Karanlık atmosferiyle dikkat çeken 10 zarif iç mekan tasarımı
13:00, 21/12/2021, Salı

Lucky Cat Restoran.
Koyu renk paleti ve loş ışığın kullanıldığı bu projeler, farklı ambiyanslarıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Bu özellikler her ne kadar bazı ortamlarla özdeşleşmiş olsa da, örneğin kulüp gibi, beklenmedik projelerde de kullanıcıların karşısına çıkabiliyor. Tasarımcılar, görsel anlamda dikkati dağıtacak unsurlardan kaçmak ve daha baskın renklerin kullanıldığı projelerden ayrışmak amacıyla bu tarz iç mekanlar üretmeyi tercih edebiliyor.

Çin’in
Shenzhen
kentinde, çağdaş Çin mutfağına
sahip Voisin Organique Restoran,
Various Associates tarafından tasarlandı. ‘Çiftlikten masaya’
mottosuyla çalışan restoran, organik ürünleriyle
dikkat çekiyor. İç mekan, doğada özgür bir keşif
anlamına gelen “wandering in a valley”
konseptiyle tasarlanıyor. Mekandaki yüksek tavanlar
ve bu tavanlardan ince bir hat şeklinde süzülen loş ışık;
dik
yamaçları olan bir vadide yürüyormuş
hissi veriyor.
Tokyo’nun
Shibuya
kentinde yer alan apartmandaki daireler, tatil rezervasyonu yapılan siteler için yeniden tasarlandı.
HOAP
mimarlık ofisi tarafından gerçekleştirilen bu düzenlemede iki farklı konsept
kullanılıyor. Dairelerden biri (Shibuya Apartment 201)
neredeyse tamamen ham ahşapla
kaplanıyor. Kalan kısımlarda açık renk paleti
tercih edilerek aydınlık ve ferah
bir atmosfer oluşturuluyor. Shibuya Apartment 202’de
ise tam aksine koyu ve karanlık
bir ortam tercih ediliyor. Duvarlarda ve tavanlarda
koyu renkli sıva kullanılıyor. Minimalizmden
esintiler taşıyan apartman dairesinin tasarımında mağara
atmosferinden ilham
alınıyor.
KC Design Studio tarafından tasarlanan iç mekân, Taipei’de yer alıyor. Yaklaşık
kırk yaşındaki
bir binanın bodrum katında
yer alan proje, mimarlar tarafından bir kutuya
benzetiliyor. Kapıların ve pencerelerin
yeraltındaki kutuya yeşilliği ve doğayı
getirdiği düşünülüyor. Proje öncesinde kullanılmayan
bodrum katı, tasarımın ardından dört kişilik
bir aile için yaşam alanına
dönüşüyor. Tasarım aşamasında, binanın ön
kısmında kalan araç park yeri
ve arka bahçe
avluya dönüştürülerek bodrum katın doğal ışık
alması sağlanıyor. Loş ışık ve koyu tonların
baskın
geldiği bu tasarımda bodrum katın
sahip olduğu atmosfer
korunuyor.
Bernard Khoury Architects
tarafından tasarlanan müzik kulübü,
savaş yıllarını andıran mimarisiyle dikkat çekiyor. Kulüp 1998
yılında, Beyrut limanının
hemen yanında yer alan Karantina semtine
taşınıyor. Tasarım, helikopter pistini
andıran bir beton kaidenin
içinde, yeraltına
inşa ediliyor. Yapıya gündüz
dışarıdan bakıldığında sadece ağır metalden
yapılmış çatısı
gözüküyor. Ardından gecenin ilerleyen saatlerinde
bu çatı, hidrolik
bir sistemle açılarak, misafirlerini ağırlamaya
başlıyor. Karanlık ve kasvetli
bir atmosfere sahip iç mekan tasarımında, masif taş
kullanılıyor.
Danimarka’nın
Kophenhag
kentinde yer alan The Krane,
simsiyah
konseptiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Proje sadece konsept
anlamında değil, konumlandığı yer açısından da büyük merak
uyandırıyor. Nordhavn limanında, bir kömür yükleme vincine
eklemlenen bu tasarım; deniz, liman, gökyüzü
ve Kophenhag’ın panoramik manzarasını bünyesinde barındırıyor
. İçerisinde toplantı odası, spa, dinlenme alanı, teras ve resepsiyon
gibi birçok işlevi barındırıyor. İç mekandaki siyah renk konsepti,
dış mekanda her an seyredilebilen manzaranın gölgelenmemesi
adına tercih ediliyor.
Su ve toprak elementleri
arasındaki ince ilişkinin
aktarıldığı sergi, Çin’in Shantou
kentinde yer alıyor. 240 m²’lik
bir alana yayılan projede tasarımcılar,
ziyaretçileri dış dünyadan
uzaklaştırarak bir sanat yolculuğuna çıkarmayı
amaçlıyor. Farklı dokulardaki
boyaların
birbirleri arasında kurduğu kombinasyonlara, çeşitli sanat eserleri
eşlik ediyor. Mekan sadece bir sergiyi
kapsamıyor, aynı zamanda markanın satış işlemleri
de bu alanda gerçekleştiriliyor.
Monokrom
tonlarıyla ön plana çıkan Montreal konutunun
iç mekanı, Kanadalı mimar Jean Verville
tarafından tasarlanıyor. 1950
’lerden kalma bir kır evinin
iç mekanının yenilenmesini kapsayan proje, Montreal’in Villeray
semtinde yer alıyor. Geleneksel
bir tasarıma sahip eski konut,
yenilenmenin ardından siyah ve beyazın
kullanıldığı sade
mekanlara dönüştürülüyor. Tasarımda sınırların ve ölçek algısının
soyutlaştırılması
amaçlanıyor.
Kyoto’da
yer alan alışılagelmiş Japon sıra evi,
Japon-Avustralya mimarlık stüdyosu Atelier Luke
tarafından yenileniyor. Günümüze kadar geçirmiş olduğu değişim ve tadilatların
ardından ev, eski haline dönmesi
için stüdyo tarafından yeniden
tasarlanıyor. İç mekanda yer alan ve öncesinde gizlenen çatı kirişleri
tavanla birlikte siyaha
boyanarak
ön plana çıkarılıyor. Mimarlar bu evde, aydınlık kadar
karanlığında
ferahlık
hissi oluşturduğunu savunuyor.

Londra
mimarlık stüdyosu AfroditiKrassa
tarafından tasarlanan restoran,
günümüzde oldukça yaygınlaşan ve canlı renklerle
donatılan mekanlara zıt bir duruş
sergiliyor. Tamamen koyu renk tonlarının
tercih edildiği mekan, Mayfair’de
yer alıyor. Stüdyonun kurucusu Afroditi Krassa, çok dikkat çekici
olmayan malzeme ve renk paletleriyle
çalışarak zarif ve klasik
bir iç mekan tasarladığını belirtiyor.
Ayrıca kısa vadeli akımlar
konusundaki endişelerini
dile getirerek her şeyin aynı göründüğünü
ifade ediyor.
Rustik renk paleti
ve koyu tonlardaki
malzeme seçimleriyle dikkat çeken bu proje, Meksika’da yer alan
Communal ve ORTA Arquitectura
mimarlık stüdyoları tarafından yenilendi. Koyu ahşap mobilyalar, loş ışık, tuğla kemerler ve siyah beyaz zemin döşemelerle
projede davetkar bir atmosfer
oluşturmak isteniyor. Salon Sociedad’ın da içinde bulunduğu yapı; FEMSA ve Heineken Mexico
şirket çalışanları ve ailelerinin birlikte sosyalleşmeleri
için tasarlanıyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.