Balkanlarda kilise ihtilafı

Belgrad’ın, Karadağ’ı tekrar yanına çekmek ve bütünleşmek için elinde kalan tek koz Sırp Ortodoks Kilisesi idi. Mevcut yönetimi bu yolla düşürüp kendine bağlı bir rejim kurmak Belgrad’ın tek hedefiydi. 30 yıldan beri Karadağ’ı yöneten siyasi irade bunun farkında olduğu için Belgrad’a bağlı bu kiliseyi etkisiz hâle getirmeye çalışıyordu. Karadağ hükümeti, ülkedeki kiliselerin faaliyetlerini doğrudan ilgilendiren din ve vicdan hürriyetini yeniden düzenleyen yeni bir kanun tasarısını kabul ederek buna dair ilk adımı attı. Sonrasında ise 1920 yılında Sırp Ortodoks kilisesinin tasarrufuna geçen kilise ve manastırların Karadağ kilisesine iâde süreci başlayacak.
2018 yılında Ukrayna Kilisesinin Moskova Rus patrikliğinden 333 yıl sonra Putin’in tehditlerine rağmen otosefallığını (bağımsızlığını) ilan etmesi aylarca konuşulmuş, dikkatleri Ortodoks Hıristiyan dünyası arasındaki ihtilafa çekmişti. Görünürde dini olan İstanbul-Kiev-Moskova üçgenindeki bu çatışmanın, Batı bloku ile Rusya arasında süren savaşın bir parçasından ibaret olduğu şüphe götürmeyen bir gerçek.
Ortodoks–Hıristiyan dünyasının Vatikan devleti gibi bir kurumu, Papa gibi tartışmasız bağlı olduğu tek bir lideri hiç olmadı. İstanbul merkezli Fener patriği Kudüs, Antakya ve İskenderiye gibi patriklerle birlikte eşitler arasında birinci (Primus İnter Pares) olarak tarif edilen bir statüye sahip.

Fener Patrikhanesinin asırlar boyu, çokuluslu ‘Osmanlı Millet Sistemi’nin bir parçası olarak yaşamış olması ve bu kurumun İstanbul gibi Müslüman bir şehirde bulunuyor olması bu çok sesliliği izah edebilir. Katolik dünyasından farklı olarak, Ortodoks kiliseleri dînî olduğu kadar millî kimlikleri ile de öne çıkar. Mesela Ermeni, Sırp, Makedon Ortodoks kiliseleri etnisiteye dayalı kiliselerin tipik örnekleri.
Rusya ile Batı dünyası arasında hangi blokta yer alacağı konusunda bir dönem tereddüt yaşayan Ukraynalılar, kiliselerini de Moskova’dan kopararak Batı bloğunda yer almaya karar vermiş oldular. 2022-2025 arasında irili ufaklı kasaba ve köylerden 1400 ortodoks Hristiyan cemaat, Moskova’daki kiliseyi terk ederek Kiev’deki Ukrayna kilisesine bağlandı.
Ukrayna bu kararla birlikte Polonya ve diğer birçok Doğu Avrupa ülkesi gibi AB tam üyeliği hedefiyle blok değiştiren son ülke oldu. Ukrayna gibi önemli bir müttefikini kaybeden Rusya, 2022’de ülkenin doğusuna askeri bir operasyon başlattı ve bir kısmını işgal ederek buna cevap verdi. Kırım’dan sonra Donbas bölgesinin de Rusya tarafından ilhakına kesin gözüyle bakılıyor.
Karadağ da bağımsız kilisesini ihya ediyor
Rusya-Ukrayna arasında yaşanan kopmanın bir benzerinin Balkanlarda da yaşanacağının tedirginliğini yaşıyoruz. Rusya devlet başkanı Putin’in, Fener Patriği Bartholomeus’u hedef alan açıklamalarının altında bu olayın yattığı anlaşılıyor. Kosova-Sırbistan gerginliği bölgedeki krizi derinleştirirken, Karadağ kilisesinin bir asır sonra Sırbistan kilisesinden koparak bağımsızlığa yönelmesi yeni gerginliklere yol açacak. Nitekim Karadağ hükümeti bu kopmanın hukûkî alt yapısını çoktan oluşturdu, yıllar önce Miraş Dedeiç isimli bir papazı, Mihajlo adıyla Karadağ kilisesi patriği olarak ilan etti.
Karadağ Hristiyanları Sırp değil
Balkanlarda Osmanlı’ya karşı isyanın başladığı ilk yer; Cetinje şehri idi. Cetinje uzun yıllar hem Karadağ devletinin hem de Karadağ kilisesinin merkezi oldu. Her ne kadar din-dil ve kültürel anlamda Sırplarla çok ortak yönleri varsa da Karadağlılar kendilerini farklı bir millet olarak ifade etmekten hiçbir zaman vazgeçmediler. Sırpların yok saymalarına rağmen millî kimliklerine daima sahip çıktılar. Sırp yönetimleri, Sırp bilim ve sanat akademisi (SANU) ve Sırp kamuoyu ısrarla Karadağ’da yaşayanlara Sırp kimliğini dayatmaya devam etti. Bu kimliği kabul etmeyenleri ayrılıkçı, bölücü ve Sırbistan düşmanı olarak damgalamada ısrar etti.
Doksanlı yılların başından itibaren Miloşeviç’in Büyük Sırbistan idealinin sahadaki uygulayıcısı olduğu barizdir. O yıllardan günümüze kadar Belgrad’daki tüm hükümetlerin yönetim anlayışında bu ideolojinin izleri görülebilir. Bu sebepten dolayı Karadağ’ın bağımsız bir devlete dönüşmesi, her ne kadar Belgrad bunu onaylamış gözükse de Sırplar açısından hazmedilmiş değildir.
Karadağ’ın yanı sıra Hırvatistan, Bosna ve Kosova bile Belgrad’ın gözünde meşru sayılmaz. Zira Büyük Sırbistan ideolojisine göre bunların her biri Sırbistan’ın parçalarıdır. Yugoslavya’nın dağılmasıyla gücünü kaybeden Sırbistan, uluslararası kamuoyuna Büyük Sırbistan tezini kabul ettiremeyeceğini bildiği için şimdilik susmaktadır.

Karadağ devleti ile kilisesi nasıl yok edildi?
1918 yılında Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı kurulurken, bağımsız Karadağ devletinin varlığı ve başındaki kral Nikola ikna edilmeye çalışıldı ancak o devletine sahip çıktı ve tahtını terke razı olmadı. Fakat İngiltere ve Fransa’nın tam desteğini alan Sırbistan kralının kararı kesindi. Karadağ’ın milli kimliği, coğrafyası, kültürü ve kilisesi ile birlikte Belgrad’ın içinde erimekten başka bir çıkar yolu kalmamıştı. İradeleri yok sayılarak devletlerini istemeye istemeye feshettiler. Ancak Karadağ kimliğini hiç unutmadılar.
Sırp-Hırvat-Sloven krallığı çatısı altına girmemekte direnen Kral Nikola için ülkeyi terk etmek dışında bir seçenek kalmamıştı. Karadağ kralı ülkeyi terk ettikten sonra Karadağ kilisesi, Sırp kilisesinin uyguladığı baskı ve dayatmalar sonucu 1920 yılında kendi kendini feshetmek zorunda kaldı. Sırp Ortodoks kilisesi, Karadağ kilisesinin cemaatine, gayrimenkullerine ve tüm mallarına el koydu. Böylece Karadağ Kilisesi, Sırp kilisesinin bir metropolitliğine dönüştürüldü.
Belgrad hükümetleri, ülkedeki Sırp nüfusunu yüksek gösterip hegemonyasını pekiştirme peşinde idi. Hatta bu politikasını el altından komünist rejimde bile sürdürmeyi başardı. Doksanlı yıllarda militan Sırp milliyetçiliğine dayalı Büyük Sırbistan hedefine ulaşmak için kanlı savaşlara girmekten çekinmediler. 2013 yılında başlayan AB ile tam üyelik müzakereleri bile Sırbistan’ı yayılmacı kimliğinden uzaklaştıramadı.
Kendilerini Yugoslavya Krallığı’nın sahibi gören Sırpların, Boşnak, Karadağ ve Makedon kimliklerini inkâr politikaları 1943 yılına kadar tavizsiz bir şekilde sürdü. Yarım asra yakın bir süredir yok sayılan Karadağ ve Makedon kimlikleri, Tito tarafından Avnoj toplantılarında gündeme gelerek yeniden tanındı, Karadağ ve Makedonya Federal Sosyalist Cumhuriyetleri bunun üzerine inşa edildi. Böylece Karadağ milli kimliği yok olmaktan kurtuldu. Aynı dönemde Bosna-Hersek devleti de kuruldu ama Boşnak kimliği yok sayılmaya devam etti. Boşnaklar milli kimliklerini ancak 1971 yılında kabul ettirmeyi başarabildiler.
Karadağ-Sırbistan hesaplaşması
1999 Yılındaki NATO bombardımanı ile Sırbistan, imzalamak zorunda kaldığı 1244 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı gereğince asker ve polisini Kosova’dan çekerek teslim oldu. Fakat bunu bir türlü kabullenemedi. Ülkedeki tüm siyasi partiler, Kosova’yı tekrar topraklarına katacakları iddiasıyla propaganda yapmaya devam ediyor. Kosova’nın bağımsızlığını tanımak isteyen siyasiler ise hain olarak görülüyor.
Kosova da ayrılınca eski Yugoslavya’nın mirasçısı olan Sırbistan’ın yanında sadece Karadağ kalmıştı. 2000’li yılların başında Karadağ da yol ayırımında idi. 1989 yılından beri iktidarda olan DPS lideri Milo Dukanoviç liderliğindeki yönetim, 2006 Mayıs’ında yapılan referandumla kıl payı da olsa bağımsızlığını ilan etmiş oldu.
Karadağ’daki Boşnak, Arnavut ve diğer azınlıkların bağımsızlık lehine oy verdiğini, dolayısıyla bu referandumun kaderini değiştirdiğini burada ayrıca not edelim.
Sırp-Karadağ çekişmesi kiliseler üzerinden devam ediyor
Belgrad’ın, Karadağ’ı tekrar yanına çekmek ve bütünleşmek için elinde kalan tek koz, Sırp Ortodoks Kilisesi idi. Mevcut yönetimi bu yolla düşürüp kendine bağlı bir rejim kurmak Belgrad’ın tek hedefiydi. 30 yıldan beri Karadağ’ı yöneten siyasi irade bunun farkında olduğu için Belgrad’a bağlı bu kiliseyi etkisiz hâle getirmeye çalışıyordu. Karadağ hükümeti, ülkedeki kiliselerin faaliyetlerini doğrudan ilgilendiren din ve vicdan hürriyetini yeniden düzenleyen yeni bir kanun tasarısını kabul ederek buna dair ilk adımı attı. Sonrasında ise 1920 yılında Sırp Ortodoks kilisesinin tasarrufuna geçen kilise ve manastırların Karadağ kilisesine iâde süreci başlayacak.
Böylece Belgrad merkezli Sırp Ortodoks Patriği İrinej’e bağlı olarak çalışan Karadağ metropoliti Amfilohiye yetkilerini kaybedecek ve Karadağ kendi milli kilisesine yeniden kavuşacak. Hâlihazırda Karadağ’da 600 civarında kilise ve manastır, Ortodoks cemaate hizmet veriyor. Karadağ parlamentosunda kabul edilerek yürürlüğe girmesi beklenen kanunla yakın geçmişin farklı rejimleri tarafından el konulan Müslüman, Katolik, Yahudi vb. azınlıklara âit vakıf mallarının iâdesi için örnek teşkil edecek bir yol açılmış olacak.
Bu arada Karadağ kilisesi otosefalliğinin (bağımsızlığının) tanınması için Ukrayna kilisesinin yaptığı gibi Fener Patrikhanesine müracaat edildiğine dair haberler alıyoruz. Bu konuda son sözü Fener Rum Patriği Bartholomeos ve Sen Sinod Meclisi söyleyecek.

Kiliseler mücadelesine Türkiye’den bakmak
Yugoslavya’nın dağılmaya başladığı doksanlı yıllardan bu yana Türk kamuoyunun bölgeye ilgisi devam etti. Bilindiği üzere bir buçuk asırdan beri Balkanlardan Anadolu’ya yönelik göçler sebebiyle ülkemizdeki nüfusun bir bölümü Balkan kökenlidir. Eski Yugoslavya’nın dağılma sürecine girdiği doksanlı yılların başından beri Türkiye, bağımsızlığını ilan eden ülkeleri ilk tanıyanların arasında yer alıyor. Türkiye’nin 2006’da Karadağ’ı, son olarak da 2008 yılında Kosova’yı tanıdığını hatırlatalım. Kosova’yı tanıma sebebiyle Sırbistan’la ilişkiler bozulsa da uzun zamandır Türkiye-Sırbistan ilişkileri tarihinin en iyi dönemini yaşıyor.
Türkiye, Balkanlarda barış ve istikrarı destekleme yönündeki çabalarına kesintisiz devem ediyor. Hırvatistan, Karadağ ve Kuzey Makedonya’nın NATO’ya giriş süreçleri geçen 10 yıl içinde Ankara’nın desteğiyle olumlu bir şekilde sonuçlandı. Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşında barışın tesisi konusundaki çabaları tüm dünyanın takdirini kazandı.
Sırbistan ile Karadağ arasında kiliseler konusunda yaşanmakta olan kriz hakkında Ankara’dan şu ana dek herhangi bir açıklama yapılmış değil. Tamamen dînî bir mahiyet arzeden bu konuda, kendi vatandaşı da olsa Türkiye’nin Patrik Bartholomeos’u etkileyecek bir telkinde bulunmayacağı biliniyor. Türkiye’nin Balkanlardaki denge ve uzlaşmaya dayalı politikası aynı çizgide devam edecektir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.