a inananlar yaşardı: Hükmeden, kontrol eden, yine her zamanki gibi maddenin hâkimi olarak kendini ifade eden insan.

Ali Gapu Sarayı

I. Şah Abbas'ın konutu olarak inşa edilen Ali Gapu Sarayı, Nakş-i Cihan Meydanı’nın en muhkem binası olma özelliğini taşıyor. Sarayın tamamlanması, aralıklarla yaklaşık 70 yıl sürmüş. Şah Abbas, burada ilk kez 1597 senesinde Nevruz'u kutlamış. Etkileyici giriş kapısı kuşkusuz Safevi hükümdarlarının gücünü ve otoritesini simgelemektedir. Kaçar hâkimiyeti sırasında büyük ölçüde tahrip edildikten sonra binanın restorasyonu hâlâ devam ediyor. Spiral merdivenleri olan kırk sekiz metre yüksekliğindeki altı katlı saray, ahşap tavanı ve zarif işçiliğiyle manzaraya güzel bir hava katmaktadır.

Ali Gapu Sarayı. 📸 Mehmet Akelma

Şeyh Lütfullah Cami

Ali Gapu Sarayının tam karşısında yer alan Şeyh Lütfullah Cami, 17. yüzyıl İran mimarisinin en canlı örneğini temsil ediyor. Cami ismini, Şah Abbas’ın Lübnanlı kayınpederi Şeyh Lütfullah'tan almıştır. Caminin mimarı Üstat Mohhammad Rıza İsfahani'dir.

Kubbesinin güzelliği ziyaretçilerini büyüler. Cephedeki motiflerde turkuaz, mavi ve pembe renk hâkim olmakla birlikte, özellikle hem iç hem de dış kubbedeki ana renk sarıdır. Yaygın olarak hayvan ve bitki motifleri kullanılmıştır: Çiçek kâseler, tavus kuşu, selvi, vb.

Bu caminin bir başka özelliği de ne avlusu ne de minaresinin olması, çünkü halkın ibadet yeri değil, sadece Kral, ailesi ve yakınlarının ibadet mekânı olarak tasarlanmış.

Bazı arkeologlar Şeyh Lütfullah Cami’nin mimari özelliklerini tanımlarken şu sözü söylemişlerdir:

Bu binanın insan eliyle inşa edilmiş olduğuna inanmak çok zor.

Şeyh Lütfullah Camisi’nden çıktıktan sonra tarihi çarşılardan birisi olan İsfahan Çarşısı’na uğradık.

İsfahan Çarşısı

Geleneksel İran mimarisi, İran tarihi boyunca kentin mimari sütunları olarak hizmet edebilecek örneklerle doludur. İran'ın en önemli ticaret merkezlerinden biri olarak biliniyor. İsfahan Çarşı’sının kurulmasıyla İsfahan kendisini ticari bir şehre dönüştürdü. Bu konum, çarşıyı Doğu, Batı, Güney ve Kuzey halklarının buluştuğu bir köprü haline getirdi. Bu çarşının sadece bir ticaret merkezinden ibaret olmadığı, aynı zamanda şehirde önemli bir dinî, kültürel, sosyal ve politik rol oynadığını da söylemek gerek.

Çarşıların bir kentin sosyal ve kültürel yapısındaki hayati rolü, İpek yolu gerçeğiyle daha da önemli bir hale geliyor. İran'ın geleneksel şehirlerinde bir birlik duygusu yaratmada pazarların rolü elbette yadsınamaz. Meydan’ın en büyük pazarlarından olan ve yerel halkın Bazar-e Bozorg olarak adlandırdığı İsfahan Kapalı Çarşı’sı, hediyelik eşya almak isteyen turistlerin uğrak mekânı. Bakır, halı ve çini dükkânları; rengarenk baharat tezgâhları-safran ve muhteşem tuğla kemerler kapalı çarşının genel görüntüsünü sunuyor. Hediyelik eşyalarımızı aldıktan sonra İmam Camisi’ne yöneldik.

İmam Cami

İmam Cami diğer bir ismiyle Şah Cami, Nakş-i Cihan meydanının güneyinde yer almaktadır. Cami mimarisi özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler için çok güzel kareler sunuyor, ancak İsfahan'da başka birçok güzel cami olduğu düşünüldüğünde, giriş ücretinden kaçınmak istiyorsanız bu kapıyı atlayabilirsiniz, bana sorarsanız atlamayın.

İmam Cami diğer bir ismiyle Şah Cami.

Çevresinde geniş avlusu bulunan cami her mevsimde kullanılsın diye dört eyvanlı tasarlanmış. Güney cephesi kış mevsiminde kuzey cephesi de yaz mevsiminde ibadet maksatlı kullanılırmış. Caminin mimarı Ali Ekber İsfahani’dir. Şah Abbas döneminde inşa edilen bu caminin seramik süslemeleri güneş ile buluştuğunda görsel bir şölen kaçınılmaz oluyor. Seramik süslemeleriyle bu cami, dünyanın en güzel anıtlarından birisi olmaya aday.

Camide yaklaşık 500 bin çini olduğu tahmin ediliyor. Bu cami avlusu ve minareleriyle görülmeyi ziyadesiyle hak ediyor. Size ekstra bir bilgi vereyim. Cami minaresinin, kubbesinden daha uzun görülmesi göz yanılsamasıdır, aslında kubbe daha uzundur. Caminin minareleri 48 metre yüksekliğinde iken kubbesi 53 metre yüksekliğindedir. Caminin yüksek tavanlı kubbesinin tam ortasına gelinip konuşulduğu zaman çıkan sesler, konuşan kişinin kulağına yankı yapıyor. Bu yankıyı test etmek için ezan okumaya karar verdim, ezan okumaya başladıktan kısa bir süre sonra birden etrafımı saran turistlerin beni izlediğini fark ettim, tabi bu arada sesim az da olsa detone oldu, ama nihayetinde ezanı bitirdiğimde birkaç tebrik almıştım.

Sio-Seh Pol Köprüsü

İsfahan'daki Zayenderud nehri üzerindeki Sio-Seh Pol köprüsü.

1600 yılında inşa edilen İsfahan'daki Zayenderud nehri üzerindeki olağanüstü köprü Sio-Seh Pol (otuz üç kemer), Şah Abbas’ın komutanı Allahverdi Han tarafından yaptırılmıştır. Allahverdi Köprüsü olarak da adlandırılır. Köprü, yaklaşık 300 metre uzunluğunda olup taşıma suyla doldurulmuştur. Halkın günün herhangi bir saatinde toplandığı uğrak bir köprüdür.

Nehrin alt kısımlarında seke seke nehrin orta kısmına kadar ulaştım; gürül gürül akan suyun önümü kesmesiyle durdum. Akşamları köprü aydınlatılınca mükemmel bir manzara ortaya çıkıyor. Ruhum içime sığmıyordu, bir ömür burada tüketilmeli dedim kendi kendime. Yalnızlıktan korkarım, ama zamanın canlı bir tanığıyla kim yalnız kalmak istemez ki. Kısa dünya yolculuğum ile çok daha kısa seyahatim arasında bir köprü inşa edip hayallerimi gerçekleştirmek istiyordum. Hayalim ise, daha çok hayal kurabileceğim yerler görebilmekti.

Çöl şehri: Kaşan

Kaşan, tarihi dokusuyla İsfahan eyaletinin güzel bir şehridir. 8000 yıldan fazla bir süre Kaşan yakınlarındaki Sailk Tepeleri, insanlığın en eski yerleşim yerlerinden biri olmuştur. Selçuklular döneminde tekstil, çanak çömlek ve çinicilikte ün yapmış bir şehirdir. İran'ın tarihi sokaklarının ardından Kaşan’daki İran mimarisinin parçalarını görmek için yönümüzü Kaşan’a çevirdik. Tüm tarihi evleri görmek için çok zamanımız olmadığından Ağa Bozorg Camisi’nde vakit geçirdik.

Ağa Bozorg Cami

Ağa Bozorg Cami.

Farsça'da "büyük ya da harika" anlamına Bozorg ismi camiye verilmiştir. 18. yüzyılda inşa edilen ünlü bir İran mimarisi örneği Ağa Bozorg Cami, Hacı Şaban Ali tarafından yaptırılmıştır. Geniş bir avlusu olan bu yapının tam ortasında, küçük bir havuz var. Avlunun altında medreseler hala aktif ve yeni imamlar yetiştiriliyor. Simetrik tasarımı ile ünlü olan bu caminin içinde duvar süslemeleri de var. İran çölünün ortasındaki bu muhteşem eser, turistler için en çekici yerlerden biri olmuş.

Ve artık gezi yazımızın son kertesindeyim. Şehirler bize şık eserleriyle arz-ı endam etmektedirler. Şehirler tarafsız yönüyle ele alınıp değerlendirilmeli biz de tüm şehirlerin bize ne anlatmak istediğine kulak vermeliyiz.