Kahve ve kahvehane sosyolojisi

Kahve, içmek için bir mekân, bir seremoni aranan içeceklerin başında gelir. Hazırlanması, sunumu ve içimi başlı başına eylemsel bir döngüdür.
Kahve, içmek için bir mekân, bir seremoni aranan içeceklerin başında gelir. Hazırlanması, sunumu ve içimi başlı başına eylemsel bir döngüdür.

Kahvenin tiryakilik yaratması ve etken madde olarak kafein içermesi, onun bir uyarıcı olarak değerlendirilmesini sağlar. Kahve, insanı daha çok çalışmaya ve daha çok uyanık kalmaya yönlendirmektedir. Bu bakımdan kahve, kapitalist çağın favori içeceğidir. Çünkü uyanık ve dinç olma, kapitalist düzende daha fazla çalışmaya ve daha fazla üretime tekabül ediyor.

Kültürel olguların irdelenmesi, bir milleti millet yapan aslî unsurların irdelenmesidir. Bu mevzular, kültürel habitusun daha anlaşılır ve daha anlamlı bir bütünlük içerisinde konuşulmasını sağlar. Genellikle şifahi unsurlar olan kültürel kod, unsur ve olaylar Beşir Ayvazoğlu'nun derinlemesine tahlilleriyle bir kaynak mesabesine erişmiştir. Kültür; yazılı ya da sözlü kaynaklarla insanlığın dünya serüveninde ortaya koyduğu mirastır. Elbette ki bu mirasın bir sonraki nesillere aktarımında tüm insanlara bazı görevler düşüyor. Kültürel tecrübe nehrinin durmadan akış hâlinde olmasını sağlayan, bir önceki neslin kültürel değerleri, kültürel birikimleri bir sonraki nesle ulaştırmasıdır. Fakat kültürel canlığı salt bu nesilden nesle gerçekleşen aktarımdan beklemek, yanlıştır. Çünkü aktarımların kişiden kişiye ve yöreden yöreye farklılıklar göstermesi, aktarılacak unsurun genellikle eksik ve eklemeli olmasına neden olacaktır.

Her insan yaşadığı coğrafyanın izlerine bürünerek, ona eklemlenerek farklı farklı yaşantı biçimleri sergiler.
Her insan yaşadığı coğrafyanın izlerine bürünerek, ona eklemlenerek farklı farklı yaşantı biçimleri sergiler.

Bu bakımdan yazılı metinler, ortak hafızayı muhafaza konusunda birincil unsurlardır. Söz uçar yazı kalır düsturunca; ortaya konulan her yazılı eser, yaşadığımız kültürel habitusun kodlarını saklama konusunda en önemli kaynaktır. Bu nedenle yazılı çalışmaların büyüyerek devam etmesi bir toplumun hem daha iyi anlaşılmasını hem de daha iyi konuşulmasını sağlar, çünkü üretilen eserler, toplumların dünyada bıraktığı özgün izin devamlılığını sağlıyor ve toplumlar bu eserlerin ortaya attığı kavramların yardımıyla daha iyi irdeleniyor ve anlaşılıyor. Her insan geride bıraktığı, yaşamı anlamlı kılan kodlarla insanlığa bir miras bırakır. Bu miras, varisi olduğu coğrafyanın kodlarını bir sonraki nesillere aktarmakla büyür ve gelişir. Her insan yaşadığı coğrafyanın izlerine bürünerek, ona eklemlenerek farklı farklı yaşantı biçimleri sergiler. Bu yaşama şekli, içinde yeme içme alışkanlıkların kılık kıyafet tercihlerine, konuşma üslubundan hayatı algılama biçimine değin birçok unsuru içerir.

Kahve ve sosyoloji

Zihinlere küşayiş veren bu içeceğin salt lezzeti bile bugüne dek birçok esere konu olmuştur.
Zihinlere küşayiş veren bu içeceğin salt lezzeti bile bugüne dek birçok esere konu olmuştur.

Kahve, basit bir tanımlamayla, kadim bir içecek. Ancak o kadar büyük bir kültürel arka plana sahiptir ki, onu sadece bir içecek olarak tanımlamak eksik ve hatalı olacaktır. Dünya tarihine etki eden içecekler arasında ilklerden sayılan kahve, insanoğlunun lezzet buluşları arasında önemli bir yere sahip. İlklerde hudayinabit olan bitki çekirdeğinin sonraları bir endüstri malzemesi hâline gelmesiyle başlamıştı her şey. Zihinlere küşayiş veren bu içeceğin salt lezzeti bile bugüne dek birçok esere konu olmuştur. Habeşistan'dan başlayıp Yemen, Hicaz ve Mısır üzerinden Osmanlı İmparatorluğu'na gelen bu içecek ilk başlarda tedirginlik ve kuşkuyla karşılanmış, lezzet saltanatını ilan edinceye kadar muhalifler ve taraftarları arasında büyük tartışmalara neden olmuştur. Kahve, içmek için bir mekân, bir seremoni aranan içeceklerin başında gelir. Hazırlanması, sunumu ve içimi başlı başına eylemsel bir döngüdür.

Bu nedenle kahveler, zamanla kahvehaneleri doğurmuştur. Ortaya çıkan bu mekânlar zamanla, kahve ile küşayişe uğrayan zihinlerin açılıp rahatladığı ve her şeyin irdelendiği toplanma yerlerine dönüştü. Kahveler yahut kahvehaneler bugün salt kahve veya çay içilen mekânlar değil, dinlence, toplumsallaşma ve kültürlenme meskenleri olarak sosyolojik dönüşümlere ev sahipliği yapan, çözümlenmeye müsait çok katmanlı mekânlar haline gelmiştir. Giddens, sosyolojiye bir tanım getirmeye başlamadan evvel sosyolojik bakış açısının geliştirilmesinin önemi üzerinde durur. Bunu yaparken de Mills'in geliştirdiği "sosyolojik imgeleme" yaklaşımıyla kahve üzerinden sosyolojik çıkarımlarda bulunuyor. Kahve, Giddens'ın ifadesiyle salt bir içecek değil, gündelik toplumsal etkinliklerin bir parçası olması hasebiyle simgesel bir değer taşıyor. Özellikle Türk kültüründe sırf kahve içmek için kahveden önce yenilen yemeğe "kahve altı, kahvaltı" denmesinden ve günün vakitlerinin kahve içilen zamandan başlanarak tasnif edilmesinden kahveye neden kültürel bir unsur olarak da yaklaşılabileceği açıkça görülebiliyor.

Kahve, insanı daha çok çalışmaya ve daha çok uyanık kalmaya yönlendirmektedir.

Bugün kahvenin yerini çay alsa da mevzu merkezileşerek yerleşmiştir. Giddens da Batı kültüründe insanların güne kahve ile başlamasının bir rutin hâline geldiğine değinir. İlk kahve aile bireyleri ile güne başlama etkinliği iken gün içerisinde içilen kahveler daha çok molanın ve sosyalleşmenin gerekliliği olmaktadır. "İnsanlar neden kahve içer?" sorusu salt bilimsel yaklaşımla açıklanamaz. Bu sorunun irdelenmesi neticesinde sosyal, kültürel ve ekonomik birçok çıkarım yapılabilir. Kahvenin tiryakilik yaratması ve etken madde olarak kafein içermesi, onun bir uyarıcı olarak değerlendirilmesini sağlar. Kahve, insanı daha çok çalışmaya ve daha çok uyanık kalmaya yönlendirmektedir. Bu bakımdan kahve, kapitalist çağın favori içeceğidir. Çünkü uyanık ve dinç olma, kapitalist düzende daha fazla çalışmaya ve daha fazla üretime tekabül ediyor.

Endüstri ve kahve

Kapitalizm, daha evvel de bahsettiğimiz gibi, her şeyin endüstriyel bir malzeme olarak değerlendirilip pazarlanabilmesi mantığına dayanır. Bilinen bir klişeyle "gölgesini pazarlamayadığı ağacı kesen" bir mantıkla hareket eder. Kapitalizm için her şey pazarlanabilir, bir katma değer sağlanabilir ve kâr getirici bir unsur olarak değerlendirilebilirdir. Bu durumdan kahve de nasibini almış ve evvelinde hudayinabit olan bu çekirdek, talep fazlalığı ve arz eksikliği nedeniyle endüstriyel tarımla dünya piyasasına sunulmuştur. Toplumsal olarak kabul gören bir uyarıcı olan kahve, dünyada girift bir biçimde endüstrinin malı olmuş ve zedelenmiş emeğin ürünü olarak kapitalist mantıkta değerlenen ürünler arasına girmiştir. Uluslararası ticarette en değerli endüstriyel ürünler arasına girmesi bugün kahveyi masum bir içecek olmaktan çıkarmış, yüksek gelir sağlayan bir ürüne dönüştürmüştür. Kahvenin küresel ölçekteki değerinin altın ve petrol ile eşdeğer gitmesi kahve üzerinden egemenlik sahasının, iktidar olgusunun derinlemesine tartışılmasını gerektiriyor.