Yaşasın televizyon futbolu!

İyi bahisçiler rakamların söylediklerini dinleyecek, ona göre oynayacak ve sadece kazandıkça sevecekler... Babalarımızdan bize miras kalan oyun bu değil, bu bir oyun değil.
İyi bahisçiler rakamların söylediklerini dinleyecek, ona göre oynayacak ve sadece kazandıkça sevecekler... Babalarımızdan bize miras kalan oyun bu değil, bu bir oyun değil.

Futbol, 1970'lerde halkın oyunu olmaktan çıkıp televizyonun ürünü olmaya başlamış bu süreç 90'larda tamama ermişti. Oyun üzerine kafa yoranlar ne kadar hayıflansa da televizyonun futbolu esir alması hiç değilse taraftar olmayı veya tarafsız maçı seyrediyorsanız da gönlünüzün kaydığını tutmayı henüz elimizden almamıştı.

7-8 sene öncesi... Yan daireye üniversite öğrencileri taşınmış gidip bir tanışmak aklımda ama bir türlü denk gelmedim. Bir akşam Fenerbahçe'nin Avrupa kupası maçı var. Galiba bir Fransız takımı ile oynuyor. Fenerbahçe gol yediğinde yan daireden sevinç sesleri geldi. Dönem Fenerbahçe Trabzonspor geriliminin zirvede olduğu zamanlar. Kesin dedim çocuklar Trabzonsporlu... Ertesi akşam eve gelir gelmez gençlerin kapısını çaldım. Tanışma faslı bitince "Çoğunluk Trabzonsporlu veya Galatasaraylı galiba" dedim. "Yok hocam," dediler "Hepimiz Fenerbahçeliyiz..." "Ben mi yanlış duydum çocuklar," dedim, "dün akşam Fenerbahçe gol yediğinde sevinç sesi geldi sanki". "Yok doğru duymuşsunuz." dedi gülerek biri, "Bahis yapmıştık da kupon geldi..." Futbol, 1970'lerde halkın oyunu olmaktan çıkıp televizyonun ürünü olmaya başlamış bu süreç 90'larda tamama ermişti.

Oyun üzerine kafa yoranlar ne kadar hayıflansa da televizyonun futbolu esir alması hiç değilse taraftar olmayı veya tarafsız maçı seyrediyorsanız da gönlünüzün kaydığını tutmayı henüz elimizden almamıştı. Yani futbol, sahadakiler için bir iş bir "show business" olsa da hastaları için hâlâ oyundu. Gerçek hayatla asla bağı olmayan hatta gerçek hayatın ters yüz edilmesi... 90 dakikalığına realite ile bağı koparma... Normalde bir takımın taraftarı olursunuz, âşık olursunuz bir de her seyrettiğiniz maçta gönlünüz birine kayar. Şehrin hikâyesini sevmişsinizdir, o maçta hakemin kararlarına sinir olup mağdura meyl etmişsinizdir, formasının rengini sevmişsinizdir... Onlarca sebepten biri sizi bir maç için bile bir takımı sevmeye iter. Ama bu da sevgidir son tahlilde; oyundur... Maç bittiğinde soyutluktan çıktığınızda, gerçek hayata döndüğünüzde maçtan geriye hiçbir şey getirmezsiniz. Tam da bu yüzden oyundur o, oynayanlar iş yapmış siz seyredenler ise oyun oynamışsınızdır.

Oyunu halkın oyunu olmaktan çıkarıp kendisine program hâline getirdi diye. Ama haksızlık etmişsiz.

Demem o ki vaktiyle çok kızdık televizyona. Oyunu halkın oyunu olmaktan çıkarıp kendisine program hâline getirdi diye. Ama haksızlık etmişsiz. Hiç değilse oyun olarak kalmıştı televizyonun futbolu. Taraftar veya seyirci dışında herkes için "iş" e dönüştürse de hiç değilse onlara oyun bırakmıştı. Şimdi çok daha vahim bir tehlike stadyumun kapısında değil içinde. Çocukken haftada bir kolon oynadığımız karbon kâğıtlı Spor Toto bile bir oyundu bu değil. Günün her saati her anı bin bir çeşit şekliyle bahis, futbolu bir ahtapot gibi saracak. Anlık taraftarlık zaten bitecek korkarım gerçek taraftarlık bile bitecek. 2019'da Prag deplasmanında Trabzonspor'u izlemeye giderken uçakta tanıştığım İngiliz'e Trabzonsporlu olduğumu söyleyince gözleri parladı. Aha dedim hikâyeyi biliyor mu acaba, Trabzonspor'un bir şehir takımı olarak başlayan hikâyesini bilip saygı mı duyuyor.

Çok meraklandırmadı beni. "Trabzonspor'u biliyorum" dedi. "Geçen sene iç sahadaki büyük maçlarda çok para kazandırdı bana..." Chelsea taraftarıydı tanıştığım abi. Önce Trabzonspor'un hikâyesini bilmeden sadece kazandıran veya kaybettiren olarak bilecek. Sonra Chelsea'ye de aynı gözle bakacak. Sevmeyi, meyl etmeyi, oyun oynamayı unutacak. Çünkü istatistik, rakamlar, gerçekler... Ve iyi bahisçiler rakamların söylediklerini dinleyecek, ona göre oynayacak ve sadece kazandıkça sevecekler... Babalarımızdan bize miras kalan oyun bu değil, bu bir oyun değil.