"İnsanlar hazlarını zaaflara dönüştürüp ve bu zaafları da yönetmedikleri zaman bağımlı olurlar."

Cihan Damla, Cihan Damla
10:54, 17/09/2018, PazartesiG: Güncelleme: 10:58, 17/09/2018, Pazartesi
GZT
"İnsanlar hazlarını zaaflara dönüştürüp ve bu zaafları da yönetmedikleri zaman bağımlı olurlar."
Tayfun Uzbay, Röportaj, 2018.

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay; bağımlılığın nedenlerini, madde bağımlılığında ailenin, okulun ve devletin sorumluluklarını, gençlerin gelecek endişesinden nasıl kurtulacağını ve daha birçok konuyla alakalı düşüncelerini GZT okurlarıyla paylaştı.

Bilim insanı olmaya nasıl karar verdiniz?
Bilim insanı olmaya belli bir yaşta karar verilmiyor. Galiba bu doğuştan gelen bir şey. Bu sizin genlerinizde olabilir. İnsanların çeşitli tutkuları oluyor. Kimisi sporu çok seviyor, futbolu seviyor, kimisi basketbolu seviyor, kimisi edebiyatı seviyor, kimisi de araştırmayı seviyor. Bu çocukluktan gelen bir şeydir. Ben çocukluktan beri araştırmacıydım. Bilim insanı olmaya çocukken karar verdim diyebilirim. Kendimi bildiğim, yorum yapabildiğim süreçler içerisinde
kafamda hep bilim insanı olmak vardı.
Zaten benim çocukken oynadığım oyunlarda enteresandı. Odamda kendi kendime küçük bir ameliyathane yapıp, insandan insana beyin nakli hikâyeleri oynardım.

Bağımlılık bir hastalıktır.
İnsan neden bağımlı olur?
Bunu ‘İnsan neden Alzheimer olur? İnsan neden Parkinson olur? İnsan neden otistik olur?’ gibi bir soru olarak düşünelim. Neden böyle başladım? Çünkü gerçekten de bağımlılık bir hastalıktır. Bağımlı olanlar daha illegal işler içine girerler.
Bağımlılarda toplumun ahlak değeri olarak kabul ettiği şeyler çok kolay aşınabilir.
Bu yüzden bağımlılık hep iradi zayıflık ve ahlaksızlık olarak gösterildi. Bağımlılık ortaya çıktıktan sonra özünde bir hastalıktır. Fakat
önlenebilir bir hastalıktır.
Bağımlılık yapan nesnelerden uzak durduğunuz sürece bağımlı olma şansınız yoktur ama bunu bağımlılık yapan maddeler için söylüyorum.
Bağımlılığın sınırları sadece madde ile sınırlı değildir.
H
az veren her şey bağımlılık yapabilir.
Haz dediğimiz zaman da şunu kastediyorum; beyinde bir haz odağımız var. Biz buraya ödül merkezi diyoruz. Bu ödül merkezi bizim hayattan haz almamızı, keyif almamızı sağlıyor. Bütün keyifli eylemlerimiz ile ilgili bölüm burasıdır. Ancak hazlar aynı zamanda insanların zaaflarını da oluşturuyor. Çünkü
insan yaratılış bakımından veya hayata bakışı açısından az iş yapıp çok şey kazanmak isteyen bir varlıktır.
Yani daha çok haz odaklı yaşıyor ve acı çekmek istemiyor. Bu hazları da bir yere kadar alırsınız. Hazları yönetemediğiniz ve hep hazların peşinden koştuğunuz zaman ve bazı hazları sürekli tekrarlamak istediğiniz zaman hayatınızı kontrolü sizden çıkıyor. Siz günün büyük bir bölümünü üretkenlikten uzak daha çok hazları peşinde veya belli bir hazın peşinde koşan bir insan haline geliyorsunuz. Bu hem toplumsal yaşantı bakımından hem de bireyin kendi yaşantısı bakımdan istenmeyen bir şey olduğu için hoş bir durum arz etmiyor.
Burada belirleyici olan birçok faktör var. Çevresel faktörler var. Hepsinden önemlisi;
insanın biyolojik yapısı ve genetik mirası
da burada çok önemlidir. Bazı insanlar hazlarını çok daha kolay yönetebilirken bazı insanlar yönetemiyor. Bazı insanlar bazı nesnelere çok kolay bağımlılık geliştirirken bazıları buna daha dirençli olabiliyor. Burada kesinlikle biyolojik faktörler ve genetik faktörler çok önemli. Ancak biyolojik faktörlerin yatkınlığı olmayan kişiler açısından değerlendirirsek, biyoloji olarak bağımlılığa yatkın olmayan kişilerin de bağımlılık yapan bazı nesnelerin bilincinde olması ve dikkatli olması gerekiyor. Çünkü
bağımlılık yapan maddeler kullanıldığı zaman ne kadar dirençli olursanız olun sizin o dirençli biyoloji yapınızı çevreye bağlı faktör olarak devreye girip, değiştiriyor.
Sizi kolayca bağımlı hale getirebiliyor.
Madde bağımlısı olma riskini artıran en önemli etkenler nelerdir?
Bağımlılık yapan maddelerin neler olduğunu biliyoruz. Bunu bilim kitapları yazıyor, okullarda anlatılıyor, aile söylüyor ve etraftan duyuyorsunuz.
Kokain, eroin, alkol
bunların hepsi bağımlılık yapan maddelerdir. Esrarı içine katabiliriz. Bu maddeleri çoğaltabiliriz. Uçucu solventler var. Bir ara Türkiye’de çok moda olmuştu.(!) En büyük risk bunlarla temastır. Zaten bunlarla temas ettiğiniz zaman üst düzey bir riske sahip oluyorsunuz. Çünkü
bunların büyük bir çoğunluğu illegaldir
. Legal olanların içinde nikotinden dolayı bağımlılık yapan olarak
sigara
var. Bunu dışında alkol var ama onların da dağıtımı, satışı belli yaş grupları ile sınırlıdır. Dolasıyla burada koruyucu bir faktör de var. Bunlar çok rahat bulunamıyor. Bunun dışında
en önemli risk faktörü gençlik ve ergenlik dönemidir.
Neden?
Çünkü
ergenlikte beyin, gelişimini henüz tam olarak tamamlamış değildir.
Beyin gelişimi dediğimiz zamanda anlatmak istediğim şudur; beynimizin çeşitli bölgeleri var. Beyin çeşitli loblar halinde anatomik olarak incelenebilir. Bir tanesi tam alnımızın karşısına gelen ön alın lobudur. Bunun dışında şakak lobumuz, art kafa lobumuz, yanal veya yan bölge dediğimiz loblarımız vardır. Bunlar içinde
ön alın lobu insanı diğer canlılardan da diğer memelilerinden de ayıran en önemli faktördür.
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli faktör ön alın lobunun insanda daha geniş daha büyük bir alan işgal etmesidir.
Ön alın lobu neden önemlidir?
Çocuklarda bu daha az gelişmiştir. Bildiğiniz gibi
çocuklar ağzına geleni söylerler.
Çok rahat ve çok hareketlidirler. Rahatlıkla her şeyi yapabilirler. Hatta bir çocuğun ağzından bilinçsiz bir şekilde kötü bir ifade çıksa bile orada devreye girip bunun yanlış bir şey olduğunu öğretmeye çalışırsınız.
Ergenlik çocukluktan sonra geçilen bir dönemdir.
Ergenlik döneminde artık eğriyi, doğruyu, yanlışı anlamaya başlar ama ergen dürtüseldir.
Risk almaya yatkındır ve ergenler risk almayı severler. Aslında bizim kuşak çatışması olarak gördüğümüz şeyler vardır.
Dürtüsel ve risk almasının nedeni ön alın lobunun çok fazla gelişmemiş olmasıyla ilişkilidir. O yüzden bağımlılık yapan nesnelere bağımlılık ezici bir çoğunlukla ergenlik döneminde gelişir. Basit bir örnek vereyim; sigarayı bırakma konusuna dikkat edin.
Geç yaşlarda sigaraya başlayanlar sigarayı daha kolay bırakırlar ama ergenlik hatta çocukluk diyeceğimiz dönemde başlayanlar da bu çok daha nettir ve zordur
. Bazı kişilerde sigara bağımlılığından vazgeçmek eroinden bile daha zor olabiliyor.
Bazı kişilerde sigara bağımlılığından vazgeçmek eroinden bile daha zor olabiliyor.
O kişilerin geçmişine baktığımızda çok daha eskiden ergenlik, çocukluk dönemlerinde sigaraya başladıklarını görüyoruz. O dönemde madde kullanmak iki yönlü bir şeydir.
Birincisi
, risk var. Bu risk dürtüselliğinden geliyor. Denemek ve böyle bir riski almak istiyor.
İkincisi
, kullandığı madde gelişmekte olan beynine bir çomak sokarak onun çok daha kolay bir şekilde bağımlı olmasına yardımcı oluyor. Böyle bir problem var. Diğer risk faktörleri arasında;
eğitim seviyesinin düşüklüğü, ezberci eğitim sistemi içinde yer alma, sağlıklı bir toplum yapısı, sağlıklı bir aile yapısı içinde büyümeme, çevresel faktörlerin çok kötü olması hem geleceğe karşı endişeli olması, hem ailesi ile olan iletişiminin bozukluğu
yer alır. Daha sonra ailenin çocuk üzerinde veya okulun çocuk ya da gelişmekte olan birey üzerinde yeterli ve olumlu etkiyi sağlayamaması ve bunun getirdiği eğitimsizlik, gelecek kaygısı, bir hedef sunamama, haz alabileceği başka imkanlar vermeme gibi unsurlar yer alır.
Gençlerin dürtüsel olduğu dönemde enerjileri oldukça yüksektir. Onların bu enerjilerini daha olumlu alanlara kanalize etmemiz lazım.
Mesela, olumlu alan dediğimiz zaman akla ilk spor geliyor. Bunlar sadece sporla da sınırlı değil ama spor burada çok işe yarar. Doğru biçimde spora yönlendirme ve spor yapacağı alanlara onu sevk etmek gereklidir ama ben üzülerek görüyorum ki; spor olayı da amatör zihniyetten ve kendini geliştirmeye yönelik zihniyetin dışına doğru taşıyor.
Bunun dışında her birey özeldir.
Her bireyin belli yetenekleri vardır.
Bu yetenekleri açığa çıkarıp destelemek lazım. Kimi çok güzel metin ve hikâyeler yazabilir. Kimi şiir yazabilir. Kimi kendini daha başka yetenekler göstererek ifade edebilir. O yeteneklerin özellikle okul tarafından ortaya çıkarılıp gençlerin desteklenmesi gerekir. Aynı zamanda bunların eksikliği de bir risktir. Bütün bunları sosyal riskler arasında sayabilirim. Birinci, söylediğim madde ile temas ettiği anda beyni değiştirme meselesi tamamen biyolojiktir. Bunun dışında genetik ve biyolojik olarak daha dürtüsel daha risk almaya yatkın bireylerde olabilirler. Bunlar ciddi bir kader değildir.
Eğitim ile törpülenebilir.
Bu gençlerin önceden fark edilerek aktivitelerini daha doğru yapabilecekleri, kendilerini de maddeden koruyabilecekleri şekilde de onların dürtüselliklerinden yararlanılabilir. Bunları ailenin ve okulun fark etmesi gerekiyor. Ayrıca
ailenin çocuğu desteklemesi ve okulun bu tarz gençlere, çocuklara daha farklı imkânlar sunması gerekiyor.
Riskleri de böyle özetleyebiliriz.

Ailenin, okulun ve devletin madde bağımlılığı ile mücadelede yeri ne olmalıdır?
Her şeyden önce eğitim gereklidir. Bir çocuğa sahip oluyoruz. Bu çocuğu büyütüyoruz.
Çocuğumuzu aile içinde büyütürken ne veriyoruz?
Yaşadığımız toplumla ilgili örf ve adetlerimizi, geleneklerimizi öğretiyoruz. Mesela, büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atma ya da bayramlarda büyüklerin eli öpülür gibi adetleri anlatırsınız. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi, çevreye sevgi gösterme bunlar aile içinde öğrenilir.
Cinsel eğitim
yine aile içinde başlayarak verilmesi gereken bir şeydir. Bizim bu cinsel eğitim konusunda da sıkıntılarımız var. Ama önemli sıkıntılardan bir tanesi de, bağımlılıkla ilgili olan konuları aile içinde anlatamamamız. Bunun iki nedeni vardır. Birinci nedeni ailelerin aynı cinsellik konusu gibi bağımlılığa bir tabu olarak yaklaşmasıdır. Bunu ciddi bir ahlak sorunu olarak görüyorlar ve bunu konuşmanın çocukta bir zarar oluşturabileceğini düşünüyorlar. Bu noktada da haklılar. Çünkü burada yanlış bir bilgi verirlerse kaş yaparken göz çıkar. O zaman ailenin doğru bir şekilde eğitimi önemlidir. Ailenin çocuğunu yetiştirirken çocuğuna nasıl bir eğitim vermesi gerektiği önemlidir. Mesela, çok tartıştığımız konulardan biri de çok fazla miktarda çocuk istismarı var. Çocuklar kaçırılıyor. Çocuklar kendini koruyamıyor. Aile içinde buna karşı bir eğitim vermeniz gerekiyor. Aynı şekilde
bağımlılık yapan maddelerle ilgili de eğitimin aileden başlaması lazım. Ama maalesef bizim önce ailelerimizi doğru eğitmemiz gerekiyor.
Bunun arkasından okul devreye giriyor. Okullarda rehberlik ve danışmanlık hizmetleri var. Çocukların adaptasyonu ile ilgili uğraşıyorlar. Ama bağımlılığa ayrı bir parantez açılması gerekir. Rehberlik ve danışman eğitimi verebilecek okulların öğretmenlerinin ya da eğiticilerinin ayrıca bağımlılık ile ilgili doğru bir eğitim almış ve bunu çocuklara doğru bir şekilde aktaran kişilerden oluşması lazım.
Bunun dışında, polisiye tedbirler olması gereken şeylerdendir. Bunun dışında devlet olarak birçok önlemin alınması gerekiyor. Devletin bu önemleri aldığını da görüyoruz.
Devlet
canla başla bu işlerle mücadele etmeye çalışıyor. Ama
eğitim
ayağı yetersiz olursa siz ne kadar önlem alırsanız alın bu yayılmaya devam eder. Tabi ki sizin aldığınız önemlerle bunlar rahatlıkla at koşturamazlar. Bu maddelere çok rahat ulaşamazlar. Ama ulaşamadıkça daha farklı yöntemler geliştirebiliyorlar. Mesela, günümüzde en önemli sorunlardan bir tanesi
sentetiklerdir
. Sentetikler çok daha ucuza mal ediliyor. Çok daha hızlı yapılıyor. Daha kötüsü de esrar bitkiseldir. Opium da bitkiseldir. Morfinin imal edildiği
opiyatlarda
bitkidir. Morfin bir opiyattır. Eroin sentetik bir morfindir.
Bilimcilerin eroini yapmasının nedeni morfin bağımlılığını tedavi etmekti.
Gerçekten de tedavi etti. Morfin krizinde eroin verdiğinizde kişilerin krizi geçti. Ama sonradan eroinin morfinden daha hızlı ve daha tehlikeli bir bağımlılık yaptığı ortaya çıktı.
Bonzai
ve
esrar
ilişkisinde de bu benzetmeyi yapabiliriz. Esrar doğal bir üründür. Ama bonzai onun sentetiğidir.
Kannabinoid
dediğimiz sistem üzerinden etkili oluyor.
Bonzai esrara göre daha hızlı bir nokta atışı ve daha sert bir bağımlılık yapıyor. Bonzai dedikleri şeyin hepsi bonzai değildir. Çok farklı sentetikler geliştirdiler.
Bir defa alanlarda psikotik reaksiyonlar ortaya çıkıyor. Gençler birçok psikiyatri acillerine şizofreni belirtileri ile başvuruyorlar.
Psikiyatristler zannediyorlar ki, bunlarda şizofreni başlıyor. Hemen hastaneye yatırıyorlar ve şizofreni ilaçları başlatıyorlar. Ama altında yatan sebep, kullandığı maddedir.
Esrar kullanıcılarında uzun süre esrar kullanınca ortaya çıkan şizofreni benzeri belirtiler şimdi bir iki dozla bir anda ortaya çıkabiliyor. O yüzden bunlara karşı duyarlı olmamız lazım. ‘Arkasında acaba bir madde kullanımı var mı?’ diye psikiyatristler, psikiyatri aciline başvuranlarda bunu sorgulamaya başladılar.
Coğrafya kaderdir.
Asıl önemli olan konulardan biri de; bir devlet politikası yapmak gerekiyor. Bu devlet politikasının siyaset üstü olması gerekiyor. Ne demek istiyorum? Mesela, A partisi geliyor, A partisi geliyor. Parlamenter, demokratik sistemin iki önemli unsuru var. Birincisi, seçim yapılması lazım. İnsanların serbestçe sandığa gidip seçebilmesi lazım. İkincisi de; seçebilecekleri yönetime talip adayların olması lazım. A kişisini veya A partisini seçtiğinizde bir bağımlılık politikası, B geldiğinde başka bir bağımlılık politikası olmaması gerekiyor. Peki, bu bağımlılık politikasının nasıl belirlenmesi gerekiyor? Burada birinci faktör coğrafyadır. Siz hangi coğrafyada yaşıyorsunuz?
'Coğrafya kaderdir’
diye bir söz var. Gerçekten de coğrafya bağımlılık açısından da bir kaderdir. Türkiye’yi coğrafi konum olarak değerlendirirseniz, Türkiye Batı ile Doğu arasında tam ortadadır. Önemli bir geçiş noktasıdır. Oldukça da tehlikeli bir konumdadır. Sizin coğrafyanız Hollanda’nın coğrafyasına benzemiyor. O zaman siz coğrafi sorunlarınızı bir politika oluştururken Hollanda’ya benzetmeyeceksiniz. Bunu neden söylüyorum? Hollanda, İngiltere örneği konuşuluyor. O öyle yapıyor bu böyle yapıyor gibi söylemler var. Kimin ne yaptığı önemli değil.
Birincisi; 'Sizin coğrafyanız nerede? Öteki coğrafyalardan risk açısından ne farklılık arz ediyor?’ İkinci noktada da nüfus geliyor. Nasıl bir nüfusa sahipsiniz? Genç nüfus, orta nüfus, eğitimli nüfus, eğitim seviyeniz nerelerde? Sizin nüfusunuz ne kadar homojen ne kadar heterojen? Anadolu coğrafyasına baktığımız zaman aslında biz mozaik bir toplumuz.
Heterojen bir toplumuz.
Farklı kültürler var. Biz bu farklı kültürü bir pota da eritebiliyoruz. Osmanlı’dan beri böyle bir geleneğimiz var. Anadolu coğrafyası böyle bir coğrafyadır. Bunun bize artı ve eksileri var. Eksileri nelerdir? Mesela, madde kullanımına bir kültür daha sıcak bakabilir, başka bir kültür daha soğuk bakabilir. Sıcak bakan soğuk bakanı etkileyebilir. Bazılarının kültürünün içinde olabilir. Bazı kültürler daha yatkın olabilir. Sosyo-demografik özelliklerin çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Burada hem bir sosyolojik analiz yapmak hem de daha farklı analizler yapmak gerekiyor. Bizim nüfusumuz giderek yaşlanıyor ama biz hala genç bir nüfusa sahibiz.
Madde bağımlılığı için en önemli risklerden birisi ergenlik ve gençlik dönemidir.
O zaman biz de daha fazla tüketici alan var. Bu bizim için daha ekstra bir yük ortaya getiriyor.
Ben Almanya’nın riski ile Türkiye’nin riskini en azından popülasyon açıdan aynı görmem.
Neden? Çünkü biri daha yaşlı toplum, diğeri daha genç bir toplumdur. Daha yaşlı toplumlarda, siz maddeyi sürdüğünüz zaman daha az sayıda insana ulaşabilir. Burada ise daha geniş bir alıcı kitlesi var. O yüzden bu faktörlerin tek tek değerlendirilmesi gerekiyor. Son aşamada da ciddi bir risk haritası çıkarılması gerekiyor. Biz şu anda; İstanbul’un, Adana’nın, Artvin’in riski ne? Bunlarla ilgili her ilin risk haritasını nasıl çıkaracağız? Orada görülen vakalardan yola çıkabiliriz. Bu risk haritalarını her yıl yenilememiz lazım. Türkiye küçük bir ülke değil. Aynı zaman da çok büyük bir ülkedir. Hollanda ise Avrupa’da ayak izi kadar bir ülkedir. Türkiye çok büyüktür ve bu büyüklükte içine kaç tane Hollanda sığar. Bu durumda Artvin’deki riskle, İzmir’deki riski, İstanbul’daki riskle Adana’daki riski ve orada alacağım önlemleri aynı çerçevede değerlendiremeyebilirim. Daha esnek olmak durumunda olabilirim. Bazı yerlerde daha katı bazı yerler de daha relaks önlemler alabilirim. Ona uygun mücadele politikaları geliştirebilirim.

Bunu yapabilirseniz daha etkili bir mücadele yolu izlemiş olursunuz.


Ülkemizdeki temel eğitim sorunları olan ezberci eğitim ve analitik düşünme eksikliği hakkında neler söylemek istersiniz?
Ezberci eğitim bizi biraz robotlaştırıyor. Geniş düşünme yeteneğiniz azalıyor ve bir olaya farklı yönleri ile bakamayabiliyorsunuz. Ezberci bir sistemde yetişmenin birçok problemi var. Bunlardan bir tanesi de bağımlılık yapan maddelere hayır diyemeyen bireylere sahip olmak.
Çünkü ezberci sistemle yetişen bir kişi bilgi kirliliği içerisinde farklı bilgileri alabilir ve olduğu gibi kabul edebilir.
Bu tarafı var. Bu anlamda internet çok faydalı bir şeydir. Ama internetten çok zararlı bilgilerde edinilebilir. Mesela yıllar önce bunu bir geçerlilik payı olabilirdi ama deniliyor ki, çocuklara maddeden, bağımlılıktan bahsetmeyelim. Kulaklarına kar suyu kaçmasın, duymasınlar. Bunu ne kadar önleyebilirsiniz? Çocuğun elinde akıllı cep telefonu var. Burada
internete
bağlanıyor. Büyükler etrafta bonzai diye bir şey konuşuyorlar. Bu çocuk bonzaiyi aramıyor mu? Ne olduğunu bilmiyor mu? Karşısına hangi bilgiler geliyor? Çocuklara daha sorgulatmayı öğretmemiz lazım. Klişe ve kalıplaşmış olan temel eğitim bilgilerini okullarda vereceğiz. Bazılarını ezberleyeceğiz. Bazılarını öğrenmeye çalışacağız.
Benim ezberci eğitimden kastım; tek düze bir eğitim kalıbıdır. Çok esnek olmayan, sadece gelip bir şeyleri dikte ettiren ve dikte ettirdiklerini sonra geri isteyen eğitim kalıbıdır.
Bunun dışında çocukların dünyaya ve hayata dair düşünmesi lazım. Üniversite eğitimi açısından düşünürsek, biz üniversitelerde önemli teoriler öğretiyoruz.
A
dam mühendislik fakültesine geliyor. Termodinamiğin yasalarını öğreniyor. Termodinamiğin yasalarını tek başına öğretmekten ziyade bu termodinamik yasalarının nasıl oluştuğunu öğretmemiz çok önemli. Bu termodinamik yasalarının nasıl tartışılacağını öğretmemiz gerekli.
Benzer bir konuyu evrimde yaşıyoruz.
Evrimi aldık maymun, insan ilişkisine indirdik.
Burada tartışıyoruz.
Hâlbuki evrim büyük bir süreç ve adaptasyondur.
Buradan adapte olamayan, yaşamayan canlıları ortaya çıkarabilirsiniz. Evrim sadece insan mı maymundan, maymun mu nereden geldi mevzusu değil. Ama siz bunu buraya sıkıştırıyorsunuz. Birileri de çıkıp diyor ki artık evrim bitmiştir. ‘Evrim nereye bitti? O zaman evrimin yerine yeni bir şeyler koyun. Çocuklar geniş ölçekte düşünebilmeli ve bunun içinden eğriyi doğruyu seçebilecek şekilde de doğru bilgiye ulaşmaları lazım. Burada da kritik bir şey ortaya çıkıyor.
Çok hızlı bir şekilde bilgiye ulaşabiliyoruz. Ama maalesef ulaştığımız bilginin içinde büyük ölçüde kirli bilgi de var. Ben analitik düşünme becerisi kazanan birey derken,
temiz bilgiyi kirli bilgiden ayrıt etmek ve bilgiyi nasıl kullanabileceğini öğretmeyi kastediyorum.
Bunun için de eğitim sisteminizin baştan aşağı gözden geçirilmesi ve eğitimin bağımlılıkla mücadele konusunda da belirttiğim gibi siyaset üstü olması lazım. Eğitim çok önemli. O siyaset bu siyaset veya o görüş bu görüş değiştirmemeli.

Eğer böyle bireyler yetiştirirseniz, bağımlılık yapan maddelere basit bir hayır deme ihtimali çok daha yüksek olur.


Ülkemizde gençlerin yaşadıkları en büyük baskı faktörlerin başında da gelecek endişesi yer almaktadır. Bu kaygının gençleri yanlış yollara yönlendirmemesi adına ne gibi önlemler alınabilir?
Eğitim güzel ama siz 85 milyon bir ülkesiniz. Bazen Batı’ya bakıyoruz, övüyoruz. Övdüğümüz Batı ülkelerinin bazıları homojen bir toplum yapısına sahiptir. Mesela, Norveç çok konuşulur.
Norveç
hem homojen hem de bildiğim kadarıyla 8- 9 milyon bir nüfusa sahiptir. Finlandiya da bu şekildedir. Bu kadar az bir nüfusa sahip ve bu kadar homojen toplumlarda eğitimi çok daha kolay yaparsınız. Ama siz 85 milyon bir ülkeyseniz ve 85 milyonluk bir ülkede her kesime eşit seviyede çok etkili bir eğitim verme konusunda bir takım zorluklarınız ortaya çıkacaktır. Tabi ki bu
zorlukları bulup çözmek ve bunlara bir çözüm getirmek eğitimcilerin işidir.
Bunu düşünüp buna kafa yormak gerekiyor. Mümkün mertebe toplumun her katmanına en azından temel eğitimi eşit seviyede doğru biçimde iletebilmemiz gerekiyor. Farklı liseler var. Farklı eğitim yaklaşımları var. Nüfus çok fazla.

Mesela, birçok Batı ülkesinde ya da gelişmiş ülkede; Batı dediğim için beni çok batıcı gibi görecekler ama maalesef gerçek ortada. Şuan da onlar yön veriyorlar. Biz sadece izliyoruz. Bizim izlemeyip yön verebilmemiz için bizimde bir şeyler yapmamız gerekiyor. Birisi eczacılık eğitimi alıyor, eczacılığı bitiriyor. Fakat eczacılık yapamıyor. Eczane açamıyor. Bunun için ekstra bir eğitime girmesi gerekiyor. Ekstra bir şeyleri başarması gerekiyor. Bizde ise baktığınız zaman iş daha kolay. Herkes her şeyi bitirip, her şeyi yapabiliyor. Bizim sadece tıp eğitimimizde böyle bir şey var. 6 yılı bitirse, pratisyen hekimlik unvanı alsa bile mutlaka tekrar uzmanlık yapması gerekiyor. Bir alanda çalışması için. Üniversite direk meslek kazandıran bir şey değildir. Üniversite sayısı fazla. Üniversitede okuyan öğrenci sayısı da fazla ama herkesin istediği iş imkânı farklı.


Üniversite direk meslek kazandıran bir şey değildir.
Gençlerin çeşitli beklentileri var. Aynı zamanda bu beklentilerini karşılamak için de kısıtlı alanlar var. Beklenti nerede? Üniversiteyi yeni bitirmiş bir genç 4 – 5 bin lira maaşla itilip kakılmayacağı, sözünün dinleneceği bir masa başında çalışmak istiyor. Çoğunun hayali budur. Ama bu gerçeği yansıtmıyor. Bu gelişmiş Batı ülkelerinde de böyle değil. Böyle bir hayat ve böyle bir lüks yok. Öğrenci okurken garsonluk yapıyor.
Öğrenci okurken ek iş yapıyor.
Doktorasını yaparken doktora parasını kazanmak için ekstra çalışıyor.
Daha iyi bir eğitim olabilmesi için bizim önce üniversiteyi etiketten kurtarmamız gerekiyor. Ara iş gücünde de bizim kaliteli teknisyenlere, teknikerlere ihtiyacımız var. Oradaki meslekler de daha küçük değil. Bizim önce eğitim konusunda kategorizasyondan, etiketlemeden vazgeçmemiz gerekiyor. Bu etkiletmenin sonucu olarak kolejlere çok itibar var.
Öğrenci bir yabancı dil öğreniyor, imkânı varsa yurt dışına gidiyor. Yurt dışında kalıyor. Peki, hedefimiz bu mu?
Bizim iyi beyinlerimizi, yetişmiş insanlarımızı bu şekilde yurt dışına mı sevk etmemiz gerekiyor yoksa bunlardan yurt içinde ciddi şekilde istifade mi etmemiz gerekiyor?
Bu soruların cevaplarını vermek için eğitimcilerin çok fazla kafa yorması gerekiyor. Ben sadece şunu söyleyebilirim, etiketlerden kurtulmamız gerekiyor. Bir teknisyen ve üniversite mezununu bir vatandaş ve bir birey gibi eşit derecede saygın kişiler olarak ele almamız gerekiyor. Onlarında işlerini severek yapması gerekiyor. Üniversite eğitimini daha hayata bakışlarını geliştirecek şekilde organize etmemiz gerekiyor. Daha da önemlisi Türkiye’de üniversiteleri araştırma ve eğitim üniversiteleri olarak ayırmamız gerekiyor. Birçok üniversite eğitim verirken aynı zamanda araştırmada yapmak istiyor. İkisini bir arada yürütmesi zor. Üniversitelerimizde araştırma önceliklerini belirlememiz gerekiyor. Üniversitelerimize görev tanımları yapmamız gerekiyor. Bunlar yavaş yavaş yapılıyor ama bizim gıpta ettiğimiz Batı ülkeleri bunları çok önce yaptı. Biz daha bunlara yeni başlıyoruz. Genellikle başlangıçlar sancılı olur. İlkokul, ortaokul, lise ve temel eğitim seviyesinde de söyleyebileceğim şudur; mümkün mertebe herkese eşit, homojen bir eğitim vermemiz gerekiyor. İyi bir eğitim vermemiz gerekiyor. İyi bir eğitimin de nasıl olduğu eğitimcilerin tartışabileceği bir şey ama okullarda analitik düşünebilen, kendine özgüveni olan çocuklar yetiştirmemiz gerekiyor.

Bağımlılık deyince ilk akla gelmeyen diğer bağımlılık tipleri olan internet bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı, oyun bağımlılığı gibi sorunlara karşılık nasıl bir tedavi yöntemi tavsiye ediyorsunuz?
İnternet bağımlılığı bence terminolojik olarak hatalı bir yaklaşımdır.
İnternete
bağımlı olunmaz. Zaten internete bağlıyız. Göbekten bağlıyız diye bir laf var. İnternetsiz hiç bir şey yapamazsınız. Benimle yaptığınız bu sohbetin bile internet olmaksızın bu kadar çabuk ve kolay gerçekleştirilmesi, yaygınlaşması mümkün değil. İnternet artık hayatımızın her yerindedir. İnternet bağımlılığı
terminolojik
olarak yanlıştır. O zaman ışık bağımlılığı var dememiz lazım. Elektrik bağımlılığı var dememiz lazım. İnternette interneti nasıl kullandığınız ya da internet üzerinden nasıl bağımlılıklar geliştirdiğiniz önemlidir. Mesela, interneti kullanarak madde temin edebilirsiniz. Bu internet değil, madde bağımlılığı kategorisindedir.
Obez
olmak için çeşitli yerlere oturduğunuz yerden bir sürü şey sipariş edebilirsiniz. Bu yeme bağımlılığınız ile ilgilidir. İçki sipariş edebilirsiniz. Alkol bağımlısınızdır veya içki çeşitlerine bakabilirsiniz. Pornografik sitelerde tüm zamanınızı geçirirsiniz ve başka işlerinizi yapamazsınız.
Psikiyatristlerin
tanı, tedavi yöntemleri ile ilgili kitapları var. Bunlara
DSM
diyorlar ve bunların beşincisi çıktı. Seks bağımlılığını buraya konmadıysa da bence konması gerekir. Aynı zamanda seks bağımlılığı yanında çocuk istismarından tutunda, cinsel saplamalara kadar çok çeşitli hayvan istismarı, çocuk istismarı gibi birçok şeyi bunun içine koyabilirsiniz. Bence bu da burada değerlendirilecek bir şeydir. O yüzden önce bunu düzeltmemiz lazım. Buna internet bağımlılığı diye bir başlık açmamamız lazım. Demek istedikleri şey şu olabilir; bir kişinin elinde akıllı telefonu var ve devamlı ona bakıyor. Arabada kırmızı ışık yanıyor ama gözü telefonda. Geçenlerde metroda seyahat ediyorum. Herkesin kafası önünde ve herkes elinde cep telefonuna bakıyor. Bu şimdi bir bağımlılık mıdır? Buna o kadar bağımlılıkta diyemezsiniz. Mesela, adam bir yerde çalışıyor, mail mesajları geliyor ya da bir
Whatsapp
grubu üzerinden bir şey idare etmeye çalışıyor, ona bakıyor. Gelen mesajlarına bakmak durumundadır. Burada şunu tartışabiliriz;
‘Bu kadar çok internet ortamında veya sanal medya, sosyal medya ortamında karşılıklı konuşurken birbirimiz ile iletişim ve sohbetimiz ne oluyor?’
Bu ayrı bir konudur. Ayrı bir şekilde değerlendirebilir. Bunun dışında yeme bağımlılığı var. İnsanlar yeme bağımlılığı içinde olabiliyorlar ama çoklukla bu obezite ile karıştırılıyor. Obezite yeme bağımlılığı ile ilgili olmayabilir.
Obezler yeme bağımlısı olabilir ama her yeme bağımlısı obez olmayabilir.
Mesela, son derece fit yeme bağımlıları var. Ama bunların kan değerlerine baktığınız zaman, metabolik değerleri son derece kötü olabiliyor. Yeme bağımlılığı dışında
oyun bağımlılığı
var.
Kumar bağımlılığı
var. Bunlar oldukça yaygındır. Ama madde bağımlılığı kadar çok konuşulmuyor. Gerek yeme bağımlılığı gerek oyun bağımlılığı beynin ön alın lobundaki problemlerle çok yakından ilişkilendirilmiş. Oyun ve yeme bağımlılığına yönelik cerrahi yöntemlerde var. Bunlar tartışılabilir yöntemlerdir. Biz bağımlılığın hiçbir türü için radikal çözüm sağlayan ilaca veya aşıya da sahip değiliz. Bunlar genellikle
psikiyatrist, psikolog
iş birliği içerisinde, bilişsel davranışçı terapiler dediğimiz terapi yöntemleri ve bazı ilaçlarla da destekleyerek belli ölçülerde kontrol altına alınabiliyor. Başarılı olduğu vakalar var. Ama oldukça zor.
En güzeli oyundan, fazla yemekten uzak durmaktır.
Ama maalesef başta söylediğim biyolojik yatkınlık, çevresel faktörler devreye girdiği zaman bazı insanlarda önü alınamaz bir şekilde oyun oynamaya ve önü alınamaz bir şekilde yemek yemeye neden oluyor.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026