suu
suu

Kendimizi bilemediğimiz an’dan beridir suyla tanışıklığımız var; ama idrak edişimiz için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Uyurken hissettiğimiz düşüşlerin sebebiyle hatırlarız belki ilk olarak. Böyle denizin içinde kayar gibi; bir yere tutunamadan düşer gibi...

Suyun bir yaşam kaynağı olması dışında, sanırım yaş almakla da ilgili olarak benim için farklı anlamları oluşmaya başladı zaman içinde. Belki sizin için de öyle olmuştur, bilemeyeceğim. Uzun yaz ramazanlarını ikinci kez görmeye yetecek bir yaşa sahibim. Birincisi gençlik yıllarıma geldiğinden olsa gerek bir yaz rüyası gibi geçti gitti. Hatırımda kalan uzun sofralarda kalabalık aile-ahbap iftarları ve o iftarlar için sardığım minicik etli sarmalar. Sahur mukabelelerini de es geçmemek gerek.

10 yıl önce Umre ziyareti sırasında Safa-Merve arasında Hacer annemizin hatırası için gidiş gelişlerimiz sırasında İsmail’i onu beklerken neler hissedeceğini yanımda evlatlarım bulunması hasebiyle bir nebze olsun anlamaya çalıştım. Zemzeme kavuşana kadar neler hissedebileceğini, o bir yudum aziz suya. Birden babaannemin daima buzlukta beklettiği bakır maşrapasındaki su geliverdi aklıma Hacer annemize uzatsam da İsmail’ine can suyu olsa... Tabağımın yanında orucumu açmam için bekleyen sıcaktan dışı buhar yapmış bir bardak suya bakarken mutemadiyen düşündüğüm şeydir bu. Hacer annemizin İsmail’i gözden kaybetmeden yaptığı sabır koşusu. Hervele diyoruz biz ona aslında yürürken koşar gibi. Acele etmeden hızlanır gibi.

Hiç sormadım, akıl edemedim babaanem o suyu niçin buzluktan içerdi. Yaz ya da kış günü her daim. İçini onca yakan neydi acaba? Sonra dedim ki o da belki Yunus gibi düşünmüştü: ‘’Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm / Yiğit iken ölenlere göğ ekini biçmiş gibi’’

Yazamamıştı, çünkü ümmiydi ama bir ritüel oluşturmuştu kendince, buzlukta her daim bakır maşrapada su, Rahmet olsun cümlesine.

Fuzuli okumayı hep sevmişimdir, lise yıllarımından kalan bir alışkanlık. Meslek lisesinde okudum ama alan dışı derslerimize giren öğretmenlerimiz tam teçhizatlı, işin ehli güzel insanlardı. Allah sağlıklı uzun ömürler versin, edebiyat öğretmenimiz Duran Yıldız’ın çok büyük payı vardır bunda. Fuzuli’yi onun sayesinde tanımış sevmiştik.

Sonra ne zaman ve nerede olduğunu hatırlamıyorum Su Kasidesi’yle karşılaştım. Şu mısrayı defalarca okumuş ardını getirememiştim;

“Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su”

Yine tabağımın yanında, orucumu açmam için bekleyen suyla birlikte Hacer annemizin hatıratı ve dilimden düşüremediğim bu satırlar uzun ve sıcak ramazan günlerimin yoldaşı olmuştu. Babaannemin buzluktaki maşrapasını alıp her uzattığımızda söylediği gibi: ’’

Su gibi aziz olun..” Su gibi aziz ol güzel okuyucu. Oruçların makbul, bayramın mübarek olsun

. Not: Bu ay tarif bekleyenlere buz gibi bir Kestel, Şekerpınar, Taşdelen ya da köyünüzün kaynak suyundan ikram ediyorum, afiyet olsun..