"İnsan olmaya Hz. Peygamberle kurduğumuz ilişkiyle başlarız."

Cihan Damla, Cihan Damla
14:56, 07/09/2018, CumaG: Güncelleme: 14:20, 02/10/2018, Salı
GZT
"İnsan olmaya Hz. Peygamberle kurduğumuz ilişkiyle başlarız."
Yusuf Genç, Röportaj, 2018.

Cins Dergisi Editörü yazar Yusuf Genç; insan olmayı, O'nu bulmanın yollarını, dünyayı daha iyi nasıl kavrayacağımızı, nelerle uğraştığını ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Yusuf Genç kimdir, şu sıralar gündeminde neler vardır?
Yusuf Genç,
Cins
dergisinin editörüdür. Cari olan
İtibar
dergisinin yayın kurulu üyesidir. Belki de
Cemil Meriç
gibi afilli bir şeyde söylemek lazım ama ona gerek yok. ‘Şu sıralar gündeminde ne var?’ sorusunun cevabı da sadece bu sıralar değil yaklaşık 10 yıldır
Türk düşünce tarihi
,
Türk modernleşmesi
üzerine çalışıyorum. Uzun ve geniş bir alan olduğu için kitaplaşacak bir metin yekûnuna ulaşamadım ama uzun vadeli gündemimde Türk düşünce tarihi ve Türk modernleşmesi metinleri meseleleri var. Doğrusu Türkiye’de üzerine çok konuşuluyormuş gibi görünse de bu başlıklar üzerine çok düşünülmemiş başlıklardır.
“Yazma konusunda örnek alıyorum, etkiliyor beni” dediğiniz bir yazarlar var mı?
Etkilendiğim pek çok yazar var. Hem benim mensup olduğum kuşağın hem alt kuşağın hem de bizden önceki kuşağın hatta 1950 sonrası Türkiye’de yazı yazan elinde kalem olan herkesin bir şekilde etkilendiği, doğrudan temas ettiği başat ismi İsmet Özel diyeceğim.
İsmet Özel
’i nasılından daha çok belki ne, neliğiyle doğrudan ilgilendiğim bir isim olarak
yazmaya asıl teşvik edici unsur
olarak anabilirim.

Günümüzdeki Türkçe kullanımı hakkında neler düşünüyorsunuz?
Benim kanaatime göre,
Türkçe anlamak, Türkçe düşünmek dünyayı anlamın öncelikli koşuludur.

İyi üslup doğrudan ve kendiliğinden yüksek fikir içerir.
Bu bizim ıskaladığımız şeylerden biridir. Türkiye’de bugün yaşadığımız sorunlarda hocaların din dili konusunda ürettiği argümanlar ve temas etme sorunları Türkçesizlik meselesinde düğümleniyor. Türkçeden söz ettiğimiz zaman
üslup
bahsine de girmek lazım. Üslup bizim ıskaladığımız ve önemini hafiflettiğimiz, tahrif ettiğimiz bir meseledir. Üslubun bize doğrudan vereceği şeyler vardır. Bir yerde yüksek ve iyi bir üslup varsa ön kabul olarak orada yüksek bir fikir, soylu bir düşüncenin olduğunu kabul edebiliriz. Üslubun, içinde bulunduğumuz dil olan Türkçe’nin kullanımı meselesi bize pek çok açıdan pek çok şey verecektir. Fakat bu üzerine çok düşünmediğimiz az sayılı başlıklardan bir tanesidir.
İyi üslup
doğrudan ve kendiliğinden yüksek fikir içerir. Bir yerde
kötü bir üslup
varsa orada yüksek bir fikir olmadığını bir ön kabul olarak belirleyebiliriz.
Müslümanlar ne için yazmalıdır?
Yazmak fiilinin kendisini değil de öncesinde,
‘İnsan niye yazar? İnsanlar yazmalı mıdır? İnsanlar neden yazmalıdır?’
bunları konuşmak lazım. Müslümanlar diye belirlediğimiz adanın yazı yazma, ifade etme, anlatma ve diğer yorumlama türleri olan sinemayı, resmi, müziği, sizin yaptığınız işi dâhil edebiliriz. Bir mesele ile meşgul olup o meseleyi bir diğerine teklif etmek, insanın yeryüzü serüveni itibariyle meselenin özetidir.
İnsanlar yazmalı mı?
İnsanların meşgul olduğu bir meselesi var mı? Eğer insanların meşgul oldukları bir meselesi varsa o meseleyi bir diğerine teklif etmek üzerine donanımları ya da niyetleri var mı? Bunu anlamamız lazım. ‘Bunu Müslümanlar yazmalı mı?’ diye düşünecek olursak; ‘Müslümanlar diye işaretlediğimiz kümenin meşgul oldukları müstakil bir mesele var mı?’ O meseleyi bir diğerine hem Müslümanlar olabilir hem dünyadaki diğer insanlar olabilir. ‘Bir diğerine aktarmaya yönelik endişeleri var mı?’ sorusunda düğümlenir.

Yazmak, çizmek, çekmek, konuşmak buna dâhildir. Kendimiz için kıymetli olduğuna inandığımız bir mesele varsa bir diğerine teklif etmeliyiz. Dünyayı güzelleştirmek için. Oscar ödül törenleri sonrası genç manken ve oyuncuların yaptığı gibi de bir duyar yapmış olayım.


Cins Dergisindeki bir yazınızda “Uyumak, çoğalmak ve bir sürü diğer şeyler de canlı olmak bakımından bizi tanımlayan olabilir. Peki ya insan olmak bakımından tanımımız nedir? Bizi ne tanımlıyor gerçekten?” diyorsunuz. Kendini bulma arayışınız da insanı nasıl tanımlıyorsunuz?
Belki bunu da daha temel bir yerden görmek lazım. Anlam nedir?
İnsan nedir?
İnsanın tanımı nedir? Aslında az önceki soru ile de doğru orantılı. Meşgul olduğumuz mahsus bir meselemiz var mı? Eğer meşgul olduğumuz mahsus bir mesele varsa bu nedir? Ama bu sorunun ilki budur. Meşgul olduğumuz mahsus bir meselemiz dediğimiz zaman ‘
biz
’ tanımını yapıyoruz ya da ‘Meşgul olduğum mahsus bir meselem var mı?’ dediğim zaman ‘
ben
’ tanımını yapıyorum. Orada cevaplanması gereken en azından insan teklerinin tek tek, fert fert kendisine cevabını vermesi gereken yerdeyiz. ‘Ben nedir? Ben kimdir? Ben ne içindir?’ soruları.
Beni senden ayıran şey nedir?
Beni bu videoyu izleyenden ayıran şey nedir? Ortak tanım kümesinde insanız ama mahsus yönelimlerimiz ve tercihlerimiz var mı? ‘Tercih ettiğimiz şeyin itibari ve kaynağı nedir?’ gibi aslında çok temel ve basit sorulardır. O kırmızı montu tercih ettin ama o kırmızı montu neden tercih ettin? Komplo kurarak da söyleyebilirim. Yani bir üst akıl var. Bunu sana vaaz etti. Paketleyip servis ederek bunun iyi olduğuna seni inandırarak sana vaaz etti. Sen de artık kırmızı monta inanıyorsun. Onun güzel olduğunu düşünüyorsun denilebilir. Bu eleştirilebilir. Çok komplotif bulunabilir. Kabul de edilebilir. Mesela, benim sağlamam Türkiye’deki ev dekorasyonu ile ilgili. Bu aralar gündemimde olduğu için rahat söyleyebilirim.

Beni senden ayıran şey nedir?
Benim o yazıda söylemeye çalıştığım ve son yıllarda yazdığım yazılarda da özellikle eşelemeye çalıştığım şeyde burasıdır. Beni seninle aynı şeyi yapmak durumunda, seni öbürü ile aynı şeyi yapmak durumunda teşvik eden paket sağlıklı bir paket midir? Bunu kırmak mı gerekir? Benim hem fıtri olarak yaratılış itibariyle hem de kendi dünyamda okuyup, izlediklerim, edindiklerim, gördüklerim itibariyle mahsus ve farklı bir şeyim var mı? Yolum ya da yerim var mı? Bunu anlamanın yolu ‘Ben nedir?’ sorusunun, beni oluşturan bileşenleri ortaya çıkartmak, onu parçalarına ayırıp, ‘Beni ne oluşturur?’ sorusunun cevabını aramak ve öğrenmek olduğuna inanıyorum.
Cins
’te de son zamanlarda bunu yapıyoruz. Bunu eşeleyip en azından insanları bu soruyla karşılaştıralım. Niyetimiz budur. Herkes kendine dönerek, kendi benini oluşturan bileşenlerin paket, hazır şeyler mi yoksa gerçekten kendi ihtiyarı, kendi kararlarımı olduğu meselesini konuşması lazım. Bunu çözersek dünyada pek çok sorunu çözeriz. Ben kendi adıma bunu çözdüm mü? Çözdüm diyemiyorum. Herhalde bu tüm hayat boyunca süren bir yolculuk. Sonumuzu Allah hayırlı etsin demek lazım.
İnsan, insan olmaya nereden başlar?
Sorunuz baya derinleşti.
Neden?
Çünkü bu insanoğlunun eski ve kadim sorularından biridir. Bunun bir sürü cevabı var. Bir sürü cevaba bugün ben şahsi olarak cevap verebilir miyim? Bilmiyorum. Eğer Yusuf Genç olarak bir cevap verirsem bu da bir sürü cevaptan biri olacaktır.
Kant
’ın bir cevabı var,
Heidegger
’in bir cevabı var,
Hegel
’in bir cevabı var,
Gazali
’nin bir cevabı var. Yani dünya ve insan üzerine düşünen herkesin bir yorum ve cevabı var. Düşünceyi İslam ya da Müslümanlık dairesinin dışında bir yerde konumlandıramayacağımız için buna öncelikle bir Müslüman olarak cevap verebilirim.

Ona ne derece de rabıta halindeyiz?
Onunla kurduğumuz ilişki ne derecede derin ve sağlam?
Çünkü insan için tüm dünyada
Batı standartları, insanca yaşama, değerleri yüksek insanlık idealleri
gibi paketler var. ‘Ben’ tarifini aştıktan sonra müstakil, insanın ihtiyarını, kendi özgürlüğünü serbest bırakıp gerçekten tekil olarak dış baskılardan azade bir insan ortaya çıkardığımız zaman bir yerden başlamış oluruz. O insanı sağlayacak şeyin, o insana yeryüzü tarihi boyunca yapılmış en soylu teklif olan Resulullah’ın teklifi ile kurduğu ilişkidir. Bu da onu insan yapacak değişimi başlatır. ‘Dolayısıyla insan olmaya nereden başlanır?’ sorusunun cevabı çok kısa ifade etmek gerekirse, Hz. Peygamberle kurduğu ilişki ile başlar. Ona ne derece de rabıta halindeyiz? Onunla kurduğumuz ilişki ne derecede derin ve sağlam? Oradan itibaren insan olma bakımından insanlığımız ortaya çıkacaktır. Doğrusu bunun başka türlü bir imkânı ve yöntemi yoktur.

Cins Dergisindeki bir yazınızda “Evet, ömrümüz onu sevmekle nihayet ‘bulacak.’ Ancak, O’nu ‘bulmanın yolu da nihayetinde O’nu sevmekten başka bir şey değildir.” diyorsunuz. O'nu nasıl bulabiliriz?
Bir hoca efendi olmadığım için düşünce temelinde, ıskalanan yerler veçhesinde konuya yaklaşmak lazım.
Alıntı yaptığınız yerdeki yazıyı 15 Temmuz-Sela ilişkisi bağlamında düşünmüştüm. Belki Türkiye’de üzerine düşünmemiz de gerekir. Fotoğrafı hatırlayın, biz
15 Temmuz
’da bir darbe ile karşılaştık. Daha önce Türk siyasi tarihinde görmediğimiz düzeyde bir darbeydi. Çünkü doğrudan halka ateş edildi. İnsanların üzerine tank sürüldü. İnsanlar parçalandı. ‘Türkiye de ne oldu?’ sorusunu uzun bir süre anlayamadığımız bir tablo oluştu. Türkiye’de
1980
ihtilalinde
11 Eylül
günü bir darbe havası vardı. İşler çok kötüydü. Her şey çok kötü gidiyordu. Ülkede kaos vardı. Dolayısıyla 12 Eylül’de bir darbenin olması çok da şaşırtıcı değildi. Fakat 15 Temmuz’da böyle bir matematik yoktu. O gün, 15 Temmuz gecesi bir kaosa gözlerimizi açtık.
Ben şöyle inanıyorum,
Osmanlı
’nın
Fetret Devri
'ni hatırlayın.
Timur
sonrası 11 yıla yakın bir kaotik tablo oluştu. Anadolu’da bütün siyasi birlik dağılmıştı. Çünkü 11 yılda Anadolu baştan başa eşkıyalar yatağı olmuştu. Haraç, mezalim ve zulüm vardı. O dağınıklıktan, o kaostan keşmekeşten biz nasıl kurtulduk? Bütün devlet yapısı çökmesine rağmen 50 yıl sonra
Roma
’nın başkenti fethedildi. O sürece nasıl gelindi? Bu soruyu ben hep şöyle cevapladım;
Süleyman Çelebi, Mevlid-i Şerifi
yazdı. Biz bütün o hengâmeyi
Mevlid-i Şerif
sayesinde atlattık. Bugün
Rönesans
sonrası oluşmuş zihinlerle bu anlattığım hikâyeler belki yan yana getirilemeyebilir. Tıpkı 15 Temmuz’daki sela-darbe ilişkisi gibi. O esnada öldürülüyorsun ve kalkıp Resulullah’ı övüyorsun. Ne alakası var? Fakat bu toprakların genleri doğrudan böyle inşa edildi. Bizi bin yıldır bu topraklarda yaşatan kuvvet de bütünüyle budur. Bizim buraya dönüp burayı eşelememiz gerekiyor.
Tahsin Görgün
hocayla geçen sayı
Cins
de bir söyleşi yaptık. Orada ifade etmişti.

Bizim için çıkış nerededir? ‘Hengâmeyi nasıl atlatırız?’ sorusunun yegâne cevabı yine budur. Bunun çok da üzerine düşünmeden kendiliğinden gelişmiş halini, tamamen bilinç dışı olarak o toprakların genleri böyle inşa edilmiştir dedik. O genlerin devreye girmesi ile darbe gecesi selaya olan hürmetimiz ve yönelişimiz açıklayacaktır. Dolayısıyla çıkış bütünüyle buradadır diye inanıyorum. Sürekli bunu dile getirmemiz gerekiyor.

Cins dergisindeki bir yazınızda “Ölüm insanı üzmez. Ölmeyenleri üzeri sadece. Ölümü bekleyenleri, sırasını savmak için günleri sayanları üzer. Hatırlattığı için üzer.” diyorsunuz. Müslümanların bu korkusu iman eksikliğinden diyebilir miyiz?
Ölüm üzerine konuşmak fikri can sıkıcı bir şeydir. Aslında tüm dünyada ölüm ile ilgili yazı yazmak çok arzu edilecek, müşterisi olan bir şey değildir. Mesela, yüksek koltuklarda otururuz ölüm bir kurtuluştur, ölüm Müslümanın gerçek yurdudur deriz. Fakat aynı ölüm korkusu ve aynı endişelerle biz de hayatın içindeyiz. Dolayısıyla burada bir vaaz, hakikati çözmüş kişilerin meseleyi anlatması yok. Burada sadece birbirine meseleyi hatırlatan insanların hikâyesi var demek lazım.
Ölüm bütünüyle yaşamın ikiz kardeşi olduğu için ölümün altını çizdiğimiz zaman yaşamın anlamının altını da çizmiş oluyoruz.
Ölümün de ağız tadını bozan keyif kaçırıcı bir şey olduğunu da biliyoruz. Hele 21. yüzyılda bütün dünyanın ve bütün insan ilişiklerinin keyfine göre hazırlandığı, ayarlandığı, insanın sanal ya da gerçek mutluluğuna göre inşa edildiği bu dünyada, bu düzende ölüm üzerine konuşmanın can sıkıcı bir tarafı var. Sadece bu açıdan bile kıymetli olarak ifade edebiliriz. Ölüm bir gaybtır. Bilmediğimiz, asla bilemeyeceğimiz ve tecrübe demeyeceğimiz bir şey. Dolayısıyla üzerine ne kadar konuşursak konuşalım bilmediğimiz bir şey üzerine konuşmuş oluruz. Ölümü de konuşurken ben bu tarafa ne söylüyor diye bakıp konuşmak tarafındayım.
Hepimiz yaşıyoruz ama bunun hakkını veriyor muyuz?
İşe gidiyoruz. Eve gidiyoruz. Diğer ıvır zıvırları yapıyoruz. Bu hakkı verilmiş bir yaşam mıdır? Hepimiz için söylüyorum. Yaptığımız iş, ‘Yapılması gereken bir iş midir?’ sorusu da dâhildir. Belki bu sorular daha da sertleştirilebilir. Tüm bunları ve yaşamak üzerine, insanın kendi yaşamının hakkını verip vermediği üzerine önümüze bir genişlik, bir soru işareti zinciri açıyor.
Bu açıdan ölüm üzerine konuşmak, ölüm üzerine düşünmek kıymetlidir diyebiliriz. Fakat bu sürekli sürdürülebilir bir şey değildir. 24 saat boyunca ölümü düşünen biri günün sonunda
ya derviş olur ya hasta
olur. Belki de bizim hikâyemiz yine dengedir.

Cins dergisi edebiyat dünyasında nasıl bir boşluğu doldurdu?
Cins dergisine ilişkin anlatmak istediğim birkaç şey var. İyi kötü gidiyoruz. İyi kötü dediğim mütevazılıktan,
çok şükür iyi gidiyoruz.
Güzel bir dergi oldu. Okuyucu sahip çıktı. Yapmak istediğimiz şeyleri büyük oranda yapıyoruz ama Cins büyük oranda edebiyat dergisi değil. Edebiyat dünyasındaki edebiyat dergisi boşluğunu biz
İtibar
ile doldurmaya çalıştık. Bunu İtibar’ı çıkaran 5-6 kişiden biri olarak söylüyorum. Cins’te başından beri şunu yapmak istedik. Edebiyat dergisinin mahsus bir okuyucusu var. Her türlü işin mahsus bir okuyucusu, izleyicisi, takip edeni var. Biz Cins’te kendimize mesele ettiğimiz meşgaleleri nasıl edebiyat dergisine gitmeyen okuyucunun da önüne koyabilirizi düşünüyoruz.
‘Ben nedir? Benin tarifi nedir?’
soruları gibi meselelerimiz var ve biz bunu popülerleştirmek istiyoruz. Lise son sınıflarda okuyan talebelere de üniversite de okuyan arkadaşlara da bu meseleyi onların masasına da koymak istiyorduk. Cins’in bütün hikâyesi oydu.
İtibar ’da işlediğimiz, dert ettiğimiz meseleyi alıp Cins'te daha anlaşılarak daha açarak daha da popülerleştirerek son okuyucunun önüne koymaktı.
Cins toplamda bunu başardı. Bunu başardığımızı görüyoruz. Bunu nasıl söylüyorum. Cins’te
İmam Gazali
ile yazılmış hızlı ve keyifli bir metin okumanız mümkün. Peki, İmam Gazali bir gençlik dergisinin bir kültür dergisinin doğrudan konusu mudur? Biz onu okunacak şekilde, bugün ki arkadaşların rahatlıkla temas edip ilişkiye geçeceği hızlı bir metin halinde Cins’te popülerleştirmek istedik. Cins’in ortaya çıkış amacı buydu. Çok şükür 36, 37 ay sonra geriye dönüp baktıktan sonra bunu görüyoruz. Planladığımız yere gelmişiz. Bu planladığımız işi yapıyoruz. İnşallah nice 36 aylarda da bunu yaparız diye temenni ediyoruz.

Editörlüğünü yaptığınız Ketebe Yayınevi’nin misyonu nedir?
Ketebe yayınları yeni bir yayınevidir. Ayda ortalama 10 - 12 kitap çıkartan bir yayınevidir. Taze henüz ayakları yeni üzerine basmış bir yayınevidir ama
hem çeviriler açısından hem Türkiye’de yayınlamayı planladığı metinler açısından sadece Türkiye’nin değil dünyanın önde gelen yayınevlerinden biri olma niyetinde, temennisinde.
O niyetine, hedefine ne kadar ulaşacağını veya ulaşamayacağını birkaç yıl sonra göreceğiz. Ketebe yayınlarında da şair
Ahmet Murat
ile Ketebe’nin düşünce alanında beraberiz. Orada editörlük yapıyoruz. Ketebe’nin düşünce bölümünde ne yapacağız? Ne yapmak istiyorum? Beni konuşuyoruz diye söyleyeyim. Türkiye’de pek çok yayınevi var. Pek çok iyi eserler çıkaran yayınevleri var.
Biz Türkiye’de pek çok iyi metin, pek çok güçlü metin, pek çok çevrilmesi gereken, pek çok üzerine şerh edilmesi gereken metnin de yayınlanmadığını biliyoruz.
Ketebe’nin düşünce alanında yapmaya çalışacağı şey de bu olacak. Bir örneğini sadece vermiş olayım;
Tehânevi
’nin bir ansilopedik bir sözlük gibi hazırladığı klasik dönem 4 cilt halinde olan eserini bir lansmanla tanıtma niyetindeyiz.
Keşfü’z Zunün
eseri bir disiplin sözlüğüdür. Hemen aklımıza gelebilecek psikolojiden biyolojiye, tıptan kelama kadar hemen hemen tüm disiplinlerle ilgili temel kavramların içerisinde olduğu bir başucu sözlüğü olacak.
Klasik dönemin en güçlü ve büyük metinlerinden biridir.
Bu metni Allah izin verirse Ketebe iki kapak arasına dört cilt halinde almış olacak. Böyle eserler basmak arzusundayız.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026