Yunanistan'ın gayri askeri statüdeki adaları silahlandırması: Uluslararası hukuk ne diyor?

Meis Adası, Anadolu Ajansı tarafından böyle görüntülenmişti.
Meis Adası, Anadolu Ajansı tarafından böyle görüntülenmişti.

Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması'yla 12 Ada, gayri askeri statüde olması kaydıyla Yunanistan'a devredilmişti. Uluslararası hukuka aykırı olarak Yunanistan'ın adalardaki askerleştirme ve silahlandırma çalışmaları ise devam ediyor.

GZT'ye konuşan Uluslararası Hukuk Profesörü Selami Kuran, Yunanistan'ın hukuk tanımaz hamlelerini ve silahlandırma sonrası adaların statüsünün değişip değişmeyeceğini aktardı. Kuran, Hukuki çerçevede bakıldığında Yunanistan tarafından atılan adımların uluslararası arenalarda Türkiye tarafından dile getirilmesinin önemine işaret etti.

Kuran, "Yunanistan'ın 1960'lı yıllardan itibaren sürdürdüğü uluslararası hukuka aykırı eylemleri doğal olarak antlaşmalarla devredilen adaların statülerini tartışmalı ve geçersiz hale getiriyor" şeklinde konuştu.

Türkiye'ye 2 kilometre Yunanistan ana karasına ise 580 kilometre uzaklıktaki Meis Adası, Yunanistan'ın askeri sevkiyat yaptığı haberleriyle gündeme geldi.

Türkçe adı Kızılhisar olan Meis Adası, iki ülke arasında 'deniz yetki alanı' konusunda uzlaşmaya varılamayan ana konulardan biri. Yunanistan, yaklaşık 7,3 kilometrelik yüz ölçümü bulunan adanın Akdeniz'de 40 bin kilometre genişliğinde kıta sahanlığı oluşturduğunu savunuyor. Akıl dışı bu tutum Yunanistan'ın 'askersiz' alan olarak tanımlanan adalara asker ve silah göndermesiyle farklı bir boyut kazandı.

  • GZT, Meis Adası'na Yunanistan'ın asker ve silah çıkarttığını 'geolocotion' metoduyla ela aldığı ve sosyal medyada geniş yankı uyandıran videosunda da belirtmişti.


Türkiye ve Yunanistan arasında ne oldu?

Uluslararası Hukuk Profesörü Selami Kuran

GZT'nin ulaştığı Uluslararası Hukuk Profesörü Selami Kuran iki ülke arasında yaşanan uyuşmazlıkları, antlaşmalar gereği adaların statülerini ve atılacak muhtemel adımları GZT takipçileri için değerlendirdi.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz ile bağlantılı olarak gerek Ege gerek ise Akdeniz'de yaşamış olduğu ciddi bir uyuşmazlığın söz konusu olduğuna dikkati çeken Kuran, uyuşmazlığın temelindeki esas nedeni hakkında da konuştu:

  • "Uyuşmazlığın ana nedeni özellikle Yunan-Rum tarafının; uluslararası hukuka, uluslararası deniz hukuk sözleşmesine, uluslararası adalet divanı kararlarına, 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması'nın boğazların statüsüne ilişkin hükümleri ve aynı zamanda 1947 tarihli Paris Antlaşması'nın ilgili hükümlerine tek taraflı eylem ve davranışlarıdır"

Adalar hangi şartlarla Yunanistan'a devredildi?

Doğu Ege adalarının gayri askeri statüde olması şartıyla Yunanistan'a devrinin antlaşmalarda düzenlendiğini bildiren Kuran, "Gerek 1923 tarihli Lozan Antlaşması'nın adalara ilişkin düzenlemelerine bakıldığında gerek 1947 tarihli Meis dahil 12 adanın İtalya'dan alınarak Yunanistan'a devri konusunda temel şart ilgili adaların gayri askeri statüde olmalarıdır" dedi.

Meis Adası etrafındaki askeri hareketlilik sürerken, adadan hareket eden bir Yunan feribotunun Karaada mevkisine gittiği görünüyor.
Meis Adası etrafındaki askeri hareketlilik sürerken, adadan hareket eden bir Yunan feribotunun Karaada mevkisine gittiği görünüyor.

Yunanistan bu adalarda neden asker bulunduramaz?

Hukuki anlamda bakıldığında; antlaşmalarla birlikte adaların sadece silahsızlandırılması değil aynı zamanda askersizleştirmesinin önemine işaret eden Selami Kuran, bunun anlamı şu şekilde ifade etti:

"Yunanistan antlaşmalarla belirlenmiş adalarda hiçbir şekilde askeri varlık bulunduramaz. Bu kesin ve net şartın olmasının temel amacı da Türkiye'ye çok yakın olmaları ve Türkiye'nin güvenliği çerçevesinde konmuş şartlardır"

Yunanistan'ın yasakları delmesi ne zaman başladı?

Yunanistan'ın 1960'lı yıllardan itibaren başta Ege adaları -Boğaz önü adaları ve Saruhan adaları- olmak üzere ciddi bir asker ve silahlandırma girişimlerine başladığının altını çizen Kuran şöyle devam etti:

"Bu aslında Lozan Barış Antlaşması'nın adaların Yunanistan'a devrine ilişkin temel şartı sistematik bir şekilde ihlal edilmesidir. 1960'lı yıllardan itibaren başlayan uluslararası hukuka aykırı eylemler doğal olarak bu antlaşmaların devrini ön gören hükümlerini tartışmalı ve geçersiz hale getiriyor. Çünkü Gayri askeri statü şartı ihlal edildiği zaman bu antlaşmaların uluslararası hukukun ilgili mevzuatları gereğince artık içi boşalmıştır. Antlaşmalar tartışmalı hale gelmiştir bu konunun tartışılması ve antlaşmanın artık hukuken geçersiz olduğu hususu ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor" ifadelerini kullandı.

Türk Sahil Güvenlik teknesi rutin devriyelerinden birini gerçekleştirirken görünüyor.
Türk Sahil Güvenlik teknesi rutin devriyelerinden birini gerçekleştirirken görünüyor.

Devredilmemiş adalar hangi durumda?

Kuran, Yunanistan'ın 152 adadan oluşan ve egemenliği antlaşmalarla devredilmemiş statüdeki adaları da işgal ederek silahlandırdığına değindi. Türkiye'nin ilgili birimlerinde gerek görsel gerek yerinde yapılan keşiflerle bunların kayıt altına alındığını söyleyen Kuran konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

  • "Şu anda Yunanistan kendisine ne Lozan Antlaşması'yla ne 1947 Paris Antlaşması'yla devredilmemiş adaları da işgal konumundadır. Özellikle 30 Ağustos itibariyle Meis Adasına askeri sevkiyatın yapıldığı yansıtılmıştı. Yalnız Meis değil, yakınlarında yer alan Karaada ve Fenerada da Yunanistan tarafından fiilen işgal edilerek silahlandırılmıştır. Meis Adası, Paris Antlaşması ile Yunanistan'a bırakılmış fakat etrafında yer alan az önce de ifade ettiğim Fener adası ve Karaada bu antlaşmalarda geçmemektedir. Yani Yunanistan bir emri vaki yaratarak bu adalarda fiili bir egemenlik tahsis etmiştir.
  • 12 adalar dediğimiz adalar aslında 22 adadan oluşuyor. Bunun 16'sı büyük sayılabilecek adalarken geri kalanları küçük diye nitelendirilebilir. Bu adalar ikinci dünya savaşından sonra 21 devlet tarafınca imzalanan 1947 Paris Antlaşması'yla İtalya'dan alınarak Yunanistan'a devredildi. Antlaşmanın hükümlerine bakıldığı zaman Meis'in de dahil olduğu 12 adaların Yunanistan'a devredilmesinin temel şartı Lozan Antlaşması'yla aynı doğrultudadır. Buna göre gayri askeri ve silahsızlandırılması esastır"

Hukuki çerçevede bunun sonucu nedir?

Prof. Dr. Selami Kuran, 1960'lı yıllardan itibaren antlaşmalarla devredilen adaların egemenlik şartının sistematik ve ciddi şekilde Yunanistan tarafından ihlal edildiğine dikkati çekerek şöyle konuştu:

"Bu nedenle bu antlaşmalar hukuken ciddi şekilde tartışılması gereken antlaşmalardır. Paris Antlaşması'nın özel bir durumu da var aslında. Lozan Antlaşması Türkiye'nin de dahil olduğu 8 devlet tarafından imzalanmıştır. Fakat Türkiye 1947 tarihli Paris Antlaşması'na imza atmamıştır. Bunun anlamı Türkiye'nin Paris Antlaşması'na taraf olmadığıdır.

Yunanistan'ın statü gereği askerisizleştirme ve silahsızlaştırması gerektiği adalar, Türkiye'nin güvenliğine karşı ciddi bir tehdit olarak durmaktadır. Antlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş adaların egemenliği Osmanlı Devleti'nin doğal halefi olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne aittir. Hukuki çerçevede bakıldığında Yunanistan tarafından atılan bu adımların uluslararası arenalarda Türkiye tarafından dile getirilmesi çok büyük önem arz etmektedir. Ege adalarının devrini ön gören şart olmazsa-olmaz gayri askeri statüdür. Bu şartın ihlal edilmesi; devir şartı ve antlaşmaları sakat hale getirerek tartışmaya açar. Türkiye'nin antlaşmaların revizyonunu talep etme hakkı söz konusudur. Türkiye adaların devir edilmesi hükmünün değiştirilmesini talep edebilir"

Meis Adası, Yunanistan'ın askeri sevkiyat yaptığı haberleriyle gündeme geldi.
Meis Adası, Yunanistan'ın askeri sevkiyat yaptığı haberleriyle gündeme geldi.

Yunanistan neyi hedefliyor?

Uluslararası hukuk alanında çalışan bir akademisyen olarak, bu durumun Türkiye Cumhuriyeti tarafından değerlendirilmesi gerektiği kanaatinde olduğunu bildiren kuran Yunanistan'ın hedefini şöyle açıkladı:

"Yunanistan'ın yıllardır tek taraflı emri vakilerle önce Ege'de şu anda da Akdeniz'de yapmış olduğu hukuk dışı eylemler -ki bu adımları Sevilla Haritası'na dayandırmaktadır- Türkiye'nin deniz yetki alanlarını işgal etmeye yöneliktir. Temel amaç Ege denizini Yunan denizi haline getirmek ve Güney Kıbrıs Rum Kesimiyle irtibatlı olarak Yunan-Rum deniz koridorunu oluşturmaktır".