Doğu'da açan bir çiçek: Lesley Blanch

Doğu'da açan bir çiçek: Lesley Blanch.
Doğu'da açan bir çiçek: Lesley Blanch.

O, Doğu’da açan bir çiçekti; Batı’da yerini yadırgıyordu. Dünyaca ünlü tarihçi Fernand Braudel’in de söylediği gibi İslâm bir yol uygarlığıydı. Lesley Blanch de yolunu hep Müslüman diyarlarına düşürdü. Kendisinden farklı olanla birlikte yaşamaya alışkın olan Doğulular, Blanch’i şüphesiz bir sevgiyle kucakladı.

İnsan çıktığı her yolculukta tefekkür ile karşılaşır; tıpkı akşam vakitleri güneşin batışıyla kalbe uğrayan hüzün gibi. Bir yerden gelip bir yere gittiğini bilirsin ama çerçeveyi biraz büyüttüğünde nereden gelip nereye gittiğini düşünürsün.

Belki de bu yüzdendir yola bir kez revan olanların bundan vazgeçememesi. Yolda olma hali göçebeliği çağrıştırsa da aslında inşa edici bir süreçtir. Yola çıkmak ontolojik kaygılara sürülen bir merhem midir bilinmez ama birini gerçekten tanımak için o kişiyle yolculuğa çıkılması salık verilir. Pekâlâ bu kişi, insanın kendisi de olabilir.


  • İngiliz yazar Lesley Blanch de kendini, hayatı, insanı ve dünyayı yolda tanıyanlardan; turist olmak yerine gittiği topraklardan, tanıştığı insanlardan mayalananlardan. Hadi şimdi zamanı büküp Blanch ile bir yolculuğa çıkalım; onu gerçekten tanımak için.

Lesley Blanch, 1904 yılında Londra’nın batısında yer alan ve yemyeşil doğasıyla bir köyü andıran Chiswich’te dünyaya geldi. Anne ve babası çok varlıklı olmasa da görgülü ve kültürlü kişilerdi. Blanch, eğitiminin büyük bir kısmını evde tamamladı. Bir ressam olarak yetiştirilmesine rağmen kitap illüstrasyonundan grafiğe, dergi editörlüğünden yazarlığa kadar birçok meziyetle bezeliydi.

İngiliz yazar Lesley Blanch.
İngiliz yazar Lesley Blanch.
1938 yılında ABD merkezli moda dergisi Vogue’un İngiliz edisyonunda editör olarak çalışmaya başladı. Aynı dergide birlikte çalıştığı şef editör Anne Scott-James onu ‘Barok Meleği’ne benzetiyor; Blanch için “Hayatımda tanıdığım en yetenekli ve çekici kadınlardan biri’ diyordu.

Yazmayı seviyor ve kalemle kendini çok iyi ifade ediyordu ancak masa başı bir iş ona göre değildi. Çocukluğundan bu yana içinde özgür ve çılgın ruhlu bir kızla birlikte yaşıyordu. Yolculuğa karşı yüreğine ilk kıvılcım düştüğünde ise henüz altı, yedi yaşlarındaydı. Esrarengiz ve muhtemelen Sovyet Ajanı olan bir Rus aile dostları vardı. Blanch’in ‘gezgin’ ismini verdiği bu kişi bir anda sırtında kürklerle ve Rusya’dan getirdiği oyuncaklarla ziyarete gelir, evin havasını değiştirirdi. Lesley henüz çocukken âşık olduğu bu gizemli adamla ilerleyen yıllarda sevgili oldu. Evlenmeyi hayal ediyorlardı ki ‘gezgin’ bir anda ortadan kayboluverdi. Blanch, sevdiği adamı yitirse de Doğu’ya karşı olan tutkusundan hiçbir zaman vazgeçmedi.

İlk kitabı ‘The Wilder Shores of Love’ı (Aşkın Vahşi Kıyıları) 1954’te kaleme aldı. Doğu’ya olan ilgisinin bariz bir şekilde görüldüğü biyografik romanda Ortadoğu’da yaşamak için Avrupa’yı terk eden dört kadının yaşadığı maceraları anlatmıştı.
İlk kitabı ‘The Wilder Shores of Love’ı (Aşkın Vahşi Kıyıları) 1954’te kaleme aldı. Doğu’ya olan ilgisinin bariz bir şekilde görüldüğü biyografik romanda Ortadoğu’da yaşamak için Avrupa’yı terk eden dört kadının yaşadığı maceraları anlatmıştı.
  • İki başarısız evliliğin ardından 1945’te bir partide tanıştığı Romain Gary ile üçüncü evliliğine imza attı. Gary, Blanch’ten on yaş küçüktü. II. Dünya Savaşı’nda Fransız Hava Kuvvetleri’nde pilot olarak görev yapmış; savaşın ardından Fransa Diplomatik Servisi için çalışmaya başlamıştı. Aynı zamanda yazarlık ve yönetmenlik de yapan bu genç adam; Blanch’in oldukça ilgisini çekmişti. Gary, ona; gençlik aşkı ‘gezgin’i hatırlatıyordu.

Diplomatik Servis tarafından ABD’de görevlendirilen Gary ile Blanch de yeni kıtaya gitti. Burada özellikle sanat cemiyetinde geniş bir çevreye sahip oldu. Yazar Truman Capote, Aldous Huxley, Nancy Mitford, oyuncu Sophia Loren ve Jean Seberg gibi birçok ünlü isimle yakın ilişki kurdu.

Lesley Blanch, üçüncü eşi Romain Gary ile birlikte.
Lesley Blanch, üçüncü eşi Romain Gary ile birlikte.

İlk kitabı "The Wilder Shores of Love"ı (Aşkın Vahşi Kıyıları) 1954’te kaleme aldı. Doğu’ya olan ilgisinin bariz bir şekilde görüldüğü biyografik romanda Ortadoğu’da yaşamak için Avrupa’yı terk eden dört kadının (Isabel Burton, Jane Digby, Aimée du Buc de Rivéry and Isabelle Eberhardt) yaşadığı maceraları anlatmıştı. Elde ettiği şöhret ona göre eşini hiç de memnun etmemişti. Yıllar sonra verdiği bir söyleşide Gary’nin kitabını hiç beğenmediğini ve anlayamadığı bir şekilde başarısını kıskandığını söyleyecekti.

Gary’nin Blanch’ten ilhamla yazdığı"Lady L"romanı ise 1958’te yayımlandı. Kitap 1965 yılında, çift boşandıktan 2 sene sonra sinemaya da uyarlandı. Gary, kendisinden 24 yaş küçük olan oyuncu Jean Seberg ile evlenebilmek için Blanch’ten boşanmak istemişti. Gary ile Seberg’in evlilikleri ise sadece 7 yıl sürdü. Ne hazindir ki Seberg, özel hayatındaki sorunlarının sonucunda 1979’da intihar etti. Gary de 1980’de yaşamına son verdi.

  • Blanch, yıllar sonra eski eşi ve evliliklerini konu alan "Romain: Un Regard Particulier" (Romain: Özel Bir Bakış) adında bir kitap yazdı. Kitapta evliliklerinin İngiliz ve Fransız yazarlar arasında yapılan ilk evlilik olduğunun altını çizdi.

Her şeye rağmen Gary’ye kızamadığını belirten Blanch, “Onunla geçirdiğim tüm hayatım bir ödül gibiydi. Ah Romain! Ne kadar komik ve trajik biriydin. Benim için hem eğlenceli hem de çileden çıkarıcı bir yoldaş oldun! Seni tanımak, seni sevmek ve senin tarafından sevilmek nasıl büyük bir şanstı' ifadelerini kullandı.

Blanch, 1968’de ilk aşkı ‘gezgin’i anlattığı “Journey into the Mind's Eye” kitabını kaleme aldı.
Blanch, 1968’de ilk aşkı ‘gezgin’i anlattığı “Journey into the Mind's Eye” kitabını kaleme aldı.

Blanch, tutkulu olduğu Doğu’ya seyahatlerini çoğunlukla yalnız yaptı. Evli olduğu sürelerde Gary, Doğu’ya karşı benzer bir iştiyak göstermediği için ona eşlik etmiyordu. Yaşamı boyunca neredeyse Sibirya dahil tüm Rusya’yı dolaştı. Otostopla Afganistan’a gitti. Bulgaristan’da iki yıl çingenelerle beraber yaşadı. Sahra Çölü’nü geçmeyi başardı. Umman ve Moğolistan’ı gördü. Mısır, Hindistan, İran, Türkiye, Balkanlar, Orta Amerika ve Meksika’yı karış karış dolaştı. Yıllar sonra verdiği bir röportajda seyahatleriyle ilgili bir soruya, “Bir kadın olarak birçok tehlike ile karşı karşıya gelebilirdim ama cinsiyetimden dolayı önemli bir sorun hiç yaşamadım.” cevabını verecekti.

  • Bir diğer önemli eseri olan "The Sabras of Paradise"(Cennetin Kılıçları) ise 1960 yılında basıldı. Kitapta Şeyh Şamil’in hayatı ve Çarlık Rusya’sına karşı verdiği efsanevi mücadeleyi işleyen Blanch, eseri altı senelik bir emeğin sonunda tamamladı.

Dönemin Rusya’sına dair önemli detaylar da içeren kitap Blanch’in edebiyat dünyasındaki ününü perçinledi. O dönem kitapla ilgili verdiği bir röportajda Şeyh Şamil’e olan ilgisinin çocukluk yıllarına dayandığını belirterek “Onu ilk defa gazete kupürleri ve resimlerin yapıştırıldığı eski bir defterde gördüm. Mahur bakışları, muhteşem bıyıkları ve elinde salladığı kılıcıyla çocukluk dönemimde hayal dünyamı beslemişti.” diye konuştu.

Kitabı Los Angeles’ta yazmaya başlayan Blanch, fırsat bulduğu anlarda Şeyh Şamil’in torunlarıyla buluşmak için Türkiye ve Mısır’a ziyaretler gerçekleştirdi. Kitap yayımlandıktan sonra öylesine bir üne kavuşmuştu ki Fransız General ve Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ona bir mektup yazdı. Mektubunda ‘Cennet’in Kılıçları’ndan çok etkilendiğini belirten Fransız devlet adamı, “Bir kadının savaşı bu kadar iyi anlayıp bu denli canlı bir şekilde anlatması takdire şayan.” ifadelerini kullandı.

Blanch, 1970’lerde Fransa’nın güneyinde, İtalya sınırına yakın Menton-Garavan’da bir ev satın aldı.
Blanch, 1970’lerde Fransa’nın güneyinde, İtalya sınırına yakın Menton-Garavan’da bir ev satın aldı.
Daha sonra 1968’de ilk aşkı ‘gezgin’i anlattığı “Journey into the Mind's Eye” kitabını kaleme aldı. Onunla nasıl tanıştığını ve onu bulmak için peşinden Sibirya’ya gittiğini anlatan Blanch, yıllar önce yapamadığı yolculuğu zihninde gerçekleştirerek sayfalara döktü.

1970’lerde Fransa’nın güneyinde, İtalya sınırına yakın Menton-Garavan’da bir ev satın aldı. Evin bahçesini bambu ağaçları ve yasemin çiçekleriyle süsledi. Romain Gary ile boşanmalarına rağmen hala "Madam Gary" ünvanını kullanmaya devam ediyordu. Bunun itibarını artırdığını düşünüyordu. Evinin bulunduğu bölge biraz yamaçtaydı, o yüzden buraya Türkçe "Küçük Tepe" ismini vermişti.


Blanch, hayatı boyunca Müslüman ülkeleri Batı’ya; hayvanları da insanlara tercih etmişti.
Blanch, hayatı boyunca Müslüman ülkeleri Batı’ya; hayvanları da insanlara tercih etmişti.
  • Blanch, evini de kendisi gibi Doğu’ya adamıştı. Duvarlarda kilimler asılıydı. Gözünüzü çevirdiğiniz her yerde Doğu’ya ait bir şeyler vardı. Kalan kitaplarını yazdığı ve hayatının sonuna kadar yaşamını sürdürdüğü bu mekânda kendisini ziyaret edenleri değerli taşlarla bezeli kaftanı ve başına taktığı türbanı ile karşılardı.

Münzevi bir yaşam sürdüğü "Küçük Tepe"sinde Fransız medyasından röportaj için gelenleri büyük bir keyifle kabul eder, kendini romantik bir gezgin olarak tanıtırdı. Onlara hiç vazgeçemediği ‘geçmişten’ bahsederdi. Belki de Doğu’ya tutkun olmasının sebebi Batı’ya göre zamanın biraz daha yavaş ilerlemesiydi. Ağrı kesiciler hariç dünyanın yaşadığı gelişimden hiç memnun değildi.

Blanch, evini de kendisi gibi Doğu’ya adamıştı. Duvarlarda kilimler asılıydı. Gözünüzü çevirdiğiniz her yerde Doğu’ya ait bir şeyler vardı.
Blanch, evini de kendisi gibi Doğu’ya adamıştı. Duvarlarda kilimler asılıydı. Gözünüzü çevirdiğiniz her yerde Doğu’ya ait bir şeyler vardı.
Verdiği bir röportajda kendini ne İngiltere’ye ne de farklı bir ülkeye ait hissettiğini söyledi. Hiçbir yere ait olamama duygusunu seviyordu. Blanch, hayatı boyunca Müslüman ülkeleri Batı’ya; hayvanları da insanlara tercih etti.

Bu yaklaşımı onun Batı modernleşmesinden nasıl kaçtığını gözler önüne seriyordu. Hatta bir gün İstanbul’da Boğaziçi’nde bir otelin penceresinden boğazı izlerken suda bir şeyin çırpındığını gördü; önce bir köpek olduğunu düşünüp yardım istedi; daha sonra bunun bir erkek olduğunu görünce, “Bırakın boğulsun” diye bağırdı.

Ruslar, Kafkasyalılar, Araplar, Türkler, Farslar ve Bulgar Çingeneler onu kendilerinden biri olarak gördü.
Ruslar, Kafkasyalılar, Araplar, Türkler, Farslar ve Bulgar Çingeneler onu kendilerinden biri olarak gördü.

Lesley Blanch kitaplarında zaman zaman oryantalist bakış açısına yenilen cümleler kurmuş olsa da Doğu’ya ‘Batı Merkezci’ bir gözle bakmıyor; gittiği ülkeleri ve insanları tanımaya, anlamaya çalışıyordu. Tarihî anıtları bir tarafa bırakıp günlük hayata odaklanıyordu. Çünkü anıtların günlük hayatın sonucunda meydana gelen yapılar olduğunu düşünüyordu. Doğu’nun samimiyetini ömrü boyunca bir zırh gibi kuşandı.

  • O, Doğu’da açan bir çiçekti; Batı’da yerini yadırgıyordu. Dünyaca ünlü tarihçi Fernand Braudel’in de söylediği gibi İslâm bir yol uygarlığıydı. Blanch de yolunu hep Müslüman diyarlarına düşürdü. Kendisinden farklı olanla birlikte yaşamaya alışkın olan Doğulular, Blanch’i şüphesiz bir sevgiyle kucakladı.

Ruslar, Kafkasyalılar, Araplar, Türkler, Farslar ve Bulgar Çingeneler onu kendilerinden biri olarak gördü. O da tüm ömrünü sınırların ötesinde yaşadı; belki bugünden bakıldığında çağdaşlarına nazaran çok farklı bir hikâye yazdı: Yürekten yazma cesaretine sahipti ve tüm yollarını Doğu’ya çıkardı.

Kalan kitaplarını yazdığı ve hayatının sonuna kadar yaşamını sürdürdüğü evinde kendisini ziyaret edenleri değerli taşlarla bezeli kaftanı ve başına taktığı türbanı ile karşılardı.
Kalan kitaplarını yazdığı ve hayatının sonuna kadar yaşamını sürdürdüğü evinde kendisini ziyaret edenleri değerli taşlarla bezeli kaftanı ve başına taktığı türbanı ile karşılardı.

Lesley Blench, 2007’de 104 yaşında vefat ettiğinde kitaplarının dışında, ardında ele avuca sığmayan bir hayat ve tarz bıraktı. Onun büyük bir sempati ve zarafetle Müslüman dünyasına dair yazdıkları, ilk yazıldığı günkü kadar geçerli ve canlı.