GZT RÖPORTAJ | Çin'de çifte diplomasi: Trump ve Putin neden Pekin'e gitti?

Mayıs 2026, Pekin için küresel diplomasinin tam merkezine dönüştüğü tarihi bir ay oldu. Çin yönetimi, birer hafta arayla önce ABD Başkanı Donald Trump’ı, ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ağırladı. İki liderin Çin'e gerçekleştirdiği kritik ziyaretler, Pekin yönetiminin küresel sistemde kural koyucu rolünü pekiştirdi.
Küresel diplomasinin kalbi Pekin’de atarken, Dış Politika Analisti Hüsamettin Arslan, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Lideri Vladimir Putin’in peş peşe gerçekleştirdiği Çin ziyaretlerinin şifrelerini GZT’ye çözdü. İşte detaylar...
Küresel siyaset, Mayıs 2026’da Pekin’de düzenlenen iki tarihi zirveyle yeniden şekilleniyor. ABD Başkanı Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin, yalnızca dört gün arayla Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelerek kritik dosyaları masaya yatırdı. Tüm dünyanın gözünü çevirdiği bu diplomatik trafik, süper güçler arasındaki güç dengelerini ve ittifak dinamiklerini kökten sarsacak gelişmelere sahne oldu. Dış Politika Analisti Hüsamettin Arslan, GZT'ye yaptığı açıklamalarda, bu stratejik ziyaretlerin arka planındaki gizli mesajları ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren bölgesel denklemleri tüm yönleriyle masaya yatırdı.
GZT: ABD Başkanı Donald Trump'ın Pekin ziyareti sırasında Zhonghai Botanik Bahçesi'nin açılması ve buradaki 300 yıllık ağaç vurgusu ne anlama geliyor?
Hüsamettin Arslan: Zhonghai Botanik Bahçesi, Çin Komünist Partisi hiyerarşisinde son derece gizli ve özel bir yere sahiptir. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, tarihsel bir atıfla misafirinin ne kadar özel olduğunu hissettirmek istese de işin arka planında çok sert bir diplomatik hamle saklıydı. Bahçedeki 300 yıllık ağacın yaşının, Amerika Birleşik Devletleri’nin resmi tarihinden bile büyük olmasına yapılan vurgu, adeta bir medeniyet üstünlüğü göstergesidir. Çin, Trump’ı diplomatik bir dille resmen ezdi. Bu hamleyle Pekin, dünya medyasına artık küresel sorunların tek siklet merkezinin ve çemberin odak noktasının Çin olduğunu ilan etmiş oldu.
Reklam

Süper güçlerin Pasifik hattındaki başarısızlığı
GZT: ABD’nin Tayvan’a yönelik silah satışı hamleleri ve Trump’ın Çin ziyareti sonrasında Tayvan lideriyle görüşeceğini açıklaması gerilimi nasıl etkiler?
Hüsamettin Arslan: Ziyaretten hemen önce ABD’nin Tayvan’a 11 milyar dolarlık bir silah satışı söz konusuydu ve Çin bu durumdan çok rahatsızdı. Hatta Pekin de buna misilleme olarak bir ay önce Tayvanlı muhalif lideri Çin'de ağırlamıştı. Ziyaretin konjonktürel olarak perde arkasında yapay zeka, çip krizi, İran savaşı ve Hürmüz Boğazı gibi çok sayıda küresel dosya vardı. Tayvan meselesi önem sırasında ikinci planda kaldığı için taraflar masada bu konuyu açmamayı, pozisyonlarını koruyarak gerginliği tırmandırmamayı tercih etti. Ancak Trump’ın Pekin’den ayrılır ayrılmaz 21 Mayıs’ta Tayvan lideri ile görüşeceğini açıklaması, yürütülen politikaların devamlılığı üzerinden bu ziyaretin Tayvan pasajında başarısız olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
İran Savaşında ABD'nin arabulucu kartı: Türkiye
GZT: Çin ve ABD arasındaki bu diplomatik temaslar, Ortadoğu'da devam eden İran savaşına ve Hürmüz Boğazı krizine nasıl yansıyacak?
Hüsamettin Arslan: ABD, İran savaşında İsrail’in füze kapasitesi, nükleer uranyum zenginleştirme programı ve vekil güçler gibi hassas gündemlerine odaklanmış durumda. Washington’ın asıl önceliği ise Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş ücretlerinin dolar yerine Çin para birimi üzerinden ödenmesi tartışmaları ve bunun getirdiği finansal maliyetlerdir. Kasım ayında ABD’de kritik seçimler var ve Trump, yükselen siyasi ve ekonomik maliyetler nedeniyle bu savaşı bir an önce bitirmek istiyor. Her ne kadar inkâr etse de Trump’ın Pekin’den diplomatik destek istediğini biliyoruz. Ancak Çin, İran petrolünün yüzde 80 ila 90’ını resmi ve gayri resmi yollarla ithal eden, İran savunma sanayisine teknolojik girdi sağlayan, bölgede çok büyük ağırlığı olan bir aktör.
Petrolün varil fiyatının ziyaretin ardından 104 dolardan 110 dolara fırlaması, zirvenin İran başlığında başarısız geçtiğinin en somut kanıtıdır. ABD'nin Ukrayna ve Hürmüz krizleri üzerinden küresel prestij ve güç kaybetmesi Çin’i memnun ediyor. Çin rejim değişikliğini istemediği için Trump’ın taleplerini yerine getirmedi. Bu tıkanıklık üzerine Trump, İran’la yürütülen görüşmelerde Türkiye kartını arabulucu ülke olarak masaya koymaya yöneldi.

Teknoloji devlerinin Pekin çıkarması ve karşılıklı bağımlılık
GZT: Trump’ın Çin heyetinde Tesla, Apple, Intel ve Visa gibi dev küresel teknoloji şirketlerinin yöneticilerini götürmesinin sebebi neydi?
Hüsamettin Arslan: Masadaki en büyük rekabet alanlarından biri yapay zeka, çip üretimi, kritik mineraller ve nadir toprak elementleridir. ABD ile Çin arasında teknolojik kapasite ölçümüne dayalı, zorunlu bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi bulunuyor. Heyette Pentagon’a yakın savunma firmaları değil, doğrudan Çin ile hem ortaklık yapan hem de rekabet eden teknoloji liderleri yer aldı. Trump’ın bir Amerikan şirketinin Çin’e çip satışı yapmasına bizzat onay verdiği de küresel strateji belgelerine yansıdı. Tesla’nın sahibi Elon Musk’ın Çinli yöneticilerle verdiği ve Amerikan medyasında geniş yer bulan fotoğrafını da bu kapsamda okumak gerekir. Elon Musk her ne kadar sevimsiz bir kadraj vermiş olsa da bu durum, 'Sizinle rakibiz ama ortak bağımlılık temelinde çalışmak zorundayız' mesajının sübliminal bir ilanıydı. Şu an yayını izleyen/haberi okuyan vatandaşlarımız da elindeki telefon ve bilgisayarlarla aslında bu pazar savaşının doğrudan birer unsuru konumundadır.
Reklam
Pekin’in kusursuz diplomatik koreografisi ve Putin şoku
GZT: ABD ve Rusya liderlerinin sadece dört gün arayla Pekin’i ziyaret etmesinin ardındaki protokol şifreleri nelerdir?
Hüsamettin Arslan: Bu zamanlama, Çin tarafından tasarlanan muazzam bir küresel koreografidir. Pekin, önce Trump’ı, ardından Putin’i ağırlayarak ideolojik bir kamplaşma görüntüsünden kaçındı ve dünyaya 'Ben artık küresel kurallara uyan değil, kuralları bizzat koyan oyun kurucuyum' mesajını verdi. Liderlere uygulanan protokol farkları ise çok netti. Trump’a karşı zengin Çin tarihini yansıtan altın tonlu objelerle bezenmiş, geniş kadrajlı, daha mesafeli ve vakur bir diplomatik dil tercih edildi ve kendisiyle çay içilmedi. Sovyetler döneminden beri ideolojik kökleri paylaşan Putin ise kırmızı halıyla, nizami askeri törenle ve 21 pare top atışıyla son derece sıcak karşılandı, Şi Cinping ile geleneksel Çin çayı içti. Ancak bu sıcaklığa rağmen perde arkasında Rusya büyük bir şok yaşadı.

Ukrayna savaşı nedeniyle beş yıla yakın süredir ağır ambargolar altında ezilen Rusya’nın pazar payı daraldı; Türkiye, Hindistan ve Çin’e tamamen mahkûm hale geldi. Çin, Rusya’yı 'küçük ortak' olarak konumlandırmak istiyor ve Moskova’nın 150 dolarlık indirimli doğalgaz teklifini bile kabul etmeyerek tam bağımlılık yaratmaya çalışıyor. Bu baskıcı tutum sebebiyle, iki ülkenin de çok ihtiyacı olan Sibirya Gücü 2 (Sibirya Power 2) enerji hattı anlaşması imzalanmadan sonlandırıldı. Bu durum Rus heyetinde büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Rusya ise bu boyunduruk algısını kırmak için, ziyaretten hemen önce Karadeniz’de Çin mürettebatlı sivil bir gemiyi vurarak Pekin’e 'Biz zorunlu değil, gönüllü ortağız' mesajını kendi sert diplomatik diliyle iletmiş oldu. Sonuç olarak Çin; ABD ve Rusya karşısında kurala uyan değil, kendi kurallarını uygulayan bir strateji izlediğini net bir şekilde kanıtladı.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.