Etnik fay hatları derinleşiyor Sudan bir uyarı levhası

Hemedti öyle durduk yere ortaya çıkmış bir savaş lordu değil. Sudan hükümetlerinin uzun yıllar boyunca güttüğü yanlış politikaların ve saçma sapan icraatların bir neticesi. Ortada hediye kutusundan çıkmış ısmarlama bir kukla yok. Yıllar boyu Hartum’daki iktidar nimetlerinden semirenlerin kendi nahif ellerini ateşe atmamak için maşa niyetine kullanıp şımarttığı bir aşiret çocuğu, eski bir deve çobanı var karşımızda.
Bir toplumun maddî imkânları ne denli güçlü olursa olsun o toplumu birbirine kenetleyen bağlar zayıfsa çözülüp ayrışma mukadder hâle gelir. Çünkü her toplum neticede belli insan kümelerinden oluşur. Bu kümeleri ortak bir paydada buluşturmak, mutluluğu ve üzüntüyü hep birlikte yaşamak, “millet olma” becerisini göstermek gerekir. Bir türlü millet olabilmeyi beceremeyen, aşiret seviyesinden yukarı çıkamayan toplumları bir arada tutabilmek kolay değildir. Çünkü aşiret menfaatleri ile millî menfaatlerin ister istemez bir noktada çatışması kaçınılmazdır ve bu da bitmeyen bir istikrarsızlık demektir.
Bir işaret fişeği
Bu girizgâhı elbet boşuna yapmadık. Coğrafyamızda her türlü farklılığa karşı bizi bir arada tutan çimento gittikçe aşınıyor ve bu aşınmayla birlikte etnik çatlaklar ortaya çıkıyor. Bu çatlaklar gün be gün büyüyor, derinleşiyor ve etnik fay hatlarına dönüşüyor. Sudan’da yaşananları birçok cihetten okumaya ve anlamaya çalışıyoruz ama meselenin şu boyutu çoğu kez ihmal ediliyor, görmezden geliniyor. Oysa çok mühim. Çünkü sadece Sudan’a mahsus bir arıza değil bu. Sudan bir işaret fişeği. Tedbir alınmazsa neler olabileceğini hepimize hatırlatan bir uyarı levhası.
Nitekim Kuzey Darfur’un başkenti El Fâşir’in bir buçuk yıllık bir kuşatmadan sonra 26 Ekim’de Hemedti milislerinin eline geçmesiyle, tıpkı 19 Ağustos 2023’te Batı Darfur’un Cüneyne kentinde yaşananlara benzer bir insanlık trajedisi, bir katliam yaşandı ve binlerce insan acımasız bir şekilde katledildi. Cüneyne, Masalit aşiretinin yoğun yaşadığı bir şehir. El Fâşir’de ise Masalit aşiretinin yanı sıra Fur ve Zaghawa aşiretleri yaşıyor. Bu aşiretlerin tümü Afrika kökenli, yani Arap değiller. Zaten Darfur bölgesinin yüzde 70’ini Arap olmayan bu aşiretler oluşturuyor.
Reklam

Abbale ve Bakkara
Bu şehirlerde katliam yapan Hemedti lakabıyla meşhur M. Hamdan Dagalo liderliğindeki milislerin büyük bir kısmını Araplar oluşturuyor. Hızlı Destek milislerinin komuta kademesi tıpkı Hemedti gibi Arabistan kökenli Cüheyne aşiretinin yüz yıllar önce Afrika’ya göç eden Abbale koluna mensup. Arapçada “ibil” deve demek, Abbale ise “deve çobanı” mânâsına geliyor.
Bu aşiretin Çad’dan Nijer’e değin geniş topraklara yayılan akrabaları ise Bakkara Arapları olarak biliniyor. Arapçada “Bakar” sığır, Bakkara ise “sığır çobanı” demek. Yani bu aşiretlerin dili ve kültürü aynı, aralarında sadece ekonomi temelli bir ayrım var. Kuzeydekiler iklim ve coğrafi şartlar öyle elverdiği için deve çobanlığı yaparken, güneydekiler yine iklim ve coğrafi zemin nedeniyle sığır çobanlığı yaparak geçimini temin ediyor.
Afrikalı aşiretler tarımcı ve yerleşik, Araplar ise hayvancılık yapan göçebeler olunca ister istemez otlak sorunu, dolayısıyla topraklara hâkimiyet meselesi gündeme geliyor. Arada hır gür çıksa da asırlar boyu beraber yaşamış, birbiriyle evlenerek akraba olmuş Arap ve Afrikalı grupların son 40 yılda gittikçe yükselen bir etnik gerilime savrulmasının altında yatan nedenleri bu sebepten iyi tahlil etmek lazım.
İktidar kavgası
Fakat bu tahlile girişmeden önce Sudan’da olup bitenin, Devlet Başkanı Burhan ile Hızlı Destek milislerinin lideri Hemedti arasında yaşanan çatışmanın basit bir koltuk kavgasından ibaret olduğunu altını kalın bir şekilde çizerek belirtmek gerekiyor. Çünkü Burhan da tıpkı Hemedti gibi Arap kökenli. Yani ortada şahsî bir iktidar savaşı var.
Reklam
Dahası;
- Bu ikilinin 30 yıllık Beşir idaresini deviren haklı halk öfkesini kendi iktidarları için kaldıraç olarak kullanıp darbeyle gelen bir iktidarı paylaştığını,
- Yıllardır askeri dikta yönetiminden bıkmış, artık sivil yönetime geçilmesini isteyen halkın başkent Hartum’da barışçıl bir oturma eylemini kanla bastırıp yüzlerce sivili katlettiğini ayrıca not edelim.
Evet, bu katliamı Hemedti’nin milisleri işlemişti ama en tepede Burhan vardı. Tıpkı Beşir’in yıllardır süren adâletsizliğe tepki veren Darfur halkını 2003 yılında Hemedti’nin acımasızlığına mahkum etmesi gibi.

Şımarık aşiret çocuğu
Anlayacağınız Hemedti öyle durduk yere ortaya çıkmış bir savaş lordu değil. Sudan hükümetlerinin uzun yıllar boyunca güttüğü yanlış politikaların ve saçma sapan icraatların bir neticesi. Ortada hediye kutusundan çıkmış ısmarlama bir kukla yok. Yıllar boyu Hartum’daki iktidar nimetlerinden semirenlerin kendi nahif ellerini ateşe atmamak için maşa niyetine kullanıp şımarttığı bir aşiret çocuğu, eski bir deve çobanı var karşımızda. Bu çobanı bir zamanlar Beşir kullandı, daha sonra da Burhan. 2017’de ülkenin en büyük altın madenlerinden birine el koyacak kadar güçlenmiş, artık merkezi hükümeti tehdit edecek kıvama gelmişti ama kimse oralı olmadı. BAE ile ortak altın işine girip arkasına dış desteği de alan Hemedti’yi tut artık tutabilirsen. Ülke bugünkü karanlık günlere işte bu zincirleme hatalar yüzünden geldi.
Domino etkisi yapabilir
Evet, neticede bir iktidar savaşı var ama bu savaşın derinlerde yatan etnik fay hatlarını tetiklediğini görmezden gelemeyiz. Bilhassa son 40 yılda yapılan yanlış icraatların, merkezi hükümetin taraflı davranarak Afrikalı aşiretlere karşı “Tecemmüğ el Arabi (Arap Birlikteliği)” mottosuna sarılma çabasının yangına benzinle gitmekten başka bir şey olmadığı aşikar. Etnik fay hatları 80’li yıllardan bu yana gittikçe derinleşiyor ve maalesef kanlı iktidar kavgasının ortasında “Birleşik Sudan” zemininin kayıp gitmekte olduğunu kimseler farketmiyor. Etnik fay hatlarını onarmak için adımlar atılmazsa Darfur bölgesinin kaderinin, 2011 yılında Sudan’dan ayrılan Güney Sudan’a benzeme ihtimalini kim yabana atabilir?
Daha vahimi, Afrika’nın bir aşiretler coğrafyası olduğunu düşünürsek bu tür etnik fay hatlarının domino etkisiyle başka bölgelere sıçramasının faturası ağır olur, 1994 yılında yaşanan Ruanda katliamı gibi yüz binlerce insanın boğazlandığı manzaralar ortaya çıkar. Hatırlarsanız, o katliamda Hutu aşiretine mensup fanatik kâtiller tam SEKİZ YÜZ BİN Tutsi aşireti mensubunu palalar ile doğrarken, onlara yardım etmeye çalışan insancıl Hutu mensuplarını da gaddar bir şekilde öldürmüşlerdi.
Reklam
Evet, tehlike sanıldığından çok daha büyük. Birileri artık akıllarını başlarına devirir ve ülkenin zemininde gıcırdayıp duran etnik fay hatlarını bir an önce fark ederek meselenin çözümü için adım atmaya başlar.

Her şey kıtlık ile başladı
Küçük tatsızlıklar demiştik, çünkü göçebe Araplar sürekli hareket halinde oldukları ve otlak aradıkları için silahlı gruplar halinde dolaşıyorlardı. Bunlardan bazıları hayat şartları ağırlaşınca Çad-Sudan hududunda haydutluk yapmaktan çekinmiyordu. Sadece Afrikalı aşiretlere değil akrabaları olan diğer Arap aşiretlerine de saldırıyorlardı.
Arap-Fur çatışması
Barış görüşmelerinde karşılıklı ithamlar havada uçuşuyordu.
Fur tarafı şöyle diyordu:
“Bu çatışma, ekonomi temelli olarak başladı. Ancak kısa zaman sonra belli politik hedeflere ulaşma gayretiyle bizi atalarımızın topraklarından sürmeyi hedefleyen soykırımcı bir vaziyete dönüştü. Daha sonra çiftçilere dönük sürekli ve acımasız saldırılarla tarım faaliyetleri imkânsız hâle getirilmek suretiyle hayatta kalmamızın can damarı yok edilmek istendi. Şu anda bu kirli savaşın bir diğer ve daha da uğursuz safhasına şahit oluyoruz: Bunların gayeleri tam bir soykırım. Fur halkının ve Fur'a ait her şeyin tamamen yok edilmesi.”
Arapların iddiası ise şöyleydi:
“Arap aşiretleri ile Fur aşireti, Darfur'un bilinen tarihi boyunca barış içinde hep birlikte yaşadılar. Ancak 70’li yılların sonuna doğru Fur aşireti, Darfur'un sadece kendilerinin olduğunu iddia eden bir slogan atmaya başladı ve istikrar bozuldu. Darfur Kalkınma Cephesi'ndeki bazı aydınlar "Darfur, Fur içindir" sloganını benimsedi. Araplar, Darfur'un bu bölgesinden tahliye edilmesi gereken yabancılar olarak gösterildi. Bizim yaptığımız meşru bir kendini savunma hareketidir. Su ve otlaklara erişim hakkımızı savunmaya devam edeceğiz.”
Reklam
Mühim bir katalizör: Arapçılık damarı
Karşılıklı ithamlar bir yana, yaşanan gelişmeleri 1950’lerden 80’lere değin Arap dünyasını kasıp kavuran Nasırcı Arapçılık hareketinden ayrı düşünmek mümkün değil. 1984-85 kıtlığı yaşandığında Sudan’ın başında bir zamanlar Nasır ve Kaddafi’nin kankası olan Cafer Numeyri bulunuyordu. Arap göçebeler ile tarımcı Afrikalılar arasındaki gerilim büyürken öylece seyredip dursa da aslında hangi tarafa meylettiğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Numeyri para bulmak için ABD’ye gidince kendi savunma bakanı tarafından yapılan darbeyle iktidardan uzaklaştı ama eski kankası Kaddafi’nin Arapçı damarı hâlen fokur fokur kaynıyordu.

Nitekim Numeyri çökerken Arap aşiretlerin imdâdına Kaddafi’nin yetiştiği söyleniyor. Sudan’daki kıtlığa yardım götüren Libya konvoylarının Darfur Araplarına silah taşıdığı rivayeti hayli yaygın. Sahel bölgesinde Arapçılık iddiası güden ve Çad’ı ilhak etmeye kalkışan Kaddafi, 1987 Arap-Fur savaşının Araplar lehine sonuçlanmasında belki de en büyük pay sahibi. Bu cihetle gerekli zemini oluşturması bakımından Hemedti’nin ortaya çıkışında onun katkısını da gözardı etmemek lazım.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.